MÜSLÜMAN TEFRİKA YAPAMAZ.!
Yüce Allah (cc) şöyle buyuruyor “ Biliniz ki Allah, kendi yolunda birbirine kenetlenmiş bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.” (saf,4)
“ Onun için sen, emrolduğun şekilde, beraberinde tövbe edenlerle dosdoğru hareket et. Aşarı gitmeyin; çünkü Allah, yaptıklarınızın hepsini kemaliyle görücüdür. (Hud- 112)
“ Elbirlik Allah’ın dinine sımsıkı sarılın. Birbirinizden ayrılıp dağılmayın. Allah’ın üzerinizdeki İslam nimetini düşünü…” (İli İmran -103)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) “ Birlikte rahmet ayrılıkta azap vardır.’ Buyurarak bizleri uyarmaktadır. Azcık tefekkür etmesini bilen bu ayetlerden ve hadisten gerekli dersi çıkararak, kendisine yeniden çeki düzen verebilir.
Kur’an ve sünnet Müslüman için bulunmaz birer nimettir. Ayaklarımızın kaymasını önler. Yoldan çıktığımızda kolumuzdan tutar yola sokar. Başımız sıkıntıya düştüğünde, sıkıntılarımızı çözer. Hülasa her zaman başvuracağımız, sarsılmaz iki önemli ilahi kaynak.
İş böyle olduğu halde, Müslüman tefrikaya düşebilir mi? Bilmeden tefrikaya düşen Müslüman, azap çukurunda kalması için direnir mi? Tarihteki zaferler ittifakla, mağlubiyetler ayrılıktan meydana gelmiştir. İttifakın ilacı ihlâs ve ihsan olduğu halde, ayrılığın zehri, hırs ve hasettir.
Birlik ve beraberliğe her zamandan daha çok ihtiyacımızın olduğu bir dönemde, Erbakan Hoca bir tarafta, Numan Bey diğer tarafta ayrı - ayrı iftar programları yapmaları ayrılık işaretleridir. Ayrışmayı istemeyen gençlerin hissi ve duygusal tepkilerine karşı gelmek, o masum gençleri kınamak, yaptıkları ölçüsüz davranışlarını tasvip etmemenin yanında, o genç yavrucakların yürekten gelen iniltilerine tercüman olmamak, sahip çıkmamak, ayrıca bir ayrılıktır.
Milli görüşçülere ne oluyor demeyeceğim. Geçmişte ve bugün olanları görerek yaşadık ve yaşıyoruz. İstisna kaideyi bozmaz. Genelde yukarıdakiler öyle veya böyle bir araya gelirlerken, neticede ne oluyorsa, yükü çeken aldaki garibanlara oluyor. Yetmiyor suçlanıyorlar, yetmiyor dışlanıyorlar. Sonra niçin başarılı olamıyoruz diye suçlu arıyorlar.
Mili görüşün şu anda yaşamakta olduğu sıkıntıya bir bakalım. Yaşanılan olayın sucunu hiç kimse yüklenmek istemiyor. Herkesim kendini haklı görüyor. Milli görüşün içinde parlayan küçük bir kıvılcımı yangına çevirmek için bir kısım çevreler ateşin üzerine benzinle gittiklerini de görüyoruz. Hal böyle olduğu halde, ayrılık kıvılcımına sebep olanlardan tutarlı bir açıklama beklerken işlenen sucu dış güçlere yükleme gibi bir mantıksızlıkla karşı karşıya kalıyoruz.
Sayın Numan Bey şöyle diyor: “ Birileri meydanlara inmemizi istemiyor. Evet mitingleri yapmamıza engel oluyorlar. Partimizi karıştırıyorlar. Oyunu bozduk hedef olduk. Referanduma evet dedik hayır cephesini bozduk. Süleyman Demirel’in çatı projesine (SP-DP-BBP-TP) ittifakına karşı çıktık. Bu iki olaya engel olduğumuz için derin güçler devreye girdi.
Bu cümlelerle kendini savunmaya çalışan ve oyun bozduklarını söyleyen, Sayın Numan Bey, bu ifadelerle siyasi tecrübesizliğinin kurbanı olduğunu itiraf ediyor. Kaş yapayım derken göz çıkarmak suretiyle derin güçlerin ekmeğine yağ sürdüğünün farkında değil.
Yapılan hatayı görebilmek için, şu soruları kendilerine ve ekibine sormak istiyorum.
1- Madem oyunu bozdun niye oyuncuların oyununa alet oldun. Hiç gereği yokken niçin 4.olağanüstü kongreye giderek partinin karışmasına sebep oldun.
2-Meydanlara çıkıp evet mitingleri yapmanıza engel iç güçler mi? sizin ifadenizle derin güçler mi? Yoksa sizin ve ekibinizin siyasi tecrübesizliği mi? Hani bilmiyorsan bir bilenden sor. 4. olağanüstü kongre yaparak bazı insanların tasfiye edilmesini kim sizlere önerdi.
3- Haklı durumda iken haksız duruma düşmek sonrada suçu başka yerlerde aramak, acemi çavuşların işine benzemiyor mu.?
4- Meydanlara çıkmak için sizlere engel mi var? Niçin meydanlara çıkamıyorsunuz? Beklediğiniz ve istediğiniz kalabalıkları toplayamayacağınızdan ayrıca toplu bir protesto ile karşılaşırım endişesini taşıdığınızdan meydanlara inemiyorsunuz. Öyle değil mi? Haklı olarak taşıdığınız bu endişelerin müsebbibi sizler ve ekibiniz değil mi?
Güzel bir başlangıç yaptınız tabir caizse bir kazan süt sağıldınız. Sonra birileri veya sizler bilmeden kazanın içine bir damla haram ilave etiniz sütü murdar yaptınız. Bu sütten şifa olmaz. Hatanın telafisi için, sütü dökeceksiniz. Yani yeniden bismillah diyerek adil bir kongre ile beklenilen ittifak sağlamalısınız.
Bildiğiniz şu güzel sözle makalemizi noktalayalım. “ Siviller denize bakarken denizin maviliğini, askerler derinliğini görürler.” Siyasilerde siyasetin sadece düz tarafını değil, dik ve derin taraflarını da görerek siyaset yapmalıdırlar. Siyasete bilgi ile birlikte tecrübede şarttır. Vakitsiz öten horozun ömrü kısa olduğu gibi, tecrübesiz siyasetçinin de ömrü uzun olmaz. Selam ve dua ile 1-EYLÜL-2010
Alaettin KÖKSAL
KOCAELİ