Devamlı herkesle kavga ve çekişme halinde olman, günah olarak sana kafidi
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Himmet yönüyle insanların en yücesi hem dünya hem de ahiret işine himmet gösteren mü'mindir.


İnternete güvenli bir başlangıç yapın
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Aile Hayatı » HZ. MUHAMMED'İN AİLE HAYATI


HZ. MUHAMMED'İN AİLE HAYATI
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...


Hz. Peygamber birçok hadisinde ailenin önemine işaret etmiş ve onun bir
huzur yeri olduğunu belirtmiştir. Bir baba olarak çocukları dünyaya
gelince sevinmiş; vefatlarında ise üzülmüştür. Sözgelimi oğlu İbrahim' in
doğum haberini kendisine getiren Ebû Râfi' e hediye vermiş; İbrahim' in
annesi Mâriye' yi de azat etmiştir. Bu çocuğunun bakımı ve
yetiştirilmesiyle ilgilenmiş; sütannesine bir hurmalık tahsis etmiştir.
Sık sık sütannesinin bulunduğu yere onu görmek için gitmiştir. İbrahim,
on altı veya on sekiz aylık iken vefat etmiştir. Onun vefatı üzerine
gözlerinden yaş dökülmüştür. Bunun üzerine "Sen de mi ağlıyorsun yâ
Resûlallah!" diyen Abdurrahman b. Avf' a bunun şefkatten kaynaklandığını,
üzüntülü olduğunu, ancak bağıra çağıra ve feryat ederek ağlamayı
yasakladığını söylemiştir.


"Bir dost ve bir baba olarak yaratılışın en ince duygularıyla" bezenmiş
olan Hz. Peygamber, bir aile reisinin aile fertlerine nasıl
davranması gerektiğini emir ve tavsiyeleri ile açıkladığı gibi, bizzat
kendi uygulamaları ile de ortaya koymuştur. Erkeğin kadına iyi
davranması gerektiğini çok açık ve kesin bir şekilde dile getirmiştir.
Bu anlamda "En hayırlınız ailesi için hayırlı olandır. Bana gelince, ben
aileme karşı en hayırlı olanınızım"; "En hayırlınız hanımlarına
karşı iyi davrananınızdır" buyurmuştur. Enes b. Mâlik, "Ailesine
Resûlüllah kadar şefkatli bir kimse görmedim" demiştir. İman, ahlak
ve aile fertlerine yumuşak davranma arasında kurduğu bağıntıyı dile
getiren şu sözü çok anlamlıdır: "Mü' minlerin imanca en mükemmel olanı,
ahlakça en güzel olanı ve aile fertlerine yumuşak davrananıdır."


İnsanın üzerinde hakkı olan kişilerin başında aile fertleri gelmektedir.
Çünkü kişinin sevincini ve üzüntüsünü ilk önce paylaştığı kimseler aile
fertleridir. Hz. Peygamber çeşitli vesilelerle erkeklerin kadınlar
üzerinde, kadınların da erkekler üzerinde hakları bulunduğunu
söylemiştir. Kadınlar hakkında Allah' tan korkulmasını, onlara haksızlık
yapılmamasını istemiştir. Kocasını şikayet için kendisine gelen
kadınların sayısı artınca bu tür davranışta bulunanların iyi kimseler
olmadığını söylemiştir. Hanımlarına iyi davranmış, onları
dövmemiştir. Kendisi bunu yapmadığı gibi, hanımlarını dövenleri de
"Kadınlarınızı nasıl dövüyor, sonra da akşam olunca beraberce
yatıyorsunuz" diyerek kınamıştır. Kadınların dövülmemesi, hele yüze
hiç vurulmaması, kötü sözlerle tahkir edilmemesi ve evinin
terkedilmemesi konularında ikazda bulunmuştur. "Kadınları ancak
kötüleriniz döver" demiştir. İbn Sa' d, hanımların dövülmesi ile
ilgili rivayetleri özel bir başlık altında toplamıştır.


Hanımlarının ve diğer aile fertlerinin yakınlarına da ilgi gösterirdi.
Hz. Hatice' nin bir arkadaşı yanına geldiğinde ona iltifatta bulunmuştur.
Her koyun kesişinde Hz. Hatice' nin arkadaşlarına et gönderdiği rivayet
edilir. Ev halkından sayılan Enes b. Mâlik' in annesi ve büyükannesi
ile de ilgilenmiştir. Babasından kendisine intikal eden ve çocukluğunda
kendisinin hizmetini gören Ümmü Eymen' e "Anneciğim" diye hitap ederdi
ve onun için "Bu, benim ailemin bakiyyesidir" derdi.


