Bağışını geri alan kimsenin durumu şu köpeğin durumu gibidir: Yalını yer, iyice doyunca kusar. Sonra kusmuğuna tekrar dönüp onu yer.
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Yardıma ihtiyacı olanlara sadaka dağıtmak vehayır yapmak istediğinde, hemen yap(geciktirme)


Daha çok kişiye ulaşabilmemiz için
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Şiir / Ezgi » Derdim var Tabip Bey


Derdim var Tabip Bey
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...



DERDİM
VAR TABİP BEY



Derdim var tabip bey,hem
de çok derinden,



Bilmem bu maraza var mı
bir reçeten?



 



Hikayem uzun ve
kederli, ne olur beni iyi anla,



Üç kuruşluk
menfaat için sakın ha vaktim alma.



Unutur yahut yanılırsam,tutup sorguya çekme,



Zaten derdim başımı aşar ,birazda sen yükleme.



 



Ben: bir mafya babasıyım,yahut belanın anası!



-Kapışmayalım seninle muayene ile reçete
arası.



 



Yüreğini iyi aç,olmasın arada gaflet perdesi,



Karışmasın birbirine ney
ile düdük sesi!



 



Dinle şimdi hayat
hikayemi,dertlerim satır aralarında,



Belkide bu hastalığın bir
benzeri yok tıb kitaplarında.!



 



 



Anam beni
dizlerinde salladı, beşik görmedim,



Çocukluğum yoksulluk içinde geçti hiç gülmedim.



Ancak bayram
sabahları  babam okşardı başımı,



İçime
gömerdim sicim gibi akan göz yaşımı.



 



Ağlamak,



İfade
edilmeyen düşlerimi haykırmak,



Ağladığım
hergünü yaşanmamış saymak.
!



 



Ağlamaktan
geliyorum tabip bey! Ağlamaktan,



Karanlığın
cirit attığı,
zülmet yüklü sokaklardan!



 



Göz yaşlarımla
yıkanırdı  ruhumun öfkesi,



Her damla,
kimbilir?Sağlam olmanın ifadesi!



 



Gönlümde yaşlar birikmiş, aşılmaz derya olmuş,



Umuda
yelken açmış hicran yüklü gemiler,



Gayretimi
yitirmedim çok uzakta olsada sahiller,



Bilmem tıp dilinde bu hale ne derler ?



 



Derdim var tabip bey sen bakma ateşime,



Küsmedim asla oyuncağımı kapan kardeşime.



 



Oyuncak
dediğim şey, iki basit taş parçası,



Canım anacığım hemen bir yenisini yapardı.



 



Fırlatırdım
sonra hepsini kör bir kuyuya,



Ruhumda nice derin
kuyular,derin ve sessiz.



Dehlizleri geceleri dolaşırdım
donsuz,gömleksiz,



Bilmem tıpta siz bu hale ne dersiniz?



 



Aç aman dinlemez,çocuk
zaman bilmez,



Dokuz yorgan örtsen
gözüme uyku girmez,



Tabip bey,açık yaraya tuz
biber ekilmez,



Bilmiyorum tıp ta siz bu
hastalığa ne dersiniz?



 



Derdim var tabip
bey,nefesim tamam,



Sabırla dinle, yoksa derdim sana anlatmam.



 



Hayal
değil,gerçeğin  ta kendisi saydıklarım,



Nice şeyler de var ki, teşhir etmez saklarım.



 



Sünnet günümde
beyaz mintan almıştı amcam,



Çoraplarımda
yeni,lakin lastik pabuçlarım delik,



Ceplerim delik deşik,elim görmedi metelik,



Dertler peşim sıra
ben kaçarım fellik fellik.



 



Su almış minicik ayaklarım bilenim mi var?



Koskoca alem bana
geliyordu zaten dar!…



Vicdan fakiri zenginlerle doluyken sokaklar,



Onların umrundamı benim gibi yoksul çocuklar?



 



Kinim sokaklara
değil ne de zenğinlere



Bilmem bu maraz a var mı bir reçete ?



 



Beş yaşında ekmek
ararken bir sabah çöplükten,



Kuru bir somunu
kaptırıverdim elimden.



Öfkem bayat somunu kapana değil,belli ki açtı,



Garibim  cılız
gövdeyle nasıl da kaçtı?



 



Koskoca adam hücum etti kuru ekmeğe,



O esnada birileri geldi çöp dökmeğe,



Ben sevinçle
uzanırken  kirli ellerimle,



Arabadaki görevli
seslendi,´” Buyrun beyler, diye”



 



Yemek içmek hoş amma
israf olmasa,



Şehrin tüm açları
doyarmış buraya atılanlarla.!



 



Kadere bak, kimi lokma bulamaz, kimi atar,



Bu nasıl dünya birisi yer
dokuzu bakar?



 



Kurtlar yapmazmış bu haksız taksimatı,



Bizler kader
bilirdik  yıllardır bu ıcraatı!



Meğer kahrolası düzen böyle imiş,



Onca kaymağı götüren üç
beş kişiymiş!



 



Mide en şerli kap imiş doymak bilmeyen,



Hiç mi hesap
vermeyecek  bunca nimeti tepen ?



