Dünya işlerinizi yolunuza koyunuz. Ve yarın ölecekmiş gibi de ahiretinize çalışınız.
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Bizimle münafıklar arasında yatsı ve sabah namazlarında hazır bulunma farkı vardır. Onlar bu iki namaza muktedir olamazlar.


İnternete güvenli bir başlangıç yapın
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Genel Makaleler » BU DEVİRDE DE EVLİYA OLURMUYMUŞ ?


BU DEVİRDE DE EVLİYA OLURMUYMUŞ ?
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...

Ne diyordu Allahû Tealâ: "Siz nerede iseniz, biz orada sizinle mutlaka beraberiz."

 



Bizi her gördüğünüz yerde, televizyonda ya da bilgisayarda, biz de O' nun bir kulu olarak sizinle beraberiz. Tabiî, bizimki kul işi. Yani sadece televizyonun ve radyonun, bir de bilgisayarın olduğu yerde çalışır sistem. Ama onun dışında da beraberiz biliyor musunuz? Kim tâbiiyetini gerçekleştirdiyse, biz onunla mutlak olarak bir beraberliğin içindeyiz. Nereye giderse gitsin, onunla beraberiz. Tabiî bu gözlerle o görülmez. Ama kalpteki gözle, eğer Allahû Tealâ nasip kılarsa görülür.

Allahû Tealâ sizi niçin yaratmış? Artık biliyorsunuz. O' nun sizlerden bir tek dileği var. Unutmayın ki, rahmetiyle ve ilmiyle sizi de kuşatmıştır. Allah' ın ilmi ve rahmeti, sizin bütün vücudunuzu kaplamış durumdadır. O, ilmiyle ve rahmetiyle nereye giderseniz gidin, sizinle beraberdir. Ama tasavvufta olmuşsunuz, değilmişsiniz; kim olursanız olun, hepinizle her an beraberdir. Bu sebeple yaptığınızdan anında haberi olur. O, her şeyi, bütün kâinatları kaplamıştır.

 



O Yüce Yaratıcı, kâinatların Yaratıcısı, Allahû Tealâ, kim olursanız olun sizinle beraberse, sizin her yaptığınızdan haberdarsa ve sizden sadece, sadece sizin mutlu olmanızı istiyorsa, sizi yaratan O' ysa; düşünün sizden istediği kötü bir şey mi? Sadece mutlu olmanızı ister. Yetmez! Onu da kolaylaştırmış. Diyor ki:

 



"Ey insanlar! Biz sizin için zorluk dilemeyiz. Biz size her şeyi kolaylaştırırız."

 



Öyleyse, kolaylaştırmış mı? Daha üst derecede bir kolaylaştırma düşünemiyorum. Siz bir tek dileğin sahibi olacaksınız; Allah' a ulaşmayı dileyeceksiniz. Yalnız bu dileğin sahibi oldunuz diye, Allahû Tealâ sizi 22. basamağa kadar ulaştıracak. Hayır siz Allah' a ulaşmayacaksınız! Allah sizi Kendisine ulaştıracak.

 



Ruhunuz Allah' ın Zatı' na ulaşacak sonra da Allah' ın Zatı' nda yok olacak. Ulaşması 21. basamaktır; Allah' ın sözü buraya kadar. Ama Allah' ın Zatı' na ulaşan bütün ruhlar, Allah' ın Zatı' nda kaybolurlar. Öyleyse sizin için de aynı şey söz konusudur. Ruhunuz Allah' ın Zatı' nda olacak. Oradan gelmişti, tekrar Allah' ın Zatı' na dönmesi gerek.

 



Ne sağlar size? 3. kat cenneti sağlar Allahû Tealâ. 1. kat değil, 2. kat değil, 3. kat cenneti sağlar, mutlaka sağlar. Yetmez! Dünya saadetinin de yarısından fazlasını sağlar. Yani her gününüzün yarıdan fazla zamanını mutlu olarak yaşamayı garanti eder.

 



Ne yapacakmışsınız? Sadece bir dileğin sahibi olacakmışsınız: Allah' a ulaşmayı dilemek. O, ALLAH. Karşılıksız vermek O' na mahsus, sadece kullarının mutluluğunu istemek O' na mahsus. Hepinizi o kadar çok seviyor ki; istediği tek şey sizin mutlu olmanız. Kim insanların mutluluğuna karşıysa, o aslında Allah' a karşıdır. İşte tahakküm denen müessese... İnsanlara nefsin afetleri doğrultusunda hükmetme arzusu, tahakküm adını alır. Onlar Allah' ın karşısında olanlardır.

