Kim günah işleyip de tövbe eden kimseyi, işlediği o günahtan dolayı kınarsa, kendisi o günahı işlemeden ölmez
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

İyilik insanlar arasında kesintiye uğrayabilir. Fakat iyiliği yapanla, Allah arasında hiçbir kesinti olmaz.


Başlangıç sayfanıza talibiz
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Genel Makaleler » VEYSEL KARANİ HAZRETELERİ


VEYSEL KARANİ HAZRETELERİ
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...

VEYSEL
KARANİ HZ.


 


Nebilerin
Seyyidi olan Resulallah Efendimiz’e (sav) göre müridlerin en iyi olanı, Veysel
Karanî (ra) idi — ki, Muhammed (sav) efendimiz onu Hz. Ömer ve diğerlerine salık
vermiştir. Esbah ibn Zeyd’in naklettine göre Veysel Karani eğer dışarıdaysa, “Bu
gece namazda rüku içindir” der ve sabaha dek rükuda kalırdı. Ve akşamları
evindeki bütün yiyecek ve giyecekleri sadaka olarak dağıtır ve şöyle derdi:
“Allahım! eğer biri açlıktan ölecek olursa bundan dolayı beni kınama ve eğer
biri çıplak olarak ölecek olursa bundan dolayı beni kınama.”


***


Ebu
Hureyre’nin naklettiğine göre, Allah’ın Resulü ashabıyla birlikte iken kendisine
şöyle dedi: “Yarın cennet ehlinden biri seninle birlikte namaz kılacak.” Ebu
Hureyre şöyle anlatıyor:


Bu
kişiyi görmek için büyük bir istek duydum. Böylece gidip Resulallah’ın (sav)
arkasında namaz kıldım ve herkes çıkıncaya kadar mescidde bekledim. O sırada
kara bir adam öne doğru geldi. Tek parça bir giysiye sarınmış ve üzerine de
yamalı bir cübbe giymişti. Yaklaşıp, Resulallah’ın elini öptü ve şöyle dedi: “Ya
Resulallah, benim için dua et” ve Resulallah onun için dua etti. Daha sonra,
kendisine şöyle sordum: “Bu, sözünü ettiğiniz kişi miydi?” “Evet,” diye karşılık
verdi Resulallah ve şunu ekledi: “o bir köle..” “Niçin onu satın alıp azad
etmediniz?” diye sordum. Resulallah şöyle cevap verdi: “Eğer Allah onu cennetin
sultanlarından biri yapmak istiyorsa, bunu nasıl yapabilirim! Ya Ebu Hureyre,
bilmelisin ki cennet ehlinin önderleri ve sultanları vardır ve bu kara adam da
onlardan biri oldu. Ya Ebu Hureyre, Allahu Teala mahlukatından inançlı, kimsenin
bilmediği ve masum olanları; saçı dağınık, yüzü tozlu, azıcık kazancıyla midesi
boş olanları; sultanlarla konuşmak için izin istediğinde geri çevrilenleri;
kendisine rahat ve kolay bir yaşam sunacak bir kız verildiğinde evlenmeyenleri;
olmadığında aranıp sorulmayan ve orada bulunduğunda davet olunmayanları; ortaya
çıktığında hiç kimsenin bundan memnuniyet duymadığı, hasta olduğunda hiç
kimsenin ziyaret etmediği ve öldüğünde hiç kimsenin öldüğünü görmediği kimseleri
sever.” Ashab şöyle sordu: “Ya Resulallah, böylesi bir adamı nasıl
tanıyabiliriz?” Resulallah şöyle cevap verdi: “Veysel Karanî böyle biridir.”
“Veysel Karanî kimdir?” diye sordular. “Kara gözlü, kızıl tenli, geniş omuzlu,
orta boylu, sert derili, çenesi göğsünde, gözleri secde yerine dikilmiş, sağ eli
sol eli üzerine yerleşmiş, Kur’an okuyan ve zorluklara sabreden bir kişidir.
Sadece lime lime olmuş iki giysisi vardır, böylelikle hiç kimse ona aldırış
etmez. Yünden giysisine bürünmüş olarak yeryüzünde bilinmez ama cennette
bilinir, çünkü eğer Allah adına yemin ederse, Allah onun yeminlerini doğru
kılar. Sol omzunun altında beyaz bir parlaklık vardır. Kıyamet günü Allah’ın
kullarına “Cennete girin” denecek ve Veysel Karanî’ye “dur ve şefaat et”
denilecektir ve Allah onu Rabia ve Mudar kabileleri kadarınca insan için şefaat
edici kılacaktır. Ey Ömer ve Ali, eğer onunla karşılaşacak olursanız, sizin için
Allah’a dua etmesini isteyin ve Allah sizi bağışlayacaktır.”