 



Herğün fakirin hakkını
pervasız çöpe atanlar,



Şeytanın biraderi
olmuş,saçıp savuranlar,



Şeytan ise doğrusu çok
nankör Rabbine,



Naneye muhtaç olmak var
günün birinde
!



 



Kinim ekmeğe değil ne de çöplerden,



Bilmem bu maraza var mı
bir reçeten?



 



2.BOLUM



 



 



On yaşında vurdum sırtıma boya sandığını,



Kendim kazanıyordum artık harçlığımı.



 



 Sokaklar benim sanmıştım, meğer sahipleri
varmış,



Kurtları öteden
tanırım,ejderhanın adı mafyaymış!...



 



Mafya, sanırsın üç beş kişilik çete heyeti,



Ulaşamazsın, zira çok
derinde kurmuşlar devleti!...



Kırk kurnaz tilki sinsice oynaşırlar bir ipte,



Hem bağlı kuyrukları
sıkıca birbirine.



 



Kanunen emniyet
peşlerinde,sevk ise emirlerinde...



Hududta mayın
döşeli,merkezden geçmişler bile
!



 



Mafya çoğalırmış bir ülkede yoksa adalet,



Soygunu seyretmek için mi
kurulmuş bu devlet ?



Kinim ne mafyadan ne de aciz düzenden,



Bilmem bu maraza var mı
bir reçeten?



 



Bir gün bedava çizmesini boyadım bir polisin,,



Böylece adıyla tanışmış oldum rüşvetin.



Konu açılmışken aklıma
geliverdi hemen,



Ne kadar istiyorlar sevk
için hasteneden ?



İnşallah yolum bir daha düşmez oraya,



Hastalığım azıyor,rüşvet
verince kapıcıya.



 



İdarecilere bahşiş
yasak,hediye mübah,



Hakimlerin hediye alması
küfre yakın günah!...



 



Galiba İmam.ı  Gazzali den okudum,



Bu rüşvetci kapıcılar
cehennem köpeği imiş!...



Onların haksız
icraatları,



Hastaların günahına
keffaret imiş.!..



 



Rüşvet ;



Ülkemin kanayan yarası,şifasız illet,



Çocuğuna isim için rüşvet
verir oldu bu millet.



Bazıları soruyor, var mı
bunun belgesi ?



Var, ama günahdan kısılmış vicdanların sesi!..



 



Bir gün bu toplum batarsa
yedi kat yerin dibine,



Adl- i İlahi nihayet
tecelli etmiştir biline!...



 



Kinim ne mafyadan ne de görevli polisten,



Bilmem bu maraza var mı
bir reçeten ?



 



Babam fazla dayanamadı bu çarpık düzene,



Hiç direnmeden teslim oldu aniden gelen ecele.



Duvar dibinde kaldık altı
çocuk, bir kadın,



Koskoca şehirde ne tanıdık var ne de bir yakın.



 



Sanki bedenimde koptu bir tarafım,çok ağladım,



Henüz çocuk yaşımda bir hakikatı kavradım.



 



Her nefis mutlaka birgün ölümü tadacak,



Sonunda bütün yollar sahibine varacak.!



 



Babamın naaşını omuzladı
birisi,sevabına diye,



Meğer sahipsiz cesetleri satarmış üniversiteye.



Saglığında  şehirde yoktu yeri ölünce mi olsun?



Mezarlık dünyanın parası
anam nereden bulsun ?



  



Derdim var tabip bey,boşuna dinleme kalbimi,



Sağlam atıyor ama sen
duyamazsın sesini!...



 



İçimde kaynayan volkanın
ateşi sönmüş,



Şu yürüyenler canlı mı?Bunlar
çoktan ölmüş.!..



 



Nice gövdeler baş mı
taşır sanırsın üstünde ?



Öyle başlarda vardır
sürünür yerlerde.!..



 



Sahi doktor bey, sen hiç
düşündün mü ?



Ölüler nasıl şaşalı hayat
sürer bu ülkede ?



Sefalet diz boyu,
vatanperver asil beyler nerede ?



Borusu hala ötenler var
miadı çoktan geçsede!...



 



Öyle garip bir belde ki,



Ölüler hayat
sürüyor,diriler uykuda,



Kendimi arıyorum,dipsiz
boşlukta!...



 



Bu ne doyulmaz uyku?bir asır geçti nihayet,



Kısa bir ömür adına
,çekilir oldu nice melanet
!



 



 



Meydanlarda bol keseden
nutuk atanlar,



Her sene şan ve şerefle
vatan kurtaranlar,



 



Kinim yok destanlara,ucuz kahramanlara,



Haydi tabip bey sen
derdime bir çare ara.



 



Nerede hak, hukuk,sosyal adalet ?



Kaybolmuş
uhuvvet,gönüllerde hep adavet.



Cambaza bak,muhasır
medeniyet falan diyor!...



Ben  sefil ölürken o deveyi hamuduyle
götürüyor!...



 



İlim ve teknik mi? Yoksa  dalalet ve sefahat,



Yok mu? Muhasır medeniyet  hakkında izahat!



 



Kinim ne deveye nede
muhasır medeniyete,



Haydi tabip bey, sen yaz
bana bir reçete.



 



Dinle şimdi:yaramı biraz
daha deşeyim,



Küçüklüğüm
böyle,müsadenle gençliğime geçeyim.



 



On beş yaşında ilk günüm başladı hapishanede,



Neler gelmedi garip başıma? Hele sen bir dinle.



