Allah bir kulu sevdi mi, onu dünyadan korur. Tıpkı sizden birinin hastasına suyu yasaklaması gibi.
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Diline sahip ol. Evin sana dar gelmesin. Günahların için ağla.


Başlangıç sayfanıza talibiz
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Peygamberlerimiz » Bir 'büyük dönüşüm'den notlar


Bir 'büyük dönüşüm'den notlar
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...

Bir ‘Büyük Dönüşüm’den Notlar

Yazara Mesaj Gönder






ÖZELLİKLE
GERİLİM ANLARINDA insana yeryüzü dar geliverir de, bulunduğu halden
başka bir hali düşünemez olur. Sanki hep böyle olacakmış, sanki devran
hep böyle dönecekmiş gibi gelir. Zahirî tazyiklerin altında, kolunu
kanadını kıran müthiş bir ümitsizlik kuşatır insanın iç dünyasını.

Halbuki,
Rabb-ı Rahîm’in Kelâm-ı Ezelîsinde bildirdiği üzere, bir hikmete
binaen, ‘günler döndürülür.’ Bir zaman ehl-i iman galebe çalar, başka
bir zaman küfür veya gaflet hâkim gözükür. Bedir’de mü’minler galip
gelir, Uhud’da sonuç müşriklerin lehine olur. Mekke’nin fethinin hemen
akabinde, Huneyn’in başında mü’minler bozguna uğrarlar, buna karşılık
sonuç yine onların lehine olur.

Günlerin ve
devranın bu şekilde döndürülüşü, bu dünyanın imtihan dünyası oluşunun
bir gereğidir gerçekte. Böylesi geliş gidişler ve iniş çıkışlar iledir
ki, elmas ruhlar ile kömür ruhlar ayrışır; ayrıca, elmas ruhlar içinde
de, bu elmasların her birinin kalitesi ve derecesi anlaşılmış olur.

Öte
taraftan, bu böyle olmakla birlikte, ‘fıtrî meyelân mukavemetsûzdur.’
Nitekim, ağaç olma istidadı taşıyan bir tohuma en sert kaya dahi
direnemez. Su, buz haline gelince, en sert demiri parçalar. Ufacık kar
taneleri, Rablerinin izniyle, göklerin ve yerin Rabbine ‘meydan okuyan’
Challenger’ları unufak ediverir. Güneş balçıkla sıvanmaz. Irmaklar
tersine akmaz.

İşte bu bakımdan, hakikat ve hak,
âlemler Rabbinin Hak ismine dayanıyor olmaları itibarıyla, hakikat-ı
halde her zaman galip ve geçerlidir; buna karşılık, imtihan sırrı
uyarınca, zahirde salınımlar ve gel-gitler yaşanır durur. Güneş hiçbir
zaman söndürülememekle birlikte, birileri gözünü kapatıp gündüzü
kendine gece yapar, birileri belli bir mekânda güneşin önüne perdeler
dizerek oturur, birileri güneşin bir müddet görülmemesine sebep olacak
setler, duvarlar diker. Yahut, önüne dikilen setler, barajlar ile
ırmakların akışı bir zaman için durdurulmuş gibi gözükür.

Bu
zahirî duraklama veya gerilemelerin her biri, bir kez daha belirtelim,
ruhların kalitesinin açığa çıkmasını sağlayan sınanmalardır. Ve bu
‘test etme’ hengâmında, göstergelerin ‘olumsuz’ çıktığı, yeryüzünün
bütün genişliğine rağmen insana dar geldiği anlar vardır.

Böylesi
zamanlarda ise, Rabb-ı Rahîm’in ‘en güzel örnek’ olarak yarattığı
Resûl-i Ekrem aleyhissalâtu vesselamın yaşadığı zamana, Asr-ı Saadete
dikkatle bakmanın özel bir anlamı ve değeri vardır. Yaşadığı zaman ve
zeminde tam da ‘böyle gelmiş böyle gider’ ümitsizliğine kapılıp
gidecekken, Asr-ı Saadet yıllarını birbiri ardınca izleyerek, ‘devran
hep böyle dönmez’ sonucuna ulaşır insan.

Gerçekten,
Asr-ı Saadette yaşanan büyük dönüşüm, her çağın mü’minine, olayları,
zamanı ve kişileri o anki halleri üzere sabit ve kâim görmeme dersini
verir. Bu büyük dönüşüm, mü’minin zihin kapılarını, dün en amansız
düşman olanın yarın en yakın dost olabileceği ihtimaline kadar açar. En
ziyade ‘ümitsiz vak’a’ dediğimiz durumlardan dahi ümitvar sonuçlar
çıkabileceğini göstererek, insanı, yeis ve tembellikten alıp şevke ve
gayrete getirir.