Kur' an-ı Kerim' de Hz. Peygamber' in hanımları ve aile hayatı hakkında
bilgi verilmektedir. Eşleri ile aralarında geçen tartışmalarda hem
Peygamber' e ve hem de hanımlarına öğütlerde bulunulmakta ve yol
gösterilmektedir. Bunun yanısıra Hz. Peygamber' in eşlerinin
mü' minlerin anneleri olduğu, bildirilmektedir.


Hz. Peygamber aile fertlerinin eğlenme ve dinlenme gibi ihtiyaçlarını
karşılar, meşrû eğlencelerden onları yararlandırmaya çalışırdı. Ramazan
ve Kurban Bayramı merasimlerine kızlarını ve hanımlarını da
götürürdü. Bir bayramda Habeşlilerin sergiledikleri gösterileri Hz.
Âişe' nin seyretmesine izin vermiş ve hatta yardımcı olmuştur. Hz. Âişe
ile koşu yapmıştır. Aile bireyleri ile şakalaşmıştır.


Hz. Peygamber çocuklarına olduğu gibi, yanında, kendi himayesinde
büyüyenlere, mesela Ali b. Ebû Tâlib' e, Zeyd b. Hârise' ye ve azatlısı
Ümmü Eymen' e de son derece şefkatli davranmıştır. Amcası Ebû Tâlib' in
yükünü hafifletmek üzere 5 yaşında iken yanına almış olduğu Hz. Ali,
babası Mekke' de olduğu halde Hz. Peygamber' in yanında büyümüş ve ömrü
boyunca onun yanından ayrılmamıştır. Aynı şekilde Zeyd b. Hârise de Hz.
Peygamber' in ailesi içinde büyümüştür. Hz. Hatice, kendisine Hakîm b.
Hizâm' ın köle olarak verdiği Zeyd' i Hz. Peygamber' e hediye etmiş; Hz.
Peygamber de onu azat etmişti. Zeyd' in babası, oğlunu araya araya
Mekke' de bulmuş; Hz. Peygamber onu, kendi yanında kalmak veya babası ile
birlikte gitmek konusunda serbest bırakmıştı. Zeyd ise Hz. Peygamber' i
babasına tercih etmiştir. Bu da Hz. Peygamber' in ona karşı hareketleri,
davranış ve muamelesinin gerçek bir babanın davranışından farksız
olduğunu göstermektedir. Hz. Peygamber, babasından kendisine kalan ve
Hz. Hatice ile evlendiği zaman azat ettiği Ümmü Eymen' i de ailesinden
sayarak ona bir anneye gösterilen muameleyi göstermiştir. Hanımlarını,
çocuklarını, yanında büyüyenleri ve hizmetçilerini dövmemiştir.
Medine' de Hz. Peygamber' in hizmetine verilen Enes b. Mâlik, kendisine
vefatına kadar hizmet etmiş; bir defacık olsun karşıdakinin
davranışlarına bıkkınlık, yılgınlık ve iç sıkıntısının bir ifadesi olan
"öf" bile demediğini söylemiştir.


Hz. Peygamber hanımları ile istişâre etmiştir. Kaynaklarda bu konuyla
ilgili bol miktarda bilgi bulunmaktadır. Ayrıca zaman zaman hanımlarının
itirazlarına ve taleplerine maruz kalmıştır. Şayet hep emredici
olsaydı, hanımlarına birşey danışmasaydı ve sormasaydı herhangi bir
itirazla karşılaşmazdı. Bu bakımdan "hanımlarla istişâre edilmesini,
ancak söylediklerinin aksiyle hareket edilmesini" söylediğine dair
rivayetin sıhhati üzerinde düşünülmesi gerekir. Herşeyden önce bu
rivayet hadis tekniği açısından sağlam değildir; sahih hadis
kitaplarında yer almamaktadır. Bu rivayetin ortaya çıkmasına sebep olan
sosyal şartların araştırılması ise ayrı bir inceleme konusudur. Şu kadar
var ki bu rivayet, Hz. Peygamber' in uygulamalarına ters düşmektedir.
Oysa ilk vahiy aldığı zaman, içinde bulunduğu sıkıntılı durumu hanımı
ile istişâre etmiştir. Hz. Hatice de hem kendisini teselli etmiş ve hem
de onu meseleye kesin çözüm bulacak ve doğru teşhis koyacak bir kişiye,
Varaka b. Nevfel' e götürmüştür. Bu olay Hz. Hatice' nin dirayetini,
soğukkanlılığını ve isabetli karar verme yeteneğini mükemmel bir şekilde
ortaya koymaktadır. İlk vahiy nâzil olduğunda kendisine hanımının
yardımcı olduğunu ileriki yıllarda unuttuğu düşünülemez. Hz. Peygamber
Hudeybiye seferinde barış antlaşmasından sonra sahâbîlere kurbanlarını
kesmelerini ve tıraş olmalarını emreder. Sahâbîler görünüşte antlaşmanın
şartlarını Müslümanların aleyhine buldukları için isteksiz davranırlar;
hiçbiri kalkıp da bu emri yerine getirmez, o emir verdikçe yüzüne
bakarlar. Buna çok üzülen ve hatta kızan Hz. Peygamber hanımı Ümmü
Seleme' nin çadırına girerek durumu ona anlatır. Ümmü Seleme şunları
söyler: "Yâ Resûlallah! Sen çıkıp kurbanını kes, başını tıraş et.
Onların hepsi sana uyacaktır". Peygamberimiz Ümmü Seleme' nin tavsiyesini
yerine getirir. Sahabe de duyguları ile hareket etmeyi bırakır ve ona
uyar.