Böylece
Ömer ve Ali on yıl boyunca Veysel Karanî’yi aradılar ve onu Ömer’in (ra) vefat
ettiği yılın sonuna kadar bulamadılar. O yıl, Ali ayakta durdu ve yüksek bir
sesle, “Ey Yemenli hacılar! Aranızda Murad’dan Veysel adında birisi var mı?”
diye seslendi. Sonra uzun sakallı yaşlı bir adam öne doğru çıktı ve şöyle dedi:
“Benim bir yeğenimin adı Veysel’dir. Ama o sizin huzurunuza çağırılmaya
değmeyecek kadar yoksul ve itibarsız biridir. Develerimizi güdüyor ve o
baktığımız kimselerden biridir.”


Ömer,
ilgisiz görünmeye çalışarak, “Senin bu yeğenin nerededir? Nerede bulunuyor?”
diye sordu. “Arafat Dağı’nın eteğinde” diye karşılık verdi yaşlı
adam.


Böylece
Ömer ve Ali hemen bineklerine binip, Arafat’a gittiler. Orada, çevresinde
develer otlar halde, bir ağacın yanında namaza durmuş olarak Veysel Karanî’yi
buldular. Eşeklerini bağlayıp ona doğru yaklaştılar ve “Allah’ın selamı, rahmeti
ve bereketi üzerine olsun” dediler. Ve Veysel Karanî, namazını çabuklaştırarak,
“Ve Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun” dedi.


Veysel
Karanî namazını bitirince Ömer, “Sen kimsin?” diye sordu.


Veysel
Karanî, “bir deve çobanıyım ve bazı kimseler için çalışıyorum,” karşılığını
verdi.


“Biz
senin deve çobanı veya bir işçi olup olmadığını sormuyoruz,” dediler, “biz senin
adını bilmek istiyoruz.”


Veysel
Karanî, “Abdullah” dedi.


“Evet,
biliyoruz ki, yerdeki ve göklerdeki kişilerin hepsi Allah’ın kullarıdır. Ama,
annenin sana verdiği isim ne?”


“İkiniz
benden ne istiyorsunuz?” diye sordu.


Şöyle
cevap verdiler: “Muhammed (sav) Veysel Karanî’yi bize tarif etti. Senin koyu
tenini farkettik. Aynı zamanda bize sol omzunun altında ışıldayan beyaz bir
nokta olduğunu bildirdi. Bize onu göster. Eğer oradaysa, sen o
kişisin.”


Omzunu
açtığında, ışıldayan deri parçasını gördüler. Kendisini öpüp şöyle dediler:
“Şahadet ederiz ki, sen Veysel Karanî’sin. Bizim için Allah’a dua et ve O bizi
bağışlayacak.”


“Dualarımda
nefsimi veya mümin olan hiçbir Âdemoğlunu, ister karada ister denizde olsun,
ister erkek ister kadın olsun kayırmam. Allah benim işimi size bildirdi. Ama siz
kimsiniz?”


Ali
şöyle cevap verdi: “Bu adam, Müminlerin Emiri Ömer’dir ve ben Ali ibn Ebu
Talib’im.”


Veysel
Karanî ayağa kalktı ve şöyle dedi: “Allah’ın selamı ve rahmeti ve bereketi
üzerine olsun, ey Müminlerin Emiri ve aynısı senin için de Ali ibn Ebu Talib. Bu
ümmet için Allah size güzel ecirler versin.”


Onlar
da, “Ve senin nefsin için Allah sana güzel ecirler versin” dediler. Ve Ömer
şunları ekledi: “Ben Mekke’ye gidip bir hediye ve birkaç giysi getirinceye kadar
burada bekle. Aynı yerde tekrar buluşalım.”


“Ey
Müminlerin Emiri,” dedi Veysel Karanî, “seninle benim aramda herhangi bir
buluşma olamaz. Bugünden sonra beni tanıyabilir misin bilmiyorum. Ben hediyeyi
ne yapayım? Ben giysiyi ne yapayım? Görmüyor musun, bir kumaş parçası ve yünden
bir hırka giyiyorum. Ne zaman eskiyecek ve yıpranacaklar? Görmüyor musun ki,
ayakkabılarımı onarıyorum. O halde ne zaman eskiyecekler? Deve çobanı olarak
işimin karşılığında dört dirhem alıyorum, ama onları ne zaman harcayacağım? Ey
Müminlerin Emiri, seninle benim aramda tırmanılamayacak kadar sarp bir yol
var.”