İslâm’ın zuhuru hengâmında daha
en baştan itibaren İslâm’a karşı en sert düşmanlığı gösteren kimselere
ve onların çevresine bakıldığında gerçekleşen, tam anlamıyla budur.

Peki, Mekke’de Resûl-i Ekrem aleyhissalâtu vesselama ve İslâm’a karşı en amansız düşmanlık sergileyen müşrikler kimlerdir?

Elbette,
ilk anda akla gelen, Ebu Cehil’dir. Ama liste, Ebu Leheb, Ukbe b. Ebi
Muayt, Ümeyye b. Halef, Velid b. Muğîre, Âs b. Vâil, Utbe b. Rebia, Ebu
Süfyan Sahr b. Harb, Süheyl b. Amr, Ebu Uhayha Saîd b. Âs, Abdullah b.
Zibârâ... diye uzayıp gitmektedir.

Hepsi de
amansız İslâm düşmanı olan bu insanların çocuklarının, en azından
onların ölümünden sonra kabilelerinin lideri veya etkili ismi olma
hesabıyla, baştan itibaren aynı safta yer aldıkları düşünülür. Nitekim,
bazıları için durum gerçekten budur.

Ama, yalnızca bazıları için.

Buna
karşılık, o gün için Mekke’nin reisi konumunda olan Utbe b. Rebia’nın
oğlu Huzeyfe—amcası Şeybe, ablası Hind, kardeşi Velid’in de şirkte
apaçık ısrarına rağmen—ilk Müslümanlar arasında yer almıştır. İslâm
aleyhine girişilen teşebbüslere para akıtan Ebu Uhayha ile birlikte
büyük oğlu Eban da şirkte kalırken, diğer iki oğul Halid ve Amr,
hanımlarıyla birlikte, yine ilk Müslümanlar arasındadır. Öte yandan,
yirmi yıl İslâm’a karşı savaşan Süheyl, daha en başta, iki kardeşi
Sekran ile Hâtıb’ı, eşleriyle birlikte, ilk Müslümanlar safında
görmüştür. Dahası, oğulları Abdullah ve Ebu Cendel, kızları Sehle ve
Ümmü Külsûm da, fazla gecikmeden ve tereddüt göstermeden, Resûl-i Ekrem
aleyhissalâtu vesselamın tevhid çağrısına uymuşlardır. Amr b. Âs
ileriye dönük bir liderlik hesabıyla Resûlullah’a ‘ebter’ diyen
nasipsiz babası Âs b. Vâil’in yolunda yürürken, kendi oğlu Abdullah,
babasının ve dedesinin yolunu çoktan terketmiş haldedir. Ebu Süfyan
ise, oğullarını kendi yolunda tutabilmiş, ama kızı Ümmü Habibe’nin ilk
Müslümanlar arasında yer almasını engelleyememiştir.

Yıllar
biraz daha ilerledikçe, bu örneklere yenilerinin eklendiği görülür.
Mekke’nin kibirli büyüğü Velid b. Muğîre’nin küçük oğlu Velid b. Velid
İslâm saflarındadır artık. Secdede iken sırtına deve işkembesi bırakma
gibi en alçak eziyetleri dahi Resûlullah’a reva gören insanlık fukarası
Ukbe b. Ebi Muayt’ın karısı, kızı ve oğlu da birer Müslüman olarak
çıkar karşımıza. Ukbe’nin amansız İslâm ve Resûlullah düşmanlığı, kendi
evinde, kendi eşi ve çocukları nezdinde karşılık bulmamıştır.

Öte
yandan, aynı zaman diliminde, Medine’de de benzer manzaralar yaşanır.
Meselâ, Resûlullah aleyhissalâtu vesselamı yalancılıkla itham eden;
sonra yandaşlarını alıp Mekke’ye gelerek onları savaşa kışkırtan;
Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarının müsebbibleri arasında yer alan Ebu
Âmir Fâsık’ın oğlu Hanzale b. Ebu Âmir, en halis mü’minler arasındadır.
Medine münafıklarının başı ve Ebu Âmir Fâsık’ın kuzeni Abdullah b.
Übeyy de, kalbinde hastalık olanlara nifak bulaştırmış; ama kendi oğlu
Abdullah ile kızı Cemile’yi aldatamamıştır. Resûlullah’a karşı Medine
Yahudileri içinde en amansız düşmanlığı sergileyen ve Benî Nadîr
Yahudilerinin lideri olan Huyey b. Ahtab da, biraz daha yaşamış olsa,
kızı Safiyye’yi, mü’min olmanın ötesinde, ‘mü’- minlerin annesi’ olarak
görecektir!