 



Dilerim Allah tan
kimsenin yolu düşmesin buraya,



Gardiyan diyorlar,  meymenetsiz 
musallat oldu bana.



Karşı koyunca çirkin emeline olanca gücümle,



Coplar acımasızca indi
sırtıma daha ilk gecede.



 



Kullarıma işkence
etmeyiniz buyrulurken Kur’ anda



Merhametin zerresi yoktu bu  ahlaksız
adamda.



 



Ertesi gün çaresiz
ağlarken bitkin halimle,



Allah tan tanıştırdılar beni bir hemşerimle.



Doğu Anadoludan gelmiş
Ökkeş adında,



Hakşinas bir mahkum kendi çapında.



 



Ökkeş ismi: meğer mubarek
sahabiden birisiymiş,



O mübarek sahabi
bizim  Maraş ‘ta meftun imiş.



Sorardım hep niçin Ökkeş
ismi sıkca verilir?



Öğrendim nihayet,
Anadoluda sahabe böyle sevilir!



 



Ağlayarak anlattım gardiyanın sufli arzusunu,



Gür kaşlarını çattı,



-Biz  önceden tanırız dedi ,o
namussuzu.



Kokma evladım... artık
emin ellerdesin,



Cesareti varsa hele senin kılına bir değsin.



 



Şüphesiz Allah aynı
ölçüde verecek ceza,



Allah Resulude hadislerle anlatıyor keza.



 



Hapishane;



Burası kocaman bir ev lakin garipce,



Her mahkumun içinde saklı
sayısız bilmece.



Güneşe hasret gözler sanki her anınız bir gece,



Nimetlerin kadri kiymeti
bilinir buraya düşünce.



 



Kuşlar konmaz,çiçekler
açmaz,



Parlamaz ay,yıldızlar
kaymaz.



Mevsimler bahar olsa da
dışarda,



Zifiri karanlık ve ayaz
olur burada.



 



Dayanışma nedir? Doğrusu
ben burda öğrendim,



Dinsizin üstesinden
imansız gelir bilirdim,



Meğer yanılmışım,



Kin iyilikleri ateş
misali yakarmış,



Yanan benim ülkem kömür
gibi kararmış!



 



Kinim ne oduna ne de yanan ateşten,



Bilmem bu maraza var mı
bir reçeten?



 



Hikayem karışık,
uzatmayalım hulasa,



Beş yıl sonra bana kaldı büyük oda.



Arkadaşım Ökkeş dışarda
ben ise burada,



Eşkiyalar,zaniler ve caniler yaşarken bir arada,



Düzen kurmuştuk ayrı bir
dunyada.



 



-“Baba” diyordu tüm mahkumlar bana.



 



Artık hiç hesap
tutmuyordum ki geçen yıllara,



Af çıktı bir ara,



Bazan böyle siyasi  kıyaklık yapılırmış,



Önce  ayrıcaklı mahkumlar, sonra da garipler
bırakılırmış.!..



 



Her on seneye bir ihtilal
, sonra peşinden af,



Cinayetler rafa
kalkar,davaların tümü kuru laf!



 



Biz de azad  olup yırttık bu sayede,



Günlerce partiler verdik
en lüks meyhanede.



 



3. Bölüm



 



 



Askere çağırdılar, dalmışken zevk ve eğlenceye,



‘Peygamber’ ocağı dedim, tarifsiz sevinçle,



Yeni bir mekan,yeniden
nice arkadaş,



Hayat dersim devam ediyordu hayretle!



 



Doğrusu en tatlı mazimi
askerlikte yaşadım,



Disiplinin ve düzenli
eğitimin tadına orada vardım.



 



Bir gün keyip yapıyordum siğaramı yakarak,



Hapishanede bile görmedim
böylesi dayak.



 



Bir onbaşı sıra ile
döverken koca bölüğü,



Hiç eksik etmiyordu
ağzından  kaba küfürü.



Hakaretin bini bir
gidiyordu, gırla,



Sıra geldi hem kitaba hem
analara.



 



Sövemezdi kimse aziz
analara, birde kutsal kitab,a



Dünyanın kiymetimi
kalırdı bunların yanında?



 



Onbaşıyı on parçaya bölmek geldi birden içimden,



Lakin tez aldılar  haddini bilmez herifi elimden.



 



Onbaşı olacak adam tek
gözü ile giderken revire,



Benide aldılar tez elden
askeri disipline.



 



Üç gün çadır hapsi,sonra
çıktım makama,



Komutan doğrusu baba
adamdı,hak verdi bana.



Askerlikte olur böyle
şeyler sıkma canını,



-Dilediğin gibi gez,dolaş
geçir zamanı...



 



Kinim onbaşıya değil ne de askere,



Bilmem bu maraza var mı
bir reçete?



 



Bir on başı değildi her fırsatta zulmeden,



Ne acı felaketler yaşıyoruz aslını bilmeden?



 



Sonra anladım ülkemde
insanlar niçin ölü gibi ?



Tezğahlar çok derin ve bulanık,görünmez dibi!



 



İlkokulda veli der; - eti
senin kemiği benim-



Dayağı hiç eksik olmaz çağdaş öğretmenin!



Talebe değiliz, sanki kasaplık koyun,



Bak işte... Tam burada başlıyor çirkin oyun.!



