Bizimle münafıklar arasında yatsı ve sabah namazlarında hazır bulunma farkı vardır. Onlar bu iki namaza muktedir olamazlar.
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Devamlı herkesle kavga ve çekişme halinde olman, günah olarak sana kafidi


Başlangıç sayfanıza talibiz
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Genel Makaleler » Ne yapmaya çalışıyorum?


Ne yapmaya çalışıyorum?
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...








Ne yapmaya çalışıyorum?








Murat Türker


Yazara Mesaj Gönder








BİRTAKIM GÜÇ odaklarının, İslâm’ı bir heyula gibi göstermeye çalıştıklarına vurgu yapan değerlendirmeler isabetli bir tahlilin ürünüdür.


Bir başka deyişle, mü’minlerin temsil kalitelerinin çok önemli olduğu devirlerden birinde yaşıyoruz.


Garaudy, özellikle Fransa’da her yıl yüzlerce insanın ‘müslümanlara rağmen’ ihtidâ ettiğini söylüyordu.


Bir ‘temsil sorunu’ yaşadığımız da âşikâr…


İslâm’ın kanlı terör eylemleri ile aynı değerlendirmelere konu edilmesinden, müslüman kelimesinin bugün nice Batılı zihinde evvela ‘terörist’ çağrışımı ile gündeme gelmesinden -haklı olarak- rahatsızlık duyan ehl-i din arasında, mezkûr algıyı körüklediğini düşündükleri ‘radikal müslüman’ profiline yönelik bir tepki de hayli yaygınlaşmış bulunuyor.


Bahsi geçen tarzda bir temsil krizine düçar olduğumuzu bütünüyle reddetmek elbette mümkün değil.


Küresel ölçekte ‘büyük resme’ baktığınızda hep müslümanlar aleyhine şekillenmiş bir tabloyla karşılaşıyorsunuz.


Benim dikkat çekmek istediğim nokta ise, var olduğunu bildiğimiz ve her dâim gözlemlediğimiz bu ‘temsil sorunu’nun, müslüman dünyada bir ‘tasavvur krizi’ne dönüşme eğilimi taşımakta olduğudur.


Her zaman olduğu gibi, ifrattan yine tefrit doğuyor.


Yine özden kopuşu simgeleyen bir akıl tutulması, tam karşıt kutupta mevzilenen bir savrulmanın rahminde büyüyüp gelişiyor.


Gözleri önünde duran temsil sorununa neden olan müfrit akımların varlığıyla mücadele edebilme adına, ‘budanmış’ bir din telakkisine demir atan niceleri iklimimizde boy veriyor.


İslâm’ı şiddetle özdeşleştirdiğini düşündükleri ‘radikal’ eğilimlerle mücadele etme ve dinin bozulan imajını düzeltme kaygısı, aslî iddialarından tecerrüd etmiş bir din algısının zemin kazanmasına yol açıyor.


Çoğu zaman bu noktada muvâzeneyi muhafaza etmekte zorlanıyoruz.


Birilerinin ‘meydan okuyucu’ bir dille zora soktukları tebliğ ameliyesini, başka birileri de ‘özür dileyici’ bir jargonla ıslah etmeye çalışıyorlar.


Ve “Terörle, şiddetle aramızı ayıralım” şeklindeki ‘haklı talep’, kısa sürede yerini ‘haksız bir telaş’a terk ediyor.


Süreç tam tamına şöyle işliyor:


Önce çağın insanına, mütehayyirlerine kabul ettirmekte zorluk yaşanılacağı düşünülen ahkâm setrediliyor.


İşbu yöntemdeki abartılı tavır alışlar bile hîn-i hâcette devreye sokulan ‘tedrîcilik’ söylemi üzerinden absorbe ediliyor.


Bir anlamda, doğru istimal edildiğinde hakkaniyetli bir üslûba tekabül eden tedrîcilik düsturu, olur olmaz yerlerde kullanılarak mevcut pozisyona meşruiyet kazandırılıyor.


Elbette bunlar tamamen iyi niyetle ortaya konan çabalar…


Fakat süreç içerisinde şöyle bir problem uç vermeye başlıyor: Stratejik gerekçelerle setredilen ahkâm, temsilcileri tarafından da sorgulanmaya başlanıyor!


Zamanla, lânse ettiğimiz din telakkisini sahiplenmeye başlıyoruz.


Kolay kabul ettiremeyeceğimizi düşündüğümüz hükümleri muvakkaten öne çıkarmayarak idâme ettirdiğimizi düşündüğümüz vetire, daha sonraları bizim zihnimizde de merkezî bir konum ihrâz ediyor.


Aramızda ‘tarihselci’ yorumlara tutunanlar, ‘hermönetik’ izahlara yaslananlar zuhur ediyor.