Zaman biraz daha ilerleyince, üç
büyük savaşta—Bedir, U- hud ve Hendek’te—Müslümanlara karşı en etkili
hücumları yöneten ve Uhud’daki hezimetin baş mimarı olan Halid b.
Velid’i, Amr b. Âs ve Osman b. Talha ile birlikte Medine yollarında
görürüz. Halid, Kureyş müşriklerinin akıl hocası Velid b. Muğîre’nin
büyük oğludur. Amr, yine Kureyş müşriklerinin en azılılarından Âs b.
Vâil’in oğludur. Osman’ın babası, amcası ve dört kardeşi ise, Uhud’da
müşriklerin sancaktarı olarak herkesten önce mü’minlere karşı kılıç
sıyırmış, ama hepsi de öldürülmüşlerdir. Hepsi de, gerek babalarından
aldıkları şirk telkini, gerek kavimleri içindeki liderlik konumları,
gerek şirkteki inatlarını besleyen şahsî hesap ve kinleri itibarıyla,
“Başka herkes Müslüman olsa da ben Müslüman olmam” deyip durmuş
insanlardır. Ama, birbirlerinden habersiz, mü’min olma niyetiyle
Mekke’- den ayrılmış; kader onları Medine yolunda kalbleri imana açık,
küfre ise yüz çevirmiş bir halde birbiriyle buluşturmuştur. Onlardan az
zaman sonra, Ebu Uhayha’nın büyük oğlu Eban, daha da sonra, vaktiyle
Resûl-i Ekrem aleyhissalâtu vesselama karşı incitici şiirler yazmış
bulunan Ebu Süfyan b. Hâris de Müslüman olacaktır.

Zaman
biraz daha ilerleyip, sekiz yıl önce ‘ikinin birincisi’ yahut
‘üçüncüleri Allah olan iki kişi’ olarak ölüm tehdidi altında arkadaşı
Hz. Ebu Bekir ile birlikte Mekke’den gizlice hicrete mecbur kalan
Resûl-i Ekrem (a.s.m.) fetih niyetiyle Mekke üzerine yürüdüğünde, Hakîm
b. Hizam, Cübeyr b. Mut’im, Ebu Süfyan b. Harb gibi, yaşça Resûl-i
Ekrem’e yakın, hatta—Ebu Süfyan örneğinde—yaşça ondan büyük olup
kavminin de lideri hükmündeki insanların İslâm’a girdiği görülecektir.

Resûl-i
Ekrem’in Mekke’yi fethettiği günlerde ise, Ebu Süfyan’ın karısı ve Utbe
b. Rebia’nın kızı Hind, Ebu Uhayha’nın kızları, Ebu Cehil’in gelini ve
kızı, Velid b. Muğîre’nin kızı Müslüman olur.

Mekke’nin
fethinin akabinde Müslüman olanlar arasında da hayli şaşırtıcı isimler
vardır. Mekke’nin fethi sırasında dahi anlaşmaya rağmen mü’minlere
kılıç savuran İkrime b. Ebu Cehil, Süheyl b. Amr ve Safvan b. Ümeyye
iki ay içinde Müslüman olmuşlar; ve, Müslümanlıklarının ‘mecburiyetten’
değil, ‘içtenlikle’ olduğunu sonraki hayatlarıyla belgelemişlerdir.
Resûl-i Ekrem’in ‘zamanın Firavunu’ dediği Ebu Cehil’in oğlu da
ashabdandır artık! Bilâl’e o acımasız işkenceleri yapan, onun “Ehad!
Ehad!” diye sebat etmesi karşısında işkencesini kat kat arttıran
‘küfrün başı’ Ümeyye b. Halef’in oğlu ve de “Çürümüş kemikleri kim
diriltecek?” sorusunu soran Übey b. Halef’in yeğeni Safvan da, çürümüş
kemikleri yoktan yarattığı gibi yeniden diriltecek olan Zât-ı Ehad-ı
Samed’e inanmaktadır artık! Rabb-ı Rahîm, ayrıca, Ebu Leheb’in iki oğlu
Utbe ve Muattib’i de hidayetle şereflendirmiştir. Keza, o güne kadar
İslâm aleyhinde ellerinden geleni esirgememiş olan Huvaytıb b.
Abduluzzâ, Mikrez b. Hafs, Abdullah b. Zibârâ da Müslüman olmuşlardır.