Hz. Peygamber, evinde zamanının bir kısmını ibadete, bir kısmını
ailesine, diğer kısmını da kendisine olmak üzere üçe ayırırdı. O' na göre
kişinin ailesiyle geçirdiği vakit, boşa harcanmış bir vakit değildir.
Hz. Peygamber, insanlara, bildiğini anlatacağı ilk kişilerin aile
fertleri olduğunu öğretmiştir. O, kendisine gelen heyetleri "Ailenize
dönün ve onlara ta' limde bulunun" derdi. Kendisi de aile fertlerini
eğitmiştir. O' nun bu yönünden en fazla faydalanan hanımı Hz. Aişe
olmuştur. Hz. Peygamber aile kurumunun korunmasına çalışmıştır;
boşanmayı zorlaştırmıştır.


2- Evlilikleri


Hz. Peygamber, hemşehrileri arasında iffetli, şerefli ve namuslu bir
şahsiyet olarak tanınıyordu. 25 yaşında iken, kendisinden yaşça büyük ve
iki defa evlenip dul kalmış olan Hz. Hatice ile evlenmiş; onunla 25 yıl
mutlu bir hayat geçirmiştir. Hz. Peygamber' in Hz. Hatice ile
beraberliğinde göze çarpan en önemli husus, sıcak bir dostluk ve
arkadaşlıktır. Hz. Peygamber Allah' tan aldığı vahyi gelip ilk defa ona
anlatmış ve onunla paylaşmıştır. Hz. Hatice de kendisini anlayış ve
olgunlukla karşılamıştır. Hz. Hatice' nin vefat ettiği yıl, Resûl-i
Ekrem' in en çok üzüldüğü yıl olarak "Hüzün Yılı" tabiriyle anıldığını
daha önce görmüştük. Hz. Peygamber onun sağlığında başka bir kadınla
evlenmemiştir. Halbuki o dönemin örf ve adetleri çok kadınla evliliğe
müsaitti. Hz. Hatice' nin vefatından sonra onun aziz hatırasına saygı
duyarak, yaklaşık 2,5 yıl yalnız ve bekar olarak yaşadıktan sonra Sevde
bint Zem' a ile evlenmiştir. Hz. Peygamber, cinsel tatmin peşinde
olsaydı, geleneğe, gençliğine, Kureyş kabilesine mensup oluşuna ve
özellikle bir peygamber olarak, kendisine tabi olanlardan gördüğü
itibara bağlı olarak 54 yaşına kadar birkaç evlilik
gerçekleştirebilirdi.


Mekke döneminde tek kadınla evli olan Hz. Peygamber çok kadınla Medine
döneminde evlenmiştir. İlk defa çok evliliğe 53 veya 54 yaşlarında iken
ayak atmıştır. Bu evliliklerin dinî, sosyal, ekonomik ve ahlâkî pekçok
sebebi vardır. Buna ek olarak, Kur' an' ın çok evliliği sınırlayan
hükümleri, Nisâ Sûresinin 3. ayeti, Medine döneminin sonlarına doğru ve
Hz. Peygamber' in vefatından yaklaşık iki yıl önce nâzil olmuştur. Çok
evliliği sınırlayan emirlerin gelmesinden önce evlilik konusunda eski
örf geçerli idi. Arabistan' da çok kadınla evlilik normal olarak yaşanan
bir hayat tarzıydı. Tarihçi İbn Habîb, İslâm' ın doğduğu sırada on
hanımla evli olan çok sayıda şahsın isimlerini kaydetmektedir.
Aslında Hz. Peygamber de çok evliliği örf üzerine gerçekleştirmiş
bulunuyordu. Dolayısıyla onun evlilikleri değerlendirilirken dönemin
siyasal, sosyal ve kültürel şartları gözönünde bulundurulmalıdır. Çünkü
kendi döneminde dostlarından ve düşmanlarından hiç kimse onu bu
uygulamasından dolayı eleştirmemiştir.


