Yardıma ihtiyacı olanlara sadaka dağıtmak vehayır yapmak istediğinde, hemen yap(geciktirme)
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Bir kısım insan vardır, Allah'ın mülkünden haksız bir surette mal elde etmeye girişirler. Halbuki bu, Kıyamet günü onlara bir ateştir, başka değil.


Başlangıç sayfanıza talibiz
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » İslam Hukuku » Din Hakkında Bilmediklerimiz


Din Hakkında Bilmediklerimiz
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...

Budizm dininin kurucusu ve öncüsü olan Buda, yaklaşık olarak M. Ö. 563
ile M.Ö. 483 yılları arasında yaşamıştır. Asıl adı Gautema' dır.
Sonradan,Sanskritçe dilinde "aydınlanmış" anlamına gelen "Buda"
deyimiyle tanınmıştır. Kurduğu din ve felsefe sistemi de "Budizm" diye
tanımlanır.


Bazı kaynaklar Buda' nın asıl adının Sakyamoni olduğunu ileri sürerlerse
de,bu iddia geçerlilik kazanmamıştır. Güvenilir kaynaklara göre,
Gautama Hindistan' ın kuzey bölgelerinden birinde egemen bir prensin
oğluydu. Soylu ve zengin bir ailenin oğlu olduğu için, küçük yaşından
itibaren iyi bir eğitim görmüştü. Buda hakkında bu dönemle ilgili
olarak bütün bildiklerimiz, o devirde Hindistan' da hayli yaygın ölçüde
kullanılan Poli diliyle yazılmış belgelere dayanmaktadır.


Prens babası,Gautama' yi kendi yerine geçmeye hazırlıyor, onun
hayatın zorluklarından,türlü acılarından,yokluk ve yoksulluğun
çilelerinden habersiz olarak yetiştirmeye çalışıyordu. Babasının ve
çevresindekilerin etkisiyle bu dönemi zevk ve safa içinde, türlü
eğlencelerle, zenginliğin nimetlerinden yararlanarak geçiren Gautama,
19 yaşındayken akrabasından bir kızla evlenmişti. Bir süre sonra,
böylesine tek boyutlu bir hayat ,gününü gün ederek yaşamak Gautama' ya
yetersiz göründü. Hayatın daha derin, daha anlamlı yönleri olduğunu
düşünmeğe başlamıştı. Bu düşüncelerin giderek yoğunlaşması,onun gerçek
değerler ve anlamlar peşinde bir arayışa itti.Çevresiyle iç dünyası
arasında bocalayarak, manevi kişiliğini oluşturan birtakım buhranlar
geçirdi. Karısını ve küçük çocuğunu bırakıp inzivaya çekildi.Yıllar
yılı tek başına yaşadı. Günün birinde bir "bo" ağacının altında derin
düşüncelere dalmışken, ansızın içinin ışıdığını hissetti.Hayatın gerçek
içyüzünü yeni bir dünyaya açılan gözlerle gördü. Bir gün, bir gece o
ağacın altında oturdu. Derin derin düşündü. Oradan kalktığı
zaman,yayacağı inancın,kurucusu olacağı felsefe sisteminin temel
ilkeleri de şekillenmişti.


Bunları yaymak,başkalarına da duyurmak için ülkeyi dolaşmaya
başladı. Kurucusu olduğu dinin öncülüğünü de yaptı. 80 yaşındayken
Kuzey Hindistan' da Kusingagara' da Ud kasabasında öldü.


Buda' yla ilgili olarak günümüze ulaşan bilginin, ölümünden 200
yıl kadar sonra yazıldığı söylenir.Kesinlikle bilinen onun yolundan
yürüyenlerin, öğrencilerinin, ölümünden sonra Buda' nın fikirlerini,
sözlerini, öğretisini yaymış olduklarıdır.


Budizm bazı kimselere göre bir din, bazıları için de sadece
bir felsefe sistemidir. Ancak Budizm' in Hindistan' da yaygın ve temel
bir inanç olduğu, Japonya,Çin,Tibet,Burma,Tayland ve Seylan' da da 200
milyona yakın Budist' in bulunduğu düşünülünce, Budizm' i gerçek anlamda
bir din saymak,böylece kabullenmek gerekir.