 



Allahû Tealâ: "Sadece bir tek dileğinizi işitmek, bilmek ve görmek istiyorum kalbinizde. O dileğin sahibi olun, gerisine karışmayın. Gerisi sizin işiniz değil, Benim işim. Ben halledeceğim bu işi. Kim Bana ulaşmayı dilerse, Ben onu mutlaka Kendime ulaştıracağım." diyor.

 



Ne ifade eder O' nun Zatı' na ulaşmanız? Evliyadan biri olmanızı ifade eder.

 




 



Hani şu türbelerde gördüğünüz, o sarıklı sandukalarda yatan evliyalar.

 



Hani size hep derler ki: "Evliya mı? Haa onlar eskiden 5-6 yüz sene evvel filan varmış da. Bu zamanda evliya mı olurmuş?" İşte onlara: "Evet bu zamanda da evliya olurmuş! Allahû Tealâ öyle söylüyor." deyin.

 



O, Allah; "evliya" da, dostlar demek. Velî: dost. Evliya: dostlar... Allah sizleri dostlar olarak dost edinmek, sevgili edinmek istiyor. Kendisiyle aynı hedeflere yönelmiş insanlar olarak görmek istiyor. Çünkü evliya olmak yetmez Allah' a. O sadece ruhunuzu Allah' a teslim etmenizi istemiyor sizden, daha ötesini de istiyor, daha çok mutluluğunuzu istiyor.

 



"Dünya saadetinin yarısı yetmez! Dünya saadetinin bütününü vermek istiyorum. O zaman fizik vücutlarını da Bana teslim edecekler. Nefslerini de Bana teslim edecekler. Ama Benim onlara bir dilekleri üzere, onları ulaştıracağım yer itibariyle onlara verdiğim söz, dünya saadetinin yarısından fazlasını onlara temin etmektir." diyor.

 



"Cennet saadetlerinden de 3. kat cennet. 1. değil, 2. değil, daha üst kat; 3. kat cenneti, Ben onlara bir tek dilekleri üzere temin etmeye hazırım. Ben, Allah' ım. Allah' ın sözünde hulf olmaz, hilaf olmaz. Allah' ın sözünün yerine getirilmemesi mümkün değildir. Ve Ben onlara söz verdim." diyor.

 



Daha kolay ne var ki? Sizler, beni can kulağıyla dinleyenler, İslâm' ı yaşayanlar, yani Allah' a ulaşmayı dileyenler! Sizler şu dünyadaki mutlu insanlardansınız. Allah' ın o müstesna cömertliğini yaşamış olanlarsınız.

 



Bana hep bir kısmınız dersiniz ki: "Ben, tasavvufa girdiğim zaman, bütün görevlerimi yapıyordum, zikirlerimi yapıyordum ve bundan büyük zevk ve mutluluk duyuyordum. Neredeyse pencereleri açıp; "Mutluyum!" diye bağırmak geliyordu içimden." İşte öyle dediğiniz günlerde, O sizinle beraberdi. Ve Allah yolunda, devamlı size mesafe katettiriyordu. O' nun yardımıyla her şeyi kolayca hallediyordunuz.

 



Neden yardım ediyordu? Çünkü sizlere sözü var. Kim Allah' a ulaşmayı dilerse, o kişiyi mutlaka Kendisine ulaştıracak Allahû Tealâ; sözü var. İyi ama, bir insanın ruhunun Allah' a ulaşması, kendisinin de bir şeyler yapmasını gerektiriyor; namaz kılmasını, oruç tutmasını gerektiriyor.

 



Meselâ bizim aramıza katılan bütün kardeşlerimiz, her perşembe günü oruç tutarlar, kandillerde oruç tutarlar. Ramazan boyu zaten herkes tutuyor, onlar da tabiatıyla tutarlar. Ama ramazan ayını mutlaka tuttuktan sonra, onun dışında da bir o kadar daha bu kardeşlerimiz oruç tutarlar. Zekâtı 2 kat verirler. Namaz kılmaya gelince; 15 yaşından bulundukları yaşa kadar olan borcu da ödemek mecburiyetini koyar Allahû Tealâ onlara. Onu da gerçekleştirmek mecburiyetindedirler. Ve zikir yapmak, o da bir zorunluluktur. Allahû Tealâ' nın ibadetlerinin arasındaki en kıymetlisi, ZİKİR...

