Cuma gününde öyle bir saat vardır ki, şayet bir müslüman kul o saate rastlar da Allah’tan bir hayır isterse, Allah onu kendisine mutlaka verir.
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Bizimle münafıklar arasında yatsı ve sabah namazlarında hazır bulunma farkı vardır. Onlar bu iki namaza muktedir olamazlar.


Yazı eklemeye vaktiniz yoksa
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Genel Makaleler » ölüm ve ötesi


ölüm ve ötesi
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...

Azap size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip-dönün ve

O' na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. Rabbinizden, size
indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken, azap apansız
size gelip çatmadan evvel. (Zümer Suresi, 54-55)

İnsanın Dünyada Yaşadığı Pişmanlık

İnsan hayati bir tehlike ile yüz yüze geldiği zaman, vicdanı, şaşırtıcı
bir hızla her şeyin muhasebesini yapmaya başlar. Dünyada geçirdiği
ömrünü ve bu süre içinde yaptığı işleri bir bir değerlendirir. Eğer bu
kişi dünyada iyi işler yapmamış, Allah' ın dinine uymamış bir kişi ise,
o an içini büyük bir pişmanlık kaplar. Çünkü dünyadaki yaşamı boyunca
hiç düşünmediği gerçekler, bir anda tüm açıklığıyla gözünün önünde
beliriverir. Belki de hayatında ilk defa, ölümün gerçekte çok yakın
olduğunun farkına varır. Dünyadayken cenneti hak edecek bir yaşam
sürmediğini ve yaşadığı pişmanlık hissinin de bundan kaynaklandığını
düşünüp anlar. Allah' a karşı gösterdiği nankörlüğü fark etmiştir ve bu
tavrının karşılıksız kalmayacağını da vicdanıyla çok iyi
hissedebilmektedir. O ana kadar hiç yaşamadığı yoğun bir korku içini
kaplar. İçinde bulunduğu durumdan kendisini yalnızca Allah' ın
kurtarabileceğini anlar. Eğer kurtulursa artık bundan sonra bu
yaşadıklarını kesinlikle hiç unutmayacağına, Allah' a çok şükredeceğine
ve hayatının geri kalan kısmını bu gerçeklere göre düzenleyeceğine dair
sözler verir. O anki tehlikeden kurtulabilmek için yalvara yalvara
Allah' a dua eder. Yeter ki kurtulsun ve eline bir daha yaşama fırsatı
geçsin...

Ama kimi insan, içinde bulunduğu tehlikeyi atlattıktan sonra, Allah' a
verdiği sözüne sadık kalmaz. Allah' ın kendisini kurtarması ile birlikte
bir anda eski ruh haline geri döner. Duyduğu pişmanlık ve teslimiyet,
yerini bir anda eski nankörlüğüne bırakır. Ölümle burun buruna
geldiğinde düşündüğü ve farkına vardığı gerçekleri bir anda unutur.
Tehlikeyi atlatmanın verdiği güven içinde, sanki Allah' a dua eden ve o
pişmanlığı yaşayan kendisi değilmiş gibi Allah' tan yüz çevirir. Eski
yaşamına kaldığı yerden, belki de dünyaya daha da bağlanarak devam
eder. Allah bu kimselerin ruh hallerini Kuran' da şu örneklerle
açıklamıştır:

Karada ve denizde sizi gezdiren O' dur. Öyle ki siz gemide bulunduğunuz
zaman, onlar da güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla
sevinmektelerken, ona çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve her yandan
dalgalar onları kuşatıverir; onlar artık bu (dalgalarla) gerçekten
kuşatıldıklarını sanmışlarken, dinde O' na ' gönülden katıksız bağlılar
(muhlisler)' olarak Allah' a dua etmeye başlarlar: "Andolsun eğer bundan
bizi kurtaracak olursan, muhakkak Sana şükredenlerden olacağız." "Ama
(Allah) onları kurtarınca, hemen haksız yere, yeryüzünde taşkınlığa
koyulurlar. Ey insanlar, sizin taşkınlığınız, ancak kendi
aleyhinizedir; (bu) dünya hayatının geçici metaıdır. Sonra dönüşünüz
Bizedir, Biz de yaptıklarınızı size haber vereceğiz. (Yunus Suresi,
22-23)

Size denizde bir sıkıntı (tehlike) dokunduğu zaman, O' nun dışında
taptıklarınız kaybolur-gider; fakat karaya (çıkarıp) sizi kurtarınca
(yine) sırt çevirirsiniz. İnsan pek nankördür. Kara tarafında sizi
yerin dibine geçirmeyeceğinden veya üzerinize taş yığınları yüklü bir
kasırga göndermeyeceğinden emin misiniz? Sonra kendinize bir vekil
bulamazsınız. (İsra Suresi, 67-68)

Ayetlerde de dikkat çekildiği gibi acaba insan bu tehlikeyi atlattıktan
sonra benzer ya da bambaşka bir tehlikeyle karşılaşmayacağından,
karşılaşsa bile tekrar kurtulabileceğinden emin midir? Elbette böyle
bir şeyden emin olamaz. Üstelik tekrar kurtulsa bile bir şey değişmez
çünkü kendisi için takdir edilmiş süreyi doldurduğunda mutlaka
ölecektir. O zaman da yine aynı pişmanlığı yaşayacak ama bu pişmanlık
fayda etmeyecektir.