 



İtiraz yok, her  halükarde haklıdır öğretmen,



Güya eskiden falaka
varmiş gösterdiler çizgiden!



 



Ortaokul,peşinden
lise,değişen yok nafile,



Hep baskı ve dayatma on
sekizine girsen de.



 



Üniversite dersen hürriyetin kalmamış zerresi,



Koskoca insanlar sanki
habbe tanesi!.



Atılırsın okuldan mezuniyetine bir gün kala,



Öğrencinin notlarına
değil,bakılır saç ve sakala.



 



İnancını beyan edemezsin, yeni fikirler asla,



Buralardan kat kat medeni
askeri kışla.!..



 



Vatani vazife sayılı bir kaç sene,



Allah nasip etsin bu görevi her gence.



Zamanla alışılıyor esas
duruş ve disipline,



Hem teskereyi aldık  gayrisi bize ne?



 



Çok özel görevler aldım
girmeyim şimdi derine,



Başka dertlerimi
anlatayım sana onların yerine.



 



Affedersin tabip
bey,  İğdiş olmuş;



Tepkisiz bir toplum,bundan şedid dert yok,



Bulaşıcımı nedir bu
illet?,Tutulmadık fert yok.



 



Kanunlara bakarsan şayet her şey düzgün,



Heyhat... uygulama
farklı,her yerde hüzün.



Halinden memnun olan bir tek fert görmedim,



Galiba bu yüzden artıyor
benim derdim.



 



Bazı alimleri anlıyorum;



Başedemiyorsan düşmanı  eh... idare
et,



Ama vurdum duymazlara
şaşıyorum,



Hiç değilse ibret için
seyret!...



 



Sukutunuz dua olsun,göz
yaşlarınız medet,



Alimlerin hali ahvali,ama
olanlara hayret!



 



Tebliğ edilmeyen nesillerde olur mu Tepki?



Zaten milletin ömrünü
alıyor geçim derdi.



 



Kinim şekillere değil ne de tüzükden,



Bilmem bu maraza var mı
bir reçeten?



 



 Tezkeremi aldım,muvakkat zamandı
elbet,



Kavuşuna Ökkeş e kurduk devlet içinde devlet.



Kuralları sen koy,kendin
kur kendin yönet,



Ne paraya ihtiyacım kaldı ne de lazım şöhret.



 



Kısa zamanda imparator
oldum bu karanlıkı alemde,



Anadolunun nice fakir
geçleri  ölmek işin emrimde.



 



 



Körpecık kızlar, niceleri henüz bakire,



Kumar,fuhuş,çek, senet
tehdit santaş ,



Hepsi ayrı hikaye,



Şehrin cümle günahları
artık bize emanet,



Önümüzde ne tehdit,ne yasa
ne de devlet!



 



 



Şimdi sıra holdingler
sahibi olmaya geldi,



Bir televizyon
kanalı,birde günlük gazete,



Artık hangi kuvvet mani
olabilirdi bize?



Medyada her gün alkış; yaşa, yaşa...



Ortağımızın birisi,
emekli olmuş paşa,



Bir de borsadan birader
var,deyyus çok maharetli,



Sayesinde öğrendik
hortumlamayı yüce devleti!



Meclisdeki abimiz  çok işe yaradı,sayısız ihale,



Tabi hepsinde fesat
var,yoksa düşer mi bize?



 



Eşkiyalık günümüzde ne kadar çağdaş ve medeni?



Devleti  kaz misali  
soyuyorduk cesur ve aleni,



Al hazineden krediyi,ver
tekrar yüzde üç yüz faize,



İki senede köşe!....artık
mümkün mü yetişmek size?



 



 



Bir kaç beldeye okul
yaptırdım,bir mahalleye cami,



Şehidler derdeniğine
bağış,gazilere beşlik reşadiye



Kimsesizler çocuk yurduna
sayısz hediye,



Hiç hesapda yoktu,



Fakat yolumuz düştü
tekrar cezaevine.



 



 



Mapushane,ikinci adresim,



Hep seninle kesişiyor
kaderim.



 



Önceleri  isyanım büyük oldu, ama sonra şükrettim...



Zira bu mahkumiyetim
içinde hakikatı farkettim!...



 



Nasıl mı oldu?



Sonradan bir tuhaf mahkum katıldı bize,



Meğer suçu bazı kitapları
okumakmış gizlice!



 



Bütün fenalıkların
menbağı cehalet iken,



Kitap okumak nasıl suç
olurmuş?



Hayret bir şey!... bu suçuda yeni öğrendim,



Önceleri şok şaşırdım,
sonrada acı acı güldüm!



 



Kitap okumak suçlusu,



Çok zaman geçmedi akıl hocası oldu hepimize,



Gece gündüz demeden
şevkle ders verirdi bize.



 



Talim ve terbiye yuvası oldu bizim koğuş,



Kurumuş gönüllere nur,
hayata yeniden doğuş.



 



Oysa biz,



İlk üç gün bu mahkuma döşek vermedik,



Sonra tanıdık,yüz bin
özür diledik.



 



Bir gün merak edip
sordum,



-Sen hocamısın Lan?



 - Eh ...birazcık  öğrendik bazı kitaplardan,



 - Kafamda sorular takılı,açıklarmısın  peki?