 



Evet Allahû Tealâ sizi Kendisine ulaştıracak. Garanti etmiş bunu. Sizin de bunlarıyapmanız gerekiyor, ulaşabilmek için. İşte kim Allah' a ulaşmayı dilerse, Allahû Tealâ o kişinin kalbinde bu talebi gördüğü zaman, o kişinin namazı sevmesini, orucu sevmesini, zekât vermeyi sevmesini, özellikle zikir yapmayı sevmesini Allah sağlar. Ona mürşidini gösterir, mürşid sevgisini de veren gene Allah' tır.

 



Bizi ne kadar çok sevdiğinizi biliyoruz. Siz de bizim sizleri ne kadar çok sevdiğimizi biliyorsunuz. Bu sevgi, dünya üzerindeki sevgilere benzemez. Bu sevgi Allah' tan dolaşarak karşı tarafa ulaşır. Bizim sevgimiz bizden Allah' a, Allah' tan size arttırılarak gelir. Sizin sevginiz Allah' a, Allah' tan bize arttırılarak gelir. Allah' a ulaşır, Allah onu arttırarak bize ulaştırır. Öyleyse, karşılıklı bir sevgi halesi, Allah' tan dolaşarak bizleri kalp kalbe, gönül gönüle bir beraberliğin içine atar. Bunun muhtevası, sevgi hüviyetindedir.

 



Sevgi, sevgi, sevgi...

 



Önce Allahû Tealâ' dan hoşlanarak hislenirseniz. Allahû Tealâ' ya bakış açınızda önce Allah' tan hoşlanmak vardır; 1. etap. Sonra sevmek vardır; 2. etap. Sonra aşık olmak vardır; 3. etap. Ve en sonunda hayran olmak vardır; 4. ve son etap.

 



O, Allah. Hepinizi inanamayacağınız kadar çok seviyor. Hiçbirinizden vazgeçmez, siz Allah' tan vazgeçmedikçe. Sizin Allah' a ulaşabilmeniz için, Allah' ın Kendisine düşenleri yapacağı kesin. Ama sizin de kendinize düşenleri yapmanız lâzım.

 



Peki ya kişi yapmazsa?

 



İşte Allahû Tealâ onu mümkün kılmayacak olan, kişinin "Ya yapmazsa?" sualinin cevabındaki yerini, olmazsa olmaz şartına bağlamış. Mutlaka o kişiye Allah namazı sevdirir, orucu sevdirir, zikri sevdirir. Allah' a ulaşması için gerekli bütün donatımlarla onu donatır, içine sevgi koyar. İrşad makamını gösterir, onu da sevdirir. Allah' ı sevdirir. Hiç kimse olmamıştır ki; Allah' a ulaşmayı dilesin de, Allah ona ibadetleri sevdirmesin. Böyle bir insan hiç yaratılmadı. Milyarlarca senelik insan hayatında, böyle bir müessese hiç oluşmadı. Allah' a ulaşmayı dileyen birisinin ibadetlerini sevmemesi olayı oluşmadı.

 



Onun için, bu sevginin nereye kadar devam edeceğini Allahû Tealâ garanti ediyor? Kendi Zatı' na o kişinin ruhu ulaşıncaya kadar Allah' ın garantisi içindesiniz; şeytana karşı %100 korunursunuz. Yani şeytanın, sizi Allah' ın yolundan ayırmasının bütün kapıları şeytana kapatılmıştır. Allah' a ulaşmayı dilediğiniz noktadan itibaren ki; 3. basamaktasınız, ruhunuzun Allah' a ulaştığı 21. basamağa kadar sağlam bir muhafazanın içindesiniz. Allahû Tealâ sizi şeytanın vesvesesinden, şeytanın size yapacağı telkinlerden mutlak olarak korur.

 



Ne zamana kadar? Ruhunuzu Allah' a ulaştırdığınız âna kadar. Aslında siz ulaştırmıyorsunuz, ulaştıran gene O. Diyor ki Şura Suresinin 13. âyet-i kerimesinde:

 



42/ŞURA-13: şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted' ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
"Dîni ikame edin ve fırkalara ayrılmayın." diye dîn olarak Nuh' a vasiyet ettiğimizi, sana vahyettiğimizi, İbrâhîm' e, Musa' ya ve İsa' ya vasiyet ettiğimizi, sizin için de (Allah) şeriat kıldı. Müşriklere, kendilerini davet ettiğin şey (Allah' a davet ve tek Allah' a inanmak) ağır geldi. Allah, kimi dilerse onu Kendisine seçer ve Kendisine yöneleni, O' na (Kendisine) ulaştırır.