Hz. Peygamber on bir hanımını bir arada nikahı altında bulundurmuştur;
vefatı esnasında ise nikahı altında dokuz kadın vardı. Hz. Peygamber' in
hanımlarının isimleri şöyledir: Hatice bint Huveylid; Sevde bint Zem' a;
Aişe bint Ebû Bekir; Hafsa bint Ömer; Zeyneb bint Huzeyme; Ümmü Seleme;
Zeyneb bint Cahş; Cüveyriye bint Hâris; Reyhâne bint Zeyd; Safiyye bint
Huyey; Ümmü Habîbe bint Ebû Süfyan; Mâriye; ve Meymûne bint Hâris. Ancak
dokuz rakamına birkaç yılda değil, vefatına kadar geçen bir zaman
diliminde ulaşılmıştır. Zeyneb bint Cahş ile beşinci, Reyhâne ve
Cüveyriye ile altıncı, Safiyye, Ümmü Habîbe ve Meymûne ile yedinci hicrî
yılda nikahlanmıştır. Bu hanımların çoğu çocuklu idi. Yani vefat etmiş
olan eski kocalarından çocukları kalmıştı. Hz. Peygamber hanımlarına
verilmesi gereken mehiri daha evlenirken ihmal etmemiş, hepsine dönemin
örfüne göre mehir vermiştir. Ancak Safiyye' ye vermemiş, onu hürriyetine
kavuşturmayı mehir olarak saymıştır.


Hz. Peygamber, çok evliliği dört ile sınırlayan ayet nâzil olduktan
sonra dörtten fazla kadınla evli bulunan sahâbîlerine dördünü seçip
diğerlerini boşamalarını emretmiştir. Kur' an-ı Kerim' de kendisine,
evlendiği bütün kadınları nikahı altında tutma müsadesi
verilmiştir. Fakat bundan böyle başka kadınlarla evlenmesinin
kendisine helâl olmadığı bildirilmiştir. Resûl-i Ekrem' e özel
olarak verilen bu müsadenin hukûkî, siyâsî, sosyal ve eğitimle ilgili
çeşitli sebepleri vardır.


Kur' an-ı Kerim' de, Hz. Peygamber' in hanımlarının mü' minlerin anneleri
oldukları ve mü' minlerin ondan sonra onun eşleriyle asla
evlenemeyecekleri hükme bağlanmıştır. Hz. Peygamber dokuza ulaşan
hanımlarından dördünü tercih edip diğerlerini boşasaydı, bu hanımlarla
başka birisi evlenemeyeceğine göre, boşamak onlar için zulüm olurdu.


İslâm toplumunun eğitilmesinde Hz. Peygamber' in evliliklerinin önemli
yeri vardır. İslâm' ın, özellikle kadınlarla ilgili görüşlerinin çevreye
yayılmasında Hz. Peygamber' in hanımlarının büyük katkısı olmuştur.
Onlar, sahâbîlerin hanımlarının eğitimi için ellerinden gelen çabayı
esirgememişlerdir. Mü' min kadınların eğitimiyle özellikle meşgul olup,
İslâm' ı yayacak öğrenciler yetiştirmişlerdir.


Şüphesiz Hz. Peygamber' in bütün eşlerinin eğitim konusunda aynı seviyede
oldukları söylenemez. Onların bir kısmı yaşlı, bir kısmı ise gençti.
Fakat bu hususta Hz. Aişe' nin özel bir yeri vardır. Nitekim, Hz.
Peygamber' in Hz. Aişe ile evliliğinde göze çarpan en önemli husus, bir
hoca-talebe ilişkisidir. Hz. Aişe, o derece mükemmel yetişmiştir ki, Hz.
Peygamber' den sonra onun evi, kadın-erkek, büyük-küçük birçok kimsenin
huzuruna gelip kendisini dinlediği, soru sorup cevabını aldığı bir ilim
ve irfan ocağı olmuştur. Hz. Peygamber zamanından itibaren kadınların
eğitim ve öğretimiyle yakından meşgul olmuştur. Hz. Aişe, hem sahâbîlere
ve hem de tâbiîlere, sonraki müctehit imamlara ışık tutacak bilgiler
nakletmiştir. Hz. Peygamber' in sünnetini nakletmek ve açıklamakla
kalmamış; aynı zamanda onun doğru anlaşılması hususunda ilmî tenkit
zihniyetini de ortaya koymuştur. Sahâbîler arasında çok sayıda fetva
vermesiyle ünlü olan yedi sahâbîden biridir. Hz. Peygamber' den 2210
hadis rivayet etmiştir. Hz. Peygamber' in diğer hanımları da 378 ila 5
arasında değişen sayılarda hadis rivayet etmişlerdir. Hz. Hafsa da okuma
yazma bilen, zeki ve bilgili bir kadındı. İslâm' ın eğitim ve
öğretiminde onun da hizmetleri olmuştur.