Haydi sor, cevaplarız
belki,



 



Dedimki,



Ben hadsiz cürüm işledim,



Ne hak ne de hukuk
bilirdim.



Varmıdır bana hala bir kurtuluş
yolu?



Yıllardır beynimi kemirir
bu soru.



 



Gözlerinden adeta
kıvılcımlar uçuşuyordu,



Belliki böyle bir fırsat
kolluyordu.



 



-  Sen hiç deniz gördün mü?



-Be adam görmez olur
muyum? Aha şuracıkta...



 - Sen bir bardak su alsan deniz azalır mı?



Yahut bir bardak ilave
etsen kabarır mı?



Hayır,dedim belli bile olmaz,



 - Allah ın rahmeti denizden
büyüktür,tartışılmaz.



Yeter ki sen nasuh bir
tevbe et,



Sonra da bekle O dan
merhamet.!



 



Medrese- i Yusuf, adını ben ondan öğrendim,



Bunca derdin ilacı, meğer
imanmış bildim
!



 



 



İman;



 Vucudta ruh,binada temel,ağaçta köktür,



İmansız olan kan dolu
yürek,sinede yüktür!



 



İman;



Hilkatın en yüksek
gayesi,



Fıtratın en yüce
neticesi,



Marifet o ki, insaniyetin
en  ali mertebesi,



Muhabbetle yakalanır o
nimetin saadeti!



 



Hapishane;



 



Artık eğitim yuvası,nefsi terbiye yeri,



Bu mahkum kardeş
hepimizin oldu piri.



 



Belliki ben suçsuz bir Yusuf değildim,



Ama kitap okuyana ne
demeli?



Bu durum yeni değil ta
öteden beri,



Zalimlerin en meşhur
hilesiymiş besbelli!...



 



Sabır ve tahammülü bir güzel 
öğrendim,



Doğrusu hayata ben henüz yeni döndüm.



 



Hayatın lezzeti ve zevki
ancak imanla,



Ondan yoksun olanlar hep isyan ve ziyanda.



 



Galiba dünyaya yeni teşrif etmişim,



Bu nasıl bir hayatmış?
anladıkca şaşıyorum...



Öğrendim dedikce sanki boşlukta yaşıyorum!



İstediğim her şey aslında
çok kolay oluyor,



Fakat birilerine kinim
kova kova doluyor.



 



Allah malı dilediğine
verirmiş,ilmi ise dileyene,



Benzedim  çöllerde su arayan aciz talebeye!



 



Artık gayem; nefis ve
malımı Allah a satmak,



Ona hakkıyle kul ve emrinde  asker olmak!



Bu ne karli bir ticaret?  Ne şerefli bir rütbe?



Ah…İnsanoğlu bu gerçeği fehmetse…



 



Nasıl da geçiverdi zaman?



İki yıl sonra hürriyetime
yeniden derken merhaba,



Yabancı oluverdim sayısız dost ve ahbabıma.



 



Dünya mı degişti?Ben mi
değiştim? Bilemiyorum,



Benim midem tok, gerisini
boş ver diyemiyorum,



Don bulamazdım önceleri,
şimdi ise giyemiyorum,



Soframda serili sayısız
nimetler, fakat yiyemiyorum,



Körpecik kızlar kapımda
bekler de evlenemiyorum.



.



 Kinim ne sayısız nimetelere ne de
yemekten,



Bilmem bu maraz a var mı
bir reçeten ?



 



 



En yakın camiye gittim
bir gün,



Namaza gelmiş yürümekten
aciz üç beş ihtiyar.



Saf araları boşluk, sanki uçurum var.



Hoca geri dönüp
baktı,gayet sesi kısık,



Boş camide yankı buldu,oluverdi ıslık.



 



 



- Safları sık
tutalım,aralarda boşluk kalmasın,



Şeytan fırsat bulup
içimize dalmasın,



İmam’ ın ikazına aldırış eden yok nafile,



Birden kafam
attı,geçiverdim öne;



-Ulan adam gibi saf durun
şöyle!...



 



Hoca da ürktü,şaşırdı bir an cemaat de,



Sonra ok gibi gerilip tek
sıra oldular en önde.



Öyle bir tekbir aldım ki,



Allahu ekber!...



Geride kaldı onca öfkem
ve keder.



 



Namaz sonras hoca efendi;



-Evladım o ne dehşet tekbir öyle?



Bunca yıl vazife
yaparım,hiç duymadım,



Namaz mı kıldım,uyudum
mu?Anlamadım.



Sesin de garip,tavrın da,yabancısın
galiba?Tanıyamadım



 



Hocam;



 



Evet yabancı oldum,”Yabancıyım”



Hem bu aleme,hem de kendime,



Yıllardır avare yaşadığım
ömrüme,



Din diye inandığım nice
hürafeye!



Uğruna severek kanım
verdiğim değerlere,



Hülasa hocam,yanlış olan
herşeye,



Yabancıyım,yabancı oldum
kendi ülkemde.



Korkarım meczup diye
alırlar günün biririnde!



 



Öfkem ne camiye ne cemaat, ne de İmam a,



Haydi tabip bey sen
derdime bir çare ara...



 



 



4. Bölüm



 



Derdim var tabip bey bakma kanıma,



Bozuk olan kan değil şu
yaldızlı düzen...



