Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Bizimle münafıklar arasında yatsı ve sabah namazlarında hazır bulunma farkı vardır. Onlar bu iki namaza muktedir olamazlar.


İslamiyazılar gözünüzün önünde olsun
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Dini Hikayeler » DINI HİKAYELER


DINI HİKAYELER
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...










Bu ne sabır





Mevlana Celaleddin-i Rûmî hazretleri "kuddise sirruh" Mesnevi' de anlatır:


Lokman Hakîm, zengin bir adamın kölesiydi. Bir gün Lokman Hakîmin efendisine hediye olarak bir meyve getirdiler. Efendisi, Lokman Hakîmi sevdiği için, onu çağırdı ve meyveyi kesip ona bir dilim verdi. Lokman, o dilimi bal gibi, şeker gibi yedi. Hem de öyle lezzetle yedi ki Lokman' ın efendisi, ikinci dilimi de kesip sundu. Böyle, böyle meyveyi tekmil yedi; yalnız bir dilim kaldı.

 

Efendisi “Bunu da ben yiyeyim; bir bakayım, nasıl şey, herhalde tatlı bir meyve” dedi. Çünkü Lokman, öyle lezzetle, öyle zevkle, öyle iştahlı yiyordu ki görenlerin de iştahı geliyordu. Efendisi o dilimi yer yemez meyvenin acılığından ağzını bir ateştir sardı, dili uçukladı, boğazı yandı. Bir eyyam acılığından adeta kendisini kaybetti.

 

Sonra Efendisi:
“A benim cânım, böyle bir zehri nasıl oldu da tatlı tatlı yedin, bu ne sabır? Niçin ben yiyemem demedin” dedi.

 

Lokman dedi ki:
“Ey marifet sahibi efendim! Elinle sunduğun bir şeye nasıl olur da "bu acıdır" diyebilirim! Senin ihsan ettiğin herşey bana şifadır. Senin nimetler bağışlayan elinden o kadar rızıklandım ki, utancımdan adeta iki kat olmuşumdur. Çünkü vücudumun bütün cüzleri senin nimetlerinden meydana geldi”   










Bir çöp için





Îsa aleyhisselâm bir kabristandan geçerken azap gören bir meyyit görüp Allahü teâlâdan sebebini sual etti.

 

Allahü Teâlâ:
“Ya Îsa, dua et de o kulum dirilsin, sen de kendisinden niçin azap olunduğunu sor!” buyurdu.

 

Îsa aleyhisselâm duada bulunarak mevta dirildiğinde niçin azap olunduğunu sordu.

 

Azap gören zat:
“Ya Îsa, ben dünyada iken hamallık yapardım. Bir gün odun taşırken sahibinin haberi olmadan taşıdığım odundan bir çöp koparıp dişimi karıştırdım, işte Allahü teala bana bunun için azap etmektedir” deyip kabrine geri girdi. 










Cam ve Ayna





Çok zengin ama cimri bir adam, bir velinin yanına gidip nasihat almak istedi. Mübarek zat onu pencerenin yanına götürüp sordu:


“Pencereye baktığında ne görüyorsun?”


“Yoldan gelip geçen insanlar görüyorum. Bir de yolun kenarında oturmuş dilenen fakir bir adam var.”

 

Veli zat, yandaki aynayı gösterdi:
“Peki bu aynaya baktığında ne görüyorsun?”


“Kendimi”


“Yani artık başkalarını görmüyorsun! Pencere camı da aynı maddeden, yani camdan yapılmıştır. Ama aynanın camının üstüne incecik bir gümüş tabakası kaplandığı için, ona baktığında kendinden başkasını göremiyorsun. İşte, insan kalbi de cam gibi şeffaftır, kendimizi değil, başkalarını gösterir. Onlara merhamet ederiz. Ama ne zaman ki, camı gümüşle kaplayınca ayna oluyor, sadece kendimizi görüyorsak, altın gümüş gibi dünya süsleriyle kalbimizi kaplarsak, o zaman sadece kendimizi görürüz. Kalbimizden de merhamet çekilip atılır”










Cimriliğin bu kadarı





Bir gün bir kadın, Mevlana Celâleddin-i Rûmî hazretlerine "kuddise sirruh" gelerek kocasının cimriliğinden şikayet eder. Mevlana Hazretleri şöyle cevap verir:
“Tabii ki cimrilik kötü bir huydur. Ama eğer bu cimriler ve cimrilikleri olmasaydı, dünya harab olur, bu dünyanın malı, eşyası bir araya gelmezdi” der ve şu hikayeyi anlatır:


“Zengin fakat cimri bir efendi varmış. Bir gün camiye gitmiş. Birden aklına bir şüphe düşmüş:
“Acaba evdeki kandili söndürmeyi unuttum mu?” Hiç üşenmeden derhal evinin yolunu tutmuş. Kapının önünden hanımına seslenmiş:
“Çabuk kandili söndür, yağı tükenmesin! Ama sakın kapıyı açma!” Hanımı:
“Kapıyı neden açmayayım?” diye sormuş. Cimri efendi cevap vermiş,
“Kapıyı açınca, aşındırırsın" Hanımı:
“Madem bu kadar hesap ederek düşünüyorsunuz, camiden buraya kadar yürümekle ayakkabınızın eskiyeceğini düşünmediniz mi?” Efendi hemen cevap vermiş:
“Düşünmez olurmuyum? Buraya kadar yalın ayak geldim. İşte ayakkabılarım koltuğumun altında!”


Bunları duyan kadın, "Ben, kocama cimri diyordum, ama bunun yanıda benimki cömert sayılır" der ve haline şükrederek oradan ayrılır.  










