Bir kimse, iflâs edenin yanında malını aynen bulmuş ise, bu mala o, herkesten daha ziyâde hak sâhibidir.
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Nafaka için harcananın hepsi Allah yolunda harcanmış gibidir, bina için harcanan müstesna, bunda hayır yoktur.


Daha çok kişiye ulaşabilmemiz için
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Ödevler » medine dönemi


medine dönemi
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...


MEDİNE DÖNEMİ


HİCRET


Kureyş boş durmuyordu.Sık sık toplanarak bu tehlikeden kurtulmak için planlar yapıyorlardi. En son Ebu Cehil' in fikriyle her kabileden güçlü, güvenilir, silahlı bir genç seçilecek ve hep birlikte, aynı anda Muhammed (sav) ' e saldırıp O' nu öldüreceklerdi. Böylece Beni Hişam, bütün Kureyş kabileleri ile uğraşamayacak, Kureyş de onların öne sürdüğü diyeti ödeyecekti.


Peygamber (sav), Ebu Bekir' in yanına giderek, Yesrib' e hicret etmeleri için izin çıktığını ve birlikte gideceklerini söyledi. Sonra da Hz.Ali' yi kendi yerine bırakarak Yasin suresini okumakta iken dışarı çıktı. Kapı önünde bekleyen müşrikler, O' nu göremediler, yanlarından geçip gitti. Sabaha kadar beklediler, Peygamber (sav) yerine Ali' yi gördüler ve O' ndan bir iz bulamayarak kabilelerine geri döndüler.


Peygamber(sav) ile Ebu Bekir geride Ali' yi bırakarak Medine' ye doğru yola koyulmuşlardı. Mekkeli müşrikler durumun sonradan farkına varabildiler ve iki güzel insanın peşine köpekler gibi düştüler. En son bir mağaranın yanına geldiklerinde peşlerindekiler iyice yaklaşmıştı. "Üçüncüleri Allah olan iki kişi" mağaranın içinde, adamlar mağaranın dışındaydı. Adamların hepsi de kararlı bir şekilde içeriye girmeye gerek olmadığını, çünkü orada kimsenin bulunamayacağını söylediler. Daha sonra geldikleri yoldan geri döndüler. Peygamber ve Ebu Bekir, kalkıp baktıklarında gördüler ki, mağaranın önünde, sabah orada olmayan bir akasya ağacı var ve tüm mağara ağzını bir örümcek ağ örerek kapatmıştı. Yine girişin çukurunda bir güvercin yuva yapmış ve yumurtası üzerinde oturmaktaydı.


Amr onları Yesrib' e kadar götürecek henüz Müslüman olmamış, fakat sözüne güvenilir bir rehber getirdi. Bu adam onları Yesrib' e sadece gerçek bir çöl adamının bilebileceği yollardan götürecekti.


Günlerce önce, Mekke' de Peygamber (sav)' in kaybolduğu ve onu bulana 100 deve ödül verileceği haberi vahaya ulaşmıştı. Kubalılar her sabah yanlarında başkalarını da götürerek yola çıkıyor ve O' nu arıyorlardı. Geliş zamanı gecikmişti. Nihayet o gün geldi. O' nun geldiğini ilk gören bir Yahudi idi. Komşularından nasıl biri olduğunu öğrenmiş ve onu hemen tanımıştı. Yahudi bağırarak onların geldiğini söyledi. Bu çağrıyı duyan kadın ve erkekler evlerinden fırladılar ve onu selamlamaya koştular. İki gün sonra Ali de onlara katılmıştı. Karşılayanlar arasında, İranlı bir ailenin genç yaşta Hıristiyan olmuş oğlu, Selman da bulunuyordu. O da bunca senedir Peygamber (sav) ' i beklemişti.


MEDİNE YOLU


Peygamber, vahaya 27 Eylül MS 622, Pazartesi günü ulaştı. Medinelilerin Peygamber (sav) Kuba' ya geldiği için sabırsızlandıkları haberi geldi. Bu yüzden Peygamber (sav) Kuba' da üç gün kaldı. Ve ayrılmadan önce İslam' ın ilk camisinin temeli atıldı. Cuma sabahı Kuba' dan ayrıldı; o ve arkadaşları, onları bekleyen Hazreçli Beni Salim kabilesiyle namaz kılmak için Ranuna ovasında durdular. Bu, o zamandan itibaren yurdu olacak olan ülkede ilk kılınan Cuma namazıydı. Namazdan sonra Peygamber (sav), Ebu Bekir (ra) ve diğer Kureyşliler de develerine bindiler ve Medine' ye doğru yola çıktılar. Hz. Peygamberi karşılamak için bütün halk yola dökülmüştü. O' nu O' na yakışır bir şekilde coşkuyla karşıladılar. Herkes O' nu evinde misafir edebilmek için birbiriyle yarışıyordu: "Buraya buyur ey Allah' ın Resulü, çünkü biz sizleri koruma gücüne sahibiz." diyorlardı.


Peygamber (sav) ise, devesinin çökeceği yerde kalacağını söyledi. Kesva isimli deve, boş bir bahçeye çöktü. Peygamber orayı satın alarak, evlerini oraya yaptılar. Hz. Peygamber de şahsen bu çalışmaya katıldılar. Ev yapılana kadar da, Ebu Eyyub (ra) ' un evinde misafir oldu.


Peygamber (sav) yeni aldığı bahçeye, bir cami yapılmasını istedi ve cami yapımına hemen başlandı. Bu arada Medineli Müslümanlara yardımcılar anlamına gelen Ensar, Mekke' den gelen ve diğer kabilelerden olan Müslümanlara da Muhacir denilmeye başlandı. O arada Medine' de yaşayan Yahudiler ve Müslümanlar arasında, eşit statülere sahip olacakları bir anlaşma imzalandı. Fakat Yahudiler için bu anlaşma yalnızca politik bir anlam taşıyordu ve Peygamber(sav) olduğuna inanmıyorlardı.


Evs ve Hazreç arasında İslamiyet hızla yayılmaya devam ediyordu ve eskiden düşman olan bu iki kabile birleşmişlerdi. Bunu çekemeyen Yahudiler, sesi güzel birini bularak, onların savaştıkları zamandan kalma şiirlerini, Evs ve Hazreç kabilelerinin bir arada bulunduğu bir toplulukta okuttular. Evsliler kendi şiirlerini, Hazreçliler de kendi şiirlerini alkışladılar. Sonra birbirlerine hakaret ederek, "Silahlanın, Silahlanın." demeye başladılar. Peygamber (sav), onlara hitaben:"Ey Müslümanlar! Allah, Allah! Cahiliye devrindeki gibi mi davranacaksınız? Aranızda olmama, Allah’ın sizi doğru yola ulaştırıp şereflendirmiş olmasına rağmen hala bunu mu yapıyorsunuz?" dedi. Bunun üzerine ağlayarak birbirleriyle kucaklaştılar, Peygamber (sav) ile birlikte Medine' ye gittiler.


