Diline sahip ol. Evin sana dar gelmesin. Günahların için ağla.
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Dünya işlerinizi yolunuza koyunuz. Ve yarın ölecekmiş gibi de ahiretinize çalışınız.


Sitemizi destekleyin
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Islam Tarihi » BİZİM ÇANAKKALE


BİZİM ÇANAKKALE
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...

 


 


 


 


 


 


BİZİM ÇANAKKALE


 


 


 


ÖMER NACİ YILMAZ


Tarihçi


 


 


Osmanlı’nın I. Dünya Savaşına Girmesi


 


Osmanlı Devleti, İttifak Devletlerine son anda 2 Ağustos 1914’te katılmıştı. Çıkması muhtemel olmaktan çıkmış bu savaşın son misafiri Osmanlı Devleti olmuştu. Özellikle İttihatçılar, Almanların yanında savaşa girmek istiyordu. Savaşı Almanların kazanacağına kesin gözüyle bakıyorlardı. Bir an önce savaşa girmek için adeta sebepler oluşturma çabalarına girmişlerdi. O, haşmetli günlere dönmenin hayallerini kuruyorlardı. Osmanlı Devleti Trablusgarp ve Balkan savaşları sırasında Almanya’dan herhangi bir yardım görmemişti. İttihatçılar, Rusya’nın Osmanlı Devleti üzerindeki emellerini engellemek için İngiltere ve Fransa ile ittifak yolları aradılar. Bu amaçla İngiltere ve Fransa’ya birçok askeri ve ekonomik ayrıcalıklar vermelerine rağmen bu iki ülke bunu kabul etmedi. Osmanlı’nın yaptığı ittifak tekliflerinin İngiltere ve Fransa tarafından kabul edilmemesinin asıl nedeni; bu iki ülkenin çıkacak olan bir savaşta Osmanlı topraklarını aralarında paylaşmak istemeleridir. Başka çıkar yol bulamayan İttihatçılar, Almanya ile ittifak yoluna gittiler. Almanya, Osmanlı Devleti’nin iyi bir müttefik olamayacağını düşünmesine rağmen; Boğazlara sahip olması ve Hint deniz yolunu tehdit edecek bir konumda olması nedeniyle bu ittifak talebine olumlu bakıyordu. 2 Ağustos 1914’te ittifak antlaşması imzalandı. Osmanlı Almanya ile yaptığı bu ittifak antlaşmasını savunma ve iş birliği antlaşması olarak gösterdi ve hemen savaşa girmedi.


            İngiltere, Fransa ve Rusya Osmanlı Devleti’ne savaşta tarafsız kalmasını, böylece toprak bütünlüğünü koruyacaklarını ayrı ayrı sözlü olarak bildirdiler. Bunların sözlerine ne kadar sadık olduklarını iyi bilen Osmanlı Devleti bu sözleri hiç kaale almadı.


 


İttihatçıların Savaşa Girmek İstemeleri:


 


1.       Yönetimi ellerinde bulunduran ittihatçıların, savaşı Almanların kazanacaklarına olan kesin inançları.


2.       Kaybedilen toprakların geri alınmasıyla, eski haşmetli günlere geri döneceklerine olan inançları.


3.       Uluslararası yalnızlıktan kurtulmak istemeleri.


 


Osmanlı Savaşa Giriyor


 


10 Ağustos 1914 sabahı Alman İmparatorluk donanması’nın 23 bin tonluk savaş kruvazörü SMS Goeben, kendisine eşlik etmekte olan hafif kruvazör SMS Breaslau ile birlikte, Alman Wilhelm Souchon komutasında Çanakkale Boğazı’na ulaştığında, Osmanlı’yı I. Dünya Savaşı’na götüren süreç de fiilen başlamış oluyordu. 16 Ağustos 1914 sabahı İstanbul’a demirleyen ikili, birkaç gün sonra Yavuz ve Midilli adıyla Osmanlı Donanması’na devşiriliyordu. Bu arada 21 Ekim’den ibaren Almanya, 200 milyon İngiliz lirası karşılığı külçe altın tahsis etmiş ve Sultan savaş ilan eder etmez bu paranın Osmanlı hazinesi tarafından tahsil edilebileceğini duyurmuştu. Yavuz ve Midilli, 28 Ekim 1914’te Hamidiye ve Berk kruvazörleri bir grup destek gemisiyle birlikte demir aldı.