Kendisi de iyi yürekli, sevgiyle dolu, sınırsız hoşgörü
sahibi, barışçı bir adam olan Buda, inancında "4 temel ilke" yi esas
tutmuştur:



1- Hayatın örgüsü acılarla dokunmuştur. Zevk, safa, eğlence boş hayallerdir.



2- Acıların kaynağı,doyumsuz yaşama isteği ve sınırsız, tükenmeyen,tutkulu isteklerdir.



3- Bu isteklerin öldürülmesi, en büyük düşman olan "ben" ve "bencillik" hislerinin yenilmesi gerekir.



4- Yaşama tutkusunu, kör isteklerini yenilgiye uğratan kimse "Nirvana"ya,yani mutluluk ve ebedi huzura kavuşur,


Budizm ayrıca 10 günahı kesinlikle yasaklar. Bu günahlar
şunlardır : Adam öldürmek,hırsızlık, yalan, iftira, kötü söz,
iffetsizlik, dedikodu, kıskançlık, hemcinslerine ve diğer canlılara
kötülük, imansızlık.


Budistlerin inancına göre dünyaya geliş ölümdür.İnsanları
hayatın acılarından, zorluklarından kurtaracak şey, birbirlerini,
hayvanları, bitkileri sevmektir. Ancak böylelikle mutlu olunabilir.
Nirvana' ya ulaşmak,bir daha dünyaya gelip hayatın acılarını çekmekten
kurtulmak demektir.





Hac, İslam dininin 5 temel ilkesinden biridir,Her yılın belirli
zamanında, toplu olarak Mekke' deki Kabe' yi ziyaret şeklinde yerine
getirilir.Bu toplu ziyaretin kendine has bir tören düzeni vardır.
Ancak, "hac" deyimini genel planda,bütün dinler için kullanacak
olursak, "her dindeki kudsal yerlerin ziyaret edilmesi" anlamına gelir.


Tarihin derinliklerine eğildiğimizde, Fenikeliler zamanında
Suriye' deki bazı kutsal yerlerin ziyaret edildiğini öğreniyoruz.
Hintliler, Ganj nehri kıyılarına gidip Benares Tapınağını ziyaret
ederler. Delf deki Apo Uon Tapınağı, Efesos' da bulunan Artemis Tapınağı
Eski Yunanlılar' ın "kutsal ziyaret" yerleri arasındaydı. Kudüs gerek
Hristiyanlar' ın, gerekse Yahudiler' in en başta gelen kudsal ziyaret
mekanıdır.


İslamiyet öncesi devirlerde Arabistan' da yaşayan kabilelerin
mensupları,panayır zamanı Mekke' ye gider, Kabe' deki putları ziyaretle
dini görevlerini yerine getirirlerdi.


İslam dininde "Hac" görevini yerine getirmiş kimseler "hacı"
diye tanımlanırlar. Hac mevsiminde dünyanın çeşitli ülkelerindeki
Müslümanlar memleketlerinden kalkıp Arabistan' a gelir,birlik,karşılıklı
anlayış ve kardeşlik havasıyla kuşatılmış olarak Mekke' deki Kabe' yi
ziyaret ederler.Genel bir bakışla, "hac" kavramının amacı da budur
zaten.Dünyanın değişik köşelerindeki Müslümanlar' ın, belirli bir
zamanda, ortaklaşa bir amaçla,birlik, anlaşma ve kardeşlik havası
içinde bir araya gelmelerini sağlamaktır.