Zamanla İslam' ın tüm emirleri ortaya çıkmıştı. Namaz, oruç, zekat farz kılınmış, helaller ve haramlar belirlenmişti. Fakat Müslümanların namaza nasıl çağrılacağı konusu belli değildi. Sonra Abdullah İbn Zeyd, bir rüya gördü ve bu rüyayı Peygamber (sav) ' e anlattı: "Üstünde iki parça kumaştan yeşil elbiseli bir adam yanımdan geçti, elinde bir nakus (çan) vardı. Ben ' Ey Allah' ın kulu!, o nakusu bana satar mısın?' dedim.Ne yapacağımı sordu. ' Onunla insanları namaza çağıracağım.' dedim. ' Sana ondan daha güzel bir yol göstereyim.' dedi.' Allahü Ekber demelisin.' Bunu dört defa tekrarladı. Sonra da ikişer defa şehadet kelimelerini okudu." dedi.


Bunun üzerine Peygamber (sav) :"Bu gördüğün hak bir rüyadır. Bunu sesi güzel olan Bilal' e öğret." dedi. Bilal artık her sabah ezanı büyük bir şevkle okuyordu.


Caminin yapımı tamamlanmak üzere idi. Peygamber (sav) bu arada Aişe (ra) ile evlendi.


BEDİR SAVAŞI


"Kendilerine zulmedilmesi dolayısıyla, onlara karşı savaş açılma (müminlere savaşma) izni verildi. Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeye güç yetirendir. Onlar, yalnızca: ' Rabbimiz Allah' tır' demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar." (Hacc, 39-40)


Bu vahiy, Peygamber (sav)' e Medine' ye ulaştıktan kısa bir süre sonra indi. Peygamber buradaki iznin emir anlamında olduğunu biliyordu. Yahudilerle yapılan anlaşmada da, savaş gerekleri belirlenmişti. Başlangıçta sadece Kureyşlilerin kervanlarına baskın yapılmakla yetinildi.


Müslümanlar, Kureyş ile savaş halindeydiler ve muhacirler bir Kureyş kervanını izliyorlardı. Şu anda çok önemli bir karar aşamasındaydılar. Çünkü haram aylardan sonuncusu olan Receb' in son günüydü, fakat saldırmazlarsa yarına kadar Mekke' ye ulaşacaklar, böylece haram bölge ile korunacaklardı. Bir müddet kararsızlıktan sonra saldırmaya karar verdiler. Ganimet Peygamber' e getirilince O, bunu kabul etmedi. Haram aylarda savaşmanın yasak olduğunu söyledi. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu:


"Sana haram olan ay' ı, onda savaşmayı sorarlar. De ki: Onda savaşmak büyük (bir günahtır). Allah katında ise, Allah' ın yolundan alıkoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram' a (ziyaretçilerin girmelerine) engel olmak ve halkını oradan çıkarmak daha büyük (bir günahtır). Fitne ise, katilden beterdir." (Bakara, 217)


Peygamber (sav) bu ayeti söyle yorumladı: "Haram aylarda savaşmak yine haramdır, fakat bu durum istisnadır." O Şaban ayında önemli bir ayet daha nazil oldu:
"Biz, senin yüzünü çok defa göğe doğru, sağa sola çevirip- durduğunu görüyoruz. Şimdi elbette seni hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Her nerede bulunursanız yüzünüzü onun yönüne çevirin." (Bakara, 114)


Böylece kıble tayin edilmiş oldu.


Peygamber (sav), Muhacir ve Ensardan oluşan 305 kişilik bir ordu kurdu. (Bu arada kızı Rukiyye hasta olduğu için damadı Osman orduya katılmamıştı.) MS. 623 yılının 17 Martında (Hicretin 2. yılı 17 Ramazan) da iki ordu karşı karşıya geldi. Orduyu düzene soktu ve elinde bir okla hem onlara moral verdi, hem de safları düzene soktu. Kureyşliler dokuz-on bin kişi kadardılar. Kat kat fazla olmalarına rağmen Allah' ın yardımı görüldü ve melekler de müminlerin yanında savaştılar. Kafirler büyük bir hezimete uğradılar ve hala sayıca çok fazla olan sekiz yüz kişilik orduları kaçmaktan başka çıkar yol bulamadılar. Savaş sonunda alınan esirler de fidye karşılığında ailelerine geri verildiler. Savaş Bedir Kuyuları' nın yanında yapıldığı için bu ismi aldı.


Bu sıralarda Peygamberimiz kızları Rukiyye' yi kaybetmişlerdi. Savaştan bir süre sonra Peygamberimizin en küçük kızları ve o zaman yirmi yaşlarında olan Hz. Fatıma evlilik yaşına gelmişti. Eshabda ona en uygun kişi Ali (ra) ' ydi ve Fatıma’yı istemesi hususunda onu teşvik ettiler. Yapılan sade bir törenle evlendiler.


UHUD SAVAŞI


Yenilgiyi hazmedemeyen Mekkeli müşrikler bunun intikamını almak için and içmişlerdi. Muhakkak acısını çıkaracaklardı.Bunun için üç bin kişilik bir ordu ile Medine' ye doğru yola çıktı. Orduda Habeşistanlı köle Vahşi de bulunuyordu. Sahibi eğer Hamza' yı öldürürse onu ödüllendireceğini söylemişti. Bu konuda çok ustaydı. Bunu duyan Ebu Süfyan' ın karısı Hind de Hamza' yı öldürdüğünde ona ödül vermeyi vaad etti. Müslümanlar onların bu düşüncelerini öğrenmekte gecikmediler ve her iki taraf da savaş hazırlıklarına başladılar. Bu sırada Fatıma Hasan adında bir erkek çocuğu doğurmuştu.