Hz. Peygamber' in evliliklerinden bazıları da fedâkar ve cefâkar Müslüman
kadınları himaye, onları takdir etme ve itibarlarını koruma gayesine
yönelikti. Mekke döneminde Müslüman olan bazı hanımlar işkenceye maruz
kalmışlar, Habeşistan' a ve daha sonra Medine' ye göç etmişler, kocaları
vefat etmiş; birkaç çocukları kalmıştı. Üstelik aileleri de Mekke' de
henüz müşrik oldukları için onların yanına da dönemiyorlardı. Hz.
Peygamber onları himaye ve çocuklarını da bakım altına almak istemiş,
sonunda bunları nikahı altına almıştır. Sevde bint Zem' a, Zeyneb bint
Huzeyme, Ümmü Seleme ve Ümmü Habibe bu hususa örnek teşkil etmektedir.


Hz. Peygamber bazı evliliklerini, o hanımın kabilesini İslâm' a
yaklaştırmak, onun kabilesi ile Müslümanlar arasındaki düşmanlığı
gidermek, sahip olduğu mevkii korumak ve sahâbîler arasında doğabilecek
kıskançlığın, kırgınlığın ve dedikoduların önüne geçmek için
gerçekleştirmiştir. Cüveyriye ve Safiyye ile evliliği buna örnek
gösterilir. Cüveyriye, Mustalik kabilesinin başkanı Hâris b. Ebû
Dırâr' ın kızı idi. Mustalikoğulları Gazvesi' nde kocası ölmüş ve kendisi
de Müslümanların eline esir düşmüştü. Fidyesi ödendikten sonra Hz.
Peygamber' le evlenmiş; bunu duyan Müslümanlar, Hz. Peygamber' in
hısımları kabul ettikleri Mustalik kabilesine mensup diğer esirleri de
serbest bırakmışlardır. Bu evliliğin Mustalik kabilesi ile Müslümanlar
arasındaki düşmanlığı giderdiği ve bu evlilikteki asıl hedefin adı geçen
kabileyi İslâm' a yaklaştırmak olduğu anlaşılmaktadır.
Mustalikoğullarının bu evlilikten sonra İslâm' ı kabul etmeleri de bunu
göstermektedir. Safiyye de Hayber Gazvesi' nde esir alınanlar arasında
bulunuyordu. Kendisi Yahudi başkanlarından Huyey b. Ahtab' ın kızıydı.
Hz. Peygamber aradaki kin ve nefreti ortadan kaldırmak maksadıyla
bunlarla akrabalık kurmuş ve Safiyye ile evlenmiştir.


