MİLLETİN KÜRSÜLERİ İSTENİLDİĞİ ZAMAN SAVUNMA, İSTENİLDİĞİ
ZAMAN HUCUM YERİ OLARAK KULLANILMAMALIDIR.
4O Yıldır Türk siyasetini kenarından, köşesinden takip ederken, kaderin bir cilvesi olacak ki, muhtelif zamanlarda, ister istemez siyasetin ortasında ve merkezinde yer aldım.
Bu imkân sayesinde bilmediğim birçok şey öğrendim ve duydum. Siyasilerin, sivil ve resmi bürokratların, bağımsız mahkemelerin, askeri yetkililerin beyanatlarını ve icraatlarını takip ettim. Birçok siyasetçi, yazar ve aydının konuşmalarını dinledim yazılarını okudum, Bazılarını aldım, bazılarını çöp sepetine atarak kendimi geliştirdim. İlmin ve bilginin yanında tecrübenin ne kadar önemli olduğunu anladım.
Burada hiç kimseyi zan altına bırakmadan bir tespit yapma niyetindeyim. İlim ve bilgi yüklü genç siyasetçi ve bürokratların en büyük eksiklikleri, yeterli tecrübeye sahip olmayışlarıdır. Dün tecrübeye yeteri kadar önem vermeyenler, iş başa gelince tecrübenin ne kadar önemli olduğunu anlatılar. Yaşanmış birçok olayı yeniden yaşayarak tecrübelendiler. Lakin bilmeyerek de olsa ülkeye ve millete hizmet yapma hususunda zaman israfına sebep oldular.
İstisnalar kaideyi bozmaz düşüncesiyle, genel olarak, millet adına, milletin kürsüsüne çıkarak konuşmaya başlayan siyasetçi, sivil ve resmi bürokratlar, konuşmalarını savunma temeli üzerine bina ederek hücumla bitirmeye çalışırlar.. Bu gibi konuşmaları hayretle dinleyen vatandaşlarımız, bu beylerin kime niçin hakaret ettiklerini anlamakta zorlanıyorlar.
Devletin kurum ve kuruluşları milletin malıdır. Makamlara ve mevkilere seçilerek ve tayın edilerek gelen şahsiyetler, milletin mukaddes değerlerine saygısızlık yapamazlar. İnanç değerlerini hafife alarak, hakarette bulunamazlar. Ülkenin ve milletin milli menfaatlerinin korunması için tahsis edilen makam ve mevkiler milletin emaneti olarak kalıcı, oturan şahsiyetler için gelip geçicidir. Herkes bu anlayışla görevini yapmalıdır. Arkasından hoş bir seda bırakmalıdır.
Millete rağmen bazı şahsiyetlerin darbe ve benzeri müdahalelerde bulunmaları ülkenin ve milletin yararına değildir. Askeri eğitim için yapılan harp oyunlarında iç düşman olarak milletimiz ve milletimizin inanç değerleri hedef alınmamalıdır. Böyle bir kapı açılırsa yarın birileri çıkar Alevileri bir diğeri Kürtleri bir diğeri bilmem kimileri iç düşman gösterirse, bu iş sadece dış şer güçlerin iştahını kabartmış olur.
Yapılmak istenen bellidir. Lafı eğip bükmeye gerek yok. Yapılanda hayır var diyerek, herkes kendine ders çıkartmalıdır. Ben yaptım oldu anlayışı tarihe gömülmelidir. Yanlış anlaşıldık, meseleyi anlatamadık deme yerine “ paşa, paşa imzaladık. Sabrımız taşıyor.” Gibi ve benzeri cümlelerle milletin güvenini sarsmaya hiç kimsenin hakkı yoktur.