Savaşın seyri, bir önceki Bedir Savaşı’nda olduğu gibi Müslümanların lehine ilerliyordu. Peygamber (sav), okçularına her ne surette olursa olsun asla yerlerinden ayrılmamalarını tembihlemişti. Bir ara öyle bir an gelmişti ki müşrikler kaçacak delik aramaya ve savaş meydanını terketmeye başladılar. Okçular, ilk saflardaki arkadaşlarının ganimet kazanmak için giriştikleri çabayı görebiliyorlardı. Bundan dolayı okçular da savaş alanına girmek istediler. Liderleri Peygamber(sav)' in ne olursa olsun yerlerinden ayrılmamaları gerektiğine dair emrini hatırlattı. Fakat onlar dinlemediler. "Savaş bitti ve kafirler kaçtı" dediler.


O zamana kadar Mekke ordusunun süvarileri hiçbir işe yaramamışlardı. Fakat Halid o anda karşı tarafta neler olduğunu farketti ve hemen bütün adamlarını okçuların bulunduğu yere yöneltti. Bu andan itibaren savaş müşriklerin lehine döndü. Öyle bir noktaya gelindi ki, artık kaçan kafirlerden bir kısmı da gelip müminlere arkadan saldırıyorlardı. Savaş naraları birden bire değişti ve Kureyşlilerin "Ey Hubel! Ey Uzza!" sesleri alanı doldurdu. Müslümanlar büyük kayıp verdiler. Sağ kalanlar da geri çekiliyorlardı. Müslümanlar geriye çekildikçe kalabalık da tepeye doğru yaklaşıyordu. Fakat cansiperâne bir şekilde Peygamber (sav)' i korumaya çalışıyorlardı.


Savaşta Peygamberimizin amcası Hz. Hamza (ra), Vahşi tarafından şehit edildi. Savaştan sonra Vahşi meydana tekrar gelip Hz.Hamza' nın karnını yarıp karaciğerini çıkarmıştı. Bunu Hind' e götürüp verdi. Karşılığında da ganimetlerden Hind' e düşen payın tümünü aldı. Ciğeri eline alan Hind, bir parça ısırıp, çiğneyerek yuttu. Sonra da cesedin yanına giderek cesedi parçaladı. Diğer kadınları da bu şekilde yapmaları konusunda teşvik etti. Savaşta Peygamber (sav) de yaralandı. Bu savaşın Müslümanlara bıraktığı en önemli ders, her ne şekilde olursa olsun emirlere itaatsizliğin kazanılmak üzere olan bir savaşı kaybettireceği gerçeğidir.


HENDEK


Hayber' e yerlesen Beni Nadir Yahudileri, kaybettikleri toprakları tekrar kazanmaya kararlıydılar. Ümitleri, Kureyş' in Peygamber (sav) üzerine düzenleyeceği son ve büyük saldırıda yoğunlaşıyordu. İslam' ın beşinci yılının sonlarına doğru -MS 627' nin başları- bu hazırlıklar, Huyay ve Hayber' deki diğer birkaç Yahudi liderinin Mekke' yi ziyaret etmesiyle karara bağlandı. Ebu Süfyan' a "Muhammed' i ortadan kaldırmada seninleyiz" dediler.


Anlaşan taraflar plan hazırlamaya koyuldular. Yahudiler, Medine' den hoşlanmayan tüm Necd kabilelerini ayaklandırma görevini üzerlerine almışlardı. Beni Gatafan da onlara katılacaktı.


Kureyş ve müttefikleri toplam dört bin kişiyi buluyordu. Müslümanlar Uhud' da üç bin kişiydiler, şimdi ise sayıları on bini bulmuştu. Planlarına uygun yola çıktılar. Peygamber (sav) durumu haber aldığında hazırlanmak için sadece bir haftası kalmıştı. İstişare toplantısı yapıp nasıl bir strateji izleyeceklerine karar verdiler. Toplantıda Selman-ı Farisi' nin önerisi kabul edilmişti. Selman önerisini şöyle dile getirmişti: "Ey Allah' ın Resulü, biz İran' dayken atlıların saldırısından korktuğumuzda etrafımıza hendek kazardık. Şimdi de etrafımıza hendek kazalım." Herkes Uhud' daki stratejiyi tekrarlamak istemediği için Selman' ın önerisini kabul etti. Hendeğin yapımı toplam altı gün sürmüştü. Kazılan hendeklerin derinlik ve genişliklerini Selman biliyordu. Yahudiler de anlaşmanın bozulmaması taraftarı oldukları için, kazma kürek ve çapalarını ödünç verdiler. Savaş başladığında Müslümanlar soğuk ve nemli bir hava ve kıtlıkla karşı karşıya gelip daha önce hiç düşünmedikleri kadar büyük bir zayıflığa kapıldılar.


Hendeğin bitmesine az bir zaman kala Kureyş ordusu yaklaşmıştı. Kadınlar ve çocuklar, kalelere yerleştirilmişti. Müminler de şehrin dışında kamp kurdular.


Ebu Süfyan müşrik ordusunun başındaydı. Düşman da şehir dışında kamp kurmuştu, cesaretleri arttı. Bu bir meydan muharebesi olacaktı. Kendi sayıları çok fazla olduğu için onları rahatlıkla yenebilirlerdi. Fakat biraz daha yaklaştıklarında geniş ve derin hendeği görünce şaşırdılar. Karşıya geçmeleri imkansızdı. Bu yüzden karşılıklı ok yağmuru başladı. Müslümanların komşusu, anlaşmalı oldukları Beni Kurayza Yahudileri onlar yardım etmişti. Müşrikler şimdi onları da kendi taraflarına geçmeleri için ikna etmeye karar verdiler. Onlarla görüşmeye giden Beni Kurayza Huyay' dan oldum olası korkardı. Yaptığı konuşmayla şefleri Ka' b İbn Esed' i ikna etti. O da anlaşma metnini yırttı. Onlar, Kureyş' in zaferinden emindiler ve Müslümanlara savaş açtılar. Savaş hala karşılıklı ok atışlarıyla devam ediyordu. Günler süren kuşatmadan sonra hendeğin en dar yerindeki korumalar nöbetlerden yorgun şekildeydiler. Müşrikler bundan yararlanmak istediler. Üç kişi birlikte atlarını sürdüler, tam o sırada Hz. Ali orayı korumak için geldi ve onlardan Amr' i öldürdü. Müşrikler de hendeğin aşılabileceğini anlayıp bazı noktalara asker yığdılar.


"Ey iman edenler, Allah' ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani size ordular yönelip gelmişti, böylece biz de onların üzerine, bir rüzgar ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik." ayetinin müjdesiyle savaş Bedir gibi Müslümanların zaferiyle sonuçlandı.