Gemiler gece yarısına doğru Boğaz’ın Karadeniz’e açılan ağzının batısında toplandılar. Amiral Souchon Enver Paşa’nın verdiği zarfı açtı. Gizli emir şuydu: “Türk flosu Karadeniz’de zorla hâkimiyet kazanmalıdır. Rus flosunu arayınız ve nerede bulursanız harp ilan etmeksizin hücum ediniz.” Cemal Paşa’nın Amiral Souchon’a kesin itaat edilmesini isteyen yazılı emri ile Souchon’un savaş emri, bir torpidobot ile gemi komutanlarına ulaştırıldı. Hücuma 11 gemi katılacaktı. Flonun dönüşünü güven altına almak için Barbaros, Turgut Reis ve Kemal Reis gemileri boğazın ağzında kalacak, bir Rus baskını olursa karşı koyacak, mayın dökülmesini engelleyeceklerdi. Souchon’un savaş emrine göre asıl hedef 6 Rus limanıydı. Eğer rastlanırsa Rus savaş gemilerine de hücum edilecekti. Bu, Enver Paşa’nın yazılı emrine aykırı, Osmanlı Devleti’ni savaşa sokmayı amaçlayan bir plandı. Gemiler savaş düzenine geçti.


            Savaş planı gereğince 5 gruba ayrıldılar. Işıklar söndürüldü. Yavuz’dan verilen işaretle harekete geçtiler, yelpaze gibi açılarak kara geceye karışıp ağı ağır kayboldular.


            Osmanlı Devleti’nin ölüm yolculuğu başlamıştı.


29 Ekim 1914’te, Yavuz ve Midilli’nin 28 santimetre çaplı toplarından ateşlenen gülleler, Rus limanları Novorossisk ve Sivastopol’u dövmeye başladığında, aynı zamanda geri dönülmez bir gerçeğin de altını çiziyordu: Osmanlıyı I. Dünya savaşının içine dalmıştı! Bu sırada Muavenet gibi diğer Osmanlı savaş gemileri de Odesa limanını top ateşine tutmaktaydı. Artık Osmanlı için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Osmanlı Devleti 14 Kasım 1914’te cihad ilan ediyordu.


 


Almanların Osmanlı Devleti’ni Savaşa sokma Nedenleri


 



  • Osmanlı, Kafkaslarda Rusya’ya cephe açarsa Almanya Doğu Cephesinde rahatlayacaktı.

  • İngilizlerin sömürge yolu olan Süveyş’i kapatmak, İngiliz ordularının bir bölümünü burada meşgul edip, Avrupa’daki Alman ordularını rahatlatmak.

  • Osmanlı Hilafetinin manevi gücünü kullanarak İngiliz ve Fransız sömürgelerindeki Müslümanları ayaklandırmak.

 


Almanya Fransa karşısında istediği sonucu alamamıştı. Avusturya, Galiçya’da Ruslar karşısında yenilmişti. Almanya açısından Osmanlı Devleti’nin bir an önce savaşa girmesi gerekiyordu. Osmanlı ekonomik durumunu ileri sürünce, Almanya ekonomik olarak yardımda bulunacağını vaat etti. Bunun üzerine hükümet, İstanbul’daki Alman askeri heyetinin başı Limon Von Sanders’i Ordu komutanlığına, Goeben ve Breslav’ın komutanı Amiral Sason’a Donanma Komutanlığı görevi verildi.


 


Neden Çanakkale?


 


Özellikle İngiltere, Osmanlı Devletini bertaraf etmenin peşindeydi. İngiltere için sömürge kolonileri üzerindeki en büyük engeli Osmanlı Devleti teşkil ediyordu. Osmanlı engelini aşmanın yolu İstanbul’un ele geçirilmesinden geçiyordu. Bunun için Çanakkale Boğazının geçilmesi gerekiyordu. Bu emellerini gerçekleştirmek için başını İngilizlerin çektiği Müttefikler var güçleriyle Çanakkale açıklarına gelmişlerdi.


Osmanlı Devleti savaş başlamadan önce, Çanakkale Boğazını Alman ve Avusturya gemileri dışındaki gemilere kapatmıştı. Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanı Cevat Paşa, boğazın savunmasını güçlendirmişti. Müttefik Devletlerin Donanmaları Gelibolu Yarımadasını ve Anadolu kıyılarını bombardımana başlamıştı. Osmanlı’nın kara savunmalarını zayıflatıp, denizden rahatlıkla geçebileceklerine inanıyorlardı.