Ömer
bu sözleri işittiğinde sarığını yere fırlattı ve yüksek sesle haykırdı:
“Allah’tan dilerdim ki Ömer’in anası Ömer’i hiç doğurmamış olaydı. Allah’tan
dilerdim ki kısır olaydı ya da hamileyken beni düşüreydi.”


“Ey
Müminlerin Emiri, sen orada kal ve ben burada kalayım,” dedi Veysel
Karanî.


Sonra
Ömer eve döndü ve Veysel Karanî develeri sahiplerine geri götürdü ve deve
çobanlığını bırakarak, Allahu Teala’ya dönünceye kadar Allah’a ibadetle geçen
bir hayat sürdü.


Mughire’ye
göre, Veysel Karanî bazen, çıplak kalıp Cuma namazına gitmek için giyecek bir
şeyi kalmayıncaya kadar bütün giysilerini sadaka olarak verirdi. Ve bu,
Resulallah Efendimiz’in (sav) İbn Dinar’dan nakledilen şu hadisiyle de teyid
edilmiştir: “Benim ümmetim arasında camiye veya namazgaha çıplaklığı yüzünden
gelemeyenler vardır. İman onları başkalarından bir şeyler istemekten alıkoyar.
Veysel Karanî bunlardan biridir.”


Abdullah
ibn Selma şöyle dedi: “Azerbaycan’ı fethettik ve Veysel Karanî bizimleydi ve
geri dönerken hastalandı. Onu taşıdık ama dayanamadı ve öldü. Bineklerimizden
indiğimizde, kazılmış bir mezar bulduk ve orada akan bir su ve bir kefen ve
kâfur vardı. Böylece onu yıkadık, kefenledik ve namazını kılarak gömdük.
Sonradan bazılarımız diğerlerine, “Mezarını belirlemek için inelim” dediler. Ama
ne mezarı ne de mezara ait herhangi bir izi bulamadık.”


Harim
ibn Hayyan şöyle dedi: “Kufe’ye gittim. Karşılaştığım tek güçlük Veysel
Karanî’yi bulmak ve onu sormaktı. Fırat kıyısında ona rasgelmek için koşturdum.
Orada abdest alıyor ve çamaşırlarını yıkıyordu. Tarifinden onu tanıdım. Kızıl
tenli, başı açık, sık sakalları olan, muhterem görünümlü biriydi. Onu selamladım
ve elimi uzattım ama o bunu reddetti. Bu dersten nefesim tıkandı ….. Sonra ona
seslendim: “Ey Veysel Karanî, selam üzerine olsun. Nasılsın kardeşim?” Şöyle
karşılık verdi. “Ve Allah seni mübarek kılsın ey Harim ibn Hayyan. Nasılsın? Ve
seni bana kim gönderdi?” Cevap verdim: “Allahu Teala.” Şöyle dedi: “…Rabbimiz
her şeyden yücedir ve Rabbimizin vaadi gerçekleşti.” Şöyle dedim: “Allah seni
mübarek kılsın, ismimi ve babamın ismini nasıl bildin? Andolsun ki, daha önce ne
ben seni gördüm ne de sen beni gördün.” Şöyle dedi: “Nefsim senin nefsinle
konuştuğunda, ruhum senin ruhunu bildi. Ruhların nefsleri vardır, tıpkı
bedenlerin nefsleri olduğu gibi, ve müminler birbirlerini Allahu Teala’nın
ruhuyla bilirler, birbirlerinden çok uzakta olsalar bile. Ona şöyle dedim: Bana
Allah’ın Resulü’nden sözet ki, senden öğreneyim.” Şöyle dedi: “Resulallah
aleyhisselam’ı görmek için yaşamadım, ne de onun sohbetinde bulundum. Ama hadis
nakledenlerin bazılarıyla karşılaştım. Bazı hadisler bana erişti, tıpkı
diğerlerinin sana eriştiği gibi. Bana gelince, bununla uğraşmak istemiyorum; ne
de bir kadı ya da müftü olmak istiyorum.” Şöyle dedim: “Bana Kur’an’ın bazı
ayetlerini oku ki senden duyayım ve benim için Allah’a dua et ve bana tavsiyede
bulun.”