Hz. Peygamber' in bazı evlilikleri de yeni İslâmî bir hükmün topluma
kazandırılması amacını taşıyordu. Zeyneb bint Cahş ile evliliği buna
örnektir. Zeyneb' in ilk kocası Hz. Peygamber' in azatlı kölesi ve
evlatlığı Zeyd b. Harise idi. Hz. Peygamber, aynı zamanda halasının kızı
olan Zeyneb' i Zeyd ile bizzat kendisi evlendirmişti. Zeyd azatlı bir
köle idi. Eski Arap geleneğine göre asîl bir kadın bir köle ile
evlenemezdi. Halbuki İslâmiyet bütün insanları yaratılış bakımından eşit
sayıyordu. Bu sebeple Resûl-i Ekrem, eski gelenek ve anlayışın ortadan
kaldırılmasını önce kendi akrabası arasında uygulamaya başladı. Böylece
eski an' ane yıkılmış oluyordu. Fakat Zeyd ile Zeyneb mutlu bir aile
hayatı yaşayamadılar. Zeyd, Hz. Peygamber' e müracaat ederek karısını
boşamak istediğini söyledi. Hz. Peygamber bundan çok müteessir oldu.
Kur' an-ı Kerim' de Zeyd ile Zeyneb arasında gerçekleşen bu evliliğin
devamını sağlamak için Peygamber' in takındığı olumlu tavır
anlatılmaktadır. Nitekim o Zeyd' e "Hanımını tut (boşama) ve Allah' tan
kork!"[644] diyordu. Ancak geçimsizlik son haddine vardığı için Zeyd
karısı Zeyneb' i boşamak zorunda kaldı. Câhiliye döneminde evlatlık, öz
evlat gibi muamele görüyor ve öz evladın bütün haklarına sahip
bulunuyordu. Geleneğe göre evlatlığın boşadığı hanımla evlenmek babalığa
yasaktı. İslâmiyet bu geleneği kaldırdı ve evlatlığı sadece din kardeşi
olarak kabul etti. Evlatlığın boşadığı kadını nikahlamayı manevî
babalara helal kıldı. Hz. Peygamber, hem Zeyneb' in ve hem de akrabasının
isteği üzerine onu nikahladı. İddia edildiği gibi Hz. Peygamber
Zeyneb' in güzelliğine hayran kaldığı için evlenmiş değildir. Zeyneb onun
halasının kızıydı. Onu her zaman görüyordu. Şayet isteseydi onunla
Zeyd' den önce kendisi evlenebilirdi.


Hz. Peygamber' in bazı evlilikleri, yakın dostları, çevresi ile
irtibatının, evlilik yoluyla kurulan akrabalıkla güçlenmesine yönelik
idi. Mesela Hz. Ebû Bekir' in kızı Hz. Aişe ve Hz. Ömer' in kızı Hafsa ile
evliliği buna örnek gösterilebilir.[645]


3- Çocukları


Hz. Peygamber' in Hz. Hatice' den iki erkek ve dört kız çocuğu dünyaya
gelmiştir. İlk çocuğu Kâsım iki yaşında, Abdullah da küçük yaşta iken
vefat etmiştir. Abdullah adlı çocuğuna aynı zamanda Tayyib ve Tâhir
denildiği nakledilmektedir. Bunların dışında Medine döneminde
Mısır' lı Mâriye' den İbrahim adlı oğlu olmuştur. Kızlarının doğum sırası
konusunda ihtilaf bulunmakla birlikte genellikle, Zeyneb, Rukıye, Ümmü
Gülsüm ve Fâtıma şeklinde olduğu kabul edilmektedir.


Zeyneb: Hz. Peygamber' in ikinci çocuğu ve kızlarının en büyüğüdür.
Babası otuz yaşında iken dünyaya geldiği nakledilmektedir. Hz.
Hatice' nin arzusu üzerine Hz. Peygamber Zeyneb' i teyzesinin oğlu
Ebü' l-Âs b. Rebi' ile evlendirmiştir. Bu evlilikten Zeyneb' in Ali ve
Ümâme adlı iki çocuğu dünyaya gelmiştir. Zeyneb, babasına peygamberlik
gelince annesi ile birlikte İslâmiyet' i kabul etmiştir. Kocası Ebü' l-Âs
ise o dönemde iman etmemiş; ancak müslüman olan hanımı ile beraber
yaşamaktan da vazgeçmemiştir. Bu şekilde evlilikleri Bedir savaşına
kadar devam etmiştir. Hz. Peygamber Medine' ye hicret edince, ailesi ile
birlikte kızı Zeyneb' i de Mekke' den getirtmek istemiş ancak kocası ondan
ayrılmak istememiştir.


Bu arada Ebü' l-Âs, müşrikler safında katıldığı Bedir savaşında esir
düşmüş, Zeyneb, kocasının fidyesi olarak bir miktar malla birlikte
annesinin kendisine evlenirken çeyiz olarak verdiği gerdanlığı
göndermiştir. Hz. Peygamber gerdanlığı iade ederek Ebül-Âs' ı serbest
bırakmıştır. Ancak ondan, kızını çocukları ile birlikte Medine' ye
göndermesini istemiş ve bu konuda kendisinden söz almıştır. Ebü' l-Âs
sözünü tutarak Zeyneb' i ve çocuklarını Medine' ye göndermek üzere yola
çıkarmıştır. O sırada hamile olan Zeyneb, Mekke' de Zî Tuvâ adlı yerde,
henüz İslam' ı kabul etmemiş bulunan Hebbâr b. Esved' in saldırısı sonucu
deveden düşmüş ve çocuğunu düşürmüştür. Bu olay sonucu yakalandığı
hastalık ilerleyerek hicrî 8. yılda onun ölümüne sebep olmuştur.[647]
Olaydan sonra Mekke' ye dönmüştür. Bu arada Hz. Peygamber onu getirmek
için Zeyd b. Hârise' yi ve ensardan bir şahsı Bedir savaşından bir ay
kadar sonra Mescid-i Haram' a 10 km. uzaklıkta bulunan Batn-ı Ye' cec' e
kadar göndermiş, Zeyneb de yanında çocukları olduğu halde bu ikisi ile
birlikte Medine' ye gelmiş ve Hz. Peygamber' in yanında yaşamaya
başlamıştır.