 



O görevlerinizi şevkle, zevkle yaptığınız, huzur duyduğunuz süre var ya; o süre seyr-i sülûk süresidir. Seyr-i sülûk... Ruhunuzun vücudunuzdan ayrıldıktan sonra, Allah' a ulaştığı noktaya kadar yaptığı yolculuk sürecinin adıdır, seyr-i sülûk...

 



Neden böyle? Neden Allahû Tealâ sizi Kendisine ulaştırır? Çünkü sözü var. Kim Allah' a ulaşmayı dilerse, Allah onu Kendisine ulaştırır. İşte bu Şura Suresinin 13. âyet-i kerimesi, Allah' ın verdiği sözdür. Allah' a yönelen, Allah' a ulaşmayı dileyen kişidir. Kim Allah' a ulaşmayı dilerse, mutlaka Allah onu Kendisine ulaştırır.

 



Unutmayın! İlmiyle ve rahmetiyle sizi kuşatmıştır. Yani size bütün davranışlarınızda hakim olmayı dilediği an hakim olur; ama bunu yapmaz. Normal standartlarda bunu yapmayan Allahû Tealâ, Allah' a ulaşmayı dileyenlerde bunu gerçekleştirir. Yani o kişiyi öyle bir hüviyete sokar ki; o kişi Allah' ın bütün emirlerini yerine getirmeye can atan, yasak ettiği fiilleri işlemeyen bir hüviyet kazanır. Bunu yapan Allah' tır. Allah o kişinin şeytanla ilişkisini keser.

 



Onun için kesin bir hükümden bahsetmek istiyorum size. Kim Allah' a ulaşmayı dilerse, o kişinin namazını kılmaması, orucunu tutmaması mümkün değildir; üstelik de açlık hissederek orucunu tutmaması mümkün değildir. Hem açlığı hissettirmez, hem de mutlaka o orucu tutturur. Kişi için oruç tutmak, namaz kılmak, zekât vermek, zikir yapmak bir zevk haline dönüşür. Coşku ile, tutku ile insanlar namazlarını kılarlar. Bütün güzellikleri yaşarlar. Bunları onlara yaptıran Allah' tır.

 



Ne zaman ki ruhları Allah' a ulaşır, Allah' ın sözü tamamlanır. Allah söz verdi mi mutlaka yerine getirir. Allah' a ulaşmayı dileyen herkesi mutlaka Kendisine ulaştırır. Ama ulaştırdığıı zaman da sözü tamamlanmıştır. Bundan sonra yardım elini çeker mi? Çekmez! Artık Allah' ın yardımı, kişinin liyâkati ölçüsündedir.

 



Kişinin Allah' a olan tevekkülü, onun liyâkatinin gerçek ölçüsüdür manevî tekâmülde. Demek ki manevî tekâmüldeki ölçü, kişinin liyâkatidir. Manevî tekâmülde liyâkati oluşturan unsur, kişinin Allah' a tevekkül, güven derecesidir.

 



Güvenin hüküm fermâ olduğu yer, Allah' ın sözünü tuttuktan sonraki safhasıdır. Allah sözünü tutana kadar, yani o kişinin ruhunu Kendine ulaştırana kadar, o kişi tevekkülün sahibi olsa da olmasa da, onu mutlaka Kendisine Allahû Tealâ ulaştırır. Tevekkül sahipleri, Allah' a ulaştıkları yer olan 33.000 zikirden, zikirlerini her gün biraz daha öteye taşıyanlardır. Tevekkülün anahtarı ve göstergesi zikirdir. Diğer ibadetler sınırlıdır. Günde 5 vakit, teheccüd ve kuşluk namazlarıyla 7 vakit kılarsınız. Daha fazla kılmanız emredilmez, uygun da görülmez. Hamd ve şükür namazları, istihare namazları hariç.

 



Allahû Tealâ hudutlar koymuş. 24 saatlik bir zaman diliminde, güne? doğmadan evvel başlayan orucunuz, akşamın girmesiyle tamamlanır. Daha fazla oruç tutmanız emredilmez. Allahû Tealâ sizin en güzele ulaşmanızı ister. Her ibadet, hudutları olan ibadetlerdir. Ama zikrin hududunu kaldırmış Allahû Tealâ. Daimî zikri emretmiş. Her 24 saat boyunca kesintisiz zikir... Zaten 24 saat tamamlanınca ikinci 24 saat başlayacaktır. Kesintisiz zikriniz orada da devam edecektir, hiç kesilmeden.