Yırtabilsem de maskesini ah gerçeği görebilsen,



Birtek ben miyim
sanıyorsun çirkefde yüzen ?



 



 



Olayların sırrını çözemezsin bakıp da zahire,



Talılıp kalmayasın
sakın  zurna nın son deliğine.



Doğrusu medeni cesaret
gerek bunları söylemeye,



Sen hiç girdin mi?Yılanlarım meclisine.



 



 



Namı meşhur o  saray, fikri Batı
medeniyeti,



İçdikleri taze
kan,yedikleri insan eti!...



Şu gördüğün kalpazan şah,ahtapotun anası,



İnsanlığı mahfeden işte o
zalimin yasası!



 



 



 



Kinim ne Batıya ne de onların meclisine,



Haydi tabip bey var mı
derdime bir reçete .



 



Faydalı bir fert olmak
adına düştüm yollara,



Baş vurdum meşru olan her
türlü vasıtaya!



 



Emr- i bil-ma’ ruf  yapmak,münkerden sakındırmak,



Her hizmeti güç ölçüsünde
yapmaya çalışmak!.



 



Parti tüzüğü önümde:  dediler işte vazifen,



Önce ahlak ve
maneviyat,sonra teknik ve fen!



 



Siyasete atıldım,çağın en
müessir silahı diye,



Bu sayede çok emek
sarfettim halkımın hizmetine.



Ramak kaldı tek başına ikdidara gelmeye,



Sonra  döndüm bakdım ensem dayanmış dipçiğe!...



 



 



 



 



Tadınca anladım,şap ile
şeker bir değilmiş,



Demokrasi tiyatrosunda partiler vitrin imiş,



Oyunun kuralları aslında
bir başka,



İcraatlara komut veren  oturur
Vaşinhton’ da!



Kapanış sahnesi;



Bir maymun,bir
eldiven,bir şapka.!..



 



 



Sonra ikinci bölüm:



İki yeni parti biri
solcu,diğeri sağcıdır,



Ekip,üç beş şak şakcı,üç
beşte yağcıdır.



 



Parolamız
değişmez,İstikamet Batı,ya Allah,



Yaşasın kutlu demokrasi,
haydi bismillah....



 



Aynı nakarat,bi- çare
insanlarda aynı heyacan,



Korku,dehşet macera ve
kan,



Hayatın baharında telef
oldu binlerce can.



 



Kavganın  gayesi halk adına,kimisi der, millet,



Ocaklar söndü,ruhlarda
cinnet!



 



Yılmadım,usanmadım,devam
ettim yoluma,



Hak yolda  kelepçeler takılmıştı koluma,



Şayet Allah inayet ederse
kuluna,



Her şey zamanla girermiş
yoluna.!



 



Ne yani? Meydan zübüklere
mi kalmalı?



Müslüman kişi birazcık uyanık olmalı!



 



 



Cephede düşmanla biz
savaşırız,yatarız kefensiz,



Siyaset meydanına talip
üç beş ne idüğü belirsiz!



 



Lafa bak:



Müslüman
siyasetle uğraşmaz
!



Ancak yapacağı beş vakit
namaz!



 



 Koyun
olursan,güden de bulunur,başını kesen de,



Belkide en ağır hesap bu olacak günün
birinde!.



 



 



 



Kinim ne partilere,ne de
onların amplemine,



Haydi tabip bey bul
derdime bir çare..



 



Derdim var tabip bey ne olur anla beni,



Bir vize ücreti için boşuna vaktim alma.



Nihayetinde hala bir mafya
babasıyım;



-Kozları paylaşmayalım
seninle işin sonunda.



 



Acılar sarmış ruhumu unuttum gülmeyi,



Niçin içimde şakıyıp
ötmez bülbüller?



Çalılar sarmış dört
yanımı, açmaz sümbüller,



Viran olmuş ülkemde artık baykuşlar tüner.



 



Tilki aslan olmuş,yırtıcı
kurt hükümdar,



Ey iblisler... zülümle asla olunmaz payidar!



 



Yıkılır elbet bir gün
tahtınız, tıpkı Fıravun gibi,



Mazlumun sel olan gözyaşı
katınca önüne sizi.



 



Kinim ne vahşi arslandan ne de korkak tilkiden,



Bilmem bu maraza var mı
bire reçeten?



 



Yine bir hal oldu bana,acılarım hergün artıyor,



Bakın şu alem i islam a,gökten kurşun yağıyor.



Tebessüm eden çehre
yok,hep analar ağlıyor,



Yıkılan haneler değil,
asıl benim yüreğim kanıyor.



 



Hariçteki düşman aşikar durur, zaten belli,



Ya içimizde kök salmış
mikroplara ne demeli ?



Kan emerek beslenirler olmuşlar kelli felli,



Sökemiyorum bedenimden
kökleri çok çetrefelli.



 



Azgın nefislerine
kul,Batıya uşak,



Aslını yitirdi bir tuhaf
oldu yeni kuşak.



Haramla beslenen bu
soysuzlara derim,
” yavşak.”.



.Ah... Mümkün olsada bu
asalakları bir kovsak...



 



Üç beş sefilin yaldızlı sözüne nasıl da kandık?



Gaflet yorganı üstümüzde hala uyanamadık.



 



Talip oluyorlar her daim
zillete,



Zulmediyorlar her fırsatta bu millete.