Sonra aynı 3000 kişilik İslam ordusu anlaşmayı bozmuş olan Beni Kurayza Yahudilerine giderek kalelerini kuşattı.


APAÇIK BİR ZAFER


Müslümanlar Mekke' ye girmek ve Kabe' yi ziyaret etmek istiyorlar, buna karşılık Kureyşliler bu isteğin gerçekleşmesine engel olmaya çalışıyorlardı. Kureyşliler Süheyl' i ve yanıda birkaç kişi bir anlaşa imzalamak üzere gönderdiler. Peygamber (sav)' le tartıştılar. Sahabe dışarıdan onların sesinin yükselip alçalmasını dinleyerek, anlaşıp anlaşmadıklarını anlamaya çalışıyordu. Sonunda bir anlaşmaya vardılar. Kureyşliler anlaşma metnine besmele ve "Allah' ın Resulü" ibaresini koydurmadılar. Anlaşma metni şöyle devam etti:


"Onlar on yıl boyunca savaş yükünü kaldırdılar. Bu süre içinde insanlar güvenlikte olacak ve birbirlerine saldırmayacaklar. Şu şartla ki, velisinin izni olmadan Kureyş' ten Muhammed (sav)' e gelen kişiyi, Muhammed (sav) geri gönderecek; fakat Muhammed (sav)' le birlikte olanlardan biri Kureyş' e sığınırsa o geri gönderilmeyecek. İhanet ve kaçamak yapılmayacak. Kim Muhammed' in tarafına geçmek isterse geçebilir, kim de Kureyş' in tarafına geçmek isterse geçebilir." Her iki taraf da anlaşmayı karşılıklı olarak kabul ettiklerini beyan ettikten sonra, iki kabilenin reisi de imzaladı. Antlaşma şu cümlelerle bitiyordu: "Sen, Muhammed, bu yıl bizden ayrılacaksın ve biz orada bulunduğumuz sürece Mekke' ye girmeyeceksin. Fakat gelecek yıl biz Mekke' den çıkacağız ve sen arkadaşlarınla gireceksin. Orada üç gün kalacaksınız, yolcu silahlarından başka silah taşımayacaksınız ve kılıçlarınız kınında olacak."


Anlaşma Müslümanların aleyhine görünüyordu. Bu durum Müslümanlar arasında sıkıntıya neden oldu. Fakat Peygamber (sav), sabretmeleri gerektiğini ve kendilerine apaçık bir zaferin vaad edildiğini müjdeleyerek kalblerini teskin etti.


HAYBER


Hayber, Yahudilerin yaşadığı ve İslamiyet için büyük bir tehlike teşkil eden bir şehir idi. Çünkü liderleri Gatafan sürekli Kureyşlileri onlara karşı kışkırtıyordu ve Medine' ye düşmandı. Bu yönde bir girişimde bulunulması gerekliydi. Çünkü bir süre önce gelen bir vahiydeki yakın ve ganimetleri bol zaferin Hayber' in fethi anlamına geldiğine emindi. Böyle bir fetihte, bedevilere görev verilmemeliydi, çünkü vahiy onların maddi kaygılarla sefere katıldığını söylüyordu.Bu da Müslümanların nispeten daha az olması demekti.


Bu olay duyulduğunda kimse inanamadı. Hayber' in aşılmaz bir kale olduğunu herkes biliyordu. Hayber de buna inanmadı ve müttefiklerine haber vermedi. Ancak haber gelince şefleri Kinane, Gatafan' a giderek dört bin kişilik asker yardımı aldı. Böylece on bin kişi oluyorlardı. Müslümanlar ise sadece altı yüz kişiydi.


Bu sırada, Medine halkı çok fakirdi. Ve bir çoğunun ailelerine bırakacak bir şeyi yoktu. Peygamber onlara: "Siz gerçekten fakirsiniz. Fakat nefsimi kudret elinde tutana yemin olsun ki, bir müddet daha yaşarsanız bolluk içinde yaşayıp ailelerinizi de bolluk içinde yaşatacaksınız. Bir yığın dirhem ve paraya sahip olacaksınız ve bu sizin için hiç de iyi olmayacak."dedi.


Seferde iken orduyu durdurup güzel sesli İbn el-Ekva (ra)' ya şarkılar söylettirdi ve kederli bir hava oluştu .Şarkı sonunda Peygamber ona: "Allah sana rahmet eylesin."dedi. Bu, onun şehit olacağı anlamına geliyordu.


Şehre gece karanlığında ve çok sessizce yaklaşmışlardı. Sabah namazını da sessizce kıldılar. Güneş yükseldiğinde karşılarında sessiz bir orduyla karşılaşan Hayber halkı çok şaşkındı. "Muhammed ve ordusu" diyerek şehre kaçıştılar. Hz. Muhammed (sav), Allahu Ekber dedi ve zafer dolu bir sesle "Hayber harap oldu." sözlerini ekledi. Daha sonra Allah' ın onları cezalandıracağını haber veren bir ayet okudu.


Hayberliler surlarının sağlamlılığına güveniyorlardı. Oysa en zayıf noktaları, birlikten yoksun olmalarıydı. Karşılarındaki, küçük ama birlik içindeki orduyla savaşmak onlar için bir şanssızlıktı.


Müslümanlar, ilk gün küçük bir grupla en yakın kaleye saldırdılar. Bu bir taktik idi. Yaralananlar için de kampın gerisinde bulunan kadınlar görev alıyorlardı. Sabırla hareket ediyorlardı. Fakat altı gün boyunca bir değişiklik olmamıştı. Son gece bir casusu yakalamışlar ve o da (ailesine ve mallarına dokunulmaması karşılığında) kaleler hakkında bilgi vermişti. İlk önce en az korunan ve güçlü bir savaş aletine sahip bir kaleye saldırmalarını önerdi. Ertesi gün Müslümanlar kaleyi ele geçirdiler. Kendi savaş aletlerini buraya çıkardılar. Böylece diğer zayıf kaleleri teker teker düşürdüler."


"Beni Gatafan nerede?" sorusu Hayber' de sıkça sorulan bir soruydu. Gatfanlilar gerçekten yola çıkmışlardı. Bir günlük yol bitince, nerden geldiğini anlayamadıkları: "Halkınız! Halkınız! Halkınız!" şeklindeki sesi üç kez arka arkaya duydular. Ailelerinin tehlikede olduklarını düşünerek, geri döndüler. Her şeyin yerli yerinde olduğunu gördüler. Bir bakıma, düşmanın yenilmesinde payları olamayacak kadar geç kaldıklarını düşünerek ikinci kez yola çıkmayı göze alamadılar.


