“Daha vakti var, ilerde yaparım” demek, şeytanın mü’minlerin kalplerine bıraktığı bir vesvesedir.
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Biri diğerine ihanet etmediği müddetçe iki ortağın üçüncüsü ben olurum. Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından çekilirim.


Gün'e islamiyazılar ile başlayın
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Dini Hikayeler » Randevu


Randevu
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...

Kendimi yatağa bırakıvermiştim. Dünyanın yükü, sıkıntısı benim üzerimdeydi sanki. Hem hâlsizlik vardı üzerimde hem de kırgınlık... Kafam zonkluyor, kulağım uğulduyordu. Kalp atışlarımı artık kafamda, kafama uzanan bütün ana damarlarda hissediyordum. Her atışta şişip şişip iniyorlardı sanki. Üst üste içtiğim Novalginler de kâr etmemişti bu ağrılara.
Yorgun olmama rağmen, bir türlü uyuyamıyordum. Acılar içerinde kıvranıp duruyordum. Saat bir hayli ilerlemişti. Öbür odalardan hiçbir ses gelmiyordu. Hepsi uyumuş olmalıydı. Bir ben kalmıştım odamda yalnız başıma.
Acılarım daha da şiddetlenmişti ki odamın kapısının usulca açıldığını fark ettim. Kapının kolu hafifçe aşağıya doğru kıvrıldı. Gürültü çıkarmamasına özen gösterilerek içeriye doğru ağır ağır itildi.
Yorgun olduğumu gören annem, meraklanmış kontrol etmek için gelmiştir diyerek başımı bile kaldırmadım. Uyumuş gibi yaparak gözlerimi kapadım. Tekrar kapının kapanan sesini duyunca “gitti” diyerek gözlerimi açtım. Fakat içerde bir tuhaflık olduğunu fark ettim. Gece lambası da sönmüş ortalık inceden gelen ay ışığı sızıntısına terk edilmişti. Önceleri, gözlerim alışmadığı için içerisi bana çok karanlık geldi. Karartı vardı içeride onu fark edebiliyordum. Gözlerim biraz daha alışınca karartıların iki tane olduğunu fark ettim. Odamdaydılar. Ama ben yokmuşum gibi davranıyorlardı. İçimi bir korkudur sardı yüreğim süratle çarpmaya başladı. Kaçacak ya da saklanacak yer de yoktu. Ağrılarımı unutmuştum. Beni fark edecekler diye korkuyordum. Hâlâ kapımın yanında duruyorlardı. İri yarı, uzun boylu, iki adamdı bunlar ama sadece gölgeleri görünüyordu. Normal insan boyundan daha uzun daha cüsseliydiler. Gözümün karanlığa iyice alışmasına rağmen, yüzlerini seçemiyordum. Sanki yüz kısımları yok gibiydi. Sadece kapkaranlık bir gölge vardı o kısımlarda. Ve sanki uçsuz bucaksız bir derinlik vardı o karanlıkta.
Hayır, hayır! Bunlar insan değildi. Solda duranı vücudunu bana doğru dönerek yaklaşmaya başladı. Gaipten gelen yüksek ama kulakları tırmalamayan bir ses tonuyla “ben Azraillim, kendini bana hazırladın mı?” dedi. Ben….. bağırmaya başladım. Var gücümle bağırıyordum. Ama sesim çıkmıyordu. Daha hızlı bağırdım. Sesim yine çıkmadı. Sanki ses tellerim koparılmıştı. Çırpınarak baş ucumdaki gece lambasını yere düşürdüm. Büyük bir gürültüyle yere yuvarlandı. Paramparça oldu. Gürültüyü duymuş olacaklar ki ayak sesleri koşarak yanıma yaklaşıyordu. Önce annem babam içeri girdi, ışığı yaktılar ama az önceki karartıları göremez olmuştum. Birden kayboluvermişlerdi. Bir an için “kefeni yırttım herhalde” diye düşünerek rahatladım. Ama ölüm korkusu az sonra tekrar sardı içimi. Korkudan gözlerimi alabildiğine açmıştım. Vücudum diken diken olmuş gibiydi. Çok gergindim. Kalkıp anneme sarılmak istedim. Babamın elini öpmek istedim. Başıma gelenleri onlara sıralamak istedim. Ama artık parmağımın ucunu bile kımıldatamıyordum.