Burada anlatılanlar, aslında dinden uzak yaşayan tüm insanların sahip
oldukları ortak ruh halidir. Allah Kuran' ın başka ayetlerinde bu
insanların içinde bulundukları durumu bizlere şöyle haber vermektedir:

İnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken
Bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki
kendisine dokunan zarara Bizi hiç çağırmamış gibi döner-gider. İşte,
ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir. (Yunus
Suresi, 12)

İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, ' gönülden katıksız bağlılar'
olarak, Rablerine dua ederler; sonra kendinden onlara bir rahmet
taddırınca hemencecik bir grup Rablerine şirk koşarlar. (Rum Suresi, 33)

Görüldüğü gibi ayetlerde tarif edilen insanlar, bir sıkıntıyla
karşılaştıkları an Allah' a yönelirler. Ancak tehlikeden kurtulduktan
sonra bir anda Allah' a verdikleri sözü unutarak nankörlük ederler.
Buradan da anlaşılmaktadır ki, yaşadıkları pişmanlık, tehlike anındaki
çaresizliklerinden kaynaklanmaktadır.

Oysa en başta da belirttiğimiz gibi inanan insanlara has, fayda getiren
pişmanlık böyle değildir. Gerçek pişmanlık, bir anda unutulmayan,
insanı harekete geçiren, hatta kimi zaman insanda köklü değişiklikler
meydana getirebilen bir duygudur. Samimi bir pişmanlığı kalbinde
hisseden kişi, hayatının kendisine bağışlanan ondan sonraki bölümünü
Allah' ın rızasına uygun olarak yaşar ve Allah' ı bağışlayan ve esirgeyen
olarak bulmayı umar. Şartlar değiştiğinde ve kendisine yeni bir fırsat
tanındığında asla eski tutumuna geri dönmez. Çünkü böyle bir
nankörlüğün, Allah' ın, ayetlerinde belirttiği gibi, kendi aleyhine
olacağını bilir.

Ayetlerde bildirilen, gemideki insanların psikolojilerini Allah tüm
insanlara bir ibret olarak Kuran' da aktarmaktadır. Zira bu, her insanın
nefsinde bulunan bir eğilimdir. Öyleyse her insan nefsinin bu olumsuz
özelliğinden sakınmalı, ayetlerde tarif edilen insanların durumundan
ibret alarak samimi bir vicdan muhasebesi yapmalıdır. Ve şunları
düşünmelidir:

"Ben, buna benzer bir durumla karşı karşıya kalsam nasıl bir ruh haline
sahip olurdum? Nelerden pişmanlık duyar ve bana isabet eden tehlikeden
kurtulduğum takdirde kendimde neleri değiştireceğime dair Allah' a söz
verirdim? Nelerden vazgeçer, hangi kararlarımı samimiyetle uygulamaya
başlardım?"

İnsanın bunları düşünmesi ve doğru bir karar alması için mutlaka
tehlike içinde olması gerekmez. Hatta böyle bir tehlikeyle karşı
karşıya olmadığı için kimse aldanmamalıdır. Bugün böyle bir duruma hiç
düşmeyeceğini düşünen bir insan, belki çok yakın bir zamanda benzeri
bir olay yaşayacaktır. Veya belki de hayatının sonuna kadar böyle bir
olayla karşılaşmayacaktır. Ama kesin olan bir şey vardır ki, kendisi
için takdir edilen ölüm anı gelip çattığında, bir anda ölüm meleklerini
yanında bulacaktır. Ve ölümün gerçekliğini gördüğü anda, eğer Allah' ın
rızasına uygun bir yaşam sürdürmediyse mutlaka pişmanlığını hissedeceği
şeyler olacaktır.

İşte bu pişmanlıkla dünyada da, ahirette de sonsuza kadar karşılaşmamak
için yapılacak tek şey, Allah' a yönelmek, O' ndan korkup sakınmak, O' nun
Kuran' da bildirdiği emirlerini yerine getirmektir. Ölüm çok yakındır. O
halde insan, yapacaklarını hiçbir şekilde ertelememeli, aldığı samimi
kararları da sabır ve irade göstererek uygulamaya geçirmelidir. Allah' a
olan yakınlık ve samimiyetinin ölçüsü ise, çaresizlik ve tehlike anında
Allah' a katıksızca yönelip dönen bir kimsenin eriştiği yakınlık ve
samimiyet derecesinde olmalıdır. Bu yakınlık ve samimiyeti de geri
kalan tüm hayatı boyunca sürdürmelidir.