Nassı, modernitenin inşâ ettiği aklının önüne geçirebilenler bile, “İyi de bu devirde bu nasıl olacak?” şüphesinden vâreste olamıyorlar.


‘Ahkâmdan utanan’ müslümanlar işte böyle bir süreçte arz-ı endam ediyorlar.


Mesela recmden söz açmaya görün; karşınıza “İcrâ edilme sayısı iki elin parmaklarını geçmeyen bu cezayı zikrederek mi insan kazanacağız?” sorusuyla dikilenler oluyor.


Allah Resulü (s.a.v) ve ashabının cihad ‘tehâlük’ünden bahsettiğinizde, ya “Bu devirde cihad kalemle olur” ‘tekerlemesi’ ile karşılanıyorsunuz; ya da başka bir varyantı yokmuşçasına sürekli ‘nefisle cihad’ı öne çıkaran daraltmacı mantıkla yüzleşiyorsunuz.


Muhataplarınız içinde, cihadın gereksinimini kabul etmekle beraber, “Cihad ilan etmek için bir merkezî otoritenin varlığına ihtiyaç vardır; her kafasına esen tek başına ya da gruplar hâlinde cihada soyunursa kargaşa çıkar” türünden ‘isabetli’ değerlendirmeler yapanlar da elbette vardır.


Ama bu da doğru olduğu kadar eksik bir analizdir.


Zaten cihadın ehemmiyetine vurgu yapan hiçbir akl-ı selim zihin, işbu ‘merkezî otorite’ vurgusunu ıskalamıyor.


Veya şöyle ifade edelim: Recm gibi, kılıçla cihad gibi, el kesme gibi ‘modern algı’ zâviyesinden ‘sorunlu’ (!) görülen ahkâmı gündeme getirenler, behemehal bunların fiilî icrâsı için vaziyet alma gibi bir öneri getiriyor değiller.


Elbette müeyyidâtın hayata geçirilmesi, cihad ilânı gibi mevzular bir kurumsal yapıyla mümkün olabilir. Fukaha bu alanı istisnalar hâricinde, idarecilere, otoriteye hasretmiştir.


Yani mesele icrâ meselesi değildir. Yapılmaya çalışılan, fiiliyat söz konusu olduğunda zaten otomatikman gündem dışı kalan (!) ahkâmı, en azından zihinlerde, bilinç düzeyinde diri tutabilmektir.


Bırakınız uygulamanın ‘bu devirde’ ne şekilde olacağını veya olması gerekip gerekmediğini…


Bunları geçin bi yol!


Aramızda zihnî düzlemde bile bunların var olamayacağına inanan müslümanlar var ve sayıları her geçen gün hızla artıyor.


Dinin merkezinde elbette bu tür cezalar yok ama çözülme bir yerden başladı mı önünü nasıl alacağız?


Dün recme “Olur muymuş canım?” lâkaytlığı ile yaklaşanlar bugün “Kılıçla cihad eskidenmiş!” pespâyeliğini terviç ediyorlar.


Artık küfürle ayrışmayı değil uzlaşmayı önceliyoruz.


Bir nebevî beyan tahakkuk ediyor bugün: Nebî’nin (s.a.v) “Sizden önceki ümmetler bir kelerin deliğine de girseler onları takip edeceksiniz” ihtarı yazık ki bizi tarif ediyor.


Velhasıl biz, ‘cihad’ derken “Hadi elimize kılıçları alıp davranalım!” pervasızlığına prim vermeye falan çalışmıyoruz…


Sadece kalp ve zihinlerde ‘cihad’ tasavvurunu diri tutmaya gayret ediyoruz.


Çünkü, ‘kurdun gövdenin içinde’ olduğuna inanıyoruz.








 


 02/09/2008


© 2008 karakalem.net, Murat Türker




Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 15.11.2008 13:08:22
Kaynak : www.karakalem.net
Yazıyı Ekleyen : hakanbalıkçı
 Bu  yazı Bugün 0 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 1231 kez okundu.
hakanbalıkçı bugüne kadar toplam 65 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

umre ve cuma namazı

itaat

Kuran Arapçadır, Ama Hükümleri Evrenseldir


Bugün Hiç Okunmadılar..

Besmele

EVLİLİKTEN BUNLARI BEKLEYİN !

AH !

Hatalara hayat hakkı tanımamak gerek

kur'an'ın mucizeleri petrolün oluşumu


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
rojin , bnm , doğan , gül sevdalısı , adem8286 , coolgaripce , neriman , nurdan elif ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

bakaraoyunlarkarizmaorucu bozan hallerkadir suresiMUSTAFAikramkullukmaddiyatYasar

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   mnvvr
   cerensbzc
   GüLe_SeVdAlI
   legal89
   gulsende

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.