Hac günü,Kurban Bayramı' na rastlayan 10 Zilhicce' dir. Hacca
gidip hacı olmak isteyenler, Kurban Bayramı' ndan 3 gün önce Mekke' de
bulunurlar. Bütün elbiseler çıkarılmış,vücudun her tarafını örten ilci
parça beyaz kumaşa (harmanf) bürünülmüştür. Bayramdan 2 gün önce Arafat
Dağı' na çıkılır. Öğle vakti bir hutbe dinlenir. (NOT: Hutbe, Müslüman
memleketlerde Cuma ve bayram namazlarında vaiz tarafından söylenen
sözlerdir.) Aynı günün akşamüstü, Müzdelife denilen yere gidilir.
Sabaha kadar orada kalınır. Sabah Mekke' ye gelinir ve Kabe' nin
çevresinde yedi kez dönülür. Sonra Sofa ile Merve Tepeleri arasında
gene yedi kez koşulur.


Osmanlı İmparatorluğu zamanında hacca büyük önem verilir,bu iş
"emiru' l-hac" denilen yüksek mevkiili bir kimse tarafından düzenlenip
yönetilirdi. Aynı zamanda padişah olan "halife" tarafından Kabe' ye her
yıl yeni örtü gönderilmesi geleneği vardı. Bunun için yapılan tören de
"sürre alayı" diye isimlendirilirdi. 7 yılda bir kez Cuma' ya rastlayan
hac gününe "haccu' l-ekber",yani "en büyük hac" denir ve bu yıllarda
hacı olacak kişilerin, hacı adaylarının sayısı daha da artar.







İslam dininin kutsal kitabı olan Kuran' ın kelime kökünün üzerinde
farklı görüşler vardır. Genel bir bakışla, "vahiylerin yazıyla tesbit
edilmiş bütünü" anlamına geldiği kabul edilebilir. Ancak,bu anlam
Kuran' ın kendi için geçerli değildir. Hz. Peygamber' e gökten indirilen
kutsal kitapda.Kur' an' a en mutlak anlamıyla "el-Kitab",yani
"Kitap"deyimi yakıştırılmıştır.


Kur' an islam dininin temel ilkelerini, Hz. Muhammed' e
gönderilen (vahiy halinde gelen)tanrısal buyrukları insanlığa bildiren
kitaptır. Müslümanların kutsal kitabı Kur' an Arapça ve bu dilin Kureyş
lehçesiyledir. 114 süre, kutsal kitabın 114 zaman bölümünde inişini
belirtir.


Kur' an, Hz. Muhammed kırk yaşına bastığında, Allah tarafından
"Peygamberlik" gönderilince inmeğe başlamıştır. Kuran' da
söyleyen,konuşan Tanrı' nın kendisidir.Dolayısıyla.Kuran
"Kelamu' Allah",yani "Allah' ın Sözü" dür. Tanrı' nın buyruğudur. 144
sure,66 ayet' i kapsar (ihtiva eder).


Hz. Peygamber okuma yazma bilmediği için, vahiy halinde inen
ayetler hafızasına işlenip kalırdı. Hz. Muhammed de bunları
unutmaz,yıllarca sonra tek hecesi farketmeksizin aynını tekrarlardı.
Müslümanlar bu ayetleri ezberlerler ,okuma yazmasını bilenler de yazılı
haliyle tesbit ederlerdi. Zamanla vahyedilen (vahiy halinde inen)
ayetler ezberlenirken,bunları ezberleyenler "hafız" diye
tanımlanmışlardır. Aradan zaman geçtikçe bu hafızlardan bazıları
savaşlarda şehit düştüler ,bazıları da ecelleriyle öldüler. Bu durumda
ayetler' i ezbere bilenlerin sayısı azalmağa başlamıştı. Papirüslere,
kemik ve tahtalara, pişirilmiş tuğlalara, deri üzerine yazılmış
sureleri bir arada toplamayı ilk düşünen Halife Ebubekir oldu.Her sure
kağıt, ya da kurutulup işlenmiş deri üzerine yazılmaya başlandı.
Böylece Kuran' ın ilk olarak bütün halinde yazılı şekli ortaya çıktı ve
buna "sayfalar" anlamına "suhuf adı verildi. Halife Ebubekir' in
ölümünden sonraki Halife Ömer de aynı işi sürdürdü. Belirli bir
süre.Kur' an nüshaları çok kişinin elinde suhuf' lar halinde kaldı.
Ömer' den sonra halife olan Osman, Kur' an' ın tek kitap olarak
düzenlenmesini emretti. Yazılı bütün nüshalar bir araya getirildi.
İncelemeler sonucu, ortada sadece beş adet güvenilir nüsha olduğu
anlaşıldı. Görevlendirilen özel bir kurul karşılaştırmaları,
düzeltmeleri yaparak, her türlü kuşkudan uzak,kesin bir nüshayı meydana
getirdi. Elde edilen nüsha hattatlar tarafından yazılarak çoğaltıldı.
Doğruluğundan şüphe edilen öteki nüshaların hepsi ortadan kaldırıldı.