İnsanın unutmaması gereken en önemli gerçek şudur: Dünyada bulunmasının
asıl amacı, Allah' ın razı olduğu bir kul olmaktır. Bunun dışındaki her
şey, kazandığı başarılar, sahip olduğu mal mülk, ailesi, çevresi,
makamı Allah' a yakınlaşmak için yalnızca birer araçtır. Bunların
kendisine Allah' a şükretmesi, O' na yönelmesi için verildiğini unutup
veya göz ardı edip, yalnızca bu araçları şuursuzca elde etmeyi amaç
edinenlerin ise dünyada yapmakta oldukları her şey -Allah' ın dilemesi
dışında- boşa çıkacaktır. Dünyada elde ettikleri geçici faydalar bu
kişilere ahiret gününde hiçbir şey kazandırmayacaktır. Üstelik Allah en
çok böyle insanların hüsrana uğrayacaklarını bir ayette şöyle
açıklamaktadır:

De ki: "Davranış (ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları
size haber vereyim mi?" "Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa
gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar." İşte
onlar, Rablerinin ayetlerini ve O' na kavuşmayı inkar edenlerdir. Artık
onların yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir
tartı tutmayacağız. (Kehf Suresi, 103-105)

Eğer insan dünyada sergilediği hal, tavır ve ahlakıyla Allah' ın
rızasını kazanırsa, Allah onu dünyada ve ahirette koruyup gözetecektir.
Ama dünyadayken bu fırsatı kaçırırsa, daha ölüm melekleri yanına
geldiği anda artık telafi edemeyeceği bu korkunç hatasının farkına
varacak ve -Allah' ın dilemesi dışında- sonsuza kadar sürecek bir
pişmanlık içinde yaşayacaktır. Allah Kuran' da, Kendi huzuruna
çıktıklarında yaptıklarından dolayı pişman olan insanların sözlerini
şöyle bildirmektedir:

Der ki: "Keşke hayatım için, (önceden bir şeyler) takdim edebilseydim." (Fecr Suresi, 24)

"... Keşke Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım." (Kehf Suresi, 42)

"... Ah keşke, elçiyle birlikte bir yol edinmiş olsaydım," (Furkan Suresi, 27)

Yaptıklarından dolayı pişman olup, çaresizlik içerisinde bu sözleri
söylemek istemeyen her insan, hemen şimdi, kendisini Yaratan Rabbimize
icabet etmeli ve O' nun kendisinden istediği şekilde yaşamını
sürdürmelidir.



Dünyadaki Pişmanlıktan İbret Almak Gerekir

Dünya hayatı, insanların cennetteki kusursuz ve sonsuz hayatı
kazanabilmeleri için yaratılmış çok önemli bir fırsattır. Bu fırsatı
değerlendiremeyip dinden uzak yaşayan insanlar ise, biraz önce sözünü
ettiğimiz gibi, ahiretteki azabı gördüklerinde, dünyada geçirdikleri
her dakikanın an an pişmanlığını yaşayacaklardır. Çünkü bu insanlar
dünyada çok defa uyarılmış, cennetin ve cehennemin varlığından haberdar
edilmişlerdi. Hangi davranışlarının kendilerine nasıl bir son
hazırlayacağı da onlara bildirilmişti.

Ancak, bu geri dönülmez sona erişmeden önce Allah, dünyada bulundukları
süre içerisinde insanlara pişmanlığın nasıl bir duygu olduğunu tanıtır.
Ölümlerinden önce belki düşünür ve doğruyu görürler diye pişmanlık
hissini onlara mutlaka yaşatır. Bununla birlikte, pişmanlığı içlerinde
yaşayan insanlara, hatalarını ve yanlış olan davranışlarını
düzeltebilecekleri belli bir süre de verir. Her insan henüz dünyada
iken, hayatını Allah' ın kendisinden istediği şekilde yönlendirme ve
tevbe ederek geri kalan yaşamını Allah' ı razı edecek şekilde sürdürme
imkanına sahiptir.

İşte bu yönüyle dünyadaki pişmanlık duygusu, aslında insanlara Allah' ın
vermiş olduğu çok büyük bir fırsattır. Çünkü eğer bu pişmanlığın
arkasından Allah' a yönelirlerse, Allah onları, bu samimiyetlerine
karşılık ebedi olarak kurtarır. Ama aksine, Allah' tan gelen bu uyarı ve
fırsatları umursuzca görmezden gelip vurdumduymazlık yaparlarsa,
cezaları, Allah dilediği sürece kurtulamayacakları bir pişmanlık ve
azap olur.

Kuran' da hata yapıp sonradan pişman olan insanlar hakkında pek çok
örnek verilir. Yaşadıkları pişmanlık, bu insanlardan bir bölümünü
Allah' a yöneltmiş, geri kalan yaşamlarında bir daha aynı hataları
tekrar etmemelerini sağlamıştır. Ama bir bölümü de bir süre sonra
yaşadıkları sıkıntıyı unutmuş, aynı isyankar tavırlarına geri
dönmüşlerdir.