Hayber' deki en güçlü kalelerden biri Zübeyr Hisarı denilen kaleydi. Diğer kalelerden kaçanların çoğu bu kaleye sığınmışlardı. Kale üç gün kuşatma altında tutuldu. Günün sonunda diğer kalelerden gelen bir Yahudi, onlara kaleyi sonsuza dek koruyacak kaynak bulunduğunu, eğer kendisi ve ailesi garanti altına alınırsa bu sırrı onlara açıklamayı teklif etti. Bu sır kalenin altından su geçiyor olmasıydı. Müslümanlar bu kaynağı engelleyerek onları susuz bıraktılar. Şiddetli bir çarpışmadan sonra kaleyi aldılar.


Son kale Kâmus kalmıştı. Bu kale, güçlü ve zengin Kinane ailesine aitti. Yardım gelmemesi en çok onları hayal kırıklığına uğratmıştı. On dört gün direndiler. Sonra Peygamber' in Kinane ile konuşma isteği üzerine görüşmeye karar verildi. Görüşmeler sonucunda, Yahudilerin Hayber' i ve tüm mallarını Müslümanlara bırakıp gitmeleri şartıyla onlara ve ailelerine bir şey yapılmamasına ve esir alınmamasına karar verildi. Fakat kısa bir süre sonra hem Müslümanlar hem de Yahudiler malların büyük kısmının gizlenmiş olduğunu farkettiler. Medine' den getirilen o meşhur Beni Nadir serveti nerdeydi ? Peygamber (sav) bunu Kinane' ye sordu. O da mallarının çoğunu sattıklarını ve mallarının azaldığını söyledi. Yahudiler onun yalan söylediğini biliyorlardı. Bir Peygamber karşısında olduklarına artık inanmışlardı ve onun yalan söylediğinin anlaşılacağından korkuyorlardı. Kinane' nin en sevdiği adamları ona hiçbir şey gizlememesi için yalvardılar. O ise onları tersledi. Ertesi gün hazinenin varlığı ortaya çıkmıştı. Kinane ve ona yardım eden kuzeni ölüm cezasına çarptırıldılar. Ailesi de esir alındı.


Bundan sonra diğer iki kale kendiliklerinden teslim oldular. Hayber Yahudileri toplanıp bir karara vardılar. Çiftçilikten iyi anladıklarını söyleyip hasat parasının yarısını vergi olarak verip Hayber' de kalmak isteyeceklerdi. Peygamber bunu kabul etti. O sırada Müslümanların kuzey doğudaki zengin vaha olan Fedek' e sefer düzenleyecekleri söylentisi çıktı. Fedek Yahudileri Hayber' e uygulanan şartlarla teslim olmak istedikleri haberini gönderdiler. Böylece Fedek de, savaş yapılmadan kazanılmış oldu.


MEKKE' NİN FETHİ


Hudeybiye anlaşmasına rağmen, Bekr kabilesinden bir grup, Huzaa kabilesi ile aralarında varolan kan davasını sürdürüyorlardı. Huzaa kabilesinin Beni Kab kolu, derhal Medine' ye giderek Peygamber' den yardım istediler. Mekke anlaşmayı bozmuştu.


Bu defa da korktukları için Ebû Süfyan' ı elçi olarak, Peygamber' e gönderdiler. Ebu Süfyan' ın kızı Ümmü Habibe Peygamber' in hanımıydı. Önce onun evine gitti. Fakat kızı ona iltifat etmedi. Sahabilere gitti. Onlar da ancak Peygamber' in izin verdigi ölçüde onu himaye edebileceklerini söylediler. Ebu Süfyan en son olarak akrabası olan Hz.Ali' nin yanına gitti. O da:"Yazıklar olsun sana Ebu Süfyan. Allah' ın Resûlü senin teklifini geri çevirmeye karar verdi. Hiç kimse onun aleyhinde olduğu bir konu hakkında olumlu bir ricada bulunamaz." dedi.


Ebu Süfyan son olarak Mescid' e giderek yüksek sesle "Ben insanlara tek tek himaye veriyorum. Muhammed' in de beni onaylayacağını umuyorum." dedi. Peygamber (sav): "Bu senin düşüncen." dedi ve sefer hazırlıklarına başlanmasını emretti. Ebu Süfyan üzüntüyle Mekke' ye geri döndü. Tehlikenin yakınlığını gören Kureyş, Ebu Süfyan' ı tekrar gönderdi. Tekrar gittiği zaman onlar Mekke’ye yaklaşmışlardı. Ebu Süfyan anlaşmayı yenilemelerini istedi. Peygamber de anlaşmayı bozanın onlar olduğunu söyledi ve onun Müslüman olmasını istedi.O da Müslüman oldu ve kendi evine sığınanların güvenliği konusunda garanti alarak Mekke' ye geri döndü.


Ebu Süfyan, Mekke' ye ulaşınca herkesin onun evine gelmesini, ancak bu şekilde güvencede olacaklarını anlattı. Onlar: "Allah seni kahretsin. Senin evin bizi alır mı?" dediler. Kalabalık dağılarak kimi kendi evine, kimi Mescid' e girdi. Ordu şehirden fazla uzak olmayan Zu Tuva' da kamp kurdu. Bir sene önce umre için 3 günlük izin almış ve hiç kimseyle karşılaşmamışlardı. Şimdi de o zamanki gibi bomboştu. Ama artık süre sınırlaması yoktu.


Peygamber (sav) orduyu düzenledi. Sonra şehre girdi. Kureyş' ten sadece birkaç kişi ( İkrime, Safvan ve Süheyl), Kureyş' ten ve müttefikleri Bekr ve Huday kabilelerinden küçük bir grup asker toplamışlardı.


Dövüşmeye kararlıydılar. Müslümanların ilk grubu olan Halid' in şehre girmek üzere yaklaştığını görünce onlara saldırdılar. Fakat Halid ile baş edemeyeceklerini anlayarak kaçtılar.