Kuran' ın böylece esas, temel bir nüsha halinde ortaya
konulmasından sonra bazı güçlükler belirdi. Bunlar okumadaki lehçe
farkından doğuyordu ama, zamanla gerekli düzeltmeler yapıldı.








Tevrat' ta, Tanrı' nın yolunu şaşıran İsrailoğullarını yola getirmek
için,Sina dağında Musa Peygambere on emir gönderdiği yazılıdır.


Musa Sina dağından inerek, kavmine Tanrı' nın emirlerini
açıklamış ve onları doğru yola,Tanrı yoluna dönmeye davet etmiştir.
Ancak kavmi Musa' nın peygayberliğini tanımayarak eskisi gibi kendi
yaptığı putlara tapmaya devam etti.


İddiaya göre,genel ahlak kurallarını kapsayan on emir iki taş
levhaya yazılı idi. Musa bu levhalarda yazılı kurallara uyanların doğru
yola girip,huzura kavuşacaklarını söylüyordu.


Sonraları bu on emir bütün tek tanrıcı dinlerce benimsendi.
İslam dini de on emiri "Evamiri aşere" adı ile benimsedi ve onun
insanları doğru yola sevketmek için Tanrı tarafından gönderildiğine
inandı.



On emir Tevratta şöyle sıralanır :



1- Yalnız Tanrıya tapacaksın ve onu herşeyden çok seveceksin.



2- Tanrının adını saygı ile ve ancak gerektiği zaman anacaksın.



3- Rabbinin gününü kutlulaştıracaksın.



4- Ananı babanı sayacaksın.



5- Kimseyi öldürmeyeceksin.



6- Zina yapmayacaksın.



8- Yalan söylemeyeceksin.



9- Kendini kötü isteklere kaptırmayacaksın.



10-Başkasının malına göz dikmeyeceksin.



Bektaşilik gibi Türk kökenli bir tarikat olan Mevlevilik, Mevlana
Celaleddin Rumi tarafından kurulmuştur.Mevlana' nın oğlu Sultan Veled
Çelebi tarikata daha düzen vermiş, töre ve ayinleri belirli kurallarla
çerçevelemiştir. Bu tarikata girenlere "Mevlevi",toplantı ve ayinlerin
yapıldığı yerlere de "Mevlevihane" denilirdi. Tarikatin başı "çelebi"
diye isimlendirilir, bunlar Mevlana' nın torunları arasından seçilirdi.
Mevlevi tarikatına baş seçilen Çelebi,Konya' da Mevlana' nın türbesi olan
dergahta otururdu.


Tarih kaynakları,çelebi seçilen kimselerin özel bir mevkii,
sadece tarikata bağlı kişiler arasında değil, bütün toplumda büyük bir
nüfus ve etkisi olduğunu belirtmektedir. Osmanlı İmparatorluğunun bütün
belli başlı şehirlerinde birer mevlevihane bulunurdu. Bunun dışında,
İstanbul' da büyük ve yaygın ölçüde örgütlenmiş dergahlar vardı. Her
Mevlevihane' nin başına "şeyh" unvanı verilir,bu şeyhler "dede"ler, yani
Mevlevi uluları-kocaları arasından seçilirdi. 1001 günlük çileyi
tamamlayan derviş "dede" olmuş sayılırdı.