Hatalarından dolayı duydukları pişmanlığın kendilerini tevbe etmeye ve
doğru yola sevkettiği kimselere, Allah Kuran' da, Peygamberimiz (sav)
döneminde mücadeleden geri kalan üç kişiyi şöyle örnek verir:

Andolsun Allah, peygamberin, Muhacirlerin ve Ensarın üzerine tevbe
ihsan etti. Ki onlar -içlerinde bir bölümünün kalbi nerdeyse kaymak
üzereyken- ona güçlük saatinde tabi oldular. Sonra onların tevbelerini
kabul etti. Çünkü O, onlara (karşı) çok şefkatlidir, çok esirgeyicidir.
(Savaştan) Geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı). Öyle ki, bütün
genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de
kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti ve O' nun dışında (yine) Allah' tan
başka bir sığınacak olmadığını iyice anladılar. Sonra tevbe etsinler
diye onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz Allah, (yalnızca) O,
tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir. (Tevbe Suresi, 117-118)

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi o dönemde geri kalan üç kişi,
içlerinde büyük bir pişmanlık yaşamışlardır. Ve bu pişmanlıktan
kurtulmanın tek yolunun da yine Allah' a sığınarak tevbe etmek olduğunu
anlamışlardır.

İşte gerçek pişmanlık, insanları hemen harekete geçiren, hatta onları
değiştiren, hatalarını düzeltmeye yönlendiren böyle bir pişmanlıktır.
Böylesine samimi bir pişmanlıkta insanlar, hayatlarının geri kalan
bölümünü Allah' ın rızasına uygun olarak yaşayacak ve Allah' ı bağışlayan
ve esirgeyen olarak bulmayı umacaklardır. Çünkü Allah tevbeleri kabul
eder ve hatalarını düzelten kullarını bağışlar. Bu gerçeği Kuran' ın şu
ayetleriyle haber verir:

Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup davranan başka;
işte onların günahlarını Allah iyiliklere çevirir. Allah, çok
bağışlayandır, çok esirgeyendir. Kim tevbe eder ve salih amellerde
bulunursa, gerçekten o, tevbesi (ve kendisi) kabul edilmiş olarak
Allah' a döner. (Furkan Suresi, 70-71)

Kötülük işleyip bunun ardından tevbe edenler ve iman edenler; hiç
şüphesiz Rabbin, bundan (tevbeden) sonra elbette bağışlayandır,
esirgeyendir. (A' raf Suresi, 153)

Gerçekten Ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra
doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım. (Taha Suresi, 82)

Bunun yanı sıra, Kuran' da, peygamber gönderilen kavimlerin, yaptıkları
büyük hatalardan dolayı pişman oldukları da belirtilmektedir. Nitekim
Hz. Musa' nın Tur Dağı' na gitmesinin ardından kavmi, Allah' ı unutup bir
heykele tapmaya başlamış, ancak yaptıklarının büyük bir hata olduğunu
gördüklerinde büyük pişmanlık duymuşlardır. Allah, kavmin içine düştüğü
bu pişmanlığı, ayetlerde şöyle haber vermektedir:

(Tur' a gitmesinin) Ardından Musa' nın kavmi süs eşyalarından böğürmesi
olan bir buzağı heykelini (tapılacak ilah) edindiler. Onun kendileriyle
konuşmadığını ve onları bir yola da yöneltip-iletmediğini (hidayete
erdirmediğini) görmediler mi? Onu (tanrı) edindiler de, zulmedenler
oldular. Ne zaman ki (yaptıklarından dolayı pişmanlık duyup, başları)
elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten şaşırıp-saptıklarını
görünce: "Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa kesin
olarak hüsrana uğrayanlardan olacağız" dediler. (A' raf Suresi, 148-149)

Allah' ın, Kuran' da bu konuda bahsettiği bir diğer örnek ise bahçe
sahipleridir. Bahçe sahipleri Allah' ın nimet olarak verdiği bahçeyi
kendilerine maletmiş, büyüklenmiş ve Allah' a şükretmeyi unutmuşlardır.
Bunun üzerine Allah' tan gelen azap, onların bu davranışlarından dolayı
pişman olmalarına ve hemen Allah' a yönelip dönmelerine vesile olmuştur.
Kuran' da bahçe sahipleri ile ilgili ayetler şöyledir:

Gerçek şu ki, Biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da
bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (onu) mutlaka devşireceklerine
dair and içmişlerdi. (Bu konuda) Hiçbir istisna yapmıyorlardı. Fakat
onlar, uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp-gelen bir bela' onun
üstünü sarıp-kuşatıverdi. Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara
kesildi. Nihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler. "Eğer ürününüzü
devşirecekseniz erkence kalkıp-çıkın." Derken, aralarında fısıldaşarak
çıkıp-gittiler: "Bugün sakın oraya hiçbir yoksul girip de karşınıza
çıkmasın." (Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden
gittiler.