Padişah V. Mehmet Reşat 14 Kasım 1914’te      Cihad-ı Ekber ilan ediyordu. İngilizler sömürgelerinden topladıkları Müslümanları, dinsiz ittihatçıların baskısı altında bulunan halifeyi kurtarmak yalanıyla Osmanlı Devletine karşı savaştırmıştır. Yine Hindistan’daki Müslümanlar, İngilizlerin yanında olup Çanakkale’ye gelmişlerdi. Çanakkale’de ise safları Ezan sesleri belirliyordu.


 


 


Bir Oğlumuz Oldu


 


Osmanlı Devleti I. Dünya savaşının ilk aylarında Almanları destekleyen bir dış siyaset izledi. İngiltere, Osmanlının Almanların yanında savaşa gireceğini tahmin ediyordu. Bu nedenle, parasının ödememize rağmen, İngiltere’de inşa edilen “Sultan Osman” ve “Reşadiye” adlı iki gemimize el koydu. Avrupa’da savaş başladıktan kısa bir süre sonra Osmanlı Devleti, 2 Ağustos 1914’te genel seferberlik ilan etti.


            “Bir Oğlumuz Oldu.” Bu sözü Enver Paşa, İngiliz zıhlılarından kaçan Goeben ve Breslau adlı Alman savaş gemileri 11 Ağustos 1914’te Çanakkale boğazına girdiğinde söylemişti. O dönemde Bahriye Nazırı olan Cemal Paşa, o günü anılarında şöyle anlatmaktadır. “Talat, Cavit ve Halil Beylerle ben daha önce gelmiştik. Bizden sonra gelen Enver Bey, kendisine has sakin tavrıyla gülerek ‘Bir oğlumuz’ dünyaya geldi’ dedi. Bir şey anlamadık. Bizi çok merakta bırakmayarak, ‘Goeben ve Breslau’nun bu sabah Çanakkale önüne gelmiş ve İngiliz donanması tarafından takip edilmekte olduklarından bahisle Boğaz’dan geçmelerine müsaade edilmesini istemişler. Bir müttefik devlete ait harp gemilerinin muhakkak bir tehlikeden korumak için bu talebe muvafakat/olur emri verdim’ dedi. Cemal Paşa’nın anılarındaki bu bölümden şu anlaşılıyor: Gemilerin gelişinden sadece hükümetin değil, Enver Bey’in en yakınındaki isimlerden Cemal Paşa’nın bile haberi yoktu.


 


Türkleri Deniz Tutuyor:


 


İngilizlerin bunu savaş sebebi saymasından endişe ederek gemileri satın aldığımızı açıkladık. Adları Yavuz ve Midilli olarak değiştirilen gemiler, 16 Ağustos’ta İstanbul’a geldi ve Amiral Souchon Osmanlı Donanma Komutanı oldu. Alman denizciler de fes giyerek, üniformalarını değiştirdiler. Gemilere Osmanlı bayrağı çekildi. Bundan sonra Almanlar Enver Paşa’yı sürekli, sıkıştırdılar. Gemilerin bir an önce Karadeniz’e açılmasını istiyorlardı. Amiral Souchon, ağustos ayının sonsuna doğru “Türk bahriyelileri deniz tutuyor, ölü gibi yatıyorlar. Çok fırtınalı Karadeniz’de ileride iş görebilmek için bunları denize alıştırmak için Karadeniz’e çıkarmak lazım” dedi. Souchon’un tüm harp filosuyla Karadeniz’e çıkmak istemesi şüphe uyandırdı. Çünkü bu aylarda Marmara’da deniz tutacak kadar fırtınalı havalar olmuyordu. Osmanlı Genelkurmay’ı bu nedenle Souchon’a tüm harp filosuyla değil, parça parça Karadeniz’e çıkma izni verdi. 21 Eylül’de hükümetin reddetmesine rağmen Başkomutan Vekili Enver Paşa, Amiral Souchon’a “fazla açılmamak” kaydıyla tüm savaş gemileriyle Karadeniz’e çıkma emri verdi. Ancak Sadrazam yani hükümetin başındaki isim Sait Halim Paşa, “Yeniköy’deki yalısından tüm harp gemilerinin çıktığını” görünce Enver Paşa’yı aradı. Edirne’ye gittiği için Enver Paşa’yı bulamayınca Cemal Paşa’ya telefon eden Sadrazam, “Bizim kararımıza rağmen, gemiler Karadeniz’e açılıyor. Ne Oluyor? dedi.  Cemal Paşa’da Amiral Souchon’a ulaşarak filonun hemen Boğaz’a geri dönmesini istedi. Amiral, Enver Paşa’dan izin aldığını söylediyse de, “Donanmanın bütün halinde Karadeniz’e çıkması devletin dış siyasetiyle ilgilidir. Bu konuda Genelkurmay’ın yetkisi yoktur” dedi. Bunun üzerine Souchon geri döndü. Yapılan pazarlıklar sonucu Almanlar, İngilizlerin el koyduğu gemilerin parasını da içeren 2 milyon altın lirayı 21 Ekim günü getirdiler. Bunun üzerine 27 Ekim günü Enver Paşa, donanmaya Karadeniz’e açılma emrini verdi. 29 Ekim’de de Yavuz ve Midilli, diğer Osmanlı harp gemileriyle Sivastopol’de Rus donanmasından bir gemiyi batırdı, bir kömür gemisini esir aldı. 30 Ekim’de İtilaf devletleri İngiltere, Rusya, Fransa, Osmanlı Devleti’ne harp notası verdi. 31 Ekim’de elçi ve büyükelçilerini Türkiye’den çektiler, aynı gün akşamı Osmanlı’ya savaş ilan ettiler.