Renkli ve kendine has kıyafeti, töreleri bulunan bir tarikat
olan mevlevilik, Osmanlı toplumunda gerçekten etkili dinsel nitelikte
bir örgüttü. Mevleviler, tennure adı verilen uzun,beyaz entarilerinin
üzerine önü açık bir cüppe,başlarına da kesik koni biçimli bir külah
giyerlerdi.Bu külah "sikke" diye isimlendirilirdi. Tarikatın temel
ilkelerine gelince, mevleviliğin esası "edep" ti. Mevlevilerin uysal,
kibar, "çelebi" diye belirlenen nitelikte olmaları bu temel ilkenin
sonucudur Mevleviler arasında gerçekten ünlü şairler ve müzisyenler
yetişmiştir. Yedi yaşından küçük kimseler mevleviliğe alınmazdı.
Tarikata alınacak kimselerde vücut ve fikir sağlığı aranır,soy ve sop
ilişkileri titizlikle incelenirdi.


Türk müziğinin önemli bölümlerinden biri olan tasavvuf müziği,
mevlevi müziğinin gerçekten değerli örnekleriyle doludur. Mevlevi
ayinlerinde "sema" denilen ve dönerek yapılan raks büyük yer tutar. Bu
raks topluca veya tek olarak yapılır. Mevlevi müziğinin icrasında en
büyük ölçüde yer tutan saz "ney" dir. Ney çalanlar da "neyzen" olarak
tanımlanır.


Mevlevi ayinleri halka açıktı. Bu ilginç ayinlerden
İstanbul' da yapılanlara, padişah da seyirci sıfatıyla katılırdı.
Ayinlerde "mutrıp" denilen saz heyeti çalar, "ayinhan" diye
isimlendirilen okuyucular da "ayin-i şerif okurlardı.Mevlevi müziğinin
yüksek düzeyde olması,gerçek değer taşıması nedeniyle, mevlevihaneler
yüzyıllarca konservatuar yerini tutmuştur.Ayinlerde okunan parçalarda
güfte mutlaka Mevlana' nın şiirlerinden seçilmiş olurdu. Ancak,Sultan
Veled Çelebi' nin ve başka Mevlevi ozanlarının da bestelenmiş güfteleri
çoktur.




mesaj yazmayı çok görmeyelim














halil

14 Mayıs 2008 Çarşamba
22:11:34
 kardeşim bu yazıda anlatılmak istenen nedir

budizim çok güzel bir dindir

islamda hac diye bir kavram vardır

tevrat hz. musaya inmiştir

mevlevilikte dönerek yapılan raks'a !!! sema denir

yukarıda anlatılanlar tamamen böyle.. bence bi elimizi vicdanımıza koyalım

allah indinde din islamdır

ayrıca mevlevilerin yaptığı raks sema felan değil kendini kaybetme halidir

mevlevilikte ney sesi veya müzik sesi falanda yoktur

sanat için dönenlere zikir yapıyo diyemem ben arkadaşım. mevlana hz leri kendisi bir hal yaşamış ve bitmiştir şuanda onun o haline girmeden dönmenin bi anlamı yoktur


Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 17.06.2008 14:12:13
Yazıyı Ekleyen : bucak
 Bu  yazı Bugün 0 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 9332 kez okundu.
bucak bugüne kadar toplam 3 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

NEFSİ TERBİYE ETME YOLLARI

Sıkıntı anında çekilecek tesbihler..

Kuran Arapçadır, Ama Hükümleri Evrenseldir


Bugün Hiç Okunmadılar..

Dua üç şekilde kabul olur

Rabb(c.c)im Gerçek manada beni sen sevdin!

Üç nasihat, üç bin dirhem

Bir Yeriniz Ağrıdığı Zaman

ecel in ne zamn yazılmışsa o gün geldiğine inandığım gün


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
halil , forzalin , mmmm , emre28 , *seyma* , seherh ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

MUHASEBEailesi3 aylarahiretcemistanbul bhalidfatiha suresikabeninrezil

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   demirkan
   aliş
   dinmeyenyas
   witness_1989
   vural

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.