Peygamber geçitten şehre girerken çatışma çoktan sona ermişti. Şehirde ilerlerken yanındakilere:" Hiç bir eve girmeyeceğim." dedi. Amcasının kızı Ümmü Hani' nin evine giderek, gusül abdesti aldı ve sekiz rekat namaz kıldı. Bir saat kadar da dinlendi. Sonra kılıcını kuşanarak Hz.Ebu Bekir ile birlikte Mescid' e gittiler. Kabe' nin güney-doğu köşesindeki Hacerü' l Esved' e dokundu. Yanındakiler tekbir getirmeye başladılar. Allahu Ekber sesleri, Kabe ve tüm Mekke' de yankılanıyordu. Sonra Kabe' yi tavaf etti. Putlara yönelerek şu ayeti okudu: "Hak geldi, batıl yok oldu. Kuşku yok, batıl yok olucudur." (İsra, 81)


Sonra putların hepsini yüz üstü düşürdü ve Kabe' nin anahtarını Abdu' d Dar kabilesinden Osman' a verdi. Kabe' nin önündeyken :"Vaadinde duran, kuluna yardım eden ve kabileleri bir araya getiren Allah' a hamdolsun." dedi. Oradan çıkıp Safa tepesine çekildi. Orada daha önce kendisine düşman olup, şimdi biat etmek isteyen kadınlı erkekli bir grupla karşılaştı. Yüzlerce kişi vardı.


HUNEYN SAVAŞI VE TAİF KUŞATMASI


Peygamber' in (sav), Mekke üzerine yaptığı son ve kesin harekete rağmen Havazinliler kuvvetlerini artırmayı durdurmadılar. O' nun Mekke' yi fethetme ve tüm putları kırma haberi de onların düşüncelerini değiştirmeye yetmemişti. Kendi tanrıçaları Lat ve bir eşi olan Uzza' nın kırılması onları alarma geçirmişti. Mekke' nin fethinden üç hafta sonra yaklaşık yirmi bin kişilik bir ordu topladılar.


Peygamber (sav), Mekke' nin başına güvendiği bir adamı bırakarak, Kureyşli iki bin kişinin de katılmasıyla kalabalıklaşan ordusuyla birlikte yola çıktı. Kureyşlilerin çoğu Peygamber' e biat etmelerine rağmen, bir kısmı hala biat etmemişti. Onlar da Mekke' yi Havazinlilere karşı korumak için katılmışlardı. Henüz Müslüman olmamış Safvan' ın verdiği 100 zırh ve silah bir o kadar da deve ile birlikte sefere devam ettiler.


Onlara karşı hazırlanan Havazin kabileleri Sakif, Nasr, Cüsem ve Sa' d İbn Bekr idi. Bu topluluğa genç olmasına rağmen, gücü ve yöneticiliğiyle ün yapan otuz yaşlarında olan Nasrlı Malik kumanda ediyordu. Malik, karşı çıkılmasına rağmen kadın ve çocukların da ordunun arkasından getirilmesini emretmişti. Böylelikle askerler daha gayretle çarpışacaklardı.


Malik, Mekke ordusu hakkında bilgi almak için üç gözcü göndermişti. Fakat üçü de çok kısa süre sonra korkudan dizleri titreyerek ve konuşamayacak kadar dehşet içinde geri döndüler. Bir tanesi:"Ala atlar üzerinde beyaz adamlar gördük. Ve bir anda gördüğünüz hale geldik." dedi. Bir diğeri: "Bunlar dünya insanları değil, sema insanları. Tavsiyemize uyun ve geri çekilin. Çünkü adamlarınız bizim gördüklerimizi görürlerse bizim gibi olurlar." dedi. Malik: "Utanın. Siz buradaki en korkak kişilersiniz." diyerek ordunun onları görüp etkilenmemeleri için uzak bir yere yerleştirilmelerini emretti. Malik, kendisine yapılan tavsiyeleri dinlemeyerek, karanlıkta, düşman yolu üzerindeki, Huneyn vadisine doğru ilerleme emri verdi. Ordunun bir kısmını düşmanların rahatça gözlenebileceği vadi yataklarına, geri kalanları da vadinin tepesindeki yolun üstüne yerleştirdi.


Peygamber (sav) o gece vadinin ucuna yakın yerde kamp kurdu. Sabah namazını kıldıktan sonra adamlarına, sabırlı olurlarsa davayı kazanacaklarını müjdeleyerek yola çıkma emri verdi. Hava o gün çok puslu olduğu için vadi yatağı hala karanlıktı. Ordu vadiye doğru ilerlemeye devam ederken, Malik' in birden emir vermesiyle Havazinli süvariler birden ve vahşice Müslümanlara saldırdılar. Arkalarındaki grup da hızla geri çekilmeye başladı. Peygamber, Ebu Bekir ve yanındakiler ise güvenli bir yere sığındılar. Peygamber yüz kadar kişiyi yanına toparlayarak, onları geçide dağıttı. Bu şekilde birden bire düşman saldırısını kontrol altına aldılar.


Düşman yeni bir saldırıya hazırlanıyordu. Peygamber (sav): "Allah' ım, senden vaadini yerine getirmeni istiyorum." diye dua etti. Daha sonra da bir avuç çakıl taşını düşmanın yüzüne doğru fırlattı. Ve görünürde hiç bir neden olmamasına rağmen savaşın akışı değişti. Şimdi, müminlerin biraz önce yaşadıkları yenilgiyi düşman yaşıyordu. Düşman büyük bir bozguna uğramıştı. Malik önceleri cesurca döğüştü, sonra Sakifilerle birlikte surlarla çevrili Taif' e çekildi.


Savaş sonucunda, arka saflardaki kadın ve çocuklar esir alındı. Ganimetler ve esirler Cirane Vadisi’ne gönderildi. Esirler arasında Peygamber' in süt kız kardeşi Şeyma da bulunuyordu. Müslüman olarak kabilesine geri döndü. Peygamber de ordusuyla Taif' e doğru yola çıktı. 20 gün kadar süren kuşatmadan sonra, birkaç kişinin Müslüman olmasından başka bir şey elde edememişlerdi. Bunun üzerine Peygamber (sav), kuşatmanın kaldırılması emrini verdi."Allahım, sen Sakiflilere hidayet ver." diye dua etti.


VEDA HACCI


Peygamber, Medine' de iken Ramazan ayı ortalarında on gün kadar Mescid' de itikaf etmeyi adet haline getirmişti. O sene ise yirmi günü itikafta geçirdi. Hicretin on birinci senesiydi. O sene Cebrail geldiğinde Peygamberimize, Kuran-ı Kerim' i baştan sona iki defa okudu. Halbuki önceleri bir defa okurdu. Cebrail Nasr suresini okuduktan sonra: "Ya Cebrail, ölümümün yaklaştığını hissediyorum."dedi.