 



Zikir, kesintisiz yegâne ibadettir. Bütün ibadetlerin arasında en kıymetlisidir. Sizi mutluluğa taşıyacak olan en kuvvetli vasıtadır. İşte insanın Allah' a ulaşmayı dileme talebinden sonra, Allahû Tealâ' nın kulunu ulaştırdığı yer mutlaka Kendi Zatı' dır. Hangi şartların içinde olursa olsun kişi, eğer Allah' a ulaşmayı gerçekten dilemişse ki dilediği an Allahû Tealâ işitir, bilir ve görür, o kişinin bütün ibadetleri mutlaka en güzel standartlarda cereyan edecektir.

 



Onun için diyoruz ki: Eğer ibadetlerinizi yapamıyorsanız, zikir yapamıyorsanız, oruç tutamıyorsanız, zekât veremiyorsanız, o zaman kendinizi aldatmayın. Siz Allah' a ulaşmayı dilemiş değilsiniz! Allah' a ulaşmayı dileseydiniz, sonuç mutlaka farklı olacaktı. Mutlaka ibadetlerinizi zevkle yapacaktınız. Evet azdan başlayacaktı, adım adım çoğalacaktı. Ama ruhunuzu Allah' a ulaştırdığınız noktaya kadar, zikriniz çoğala çoğala 33.000' e ulaşır. 33.000' de ruhunuz Allah' a ulaşmış olur normal standartlarda.

 



Vuslattan sonra tevekkülün sahibi olmayanlar, adım adım Allah' a olan vazifelerini ihmale başarlar. Çünkü Allahû Tealâ devreden çıkmış, kişisel iradeyi devreyi sokmuştur. Öyleyse bütün insanlar Allah' a ulaşmayı diledikleri günden Allah' a ruhlarını ulaştırdıkları güne kadar, Allah' ın İlâhi İrade' sinin yardımını alırlar, O' nun kontrolu altındadırlar. Ve yapılması lâzım gelen bütün ibadetleri severek yapmaları Allahû Tealâ' nın İlâhi İradesi tarafından mümkün kılınır, garanti altına alınır. Ne zaman kalkar garanti? Ruh Allah' a ulaştıktan, Allah' ın sözü yerine geldikten sonra. O ana kadar şeytanın o kişiye yapacağı bütün telkinler Allahû Tealâ' nın koruyucu kalkanıyla önlenir.

 



İşte olay bu. Bu sebeple hanginiz bana diyorsunuz ki: "Ben eskisi kadar iştiyakli değilim, namazlarımı eskisi gibi kılamıyorum, zikirlerimi eskisi gibi yapamıyorum;"O zaman siz Allah' a tevekkül etme açısından noksansınız. Tevekkül sahibi olmadığınız halde, Allahû Tealâ sizi gene Kendisine ulaştırmıştır. Çünkü kim Allah' a ulaşmayı dilerse, istisnası yok; herkesi mutlaka Kendisine ulaştırır.

 



Cinlerde bu, nefs tezkiyesinin % 51' e ulaşmasıyla gerçekleşir. Ruhları olmadığı için, ruhlarının Allah' a ulaşması diye bir şey de söz konusu değildir. Ama insanların asıl özelliği, Allah' ın kendilerine verdiği bir ruha sahip olmalarıdır. Bu ruhu Allah' a ulaştırmakla hepsi vazifelidirler. Öyleyse garanti altındasınız.

 



Hani o, "Evliya mı? O bundan 5-6 yüz sene evveline kadar varmış İşte bu gördüğün türbe, öyle bir evliyanın türbesi. Ama artık bu zamanda evliya mı olur?" diyenlere ithaf olunur. Bu zamanda evliya var. Mihr Vakfı' nın mensuplarına dikkatle baksınlar. Allahû Tealâ; "Sizin çoğunuz evliyadır." diyor. Yani ilk el öpenler de dahil buna, daha o gün el öpmüş olanlar da dahil, toplamın yarısından fazlası mutlaka evliya aramızda.

 



Her gün çoğalıyorsunuz. Her gün Allahû Tealâ yeni kardeşlerimize aynı yardım hüviyetiyle tecelli ediyor. Onlara namazı, orucu, özellikle zikri sevdirerek onları Kendisine mutlaka ulaştırıyor. Onun için her zaman çoğumuz evliyayız.

 




 



Peki fısk tehlikesi kimlerde oluşur?