Diğer taraftan Ebü' l-Âs, hicretin 6. yılında müşriklere ait bir kervanla
gittiği Suriye' den dönerken İs mevkiinde karşılaştığı İslâm askerî
birliği tarafından Medine' ye getirilmiş ve İslâmiyet' i kabul etmiştir.
Hz. Peygamber Zeyneb' i eski kocası ile tekrar evlendirmiştir.[648]
Zeyneb, Ebü' l-Âs' la gerçekleşen bu ikinci evliliğinden kısa süre sonra
hicretin 8. yılında, vefat etmiştir. Çocuklarından Ali, Mekke' nin
fethinden sonra ölmüştür. Kızı Ümâme ise, teyzesi Fâtıma' nın vefatından
sonra Hz. Ali ile, onun şehit edilmesinden sonra da Muğîre b. Nevfel ile
evlenmiş ve onun nikahında iken vefat etmiştir. Ümâme' nin bu kocasından
Yahya adında bir çocuğunun dünyaya geldiği söylenir.[649] Biraz sonra
görüleceği üzere diğer iki kız kardeşi Rukiye ve Ümmü Gülsüm gibi
Zeyneb' in nesli de devam etmemiştir.[650]


Rukıye (Rukayye): Babası otuz üç yaşındayken dünyaya geldiği kaydedilir.
Rukıye, Ebû Leheb' in oğlu Utbe ile, biraz sonra bahsedilecek olan Ümmü
Gülsüm de Uteybe ile nikahlandı. Hemen bütün güvenilir kaynaklar, Hz.
Peygamber' in bu iki kızının Ebû Leheb' in oğullarıyla zifafa girmedikleri
konusunda müttefiktirler. Ebû Leheb ve hanımı, kendilerinin İslâm' a
karşı tutumlarını yeren Tebbet Sûresi' nin nâzil olması ve aynı zamanda
Rukıye ve Ümmü Gülsüm' ün İslâm' ı kabul etmeleri üzerine, oğullarını Hz.
Peygamber' in kızlarından ayrılmaya zorladılar. Neticede her ikisi de
ayrıldı. Bundan sonra Hz. Peygamber Rukıye' yi Hz. Osman ile evlendirdi.
Rukıye kocasıyla birlikte Habeşistan hicretine katıldı. Daha sonra
Mekke' ye dönerek Medine' ye hicret etti ve burada yaşamaya başladı.
Hicretin 2. yılında Bedir seferi hazırlıkları esnasında kızamığa
yakalandı. Hz. Peygamber, Hz. Osman' ı sefere götürmedi ve hasta
hanımıyla ilgilenmesi için Medine' de bıraktı. Ancak Rukıye, Hz.
Peygamber seferde iken vefat etti. Hz. Osman' dan dünyaya gelen Abdullah
adındaki oğlu iki veya altı yaşında iken vefat etti.[651]


Ümmü Gülsüm: Rukıye' den küçük olduğuna göre, babası otuz dört yaşın
üzerinde iken dünyaya gelmiş olmalıdır. Yukarıda da geçtiği gibi Ebû
Leheb' in oğullarından Uteybe ile nikahlandı. Annesinin ve babasının
zorlaması sonucu Uteybe Ümmü Gülsüm' ü boşadı. Ümmü Gülsüm hicrete kadar
babasının evinde yaşadı. Kızkardeşi Fâtıma ve Hz. Peygamber' in diğer
aile fertleriyle birlikte Medine' ye hicret etti. Ablası Rukıye' nin
vefatından bir müddet sonra hicretin 3. yılında Hz. Osman' la
evlendirildi. Hicretin 9. yılında vefat etti. Ümmü Gülsüm' ün çocuğu
olmadı. Onun vefatı üzerine Hz. Peygamber "bir üçüncü (bazı rivayetlerde
on) kızım olsaydı yine Osman' la nikahlardım" demiştir.[652]