O sene hacca peygamberin öncülük edeceği duyuruldu. Bu yüzden her yerden insanlar, Peygamberimizle hac yapabilmek için akın akın gelmeye başladılar. Bu Hac, yüzyıllardır yapılan haclara benzemeyecek, hacıların tümü tek Allah' a inanan kimselerden oluşacak ve hiçbir putperest Kutsal Ev' i kirletemeyecekti. Ayın sonuna doğru peygamber, otuz bin kadın ve erkeğin başında Medine' den yola çıktı. Ayrılışının onuncu gününde vadiye inmeye başladılar. Peygamber Kabe' yi gördüğünde sağ elini yukarı doğru açıp dua etti: "Allah' ım bu evin insanlardan gördüğü saygı, lütuf, bağlılık ve rahmeti artır. "Mescide girdi, tavaf ettikten sonra İbrahim makamında namaz kıldı. Sonra Safa ve Merve arasında yedi defa gidip geldi. Yanındakiler her gittiği yerde okuduğu duaları ezberlemeye çalışıyorlardı. Peygamber (sav) tüm kabilelere, Veda Hutbesi' ni verdi.


SEÇİM


Peygamber hacdan döndükten sonra, çeşitli karışıklıklar yaşanmaya başlamıştı. Bir yıl önce Müslüman olmuş Yemameli, Beni Hanife kabilesinden; Müseyleme adlı bir kişi çıkmış, kendisinin peygamber olduğunu iddia ediyordu. Bir süre sonra, Müseyleme' nin kabilesinden iki kişi Peygamberimize gelerek: "Allah' ın Resulü Müseyleme' den Allah' ın Resulü Muhammed' e selam üzerine olsun! Otoriteyi seninle paylaşma görevi bana verildi. Dünyanın yarısı bizim diğer yarısı da günahkar olmalarına rağmen Kureyşlilerin." şeklinde yazılı mektubu getirdi. Peygamberimiz onlara bu konuda ne düşündüklerini sordu. Onlar da ayni fikirde olduklarını söyleyince Resul: "Vallahi, eğer elçiler öldürülmez diye bir kural olmasaydı, sizin başınızı keserdim." Sonra Müsyleme' ye hitaben bir mektup yazarak elçilerle gönderdi: " Allah' ın Resulü Muhammed' den, yalancı peygamber Müsyleme' ye. Selam, doğru yolda olanların üstüne olsun. Gerçekte yeryüzü Allah' ındır, O, kullarından dilediğine onu miras bırakır, işin sonu Allah' tan korkanların lehinedir.


Bu sırada ortaya çıkan yalancı peygamberlerden biri, Beni Esed' in başkanı Tuleybe, diğeri de Yemenli Kab Bin Esved' di. Yemenli bir süre bölgesinde etkili oldu. Fakat bir süre sonra gurur ve kibiri yüzünden taraftarları da ona karşı çıkıp, öldürdüler. Tuleyhe de en sonunda dize getirilerek İslam' ın en güçlülerinden biri oldu. Müseyleme de aylar sonra Vahşi' nin attığı bir mızrakla öldü. Bunlar İslamiyet için potansiyel bir tehlike oluşturmuştu. Sace isimli bir kadın da, kadın peygamber olduğunu iddia ediyordu. Fakat Peygamberimiz (sav) bunlarla uğraşmak istemiyor, kuzeydeki Mute yenilgisini düşünüyordu. Zeyd savaşta şehid olmuştu. Buna bir karşılık verilmeliydi. Bu yeni ordunun kumandanlığına Zeyd' in oğlu Üsame getirildi.


Peygamberimiz sık sık cenneti tasvir ediyordu. Bu yüzden ölümden çok sık bahsediyordu. Bir gün başı hiç ağrımadığı bir şekilde ağrımıştı. Fakat yine de mescide gitti. Namazdan sonra minbere çıkıp son defa yapıyormuş gibi Uhut şehitlerine rahmet diledi. Daha sonra: "Allah' ın kulları arasında bir kul var ki, Allah onu dünya ile kendisi arasında bir seçim yapması konusunda serbest bıraktı. O da Allah' ı seçti. Bunun üzerine Ebu Bekir -Peygamberimizin kendisini kastettiğini anlayarak- ağlamaya başladı. Peygamberimiz de ağlamamasını söyleyerek "Ey insanlar, insanlar arasında arkadaşlığı ile en lütufkar olan kişi Ebu Bekir' dir." Minberden inmeden önce şöyle dedi: "Ben sizden önce gidiyorum ve şahidinizim. Sizinle şimdi şu durduğum yerden gördüğüm havuzda buluşacağım. Sizin Allah' ın yanında başka ilahlar edineceğinizden korkmuyorum. Sizin için bu dünyadan korkuyorum, ola ki dünyevi şeyler için birbirinize rekabet edersiniz."


Mescidden çıkınca Aişe' nin yanına gitti. Peygamberimizin yüzünde ölümcül hastalığın izleri görülüyordu. Hastalığı öylesine artmıştı ki namazı ancak oturarak kıldırabiliyordu. Bir sonraki namaz vaktinde oturabilmesine rağmen namazı kıldıramayacağını hissetti. Hanımlarına: "Ebu Bekir' e namazlarda imamlık etmesini söyleyin." dedi. Hz. Aişe buna karşı çıkarak babasının duygulu bir adam olduğunu, bu işi başkasının yapmasının daha uygun olacağını söyledi. Diğer hanımlarının da Hz. Aişe gibi konuşmasına rağmen o, ısrar ederek namazı Ebu Bekir' in kıldırmasını istedi.


Hz.Muhammed, çok acı çekiyordu. Acının çok ağırlaştığı bir anda karısı Safiye (ra) ona: "Ey Allah' ın peygamberi, senin çektiğini keşke ben çekseydim! dedi.


Hicret' in on birinci yılının Rebiulevvel ayı Pazartesi günü Peygamber' in ateşi düştü ve çok güçsüz olmasına rağmen Mescid' e gitti. O, gittiğinde namaz başlamıştı ve müminler öyle sevindiler ki neredeyse namazdan çıkacaklardı. Fakat, Resul-i Ekrem, devam etmelerini işaret etti. Onlardaki takvayı görerek sevinçle yüzü parladı. Ebu Bekir onun namaza devam etmesini istedi. Peygamber (sav) ise onun arkasında namaz kıldı.


Müminler Peygamber (sav)' in iyileşmiş olduğunu düşünüyorlardı. Oysa ki, O, namazdan sonra odasına çekilmiş, güçsüz bir şekilde Aişe (ra)' nin kucağında yatmakta idi. Bir süre kendini kaybetti. Sonra gözlerini açarak: "Cennette buluşmak üzere." dedi.