Bize verilenler rüşvet olur





Ömer bin Abdülaziz hazretlerine "rahmetullahi aleyh" birisi bir sepet elma hediye getirdi. O da elmayı biraz kokladıktan sonra sahibine geri verdi ve dedi ki:

 

“Hediyeni kabul ettim ve sana hediye ettim, elma yerini bulmuştur”

 

Elmayı getiren itiraz edecek oldu:

 

“Yâ Emirel-müminin! Resulullah Efendimiz "aleyhisselâm" hediye kabul ederdi. Sen kabul etmedin!”

 

Ömer bin Abdülaziz hazretleri "rahmetullahi aleyh" :

 

“Evet ama, Resulullah "sallallahü aleyhi ve sellem" Efendimize verilen, hediye idi. Bize verilenler rüşvet olur” buyurdu ve hemen emir vererek valilerin maaşlarını arttırdı. Sebebini şöyle izah etti:

 

“Valiler para sıkıntısı çekmezler, bütün ihtiyaçları karşılanırsa, kimseden bir şey beklemeden kendilerini halkın işlerine vakfederler” 










Neşeli olmasının sebebi





Vaktiyle Horasan’da çok yaşlı, fakat dinç bir şeyh vardı. Bu zatı sevenler bir gün onu ziyarete geldiler. Gayet neşeli olmasını ve genç görünmesini merak ettiler ve sebebini sordular. Buyurdu ki;
“90 yaşımda olmama rağmen bu kadar dinç ve neşeli olmamı talebelerime borçluyum.”

 

Ziyaretçiler bundan bir şey anlamadılar, mübarek zat bir talebesini çağırdı;
“Evladım git, kilerden bir karpuz getir, keselim de misafirlerimize ikram edelim” buyurdu.

 

Talebesi biraz sonra elinde bir karpuzla geldi. Hocasına verince, o zat karpuza eliyle hafifçe vurdu ve;
“Bu karpuz daha olmamış. Git başkasını getir” 

 

Talebe başka bir karpuz getirdi, fakat hocası onu da beğenmedi. Bu şekilde tam 7 defa karpuzu geri götürdü, başkasını getirdi. Sonunda şeyh efendi, getirdiği karpuzu beğendi ve kesip misafirlerine ikram etti. Karpuzu yerlerken misafirlerine dedi ki;
“Talebemin getirdiği karpuzu beğenmedim, 7 defa kilere gönderdim ve daha iyisini getirmesini istedim. Halbuki kilerde sadece bir karpuz olduğunu biliyordum.  Talebemi her seferinde geri gönderirken bana hiç itiraz etmedi, aynı karpuzu getirip götürdü ve “Efendim, kilerde tek karpuz var” gibi şey söyleyerek, bana akıl vermeye kalkmadı, beni üzmedi. İşte bu sebeple hep neşeli ve dinçim"










Adaletten inhiraf etme





Emevî halifelerinden Ömer Bin Abdülaziz hazretleri "rahmetullahi aleyh", Horasan’a bir vali tayin etti. Vali Horasan’a vasıl olunca gördü ki, âsâyiş kalmamış. Cinayetler, soygunlar çok, içki içmek normal sayılıyor. Oradan halifeye bir mektup yazdı, vaziyeti anlatarak:


“Ya benim istifamı kabul et, yahut ta meydanlara dikeceğim kazıklara direklere insanları bağlatacağım, at kamçıları ile dövdüreceğim” diyerek müsaâde istedi.

 

Ömer Bin Abdülaziz hazretleri "rahmetullahi aleyh" cevaben yazdığı mektupta buyurdu ki:
“İstifanı kabul etmem için fevkalâde bir sebep yok. Vazifene devam etmeni istiyorum. Tebââmı dövmene de razı değilim, sakın dövme. Çaresini sana iki cümleyle söylüyorum: Allahü Teâlânın dinini insanlara öğret. Adaletten de kıl kadar inhiraf etme”










Gaibden gelen ok !





Sultan Veled "rahmetullahi aleyh" zamânında, Mustafa isminde zâlim bir kimse vardı. Malı, mülkü ve akrabâlarının çok olmasından istifâde ederek, bazı kimselere eziyet ederdi. Bunu Sultan Veled’e şikâyet eylediler. Sultan Veled onu huzûruna çağırıp nasîhat ettiğinde, kaba sözlerle i’tirâz etti. Mustafa’nın bu kaba sözlerine sükût eden Sultan Veled hazretleri "rahmetullahi aleyh", o çıkınca; “Bir hafta ömrü kaldığı hâlde, hâlâ yiğitlik taslayıp sıhhatine güveniyor” buyurdu. Mustafa, dergâhtan çıkıp evine giderken, nereden geldiği belli olmayan bir ok, göğsüne saplandı. Bir hafta sonra da öldü.  



Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 28.01.2010 12:48:30
Yazıyı Ekleyen : admin
 Bu  yazı Bugün 0 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 5683 kez okundu.
admin bugüne kadar toplam 3487 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

Avlanmak günahmıdır avcılık günahmıdır harammıdır

KIYMETLİ KADIN İSİMLERİ

Sıkıntı anında çekilecek tesbihler..


Bugün Hiç Okunmadılar..

Kudret

Giden Fırsatlar Bir Daha Gelmez

Siz de Bekleniyorsunuz........

SU GİBİ AKTI " ÖMÜR.

İLK İNSANDAN İTİBAREN GELEN DİNİN ADI İSLAMİYET'TİR


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
abdullahh , klytek , eser84 , alegria67 , islam_00 , MhmtCyln , hira , hamiyet , elayildiz1234 ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

sinetahazekeriyayusufMAHMUTdivanigel gelkaderDinyemekler

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   ratberat
   senem
   gizli_işhat
   sevgi yumağı
   allahaşkı

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.