Elimi
tuttu ve birlikte Fırat kıyısı boyunca yürümeye başladık. Sonra konuşmaya
başladı: “Rabbim şöyle dedi —ve sözlerin en güzeli ve en doğrusu O’nundur—
“Şüphesiz hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı gündür..” Bu ayeti okuyunca
hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. O kadar ki, şuurunu kaybettiğini sandım. Sonra
okumaya devam etti: “..O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz, kendilerine
yardım da edilmez. Ancak Allah’ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir.
Şüphesiz O üstündür, merhamet sahibidir.”


Bundan
sonra şöyle dedi: “Ey İbn Hayyan, baban öldü ve sen de yakında öleceksin. Ebu
Hayyan öldü ve ya cennete ya da cehenneme gönderilecek. Âdem öldü ve Havva öldü,
ey İbn Hayyan, ve Allah’ın Resulü Muhammed (sav) öldü, ey İbn Hayyan;
Müslümanların Halifesi Ebu Bekir öldü, ve dostum, benim candan dostum Ömer öldü.
Ey Ömer!” Ona şöyle dedim: “Allah seni mübarek kılsın! Ömer ölmedi.” Veysel
Karanî şöyle dedi: “Rabbim onun ölümünü bana bildirdi. Ben ne söylediğimi
biliyorum ve yarın sen de ölüler arasında olacaksın.” Ve sonra Allah’a bazı kısa
dualar etti. Sonra şöyle dedi: “Ey ibn Hayyan sana şunu vasiyet ediyorum:
Allah’ın Kitabını takip et, çünkü O yüce ve merhametlidir. Müminlerin ölümünü
duyur ve müslümanların ölümünü duyur. Senin için nefsim keder duyuyor. Ölümü
kafanda tutmalısın; asla bir an için olsun kalbini terketmesin. Bunu yap, eğer
onlara dönecek olursan halkını uyar, nefsine faydası olacak şeylere çalış, ve
müminlerin topluluğundan ayrılma, çünkü eğer böyle yapacak olursan farkına
varmaksızın dininden uzaklaşırsın ve sonra ölür ve Kıyamet Günü cehenneme
girersin.”


Ve
şöyle dua etti: “Allahım! bu adam beni sevdiğini ve Senin için beni ziyaret
ettiğini söylüyor. Ohalde izin ver benim bulunduğum yere girsin ve cenneti,
Senin Evini, esenlik evini ziyaret etsin. Ve onu pek az dünyevî şeye kanaatkar
kıl. Ve ona bu dünyada kolaylık ve sağlık bağışla ve onu kendisine verdiğin her
şey için şükredici kıl.” Sonra şöyle dedi: “Ey Harim ibn Hayyan, hoşçakal ve
selam seninle olsun. Bugünden sonra beni arayıp sormanı istemiyorum. Beni an ve
ben seni anayım. Ve Allahu Teala dileyecek olursa sana dua edeyim. Yolculuğuna
buradan başla ki, ben de buradan başlayabileyim.”


Onunla
bir müddet daha birlikte yürümek istedim ama o reddetti ve yanımdan uzaklaştı.
Ağlıyordu ve ben de ağlıyordum. Ara bir sokağa girdi ve o andan sonra, onu sorup
aradığımda ondan haber verebilecek hiç kimseyi bulamadım.


 







mthn

28 Nisan 2008 Pazartesi
12:53:0
 amin cümlemizden inşallah


dinmeyenyas

26 Nisan 2008 Cumartesi
10:52:43
 kardeşim öylesine güzeldi ki.. bir solukta okudum.. Rabbim senden razı olsun.. bunları hatırlatman çok güzel..

Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 17.06.2008 14:12:13
Kaynak : Muhyiddin Arabi Hazretleri-Ruhü’l Kuds Risalesi”nden
Yazıyı Ekleyen : mthn
 Bu  yazı Bugün 1 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 1483 kez okundu.
mthn bugüne kadar toplam 11 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

KIYMETLİ KADIN İSİMLERİ

Siz Kuran'ı Araplardan Daha mı İyi Bileceksiniz?

Kuran'ı Resul Değil, Allah Açıklamıştır!


Bugün Hiç Okunmadılar..

Hz. Mehdi (as)’ı Bekliyoruz, Beklemekte Haklıyız

ben seni sevmeyi sevdim

ben sana mecburum

KABİR AZABI

ÇOK GÜZEL DİNİ ÇOCUK MASALLARI


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
acar , şevval , 295555 , wonder , ZÜMRÜT , coshkun_54 , gost , kartaca , bilqe ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

senaiONURisarelvedaBeyaz ciceklerleylekfarzfatmaasinepüryanhattat

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   tarihci
   SOFİ
   love_62127
   karakuzu
   kalemcan

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.