 



Fısk tehlikesi, Allah' a tevekkül etmeyenlerde oluşur. Onlar da vuslata ererler. Ama Allahû Tealâ' nın sözü yerine geldikten sonra, üzerinizdeki hakimiyetini geri aldığı zaman, sizin gerçek çehreniz çıkar ortaya. Eğer tevekkül sahibi değilseniz, zikriniz artık artmaz. Aksine, zikir süreniz kısalmaya başlar. Daha az zikretmeye başlarsınız. Namazlarınızda aksamalar başlar, oruçlardan zevk almazsınız, zekât vermek istemezsiniz. Bu olay sadece tevekkülünüzün olmamasını, eksik olduğunu ifade eder. Bunun en kesin göstergesi zikrinizdir.

 



Peki böyle olursa insanlar fıskta mıdırlar?

 



Hayır, değillerdir. Onlar senelerce fıska düşmeden, ama derecelerini giderek aşağı düşürerek yaşarlar. Fıska düşmeleri mümkün olabilir mi? Olabilir. Allah' ı unuttukları zaman... Yani yaşantıları artık bizden birine yakışmayan, başkalarının yaşadığı hayata dönüştüğünde ancak fıska düşmüşlerdir.

 



Bu aşağuya doğru gidiş, 10 yıllar-20 yıllar sürer gider. Kişi bu inişin içinde de fıska düşme tehlikesi geçirebilir. Gene asgarî standartlarda namazlarını kılıyorsa, oruçlarını tutuyorsa, zikrini devam ettiriyorsa, ama yükseltemiyorsa, aksine yavaş bir şekilde aşağı doğru iniyorsa, Allah' ı unuttuğu noktaya kadar o kişi fıska düşmez.

 



Allah' ı unutan kişinin davranışları artık tasavvufî bir davranış biçimi ihtiva etmez. O kişi dışarıdaki birinin bütün negatif davranışlarının derece derece bir kısmını almıştır. Kendilerindekini kaybederek, negatif faktörleri almışlardır. Zikir azaldıkça nefsin kalbindeki afetler çoğalacaktır. Başa döndükleri gün, nefslerindeki afetler tamamen onlara hakim olacaktır. İşte bu, Allah' ı unutma noktasıdır.

 



Onun için şunu bilmenizi istiyorum ki; hanginiz namazı kılmaktan artık hoşlanmıyorsanız, zikir yapmaktan hoşlanmıyorsanız, Allah' ın size verdiği görevler eskiden zevkken şimdi angarya haline dönüşmüşse, adım adım bir şeyler kaybediyorsunuz. Zikriniz azaldıkça, nefsinizin kalbindeki afetler çoğalacaktır. Hiçbir şey olduğu yerde kalmaz. Ya azalma, ya çoğalma... Daimî zikre ulaştıktan sonra, daimî zikirden düşmeniz mümkün değildir. Zaten 33.000 zikirden sonraya çıkabildiğiniz bütün sahalarda, siz iştiyak sahibisiniz.

 



Böyle bir dizaynda kendinizi düşünün. Allah' ın yoluna girip de Allah' ın evliyası olduktan sonra, Allah' ı unutmak noktasına gelmek... Allah' ın emirlerinin sizi hiç enterese etmediği, yasaklarını uygulamakta sakınca görmediğiniz, Allah' ın ibadetlerinden zevk almadığınız bir noktaya ulaşırsınız. O zaman herşey eski haline geri döner. Yani nefsin kalbinde Allahû Tealâ' nın sonradan sizin zikrinizle oluşan nefsin kalbinin %51' ini dolduran fazıllar, adım adım kalbinizi terkederler. Nefsinizin kalbine karanlıkların tamamen hakim olduğu, %51 nurun derece derece azalarak yok olduğu noktada fısk oluşur.

 



O, Allah' ı unutma noktasıdır, başa dönüştür. Bu başa dönüş, her şeyi yeniden değiştirecektir. Nefsinizdeki îmân kelimesi artık hiçbir işe yaramamaktadır. Çünkü zikrinizi azalta azalta, bir gün yapmaz oluyorsunuz. Zikir yapmayınca nefsinizin kalbindeki afetlerin azalması söz konusudur.

 



Zikir yapmadığınız sürece şeytanın kapısı açıktır. Îmân kelimesinin çekim gücü, yeni yardımlarla kuvvetini muhafaza edebilir, sizin zikretmenizle. Eğer zikretmiyorsanız, kalbinizde biriken nurların yavaş yavaş nefsinizin kalbini terketmesi normal bir olgudur. Çünkü o nurların birikimidir ki, îmân kelimesini nefsinizin kalbinde giderek artan bir kuvvetle tutar. Zikirden tamamen vazgeçtiğiniz nokta da, nefsinizin kalbindeki bütün afetlerin gitmesi için yeterli değildir, daha bir süre geçer.