Mesai arkadaşlarımdan iki kişi de gelmişti içeriye. İkisi de telaşlıydı. “ ne olmuş, ne olmuş” diye soruyorlardı, annemle babama. Annem “bir şey yok, uyku arasında herhalde eli abajura değmiş, onu düşürmüş” dedi onlara, sonra çöp küreğini getirerek onları aceleyle yerden süpürdü. Arkadaşlarımın hanımları da geldi. Anneme yardım etmeye başladılar. Cam parçalarını götürdükten sonra, ne annem ne de diğer kadınlar odaya bir daha dönmediler. Her halde öbür odaya geçmişlerdi. Ama babam ve arkadaşları odanın içinde oturmuş hâlâ konuşuyorlardı. Bu saate kadar arkadaşlarımın burada kalması çok garipti. Hele babamın her gün çok erken yatmasına rağmen, bu saate kadar kalması beni çok şaşırtmıştı. Zoruma giden bir şey de kimsenin benimle alakadar olmaması, ilgilenmemesiydi. Bağırmaktan, çırpınmaktan perişan olan hâlimi bile görmüyorlardı. Halbuki ben çok zor bir durumdaydım. Azrail’den randevu bile almıştım. Ama ne sesimi çıkarabiliyor ne de hareket edebiliyordum. Adeta yerimde dondurulmuştum. Aradan zaman geçince “inşallah unutuldum” diye ümitlenmeye başlamıştım ki az sonra tam karşımdaki duvardan önce kocaman bir ayak göründü. Duvar aralanmış, oradan biri geçiyor gibiydi. Sonra yukarı kısmı da duvardan bu tarafa geçti.
İşte gelmişti. O gelmişti. Canımı almaya geliyordu. Artık kendimi zorlamaktan boğazım yırtılacaktı. Bu defa bir tanesi gelmişti. Ama sanki boyu biraz daha uzamıştı. Neredeyse başı tavana değecekti. Babam ve arkadaşlarım onu görmüyordu bile, nasıl olur da göremezlerdi. İşte karşımda duruyordu, hem de kocaman cüssesiyle.
Onların bu koca cüsseyi görmemeleri beni daha da tedirgin etmiş, korkutmuştu. Sıkıntıdan kan ter içinde kalmıştım. Kalbim, dört nala koşan atın kalbi gibi çarpıyordu. Çatlayacak gibiydim.
Ölüme hazırlıksızdım. Şimdi öleceğim aklımın ucundan bile geçmiyordu. Zaten asıl korkum, böyle hazırlıksız yakalanmaktı.
Ben ecel terleri döküp “eyvahlar” çekerken, gölge kayıyormuşçasına bana yaklaştı. Ama filmlerde gördüğümüz gibi sırtında uzun saplı bir orak taşımıyordu… Yatağımın baş ucunda durdu. Konuşmaya başladı. Konuşurken ağzı kıpırdamıyor, dudakları oynamıyordu. Sesini de kulaklarımla işitmiyordum. Kalbimin derinliklerinde hissediyordum bu sesi. “Bu kez bir can almadan gitmeyeceğim.” demişti.
Korkum şiddetlendi. Daha da artmıştı. Babamdan arkadaşlarımdan medet beklemeye başladım. Ama benim için geldikleri hâlde, benimle ilgilenmeyen, yüzüme bile bakmayan arkadaşlarım beni iyici sinirlendirmeye, çileden çıkarmaya başlamışlardı. Hele Naci yok mu, o Naci! Babamın benimle ilgilenmesine “bir şeyi yok, o turp gibidir, numara yapıyor” diyerek mani oluyor, alakasız konulara dalarak ağız dolusu kahkahalar saçıyordu etrafa.
Artık onlardan ümidimi kesmiştim. Sabaha kadar başımda otursalar da biri bile yüzüme dönüp bakmayacaktı.
Yine o ses yüreğimde yankılandı. “ne önce, ne de sonra; tam vaktinde” sonumun dakikalarla sınırlı olduğunu hissetmeye başlamıştım. Çaresizliğimden ve korkumdan, göz yaşlarımın tane tane olup yanaklarımdan süzüldüğünü hissediyordum.
Dört yıldır bu işteydim. Çok iyi para kazanıyordum. Keşke ilk senesinden annemle babamın sözünü dinleseydim. Ah şu kafam, ah! Birazcık daha zamanım olsaydı. Bir saniyesini bile boş geçirmezdim. Alnımı secdeden kaldırmaz, haram yere ayak basmazdım. Her şey gözümün önündeydi, bilhassa günahlarım. Hepsi, hepsi gözümün önündeydi şimdi. Aklım başıma gelmişti artık ama biraz geç olmuştu. Geçen her günün hatalarla geçtiğini şimdi daha iyi anlamaya başlamıştım.
Ah! Bir fırsat, bir fırsat daha verilseydi bana. Yüzüm yoktu. Çünkü O’nun karşısına çıkmaya. Hangi yüzle çıkacaktım huzuruna? Hangi sıfatla?
Beni işe alsınlar diye namazı terk ettiğimi nasıl söyleyecektim? Şirin görünmek için, başladığım içkiye, dahas onraları müptela olduğumu nasıl, nasıl açıklayacaktım?
Kendimi o kadar sıkıyordum ki birbirine sürtünmekten dişlerimi kırmak üzeriydim.