Bu
isimler, Asr-ı Saadette yaşanan büyük dönüşümün en çarpıcı örneklerini
oluşturmakla birlikte, örnekler onlardan ibaret de değildir. Öte
yandan, bu örneklerin her biri, kendi iç dünyalarında yaşadıkları
muhasebe ile hidayet bulduktan az zaman sonra, imanî ve insanî açıdan
muazzam mesafeler de almışlardır.

Asr-ı Saadet
vesilesiyle bize sunulan bu tablo ise, ‘günlerin döndürülmesi’ sırrınca
küfür ve ilhadın zahiren ve de geçici bir süre için galebe çalması
karşısında bunalan bugünün mü’minlerine eşsiz bir menfez sunmakta; iç
dünyalarımızda, olayları ve kişileri mevcut halleriyle dondurup
sabitlemek yerine, bu Asr-ı Saadet tablolarının benzerini bu zamanda
tecrübe etme yönünde bir ümit, cehd ve gayret uyandırmaktadır.

Asr-ı
Saadet’in bu ‘hidayet’ tablolarının belgelediği gibi, fıtrî meyelân
mukavemetsûzdur. Bazı insanlar her zaman, çoğu insan ise bir zaman için
aldatılabilir. Ama yalanı, yanlışı ve bâtılı ilânihâye hak ve hakikat
diye gösterip herkesi sonsuza kadar kandırmanın imkânı yoktur. Küfrü
seçenlerin galebe çaldıkları günler de olsa, mumlarının söneceği bir
yatsı muhakkak vardır ve o yatsının sabahında insanlar hakikat
Güneşinin benzersiz aydınlığıyla tanışmışlardır.

Dolayısıyla,
bugün esbabın sukut etmiş, yeryüzünün daralmış, imkânların tükenmiş
gözüktüğü bir vasatta olunduğunu düşünen mü’minlerin, bugün en şedit
düşman gözüken kimi kişilerin bile—Ebu Süfyan, Safvan, İkrime, Halid,
yahut Süheyl misali—günün birinde hakkı teslim edebileceği ihtimaline
açık olmaları; keza, İslâm’a en sert düşmanlık sergileyen bir neslin
kendi çocuklarının dahi İslâm’ın en samimî hâdimleri olacaklarını
ummaları gerekmektedir.

Elbette, ölçüsüz bir
açıklık ve de boş bir umuntu değildir bu. Bilakis, Resûl-i Ekrem
(a.s.m.) ve ashabının sergilediği üzere, şartlar ne olursa olsun
imanını yaşamaktan ve hakikatı tebliğden geri durmayan bir sabır, sebat
ve azim ile desteklenen ölçülü bir açıklık ve hakikatlı bir beklenti
gerekmektedir.

İnsanların akın akın İslâm’a koştukları şükür günleri, zor zamanlardaki bu sabır ve sekînetin ardısıra gelmektedir.

Diğer
bir deyişle, bugün karşımızda gözüken insanları yarın yanımızda
görmenin yolu, bizim saf veya şerit değiştirmemizden değil, doğru yolda
doğru biçimde yürümemizden geçmektedir.

  13/05/2004

© 2008 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu






Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 11.07.2008 00:02:11
Kaynak : www.karakalem.net
Yazıyı Ekleyen : hakanbalıkçı
 Bu  yazı Bugün 0 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 932 kez okundu.
hakanbalıkçı bugüne kadar toplam 65 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

itaat

allahın 7 ismi

Peygamber Efendimizin MİRAC ta gördüğü İnanılmaz Olaylar


Bugün Hiç Okunmadılar..

Namaz dinin direğidir.

dua

HAMRÂ'ÜL ESED SEFERİ-3

Siz O'na Döndürüleceksiniz

Sen Olmasaydin Bu Kainati Yaratmazdim ? Oylemi


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
merdo , merve i sefa , ezin , müjdat , gülenyağmur , rukiyye_temizel , karutlar ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

Hz süleymanALLAHUsafabulmacasohbetkardeşizhayanamaz resimleriEyyubrahmansuresi

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   führer
   interpole
   anversli
   zulal
   burok

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.