Ama onu görünce: "Muhakkak biz (gideceğimiz yeri) şaşırmışız" dediler.
"Hayır, biz (her şeyden ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık."
(İçlerinde) Mutedil olan biri dedi ki: "Ben size dememiş miydim?
(Allah' ı) Tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi?" Dediler ki:
"Rabbimiz seni tesbih e-der, yüceltiriz; gerçekten bizler zalim
imişiz." Şimdi birbirlerine karşı kendilerini kınamaya başladılar.
"Yazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız" dediler. "Belki Rabbimiz,
onun yerine daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimize
rağbet eden kimseleriz." (Kalem Suresi, 17-32)

Ne var ki insanlardan birçoğu, dünyadayken pişman olmaları ve tevbe
edip salih amellerde bulunmaları için kendilerine gelen uyarıyı,
şartlar değiştiğinde ve kendilerine yeni bir fırsat tanındığında hemen
unutabilirler. Bu uyarıyı göz ardı edip eski tutumuna geri dönenlerin
ise, tevbe etmedikleri müddetçe bu nankörlükleri karşılıksız
kalmayacaktır. Hz. Salih' in kendilerine peygamber olarak gönderildiği
Semud kavminin yaşadıkları da böyledir. Allah' ın elçisi onları açıkça
uyardığı, pişman olacaklarını, azapla karşılaşacaklarını bildikleri
halde ısrarla isyanda diretmişlerdir. Elbette Allah vadinden
dönmeyendir ve bu insanlara vaat ettiği azabı onlara göstermiştir. Tüm
insanlara ibret olacak bu gerçeği Allah Kuran' da şöyle haber verir:

Dedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun,
belli bir günün su içme hakkı da sizindir. Ona bir kötülükle
dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar." Sonunda onu
(yine de) kestiler, ancak pişman oldular. Böylece azab onları yakaladı.
Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş
değildirler. Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır,
esirgeyendir. (Şuara Suresi, 155-159)

Bilinmelidir ki Allah sonsuz adalet sahibidir. Yapılan hiçbir hatayı
karşılıksız bırakmaz, ancak Kendi rızası için yapılan güzelliklerin de
kat kat karşılığını verir. Samimi bir pişmanlık duyarak Kendisine
yönelen bir kimseyi mutlaka kurtuluşa erdireceğini ve onu rahmeti ve
cennetiyle mükafatlandıracağını müjdeler. Bu durumda insanın kendine şu
soruyu sorması gerekir: Dünyada yaşanan geçici bir pişmanlığın dahi ne
kadar büyük bir sıkıntı olduğunu biliyorken, sonsuza dek sürme ihtimali
olan bir pişmanlığı göze almak doğru olur mu? Üstelik azabın bir an
olsun hafifletilmeyeceği cehennem hayatında yaşanacak bir pişmanlığı...

Elbette hiç kimse böyle bir pişmanlığı göze alamaz. Bu durumda insanın
yapması gereken bellidir. Dünyada bu fırsatı değerlendirme imkanı her
insan için halen mevcuttur. Dahası bu fırsatı kullanabilen bir insan
sadece cehennem azabından kurtulmakla kalmayacak, hem dünyadaki hem de
cennetteki tüm nimetlerin varisi olacaktır.

İşte bu nimetlere kavuşmak ve cehennem halkının pişmanlığından uzak
kalmak isteyen her insan, hayatını Allah' ın rızasını kazanmaya
adamalıdır. O' nun kendisini çağırdığı, karanlıklardan nura ileten yola
kayıtsız şartsız uymalıdır. Konuyla ilgili ayetlerde Allah şöyle
buyurmaktadır:

O' dur ki, sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size rahmet etmekte;
melekleri de (size dua etmektedir). O, mü' minleri çok esirgeyicidir.
O' na kavuşacakları gün, onların dirlik temennileri: "Selam"dır. Ve O,
onlara üstün bir ecir hazırlamıştır. (Ahzab Suresi, 43-44)





İnkarcılar için Pişmanlığın Başlangıcı: Ölüm
Her
nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi şerle de hayırla da deneyerek imtihan
ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz. (Enbiya Suresi, 35)

Ölüm, ahiretin varlığına inanmayan kimseler tarafından bir
son, bir yokoluş gibi algılanır. Oysa bu hatalı bir düşüncedir; çünkü
ölüm bir son değil aksine bir başlangıçtır. İman edenler için kusursuz,
tüm eksikliklerden arındırılmış sonsuz bir cennet hayatının
başlangıcıdır. İnkar edenler için ise büyük bir azabın yaşanacağı
cehennem hayatına geçiş aşamasıdır.

Bu gerçeği kavrayan insanlar, ölümle birlikte dünyada güzel bir sonu ve
ahirette güzel bir başlangıcı aynı anda yaşarlar. İnkar edenler ise
kendilerine önceden haber verilen bu gerçeği göz ardı etmelerinin
telafi edilemez pişmanlığı ile karşılaşırlar. Allah onlar için azap
dilediği sürece her an bu pişmanlığı hisseder ve bundan kurtulmanın da
hiçbir yolunu bulamazlar.