Şimdi, elimin altındaki bir kalıp sabun gibiydi hayat ve her an kayıp gidebilirdi parmaklarımın arasından. Vücudumda inceden başlayan bir titreme, yüreğimde ise büyük bir sızı başlamıştı.
Galiba zaman gelmişti. Ölüyordum artık. Göz göre göre ölüyordum ben. Bu dünyaya veda ediyordum ama yanımdakiler, o en yakınım bildiklerim hâlâ lakırdılarına devam ediyorlardı.
Artık öleceğimi kabullenmeye başlamıştım. İstemeye istemeye bakışlarımı belki de son kez hayata çevirdim: “elveda, elveda sana hayat, güneşinin aydınlığını bir daha göremeyeceğim, ayırıyorlar beni senden. Geceleri gökyüzüne bakıp yıldızlarını sayamayacağım. Annemin ellerini doyasıya bir daha öpemeyeceğim. Başımı omuzlarına koyamayacağım. Elveda sevdiklerim, bir daha sizi göremeyeceğim. Elveda üzdüklerim, kırık gönüllerinizi artık onaramayacağım…”
Hayatla tam vedalaşmamıştım ki birden karşımda ki duvarda bir kapı belirdi. Büyük bir kasanın şifreli kapısı gibiydi, ama etrafında hiçbir şey yoktu. Boşlukta etrafı karanlık, gözleri kör eden bir karanlık.
Kapıya doğru yavaşça yaklaştığımı hissettim. Bildiğim tüm duaları peş peşe okumaya başlamıştım. Bazılarını tekrar tekrar okuyordum. Ölümüm kolay olsun, hatalarım bağışlansın diye dua ediyordum, yalvarıyordum.
Açılan kapının yanına kadar gelmiştim. Yürümüyordum ama altımda adeta raylı bir sistem vardı. Ben istemesem de götürüyordu beni oraya doğru. İçerisini görebiliyordum artık. Nereye kadar gittiği belli olmayan bir uçurum gibiydi. Yüzlerce metre belki de binlerce metre karanlığa uzanan, kör bir kuyuydu sanki. Ama içi doluydu. Korkuyla ve bilinmezliklerle doluydu. Kapıya yaklaştıkça kendimi geriye doğru itiyor, gitmek istemiyordum. Fakat, sadece başımı birazcık geriye doğru atabiliyordum. Vücudum karanlık dehlize doğru durmadan ilerliyordu.
Artık kapının, uçurumun tam kenarındaydım. Hayat ile ölüm çizgisinin tam üzerindeydim. O çizgiyi geçtiğim an, hayatla olan bedenî irtibatım tümüyle kesiliyor, ben ölmüş oluyordum.
Dualar işe yaramayınca, tekrar bağırmaya, yırtınmaya başladım. Ağzımdan artık, ses yerine, yanık kokusu gelmeye başlamıştı. Gözlerim yuvalarından fırlayacak gibiydi. Fakat, -hayır- işe yaramıyordu. Gidiyorum. Son çizgiyi de geçtim. Eyvah! Düşeceğim. İşte düşüyorum, diyerek son bir hamleyle tüm gücümü kullanıp kendimi yan tarafa attım!!!
Aman Allah' ım! Kolum sağ kolum, müthiş acıyor. Birden kapı açıldı. Annemle babam içeri girdiler. Beni öyle yerde o hâlde görünce, ikisi de şaşırmıştı. Meğer yataktan düşmüşüm.
Meğer gördüklerimin hepsi rüyaymış. Hepsi rüyaymış. Üzerimdeki şaşkın bakışlara ve kolumun acımasına aldırmadan “ çok şükür Allah' ım, çok şükür rüyaymış” diyordum. Ter içindeydim. Ve içim hâlâ titriyordu.Korkudan damarlarımdaki kanın çekildiğini hissediyordum.
O gece çok uzun olmuştu benim için. Kendime gelmem, o rüyanın, daha doğrusu kâbusun, etkisinden kurtulmam kolay olmadı. Ertesi günü hafta sonuydu. Ve ben biraz geç uyandım. Tam giyiniyordum ki baş ucumdaki abajurun olmadığın fark ettim. Hemen anneme koştum, gece elimle çarpıp düşürdüğümü, buna rağmen uyanmadığımı, uyumaya devam ettiğimi söyleyince tekrar sarsıldım. Nedenini sordu. Yorgunluktandır deyip kestirip attım. Ama içim karmakarışık olmuştu. Birden aklıma gelmiş gibi –peki Naci’yle Samet geldiler mi buraya dün akşam? –geldiler ama uyuyordun. Naci’yle baban bir iki seslendiler sana,uyanmayınca bıraktılar…
Aman Yarabbi! Dün gördüklerimin hepsi rüya değil miydi?
Kahvaltı sofrasında kalakalmışken telefonun zili çalmaya başladı. Annem açtı telefonu. Ama bu kez onun bakışları donuklaşmış, suratı bembeyaz kesilmişti. Kendimi unutup, ona koştum ne oldu diye.
– Arkadaşın Naci…
-Eee ne olmuş Naciye?
–Ölmüş, bu sabah yatağında ölü bulunmuş!..




