Herkesten fedakarlık beklenemez ve herkes de fedakarlıkta bulunamaz. Ancak, müminler inançları gereği “ fedakar “ olmak zorundadırlar. Fedakarlık kişisel gelişimde, olgunluğa ermenin bir tezahürüdür. Bugün insanlık, bilhassa hizmet noktasında fedakarlık ruhuna ve bilincine çok muhtaç durumdadır.
Arapça feda, farsça kar sözcüklerinin birleşimiyle oluşmuş olan fedakarlık kelimesi, özverili olmak şeklinde de ifade edilmektedir. Özveri ( fedakarlık ) insanın yaratılış yapısına işlenmiş bir özelliktir ve karlı bir iştir. Kişi gerektiğinde, dostları uğruna canını dahi feda edebilir. Aynen tohumun yere düşüp de öldüğü gibi.
Sevginin özünde fedakarlık vardır. Seven insan sevdiği kişi için her türlü fedakârlığı yapar ve bundan dolayı hiçbir zaman yakınmaz, bıkkınlık duymadığı gibi haz duyarak, zevk alır. Öyle ki, sevgisi uğruna kendi çıkarlarından vazgeçerek, kendini feda eder. Sevginin kaynağı ise Yaradan’la ilişkili olmalıdır.
Fedakarlığın edebiyatı yapılamaz, ancak uygulaması olur. Bir şeyleri paylaşmak, vakit ayırmak, para dağıtmak, mal vermek, emek harcamak, nefes tüketmek, ilim yaymak, canını ortaya koymak, ibadetlerini yerine getirmek, uykudan ve istirahattan vazgeçmek, nefsani zevklerden uzaklaşmaktır fedakarlık.
ÖZVERİLİ OLABİLMEK İÇİN
İnsan Suresi: 8,9,10 – “Onlar; seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. Yedirdikleri kimselere şöyle derler: “Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz. Çünkü biz, asık suratlı, çetin bir günden, o günün azabından dolayı Rabbimizden korkarız.”
Haşr Suresi: 9 – “Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”
Bazı insanlar vardır ki, karşılıksız hiçbir iyilikte bulunmaz ve bulunmayı da sevmez, gönlünden de fedakarlığa yanaşmadığı gibi özveride bulunanları ise saflıkla, akılsızlıkla hatta enayilikle de suçlayabilirler. İşte bu tip insanlar, gerçek insanlıktan ve İslam’dan haberi olmayan nasipsiz, zavallılardır.
Allah (c.c.)’a ve Ahiret gününe gerçek anlamda inanamayan insanlar, dünya hayatını bir mücadele yeri olarak algılarlar ve hayatta kalabilmek için savaş vermeye, bu savaşda da güçlü olanların, güçsüz olanları ezerek hayatlarına devam etmesi gereğine inanırlar ve yalnızca kendi çıkarlarını düşünürler.
GÜZELLİKLER FEDAKARLIKLA YAYILIR.
Hayvanların yavrularına karşı gösterdikleri fedakarlığın zirve noktası annelik içgüdüsünde en bariz şekliyle kadınlarda açığa çıkmaktadır. Güzel duygular, iyilikler, sevgi, merhamet ve inançlar hep fedakarlık oranında yayılırlar ki, ancak sevgi toplumu, barış ortamı kurulabilsin. Bu yaklaşımlar asla ütopya değildir.
Hz. Musa (as) ümmetinden fedakarlıkta bulunmalarını istediğinde, büyük kitlelerden olumsuz yanıt almasına rağmen, Hz. Muhammed (sav)’in ümmeti ise canla, başla fedakarlığa hazır olduklarını ve “anam, babam, her şeyim hatta canım feda olsun. Ya Resullallah…” diyebilmeleri gün gibi aşikardır.
Öyle ki, o gökyüzü yıldızları sahabeler, biz üzerimize düşen görev ve sorumluluklarımızı yerine getirdik, unumuzu eledik eleğimizi duvara asdık. Bütün çile ve sıkıntılara göğüs gerdik, sabrettik, içinde bulunduğumuz kutsal topraklarda, geri kalan ömrümüzü huzur içerisinde tamamlayalım demediler.
Bizim gibi etten ve kemikten yaratılmış, nefs sahibi, malı-mülkü, hısım-akrabası bulunan bu sahabeler rahat ve konforunu hiçbir zaman düşünmeden yayan, yapıldak yeryüzüne dağılarak son nefeslerine kadar fedakarlığın ne demek olduğunu bizzat destanlar yazarak bizlere örnek oldular. İşte size, Anadolu sahabeleri…
FEDAKARLIK BİR İBADETTİR.
Yukarıda verdiğimiz Ayet’i Kerime’lerin, hücrelerimize kadar kalbimizi ürpertmesi ve batıdaki bir müminin ayağına bir diken batsa, doğudaki bir mümin bunu hissetmiyorsa kamil manada mümin değildir. Komşusu aç iken, kendisi tok yatan olgun mümin değildir. Hadis’i Şerif’lerinin uygulanmaya konulması ise bir ibadettir.
İbadet denilince akla yalnız, namaz, oruç, zekat ve hacc gelmez. İbadet; topyekün olarak bütün emir ve yasakların yerliyerinde, zamanlamasına dikkat edilerek günlük ve sosyal hayatta tam anlamıyla uygulanmasıdır. Şimdi, bir kez daha iyice tefekkür etmeliyiz. Acaba biz, ne kadar fedakarız?
Hamd olsun Alemlerin Rabb’ı olan Cenab’ı Allaha’a…
Mehmet Ali BİÇER