Ne zaman hasletler (faziletler) nefsinizin kalbini terkeder de başlangıca dönerseniz, işte o zaman sokaktaki insandan hiçbir farkınız kalmaz. O zaman fısktasınız, o zaman aynı zamanda dalâlettesiniz, o zaman yeniden küfre döndünüz. Neden? Nefsinizin kalbindeki fazıllar tükendiğinde, sıfırlandığında; kalbinizin hidayetten sonra kasiyet bağlaması, %100 afetlerle donatılması hali, küfre geri dönüşünüzdür.

 



Allahû Tealâ kalbinizdeki îmân kelimesini alır, kalbinizin içine küfür kelimesini yeniden yazar, kalbinizi yeniden mühürler, Zatı' ndaki ruhunuzu sizin vücudunuza geri gönderir, başınızın üzerindeki Devrin İmamı' nın ruhunu sizden alır.

 



Onun için Allahû Tealâ' nın yardımı çoktur. Ama siz lâyık olduğunuz sürece. Yardım etmeye de hazırdır. Size bir güzelliği yaşatır ki, o güzelliğin tadı damağınızda kalsın da daha öteye geçin. Onun için zikriniz bir terazidir. İşte fısk müessesesi bu şartlar altında gerçekleşir.

 



Ne diyordu Allahû Tealâ Hadid Suresinin 16. âyet-i kerimesinde:

 



57/HADİD-16: E lem ye' ni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
Âmenû olanların kalplerinde, Allah' ın zikri ile (ve bu zikirle) Hakk' tan inen şeyle (nurla) huşûya ulaşmak (huşû sahibi olmak) zamanı gelmedi mi? Kendilerine kitap verilen ve sonra aradan uzun zaman geçen (ve bu zaman zarfında Allah’ı zikretmedikleri için) kalpleri kasiyet bağlayan (kalpleri zikirsizlikten kararan ve sertleşen ve hastalanan) kimseler gibi olmasınlar (zikretsinler ki kalpleri kararmasın). Onların çoğu fasıklardır (hidayete erdikten sonra yoldan çıkanlardır).

 



Bir kişinin kalbinin kasiyete geri dönmesi; kalbinin tamamen afetlerle yeniden kaplanması demek. İşte o zaman fıska düşmek söz konusudur. Görüyor musunuz ne kadar ötede bir olay aslında? Yani azalan bir seyir içinde de olsa, zikrinizi yapmaya devam ettiğiniz sürece, böyle bir tehlikeyle karşı karşı değilsiniz. Kalbinizdeki nurlar fıska düşmediğinizin kesin işaretini taşır.

 



Kalbinizdeki nur varsa, îmân kelimesi vardır. Sadece kâfirler fısktadır. Allahû Tealâ' nın kalbinizdeki îmân kelimesini aldığı noktada küfre düşersiniz, fıska düşersiniz. Kalbinizdeki îmân kelimesine rağmen, kalbinizdeki nurların erimesi söz konusudur. Zikrinizi azalttıkça seviye düşer. Her zikir seviyesinin insana kazandırdığı, nefsin kalbinde bir aydınlanma oranı söz konusudur.

 



Eğer Allahû Tealâ size böyle bir imkânı sunduysa; hiç sayılabilecek bir sebeple yani sadece bir dilekle, Allahû Tealâ' nın sizi evliyası yapması, 3. kat cennetini size tahsis etmesi, dünya saadetinin yarısından fazlasını vermesi niçindir? Size evliyalığı sevdirmek için. Eğer severseniz, Allah' ı seven siz, evliyalığı  seven siz, Allah' ın katında bir güzelliği yaşayabilecek olan, mutluluğu yaşayabilecek olan, her gün biraz daha artan bir mutluluğu yaşayabilecek olan bir hüviyet taşırsınız.

 



Allahû Tealâ istiyor ki Allah' ın evliyası olduktan sonra iştiyakiniz artsın, zikrinizi arttırın ve mütevekkil olduğunuzu Allah' a ispat edin. Ve bir şeyler kaybederek değil, nefsinizin kalbine daha çok hasletler toplayarak yolunuza devam edin. Neticede Allah' ın hepinizden istediği şey daimî zikre ulaşmanız.