hülya

01 Nisan 2008 Salı
18:17:45
 abi cok kotusun ya
yazının son satırı okunurmu sen kıtap okuyamazsın bole yaparsan


halil

31 Mart 2008 Pazartesi
23:53:16
 birde yazının son satırını en başta okuma huyum olmasaydı tam süper olacaktı ahh ahh


halil

31 Mart 2008 Pazartesi
23:52:31
 ama güzel bi yazı.. itiraf ederim okurken satır atlamadan okuduğum nadir yazılardan biri oldu


halil

31 Mart 2008 Pazartesi
23:51:25
 tamamda ballandır ballandıra bi anlatım fredy krueger bi yerden çıkacak giye bekliyodum


hülya

31 Mart 2008 Pazartesi
22:36:44
  ölüm kötü değildir iremcim onun nasıl olucagı senin amllerine göredir


Zeynep İrem

31 Mart 2008 Pazartesi
22:34:11
 çok kötüydüüüüüüüüüü


hülya

31 Mart 2008 Pazartesi
17:8:18
  hakikat abi ölüm elbet gelicek


halil

31 Mart 2008 Pazartesi
10:24:53
 korku filmi gibiydi bu ne bacım ya

Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 17.06.2008 14:12:13
Kaynak : Yağmur dergisi / Ali şanverdi
Yazıyı Ekleyen : sinepüryan
 Bu  yazı Bugün 0 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 1045 kez okundu.
sinepüryan bugüne kadar toplam 217 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

KIYMETLİ KADIN İSİMLERİ

cumanız mubarek olsun

Resulun Gülleri


Bugün Hiç Okunmadılar..

Kabenin örtüsüne sarılmış

GUSÜL (BOY) ABDESTİ

Azrail başına geldiği zaman

BÖCEĞİN RIZKI

İNSAN ŞEREF VE ASALATİNİ KORUMAZSA, HAYVANDAN DAHA AŞAĞI BİR SEVİYEYE DÜŞER.


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
sevgi , KÜBRA , sağlam , silahlı , rüzgar , poyraz2061 , ali yelligedik , herşey , mustafakaratay , aylakar ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

nafile namazFaslmodernizmislami resimlermisakdua ve surelerzekat,affetmekkadarelveda

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   hamne
   hakan arslantürk
   davakızıyım
   iman yolcusu
   SARIHUKUK

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.