Fâtıma: Hz. Peygamber' in kızlarının en küçüğüdür. Doğum tarihi konusunda
ihtilaf bulunmakla birlikte, genel kabul, birincisi ağırlıklı olmak
üzere 609 ve 605 yıllarında yoğunlaşmaktadır. Kaynaklarımızda onun
çocukluk ve gençlik yıllarıyla ilgili bilgiler azdır. Başından geçen
olaylardan birisi şöyledir: Bir gün Hz. Peygamber Kâbe' nin yanında namaz
kılarken secdeye vardığında müşrikler bir koyunun iç organlarını
sırtına koyarlar. Hz. Peygamber secdeden başını kaldıramaz. Bu sırada
Fâtıma gelip babasının üzerindekileri atar ve müşriklere çıkışır.[653]


Hz. Fâtıma, babasının hicretinden bir müddet sonra, içlerinde kızkardeşi
Ümmü Gülsüm ve Hz. Ebû Bekir' in ailesinin de bulunduğu bir kafile ile
birlikte Medine' ye hicret etti. Bir müddet sonra Hz. Ali onu babasından
istedi. Hz. Peygamber kızının görüşünü alarak[654] hicretin 2. yılında
Fâtıma' yı Hz. Ali ile evlendirdi. Hz. Fâtıma, evlendikten bir yıl kadar
sonra ilk çocuğu Hasan' ı, ondan bir yıl sonra da ikinci çocuğu Hüseyin' i
dünyaya getirdi. Daha sonraki yıllarda Ümmü Gülsüm ve Zeyneb adlı
kızları ile Muhsin (veya Muhassin) adlı oğlu dünyaya geldi. Ancak bu
sonuncusu küçükken vefat etti. Hz. Fâtıma' nın İslâm kültüründe ünlü
olduğu hususlardan birisi sağlık ve sosyal yardım alanlarındaki
hizmetleridir. Nitekim Uhud savaşında gazilere su ve yiyecek taşımış,
yaralıları tedavi etmiş, babasının yüzündeki kanları temizlemiştir. Hz.
Peygamber' in vefatına çok üzülmüş ve ondan altı ay kadar sonra vefat
etmiştir. Hz. Peygamber' in nesli Fâtıma' nın çocukları vasıtasıyla devam
etmiştir.[655]


İbrahim: Hz. Peygamber' in Mısır' lı Mâriye' den olma oğludur. Hicrî 8.
yılda dünyaya gelmiştir. Hz. Peygamber İbrahim' in doğumu üzerine
Mâriye' yi hürriyetine kavuşturmuş ve çocuğu da sütanneye vermiştir.
İbrahim henüz iki yaşını doldurmadan hicretin 10. yılında hastalanarak
vefat etmiştir.[656]


Görüldüğü üzere Hz. Peygamber' in çocukları genç yaşlarda vefat
etmişlerdir. Başta kızları olmak üzere çocuklarının vefatları
esnasındaki yaşları konusunda kaynaklarda farklı kayıtlar mevcuttur. Bu
husus Endülüs' lü ünlü âlim İbn Hazm' ın da ilgisini çekmiş ve
Peygamber' in kızlarından hiçbirinin 35 yaşını geçmediğini, Fâtıma' nın
vefat ettiğinde 25 yaşında, Rukıye' nin de o civarda, Ümmü Gülsüm' ün 22
yaşında olduğunu belirtmiş, Zeyneb' in de genç yaşta vefat ettiğini
kaydetmekle yetinmiştir






cemre1450

10 Şubat 2013 Pazar
1:42:43
 biraz fazla olmuş ama beğenenler beğenmiştir

Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 10.02.2013 01:42:06
Yazıyı Ekleyen : cemre1450
 Bu  yazı Bugün 2 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 3689 kez okundu.
cemre1450 bugüne kadar toplam 2 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

Avlanmak günahmıdır avcılık günahmıdır harammıdır

KIYMETLİ KADIN İSİMLERİ

Sıkıntı anında çekilecek tesbihler..


Bugün Hiç Okunmadılar..

DUÂ ETMEK NEDİR

Şehid Rantisi'nin Eşi işte mücahide bayan

Pişman-ı Şükür

Zorla, tehditle küfür söz söyletmek

ŞİİRLERLE ÖLÜM VE SONRASI


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
ACATAL , feyza , baby , gürko , ismet , firuze0762 , melinay , @WEMS@ , şehid asker ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

ilk ayetadem sevgisahabehz.zeynepgururiranömür ismiresbirbirini sevenlergeylani

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   keyyis
   erkam,
   askbiryalan
   ahmetyasin
   S@LİH

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.