İletişim ve ulaşımın zirve yaptığı bir dönemde hiçbir şeyin gizli kalmayacağı, konuşulanların inkâr edilemeyeceği bilindiği halde, gizli planlar yapmak içdüşman olarak mütedeyyin insanları açıkça söylemekten çekinerek, irtica tehlikesi varmış gibi yaparak, güç gösterisinde bulunmak, ideolojik bir inanç grubunun ürünümüdür? Meseleyi kökünden çözmek için öncelikle bu ideolojik düşünce sahiplerinin eylemleri sorgulanmalıdır.
Milletin seçtiklerini hukuk dışı yollarla indirmeye çalışanlar hukuktan adaletten söz edebilirler mi? Milletin tankını milletin üzerine sevk etmek, Mehmetçiği; babasına, anasına, kardeşine karşı tehdit unsuru yapmak kolay değildir. Herkes görevini yaparken hukukun üstünlüğüne inanmalı demokrasinin kurallarına uymalıdır. Bana göre demokrasi bana göre hukuk olmaz olamaz. Tüm vatandaşlarımız, Cumhurbaşkanından odacısına, Genelkurmay başkanından erine kadar herkes kanun karşısında eşit olmalıdır.
Darbecilerden; darbe yiyenlerin demokrasi dışı darbeci bir anlayışla yazmaları ve konuşmaları AK Partisine, dolayısıyla milletin inanç değerlerine bir düşmanlıkları mı var? Milletin dini duygularını yıllarca körletemeyenler halkımızı irticacı diyerek fişlemek terörist muamelesi yapmak insanı ve vicdani değerlere uygun mudur? AK Partisini özellikle sayın başbakanı tek parti diktatörlüğüyle ile eleştirenler öncelikle kendi gözlerindeki merteği görmelidirler.
Hiçbir siyasetçi, aydın, yazar ve bürokrat; Devletin kurumlarını, vatan, bayrak, din, tarih ve mukaddesat değerlerini, Devletimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’Ü istismar ederek arkalarına saklanmamalıdırlar. İlerici aydın insanlar, geçmişten ders alarak geleceği inşa etmelidirler. Geçmiş yönetimlerde yetkili olan insanların icraatlarını, siyasi çıkar ve menfaatleri için, işlerine geldiği gibi konuşup istismar etmek, hem hakarettir hem de millet adına haksızlıktır.
Tarihin derinliklerine kök salmış, imparatorluklar kurumuş, dünyanın en tecrübeli devleti olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, artık her türlü darbelere, komplolara, siyasi entrikalara, kurumlar arası saltanat kavgalarına elbirliği ile son vermelidir. Milletimizi tutarsız basit komplo teorileriyle, korkutmanın devri kapanmalıdır. Halkımız, aynı filmi seyretmekten, temcit pilavı gibi önüne sürülen yazılmış senaryolardan usanmıştır.
Meseleyi özetlersek, milletin sabrını daha fazla zorlamadan, kurumlar arası sürtüşme çıkarmaya çalışanlar, kim olurlarsa olsunlar, devletin kurumlarından ayıklanarak yargıya teslim edilmelidirler. İslam dünyası haksız bir şekilde ateş çemberiyle kuşatılmışken, aynı değerleri paylaşan bizler birbirimizi nasıl düşman görebiliriz. Askerin sabrı ile siyasilerin sabrı aynı olmalıdır. Ülkemize düşen ateş sadece düştüğü yeri yakmıyor. Unutmayın ki milletin de bir sabrı vardır.
Birimizin eline çakmak birimizin elinde benzin olursa içte huzur olur mu? Allah göstermesin yanlış bir eylem ve söylemle ülkeyi yangına çevirecek bir kıvılcıma sebep olanlar tarih önünde hesap verebilirler mi? PKK terörü dıştan içimize atılan bir kıvılcımdır. 30 yıldır bu kıvılcımı söndüremedik. Terör belasından ülkenin ve milletin ne dehşetli zararlar gördüğünü bilen siyasi ve askeri yetkililer, gönül birliği ile “DURUN KALABALIKLAR BU YOL ÇIKMAZ SOKAK” diyerek masaya vurarak millete güven vermelidirler.
Alaettin KÖKSAL
Kocaeli