i
Örf ve adetlerimizde, konuşma biçimimizden, giyinişimize varıncaya kadar; aile içinde büyüklerle küçüklerin ilişkilerinden, komşularımızla olan ilişkilerimize varıncaya kadar her türlü gelenek ve yaşama biçimimizde İslam dininin etkisi vardır. Çocuklarımıza ehl-i beyt’in ve sahabilerin isimlerini koyarız. Bu onlara olan sevgimizin ifadesidir. Düğün törenlerimizde, mutlu günlerimizde ve bayram günlerinde dost ve akrabaların birbirlerini ziyaretleri, uzakta bulunanların memleket ve akrabalarını ziyarete gelmeleri, temelinde dinimizin çeşitli tavsiye ve telkinleri bulunan ve bu telkinlerle şekillenen davranışlardır.
Sıla-i rahim, yani uzakta bulunanların belli zamanlarda akrabalarını ve memleketlerini ziyaret etmeleri Peygamberimizin hararetle tavsiye ettiği bir davranıştır.
Peygamberimiz bir Hadis-i Şerifinde; "sıla-i rahim yapanın, yani akrabalarını ve dostlarını ziyaret edenin, Allah ömrünü uzatır ve rızkını genişletir", buyurmuştur .
Geleneklerimizde, komşuluk hakkı ve komşuya değer verme önemli bir yer tutar. Temelini araştırdığımızda bu konu ile ilgili Peygamberimizin bir çok tavsiyesinin olduğunu görürüz. Çok meşhur olan bir Hadis-i şerifte bilindiği gibi “Komşusu aç iken, karnını doyuran (tok yatan) mümin olmaz” buyrulmuştur .
Atasözleri ve Deyimlerimiz de kültürümüzün önemli bir unsurudur. Toplumumuzun yüzyıllar boyu şekillenen duygu ve düşüncelerini yansıtırlar. Geçmişte yaşanan ve tecrübeye dayanan bazı olayları çok veciz ve anlamlı bir şekilde bugüne taşırlar.
Atasözlerimizin de kökeni araştırıldığında dinimizin pek çok emrini yansıttıkları görülür. Mesela biraz önce sözünü ettiğimiz “komşuluk” konusu ile ilgili olarak:
“Komşu komşunun külüne muhtaçtır.”
“Ev alma komşu al.”
“Komşu hakkı Tanrı Hakkıdır.” gibi atasözlerimiz de vardır.
Öte yandan,
“Doğrunun yardımcısı Allah’tır.”
“Aldatayım diyen aldanır.” ve
“Allah diyen aldanmaz” gibi atasözlerimiz doğruluğu, dürüstlüğü ne güzel ifade etmektedir.
Günlük hayatımızda da Allah adını anarak pek çok deyim kullanırız. Mesela, “Allah’a emanet”, “Allah’a ısmarladık”, “Allah akıl versin”, “Allah bağışlasın”, “Allah korusun”, “Allah rahmet eylesin” gibi dua cümlelerini sık sık duyarız. Yine “Allah vergisi”, “Allah yapısı”, “Allah emri”, gibi deyimleri de kullanırız. “Şeytana uymak”, “Şeytan dürtmek”, “Şeytanlık düşünmek” gibi kökeninde dini manalar bulunan deyimler de günlük hayatımızı ne kadar derinden etkilediğini ve şekillendirdiğini göstermek için yeterlidir.
Sosyal faaliyetlerimizde de İslam dininin etkisini görürüz. Sevinçli günlerimiz ya da hüzünlü günlerimiz, dini motifler taşıyan geleneklerle doludur. En yakın komşularımızdan başlayarak, çevremizde bulunan yardıma muhtaç kişilere yardım etmek ve destek olmak, dinimiz tarafından bize yüklenen bir görevdir.
Tarih içinde de Müslüman toplumlar sosyal yardım ve dayanışma için çeşitli kurumlar oluşturmuşlardır. Bu konuda vakıf müesseseleri en güzel örnektir. Sağlık konusunda, eğitim konusunda ve muhtaçlara yardım konusunda bir çok vakıf kurulmuş ve bunlar tarih boyunca çok yararlı çalışmalar yapmışlardır.
Vakıf kurma konusunda Müslümanları teşvik edici pek çok Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerif vardır. Mesela:
“Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onu bilendir.”
“Hayır işleyin ki kurtulabilesiniz.”
“İyilikte ve fenalıktan sakınma konusunda birbirinizle yardımlaşın.” gibi Ayet-i Kerimeler, Müslümanları, yardım müesseseleri olan vakıfların kurulmasına teşvik etmiştir.
Yine Peygamberimiz de Hz.Ömer’e sahip olduğu hurmalığı vakfetmesini, böylece mahsülün muhtaçlara yedirileceğini ifade ve tavsiye etmiştir.
Açıklamaya çalıştığımız bu dini emirler yüzyıllar boyu İslam toplumlarında vakıflar ve benzeri kuruluşlar yoluyla sosyal yardımlaşma ve karşılıklı dayanışmanın gelişmesini sağlamıştır.
İslam toplumundaki sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın bir başka güzel örneği de şüphesiz “Zekat” Müessesesidir. İslam tarihi boyunca dinin bu emri Müslümanlar tarafından titizlikle yerine getirilmiş, fakirler gözetilmiş böylece toplum içinde sosyal barışın sağlanmasına katkıda bulunulmuştur.