Yüreğimin sancısı başlar
ta en tepeden,



Dertlere gark olmuşum şu muflis
sistemden...



 



Ya aşarım bunca badireyi ,çıkarım düzlüğe,



İsyanımla ölürümde teslim
olmam sessizliğe!...



 



Daima ah çekerim sesi duyulmayan çığlıklara,



Münkeratı görüp de ama
misali bakanlara.



 



 



Ey sukut eden
alimler,hocalar;



Hiç mi okumadınız?



Haksızlık karşısında
susan olurmuş dilsiz şeytan,



Dile gel konuş;



Sen konuşursan şayet  inayet eder 
alemleriYaratan.



 



Konuş be adam...ver
kürsinin hakkını,yahut in aşağı!



İsterim ki, hiç değilse
sizler olmayın zalimlerin uşağı!



 



Ne kolay  bir meslek;  efendilere salla başını,



Helal olsun koçum, al
maaşını.



Alemi düzeltmek sana mı
kaldı?Kıldır beşi,



Bitir işi!



 



İftira mı ediyorum?
Söyleyin varsa sözünüz,



Kalmadı mı yüce ecdadtan
azıcık olsun özünüz?



 



Masal değil okunan,ne de
hikaye kitabı Kur an,



Benden hakkıyle korkun
diyor alemleri Yaratan!



Söyleyin Allah aşkına taş
mı kesildiniz?



Lal mı oldu diliniz,niçin
çıkmaz sesiniz?



 



 



Şu hale bak,Kral anadan üryan gezer,



Ey millet bakınız, adam çıplak diyemezsin,



Bir avuç eşkiya zorla
alır ekmeği elimizden,



Yutkunur derinden,lakin sesini yükseltemezsin.



 



Marjinal bir gurup
oturmuşlar en tepeye,



Cihadın en sevimlisi
yapılırmış zalim yöneticiye!



Maksadım gafilleri
uyarıp,hak yola davetiye,



Benim asla düşmanlığım
yoktur kendi devletime!



 



Tabip bey....



Fuhuş rezaletini sana anlatmaya dilim varmadı,



Namus tarumar olmuş
hayadan eser kalmadı.



Kadın eti en ucuz meta oldu bizim pazarda



Sokaklar yetmiyor, zina
icre edilir nice mezarda...



 



Özgürlük oldu artık hayvanlar gibi çiftleşmek,



Çok eskiden imiş Allahın
emri ile evlenmek.



 



Yerle yeksan olmuş nice kudsi değerler,



Bir zamanlar dünyaya örnek imiş bu yerler.



 



Şeytanın ordusunda en
güçlü fırka,



Çıplak kadınlardan taarruz var  ehli
imana.



Bu fitnenin adı, bizim
alemde, “dişidir”



Onlara karşı koymak Yusuf ların işidir.



 



Hayat kadını diyorlar
bataklıkta yüzene,



Elbet bir kaç sözüm olacak çirkefdeki güzele.



Onlar hayat kadını değil
hayatın tam da içinde,



Asıl soysuz  dizginleri tutar daima elinde!...



 



Eti satılan o kadın benim anam, sana da bacı,



Aslında onlar her daim bu
milletin baş tacı!...



Sen hiç düşündün mü Hayat
kadını ne demek?



Alınan her nefes bin
ölüme denk!...



Hangi kadın ister düşsün
sefil dereye?



Hele sen bir tanık olsan bunlara yön verene.



Oysa her şey aşikar,



Fuhuş patronu olmuş  ülkenin vergi 
babası,



Boynunda takılı devlet üstün
madalyasi!..



 



Nerede bu tezğahların
mucidi kravatlı beyler?



Keşke hayat kadını kadar
namuslu olabilseler.!...



 



Kinim ne masum kadınlara ne de kızlara,



Haydi tabip bey sen bana
bir çare ara.



 



Çirkefe bulaşmadık yerimiz kalmadı,



Seyrederken bu çağdaş ve  medeni
vahşeti,



Hayret bu ne zillet ?



Bir koca asır geşti hala
çilemiz bitmedi...



 



İltimas,adam kayırmak,her şey caiz,



Kırk bin derdin sebebi
kahrolası faiz,



Tozuna bulaşmadık fert mi
kaldı?



Korkarım kiyamet vakti
iyice yaklaştı!..



.



Yarab Senin adaletinden elbet sual olmaz,



Kitaplardan okudum
mazlumun ahı yerde kalmaz.



Tecelli etsin artık  İlahı adalet,



Bitsin çilemiz, son
bulsun  nihayet.



 



Daha sayacak çoktu,derdim ve sitemim



Deşifre edecektim
herşeyini kokuşmuş düzenin



Nice mahrem şeylerde
biliyorum  nahletmek isterim,



Lakin alnımda nokta nokta
terler, kısıldı sesim.



 



5. bölüm



 



Sonra tabip;



-Tamam
kardeşim dedi,



Aldı beni tam karşısına,



Pür dikkat dinlemişti
başını sallaya sallaya.



- Kardeşim;



Belli olur yiğit adam
savaş sırasında,



Gerçek dost tanınır ihtiyaç anında,



Nazik ve efendi kişi
ancak öfke sırasında,



Mert adamsın aşikar,gayette yiğitsin,



Tanışalım hele bir yol
sen nerelisin?