İnsanların çoğu her ne kadar ölümle karşılaşana kadar onu düşünmek
istemeseler de bu, kesin olarak gerçekleşecek bir olaydır. Çünkü Allah
ölümü dünya hayatının kesin bir sonucu olarak yaratmıştır. Şimdiye
kadar tek bir insan bile ölümü kendinden uzaklaştırabilmeyi
başaramamıştır. Kimsenin malı, parası, itibarı ya da dostları bu konuda
ona bir fayda sağlayamamıştır. Her insan mutlaka ölümle karşılaşır.
Allah Kuran' da bu gerçeği pek çok ayetle haber verir:

Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile... (Nisa Suresi, 78)

De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle
karşılaşıp buluşacaktır. Sonra gaybı da müşahade edilebileni de bilen
(Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir."
(Cuma Suresi, 8)

Oysa Allah, kendi eceli gelmiş bulunan hiçbir kimseyi kesinlikle
ertelemez. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. (Münafıkun Suresi, 11)

Öyleyse ölümü ve ölümden sonra karşılaşılacak hayatı düşünmemek, insanı bu gerçekle yüz yüze gelmekten kurtarabilir mi?

Elbette ki bu sorunun yanıtı "hayır"dır. Madem insan ölüm karşısında
çaresizdir, bu durumda yapılacak en akılcı davranış, Allah' ın kesin
olarak gerçekleşeceğini bildirdiği ahiret hayatına şimdiden hazırlık
yapmaktır.

Dünya hayatına kendini kaptırarak ahireti düşünmeyi ihmal edenler ölüme
hazırlıksız yakalanırlar. "Şimdi nasıl olsa genciz dünyanın tadını
çıkaralım, yaşlanınca ya da ölüme yaklaşınca da ahireti düşünürüz"
diyenler, hiçbir zaman böyle bir fırsatları olmayacağını anlarlar.
Çünkü ölüm Allah' ın takdir ettiği anda gerçekleşen bir olaydır. Ve
insan yaşlılığa ulaşmadan genç yaşta da ölebilir. Bu durumda sadece
ileriye yönelik planlar yapıp, Allah' ın emirlerini yerine getirmeyi
ertelemek insanın büyük bir pişmanlık yaşamasına neden olur.

Tüm hayatını Allah' ı düşünmekten uzak geçiren ama öleceğini anladığında
tevbe eden kimseler de böyle bir pişmanlıkla karşılaşırlar. Çünkü böyle
bir tevbe sadece ölüm korkusundan kaynaklanan, samimi bir düzelme,
arınma niyeti taşımayan, dolayısıyla da Allah katında kabul edilmeyen
bir tevbe olabilir. Söz konusu kişiler bu gerçeği bildikleri halde tüm
hayatları boyunca nefisleri için yaşamayı tercih etmiş ve kendilerine
tanınan sürenin sona erdiğini anladıklarında da, çıkar yolları
kalmadığını görmenin telaşıyla, kendilerini kurtarmaya çalışmışlardır.
Ama böyle yaparak bir sonuca ulaşamazlar çünkü Allah onların
samimiyetsizliğine şahittir. Rabbimizin, ayetlerde bildirdiği gibi
Allah insanların içlerinde olanı, kimsenin bilmediği en gizli
düşüncelerini bilendir. Sadece ölüm korkusuna dayalı bir tevbeyi kabul
etmeyeceğini ise Allah şöyle haber vermiştir:

Tevbe; ne kötülükleri yapıp edip de onlardan birine ölüm çatınca: "Ben
şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için
değil. Böyleleri için acı bir azap hazırlamışızdır. (Nisa Suresi, 18)

Allah böyle insanlara bir fırsat daha verildiğinde, yine nankörlük
edeceklerini de pek çok ayetinde bildirmiştir. Bu konudaki bir ayet
şöyledir:

Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: "Keşke
(dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimizin ayetlerini
yalanlamasaydık ve mü' minlerden olsaydık." Hayır, önceden saklı
tuttukları kendilerine açıklandı. Şayet (dünyaya) geri çevrilseler
bile, kendisinden sakındırıldıkları şeylere şüphesiz yine
döneceklerdir. Çünkü onlar, gerçekten kafirlerdir. (Enam Suresi, 27-28)

Bu nedenle "nasıl olsa son anda iman eder, tevbe ederim" gibi bir
düşünceye kapılmak son derece hatalıdır ve insanları cehennem azabından
kurtaramaz. Öyleyse insan ölümle karşılaştığında kendisi için ebedi bir
pişmanlığın başlamasını istemiyorsa, bu dünyada mutlaka Rabbimize
kavuşacağının ve dünyada yaptıklarının karşılığını göreceğinin
bilinciyle yaşamalıdır.



İnkar Edenlerin Ölüm Anındaki Pişmanlıkları

Yaşadıkları süre boyunca insanlara pek çok kez cennet ve cehennemin
varlığı, ahiret için hazırlık yapmaları gerektiği hatırlatılır. Ancak
inkarcılar her seferinde yüz çevirir ve kendilerine verilen fırsatları
değerlendiremezler. Ölümle karşılaştıklarında yaşadıkları büyük
pişmanlığın asıl sebeplerinden biri de, "kendi elleriyle" kendilerini
bu duruma sokmuş olmalarıdır. Kimse onları zorlamamıştır, onlar kendi
iradeleriyle hareket ederek bu kötü sonu kendileri seçmişlerdir.