"Allah' ın kendilerine nimet verdiği Peygamberler, doğrular( ve doğrulayanlar) şehitler ve salihler beraberdir. Ne iyi arkadaştırlar onlar." (Nisa, 69)


Sonra, onun tekrar: "Allah' ım, cennette buluşmak üzere." dediğini duydu. Bunlar son kelimeler oldu.


CENAZENİN GÖMÜLMESİ VE HİLAFET


İlk olarak Abbas' ın dikkatini çeken bazı belirtileri, bir süre sonra diğerleri de farkettiler. Hz. Muhammed vefat etmeden önce, seferdeki orduya Peygamber' in durumunu iletilmişti. İçinde Ömer' in de bulunduğu Ashab' dan bir çok kişi; şehre geldiklerinde vefatın gerçekleştiğini duydular. Ömer (ra) bunu reddetti. İnsanlara, O' nun sadece ruhen yok olduğunu geri geleceğini anlatıyordu. O sırada gelen Hz.Ebu Bekir (ra): "Yavaş ol Ömer!" dedi. Allah' a hamd ettikten sonra söyle dedi: "Ey insanlar, kim Muhammed' e tapıyor idiyse - gerçekten Muhammed ölmüştür; kim de Allah' a tapıyor idiyse -gerçekten Allah diridir ve ölmez." Sonra şu ayeti okudu.


" Muhammed yalnızca bir Peygamberdir. Ondan önce nice Peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölürse ya da öldürülürse siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz? İki topuğu üzerinde gerisin geri dönen kimse, Allah' a kesinlikle zarar veremez. Allah, şükredenleri pek yakında ödüllendirecektir." (Âl-i İmran: 144)


Ebu Bekir herkesi sakinleştirmişti. Ömer de Allah' ın Resulünün öldüğüne artık inanmıştı.


İslam topluluğunun başına kimin geçeceğini tartışmak için bir toplantı düzenlenecekti. Bu toplantıda Ebu Bekir, Ömer gibi Ensar ve Muhacirler bulunacaktı. Ensar' dan biri konuşuyordu. Muhacirleri de biraz övmesine rağmen, Ensar' ı överek göklere çıkarıyordu. O konuşmasını bitirince Hz. Ebu Bekir, kesin bir dille konuşmaya başladı. Ensarın önemini kabul ettiğini, fakat İslam' ın Arabistan' da yayıldığını ve Arapların Kureyş' ten başka birinin otoritesini kabul etmeyeceğini, çünkü tüm Araplar nezdinde Kureyş' in eşsiz bir yeri olduğunu belirtti. Konuşmanın sonunda Ebu Ubeyde ve Ömer' in ellerinden tutarak, "İki adamdan birisini öneriyorum. Hangisini dilerseniz ona biat edin." dedi. Ensardan biri kalkarak iki otoritenin olması gerektiğinden bahsetti.Yeni başlayan tartışmayı Ömer (ra) şu sözlerle durdurdu:" Ey Ensar, Allah Resulünün, namazlarda imamlık yapma görevini Ebu Bekir' e verdiğini bilmiyor musunuz?" "Biliyoruz "dediler. " Peki aranızda kim onun önüne geçmek istiyor?" dedi. "Allah korusun, onun önüne geçemeyiz." dediler. Bunun üzerine Ömer, Ebu Bekir' in elini tutarak ona biat etti. Sad hariç orada bulunanlar da Ebu Bekir' e biat ettiler. Sad hiçbir zaman biat etmedi


Ertesi gün sabah Ebu Bekir namazı kıldırmadan evvel minbere oturdu. Ömer ayağa kalkarak Ebu Bekir’e biat etmeleri gerektiğini söyleyerek onu şöyle tanımladı: "Sizin en iyiniz, Allah Resulünün arkadaşı; ' İkisi mağarada oturduklarında, ikinin ikincisi' (Tevbe, 40) " Tüm cemaat bir ağızdan ona bağlılık yemini ettiler.


Ebu Bekir Allah' a hamd ederek söze başladı: "Sizin en iyiniz olmadığım halde, üzerinize hakim oldum. Doğru yaparsam bana yardım edin, yanlış yaparsam beni doğrultun. Ben Allah ve Resulüne itaat ettiğim sürece bana itaat edin. Fakat ben onlara itaat etmezsem siz de bana itaat etmeyin. Namaza kalkın Allah size merhamet eylesin." Namazdan sonra, Peygamberi (sav) gömmeye hazırlamak gerektiğine karar verdiler. Bunun nasıl olacağı konusunda anlaşmazlığa düştüler. Allah Hz. Ali' ye uyuklama verdi ve rüyasında Resulullah, ona kendisini elbiseleriyle yıkamalarını söyledi. O' nu yıkadılar. O gün vücudu nefes alıp vermemesine rağmen, sıcaklık ve yumuşaklığını kaybetmiş olmasına rağmen, hala uykuda imiş gibiydi.


Gömüleceği yer konusunda anlaşmazlığa düştüler. Bazıları onun çocuklarının yanına gömülmesi fikrinde idi. Fakat Ebu Bekir onun : "Öldüğü yer gömülmeyen hiçbir peygamber yoktur." dediğini hatırladı. Bunun üzerine mezar, Hz. Aişe' nin odasının zeminine kazıldı. Sonra tüm Medineliler O' nu ziyaret ederek cenaze namazını kıldılar.


"Hiç şüphesiz, Allah ve melekleri Peygamber' e salat etmektedirler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle selam verin." (Ahzab, 56)




Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 30.10.2008 15:18:59
Yazıyı Ekleyen : nureddinbayram
 Bu  yazı Bugün 1 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 1470 kez okundu.
nureddinbayram bugüne kadar toplam 1415 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

KIYMETLİ KADIN İSİMLERİ

umre ve cuma namazı

Kuran'ı Resul Değil, Allah Açıklamıştır!

allahın 7 ismi


Bugün Hiç Okunmadılar..

İNAN, İSTE, YÜRÜ

Açgözlülük...

SEYTANA AÇIK MEKTUP ŞİİR

~ YeTimLerin Ba§InI Ok§aMaK ~

CUMAYA 5 KALA


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
acar , şevval , 295555 , wonder , ZÜMRÜT , coshkun_54 , gost , kartaca , bilqe ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

salah nuruvacip nedirgarip hadisgusulveysel karanikibir şaşkınlığımafaküskünlükihsan nedirmillet

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   balcıgokhan
   Zahra
   ensarullah
   kar
   rolexx84

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.