 



Aslım; Doğulu fakat göçtüm nice diyarlara,



Anam diye sırtımı dayadım buz gibi duvarlara,



Takıldım sonra delice
esen kader rüzgarına,



Merak ettim sizin
memeleket neresi acaba?



 



Tabip gülümsedi,



Herkesin beldesi elbet şirindir insana,



Evliyalar diyarı derler
eşi yok cihan da,



Bağrında yatar canların
piri Mevlana.



 



Anladım tabip bey sağlam yerdensin,



O şehrin adı yeşil Konya,minareleri
inlesin,



Hamd olsun bende nihayet buldum tabibimi,



Yoksa benim bu uzun
hikayemi kim dinlesin?



 



Hoş başladı sohbetimiz, sevdim hekimi,



Gözlerimin içine bakarak sıkıca tuttu elimi,



Kabza tutmuştu avuçlarım
parmaklarım tetik,



İçime akmaya başladı şevkat yüklü elektrik.



 



 



 



Doğrusu garip bir reçete
yazdı:



 



Senden soruluncaya kadar susman,



Hayırlıdır susturuluncaya
kadar konuşmandan.



 



Söz ilaca benzer, azından
fayda gelir,



İnsana aradığı şeye göre
değer verilir.



 



Küfretme karanlığa,bir mum yak gücün varsa,



Yaşadıklarını bir rüya
say, zanna kapılma,



Bu yolda başın kopsa da sakın aldırma.



 



Dileğin ne ise sabret,bir
gün kavuşursun,



Hicranına ortağım sana mujdeler olsun.



Anladım, sen benim
ülkemin hayatını okursun !



 



Çekilen her elemin sonunda ferah gelir,



Sen bir mum yak,gör bak
ne meşaleler yükselir.



 



En tatlı sular karanlık mağaradan doğar,



Senin bu derdin nice
hastaları şifaya boğar!...



 



Dünyada hiçbir küçük şer
yoktur ki ,



İçinde nice büyük
hayırlar bulunmasın!...



Düzen.... temeli çürük
asla seni korkutmasın,



Başını dik tut seni kimse hasta sanmasın.



 



Aydınlık olacak er geç
bir gecenin sabahı,



Tünelin sonunda gözükür ümmetin felahı.



 



Hasta değilsin,
Allah  sana hoş kederler vermiş,



Kulum bana böylece birazcık yalvarsın istemiş.



 



Bu dertler Yaradanı anmak
için vesile,



Satma derdini sakın,dünyayı verseler bile.



Sığ vicdanların derdi,ancak şahsi ve ailevi olur,



Engin vicdan sahipleri ise toplumun derdiyle kavrulur.



 



Bundan böyle iyilerle bir
ve beraber ol,



Sakın ha yeis çukurunda
kalma,



Yeis,



Dibi görünmeyen iğrenç
bataklık,



Ümit ise geniş bir yol,
hem kuraklık.



 



Nefis şeytanı yatar kuytu bir odaya,



Derdin biterse şayet
hemen çıkar ortaya.



 



Her illetin bir şifası
vardır ama,



Sen bu dertle yaşa,bırak
doktor arama!..



 



Zira bazan derdin kendisi
şifa olur!...



Böylesi hastalık çok
nadir bulunur.



 



Sabırlı ol, acele yapılan her iş şeytandan,



Altı günde halk etmiş
yeri göğü Yaratan.



 



Tomurcuk derdi olmayan
ağaç, ancak odun,



Dert değil,tazecik filiz
senin maksudun!



 



 



Eli büyük olan değil, aancak nasibi olan yer,



Mutlaka hayirlara gebe
başımızdaki her şer.



 



Belki reçetem ağır
oldu,ama yaraya neşter,



Elbet ğünahımıza keffaret
olacak bunca şer!



 



Kin tutma daima affedici ol,



Ama sana yapılanları  sakın unutma,



Reçetemi muska yap,
buruşturup atma....



 



 



 



                                         Hüseyin Gazi Şener 2004



 



 



 



 



 



 



 



 



 








Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 29.03.2009 14:35:00
Kaynak : huseyin gazi sener
Yazıyı Ekleyen : huseyini
 Bu  yazı Bugün 0 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 819 kez okundu.
huseyini bugüne kadar toplam 20 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

Avlanmak günahmıdır avcılık günahmıdır harammıdır

Kanlı -20 Yanvar.

KIYMETLİ KADIN İSİMLERİ


Bugün Hiç Okunmadılar..

Ey Nebi!..Yorgun düştük..

Allah yalnız bırakmaz

2 hafta kadar kapalı kaldık ancak yeniden açıldık

MUM" virgül, SEMA

AMELLERİN ŞâHI ÜÇTÜR


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
ELİF , SEWDA , beldei_laz , ilknur , raprensess , KIRILMIŞGÜL , taner , omarfarukguler@hotmail.com , ÖMERÜLFARUK , oğurali , bacio , zulcee , ifademsin , timur , memdu-1990@hotmail.com , azad , salihsevik , ardam , sanane389 , abdulhamit , elisanur ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

dilencikomikduhansami yusufsiteninfacirhz haticemektupmuharrem ayı,veda

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   hewidar
   ybil
   kasapdede
   ext_curse
   sevgi yumağı

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.