İnkarcılar bu yanlış seçimin sonucunda ölüm anı ile birlikte azabı
yaşamaya başlarlar. Bu azabın başlangıcı ise, Allah' ın ayetlerde
bildirdiği gibi, ölüm anında yaşanan büyük korkudur. O gün insanların
yaşadığı korkuyu Rabbimiz şöyle bildirir:

(Ölüm korkusundan) ayaklar birbirine dolaştığında;

O gün sevk, yalnızca Rabbinedir.

Fakat o, ne doğrulamış ne de namaz kılmıştı.

Ancak o, yalanlamış ve yüz çevirmişti.

Sonra çalım satarak yakınlarına gitmişti.

Sen buna müstahaksın, dahasına da müstahaksın.

Yine müstahaksın, dahasına da müstahaksın. (Kıyamet Suresi, 29-35)

Ancak unutmamak gerekir ki bu korkuyu sadece inkar edenler yaşarlar.
Çünkü iman eden insanlar zaten tüm hayatlarını Allah' ın hoşnutluğunu ve
sevgisini kazanmak için çalışarak geçirirler. Bu nedenle umut
içerisindedirler.

İnkar edenler ise ölümle birlikte büyük bir pişmanlık yaşarlar, ancak
bu başlarına gelecek azapların hiçbirini engellemeye yaramaz. Allah
inkar edenlerin canlarının büyük bir acı ve zorluk içerisinde
alınacağını bildirir:

... Sen bu zalimleri, ölümün ' şiddetli sarsıntıları' sırasında
meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak
yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah' a karşı haksız olanı söylediğiniz ve
O' nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı
bir azapla karşılık göreceksiniz" (dediklerinde) bir görsen... (Enam
Suresi, 93)

Öyleyse melekler, yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları zaman nasıl olacak? (Muhammed Suresi, 27)

Ölüm anında inkarcıların yaşadıkları bu durumu, dünya şartları içinde
kavrayabilmek elbette mümkün değildir. Ancak Allah insanların düşünmesi
ve böyle bir durumla karşılaşmaktan sakınmaları için bunun haberini
bildirmiştir. Ölüm melekleri ayetlerde de açıklandığı gibi inkar
edenlerin sırtlarına ve yüzlerine vura vura canlarını alacaklardır.
İnkarcılar bir yandan fiziksel bir acı duyacaklardır. Elbette bu acıyla
birlikte pişmanlığı da yaşamaya başlayacaklardır. Çünkü bu andan sonra
artık geri dönüş imkanları kalmamıştır.

Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki, ölüm anında insan başına
gelenlerin tümünü belki de her zamankinden daha açık bir şuurla,
hissederek yaşar. Onun için artık sonsuz bir hayat başlamıştır. Ölüm
sadece bir geçiş aşaması ve ruhun bedenden ayrılarak sonsuzluk mekanına
gidişidir.

İnkarcılar canları alınırken kendilerine çektirilen acıdan dolayı,
Allah' ın dilemesi dışında sonsuza kadar sürecek olan büyük bir azapla
karşı karşıya olduklarını anlarlar. Tüm hayatlarını Allah' ın dininden
yüz çevirmiş olarak geçiren bu kimseler, o anda kendilerini azaptan
kurtarması ve affetmesi için var güçleriyle Allah' a yalvarırlar.
Pişmanlıkla bir daha dünyaya döndürülmeyi, salih amellerde bulunmayı ve
kaybettiklerini telafi etmeyi isterler. Ancak bu istekleri kabul
edilmez çünkü onlara, Allah' ın bir ayetinde bildirdiği gibi "öğüt
alacak olanın öğüt alabileceği kadar bir süre" verilmiş, cennet ve
cehennem hayatı hatırlatılmış ama onlar bile bile bu gerçekten yüz
çevirmişlerdir. Kendilerine bir kez daha böyle bir imkan tanınmış olsa,
onların tüm bu pişmanlıklarını unutarak yine inkarı tercih edeceklerini
Allah Kuran' da şöyle bildirmiştir:

Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: "Rabbim, beni geri
çevirin. Ki, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım."
Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi
söylemektedir... (Mü' minun Suresi, 99-101)

İnkar edenler dünyada Allah' a bile bile secde etmemiş, O' nun
hükümlerini yerine getirmemiş ve O' nun emrettiği güzel ahlakı
yaşamaktan kaçınmışlardır. Ölümle birlikte ise artık ne kadar isteseler
de buna güç yetiremeyeceklerini Allah şöyle açıklar:

Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları
gün, artık güç yetiremezler. Gözleri ' korkudan ve dehşetten düşük' ,
kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce)
sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi. (Kalem Suresi, 42-43)

Ölüm ile birlikte Allah' ın vaat ettiği her olayın gerçek olduğunu
kavrayan bu kimselerin pişmanlığını artıran bir konu daha vardır.
Dünyada iken inanmadıkları, sözlerini ciddiye almadıkları ve hatta alay
ettikleri müminler, o gün inkar edenlerin çektiği azapların hiçbirini
yaşamazlar. Onlar tüm hayatlarını samimiyetle Allah' ın rızasını
isteyerek geçirmelerinden dolayı sonsuza kadar her şeyin en güzeliyle
mükafatlandırılırlar. Onların canı inkarcılarınkinin tam tersine, hiç
acı çekmeden "yumuşakça" alınır. (Naziat Suresi, 2) Allah' ın bir
ayetinde bildirdiğine göre melekler, ölüm anında müminleri selamlar ve
onlara cennet müjdesini verirler:

Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler.
"Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin." (Nahl Suresi, 32)

Bu, inkar edenler için bir başka manevi azaptır. Çünkü dünyada
müminlere tanınan imkanlar ve fırsatlar kendilerine de verilmiştir.
Ancak onlar dünya hayatının geçici menfaatlerinden yararlanabilmek
uğruna, bile bile cenneti kaybetmişlerdir. Dünyanın kısa bir deneme
yeri olduğu, ahiretin asıl hayat olduğu hatırlatıldığı halde bunu
anlamazlıktan gelmişlerdir. Bu yüzden dünyada ahiret için kazançlı
olabilecek hayırlar işlememişlerdir. Oysa Allah' ın emrettiği güzel
ahlakı yaşamak, salih bir mümin olmak yalnızca samimi bir niyet etmek
ve bu niyette irade göstermekle her insan için mümkündür. İşte tüm
bunları düşünmek inkar edenlerin içindeki pişmanlığı daha da artırır.

Allah bir ayette, "Yoksa kötülüklere batıp-yara alanlar, kendilerini
iman edip salih amellerde bulunanlar gibi kılacağımızı mı sandılar?
Hayatları ve ölümleri bir mi olacak? Ne kötü hüküm veriyorlar." (Casiye
Suresi, 21) şeklinde buyurarak herkesin yaşam şekline göre sadece hak
ettiği karşılığı alacağını haber verir.

Bunun yanında cehennem azabının kendileri için hazır edildiğini
bilmenin verdiği korku da inkarcıların pişmanlıklarını kat kat
artıracaktır. Zira o ana kadar sadece canlarının acıyla çekilişinin
verdiği azabı yaşamışlardır. Ancak sonrasında kendilerini nelerin
beklediğini de çok iyi anlamışlardır.

İnkar edenlerin ölüm ile başlayan bu pişmanlıkları Allah dilediği
sürece devam edecektir. Geçen her dakika, her saat ve her gün hiç
bitmeyen azabın içinde kalacak ve pişmanlıktan kurtulamayacaklardır.

Halbuki böylesine büyük ve sonsuz bir pişmanlığı yaşamamak insanın
kendi elindedir. Ölümün ve ahiretin gerçekliğini anlamak için onlarla
karşılaşmayı beklemeye gerek yoktur. İnsan için Allah' ın vaadi
yeterlidir. Ölümün sonrasında Allah' ın adaleti kesin olarak yerini
bulur, inkar edenler cehennemle azaplandırılır ve iman edenler de
cennete kavuşurlar.

Öyleyse henüz ölümle karşılaşmamış her insanın yapacağı en akılcı
davranış Allah' a sığınmak ve O' nun rahmetini dilemek olacaktır. Ayrıca
Allah' ın insanlara yol gösterici olarak gönderdiği Kuran' ı ve Peygamber
Efendimiz (sav)' in sünnetini çok iyi öğrenmek, ve kendilerine
gösterilen yol doğrultusunda yaşamaktır. Ölüm gerçeğini düşünmeyerek
ölümden uzak durmak değil, aksine ölümün yakınlığını düşünerek harekete
geçmek insana fayda sağlayacaktır.

Allah' a yönelip dönen insan dünyada ve ahirette Rabbimizin rızasını
kazanır ve hoşnut edilmiş olarak cennete girer. Allah müminleri
Kuran' da bu gerçek ile şöyle müjdeler:

Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis, Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut
edilmiş olarak dön. Artık kullarımın arasına gir. Cennetime gir."(Fecr
Suresi, 27-30)

Ölümün pişmanlığından kurtulmak ve sonsuz cennetin güzelliklerine
kavuşmak isteyen insan, ölümü ve sonrasını şimdiden düşünmeli ve
kendisini yaratan Rabbimizin hak olan yolunu seçmelidir.




Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 17.06.2008 14:12:13
Yazıyı Ekleyen : admin
 Bu  yazı Bugün 1 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 4366 kez okundu.
admin bugüne kadar toplam 3487 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

KIYMETLİ KADIN İSİMLERİ

Sıkıntı anında çekilecek tesbihler..

Göz Alıcı kareler


Bugün Hiç Okunmadılar..

~ YeTimLerin Ba§InI Ok§aMaK ~

ESMA_ÜL HÜSNA VE ŞERHİNDEN OLAN HAFİD

ESGi NEDiR..?

AHDE VEFA

Musa'b Bin Ümeyir


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
dilara_gülşeni , tezin , eatas , halide , kunduz , asılbekova , asilbekova , faruk bin samet , canercansu özanlı ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

HaramKONUKabdurrahmankefaletharut ve marutciceklerTANITIMsiagafursahip

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   sare
   I.Akin
   keyyis
   gülümse
   sedo gozo

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.