 



Bu daimî zikir konusu dik yokuştur. O dik yokuşu tırmandığınız zaman, şu dünyadaki en mutlu insanlardan birisi olacaksınız. Daimî zikre ulaştığınız zaman, nefsinizin kalbinde hiç afet kalmayacak. İnsanlar sizin için, size düşman olmak hüviyetlerini kaybedecekler. Onların negatif davranışları devam edecek. Ama sizi etkilemek imkânı, artık onlar için söz konusu olmayacak. Nefsinizin kalbinde afetler olmadığı için, insanların şu veya bu davranışından etkilenmeyeceksiniz. Sizin için söz konusu olan, iç dünyanızda kavganın bitmesi hali olacak. Nefsinizin bütün afetleri yok olduğu için, nefsiniz de ruh hüviyetine bürünmüş olacak.

 



Ruhunuz %100 hasletlerle dolu, nefsiniz %100 fazılla ve rahmetle dolu. %98 fazl (fazilet), %2 rahmet. İşte bu, fazilet sahibi insandır. Nefsinin kalbi afetlerden tamamen arınmış, kalbinde îmân kelimesi yazan, nefsinin kalbinde %98 fazilet oluşmuş, %2 rahmet oluşmuş kişi erdemli insandır. İşte bu üst seviye evliya olmaktır, faziletin sahibi olmaktır. Ve kişinin iç dünyasında da dış dünyasında da, Allah ile olan ilişkilerinde de mutluluğu 100 üzerinden 100' le yaşaması halidir.

 



Daimî zikre ulaştığınız zaman ne demek istediğimizi anlayacaksınız. "Daha mutlu bir insan, benden daha mutlusu olmaz." diye düşüneceksiniz. Başkalarının problem diye baktığı olaylardan hiçbirisi, sizde bir problem etkisi oluşturmayacak. Herşey sizi mutlu eden hüviyetini size hissettirecek, onu hissedeceksiniz. İç dünyanızda nefsinizin bütün afetleri yok olduğu için, nefsinizle ruhunuz arasındaki kavga bitmiş olacak. Tam bir sulh ve sukûn halinin sahibi olacaksınız. Dış dünyanızda başka insanlarla aranızdaki kavga, sizin açınızdan bitmiş olacak. Dış dünyanızda da bir sulh ve sukûn haline sahip olacaksınız.

Onlar dilediklerini yapabilirler, onlar size düşmanlık edebilirler; ama siz onlara düşmanlık edemezsiniz. Çünkü düşmanlık yok artık içinizde. Sizin için kavga bitmiştir, anlaşmazlık bitmiştir. Siz bir sulh ve sukûn halinin içindesiniz. Siz o zaman hazz' ul azîmin, fevz-ül azîmin ve ecrul azîmin sahibi olacaksınız. Allah' ın katında en büyük haz, en büyük mükâfat, en büyük ücret... O zaman mutluluğunuzu bize anlatacaksınız. Bizim gibi göreceksiniz, Bizim gibi duyacaksınız, bizim gibi hissedeceksiniz. Allah' a hayran olacaksınız. Her adımınız, her anınız mutluluğun bütün boyutlarıyla içinizi, dışınızı kapladığı bir dizaynı oluşturacak.

 



Hepinizi o noktada görmek istiyoruz, daimî zikrin sahipleri olarak. Gayret ederseniz bunun mümkün olduğunu göreceksiniz. Gayret sizden, himmet bizden, nusret Allah' tan.





btk

09 Haziran 2009 Salı
18:59:19
 emeğinize sağlık. allah razı olsun. Bu devir de nasıl erilir'e dair güzel ve gayet açıklayıcı bir yazı olmuş.

Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 09.06.2009 14:28:13
Kaynak : BU DEVİRDE DE EVLİYA OLURMUYMUŞ ?
Yazıyı Ekleyen : ozgurhanzade
 Bu  yazı Bugün 0 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 1101 kez okundu.
ozgurhanzade bugüne kadar toplam 16 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

KIYMETLİ KADIN İSİMLERİ

Sıkıntı anında çekilecek tesbihler..

Göz Alıcı kareler


Bugün Hiç Okunmadılar..

hayat seçimlerden ibadetmiş!

HACCIN KAVRAMI OLAN ŞEYTAN TAŞLAMA

Ağlama kıyamam başörtülü bacım..

Tek Bir Tuz Tanesi Bile Allah’ın Yüce Varlığını Görebilmek İçin Yeterlidir

Prof. Dr. Abdulkerim Germanus'un Hatiralari - 3‏


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
dilara_gülşeni , tezin , eatas , halide , kunduz , asılbekova , asilbekova , faruk bin samet , canercansu özanlı ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

abdurrahmankefaletharut ve marutciceklerTANITIMsiagafursahipticaretsoru cevap

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   ratberat
   nureddinbayram
   gülümse
   YA$MİNNUR
   iman yolcusu

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.