 


Çanakkale’de Türk Uçağı Ertuğrul


 


Teğmen Cemal Efendi makineye, motora, uçağa, maceraya delice düşkündü. Süleyman Şefik Paşa’ya müracaat etti. Hava subayı olmak istediğini bildirdi. O zaman hava harb okulumuz yoktu. Kabiliyetli ve gönüllü genç kara ve deniz subayları hava eğitimi görür ve sınıf değiştirirdi. Süleyman Şefik Paşa, yaverinin isteğini olumlu bir şekilde karşıladı. Piyade Teğmeni Cemal Efendi’nin 18 Ağustos 1913’te hava okuluna tayini çıktı. 9 Şubat 1914’te üstün başarı göstererek, Yeşilköy’deki hava okulundan pilot brövesi aldı. Çok geçmeden Birinci Dünya Harbi patlak verdi. Bütün Türk gençliğinin kaderi Cemal Efendi’ye nasip oldu. 23 yaşındaki Pilot Teğmen Cemal Efendi, haydi bakalım Çanakkale’ye… Çanakkale’deki Türk ordusunun komutası Alman Mareşal Liman Von Sanders’teydi. Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı ise Tümgeneral Cevat Paşa idi. Cemal Efendi keşif pilotu idi. Tayyaresi bir Fransız Bleriot’tu. Adı Ertuğrul’du. Bu Ertuğrul, bir gazi uçağı idi. Hatta macerası gazilikten bile öteydi. Adeta şehitlik mertebesine yaklaşmıştı. Bu uçakla meşhur havacımız Salim Bey İstanbul’dan Mısır seferine çıkmış; fakat Edremit üzerinde iken Ertuğrul düşmüş, ikiye ayrılmış, Salim Bey canını zor kurtarmıştı. Türk vatanının her köşesindeki mahaller gibi son derece vatanperver olan Edremitliler bu olaya çok üzülmüşler, aralarında para toplayıp yeni bir uçak almışlar, Harbiye nezareti de bu hareketten çok duygulanmış, yeni uçağa “Edremit” adı verilmişti.


            Ancak Dünya Harbi’nde Osmanlı Devleti’nde uçak sıkıntısı son haddini bulmuştu. Bütün Dünya Harbi içinde 4 yıl müddetle Türk ordusunda 40 uçak görev görmüştü. Fakat bir anda birkaç uçağın bile biraraya getirilmesi büyük bir problemdi. Bu ihtiyaç tufanı içinde Harbiye Nezareti, Edremit toprağında yatan, ikiye ayrılmış Ertuğrul’u gemiyle Yeşilköy’e getirtmiş, oradaki fabrikada bunu birleştirmiş, tamir etmiş, Çanakkale’ye yollamış, Osmanlı İmparatorluğu’nun en hayati cephesinde keşif hizmeti için Cemal Efendi’ye vermişti. Bilmem havacılık tarihinde böyle bir olay var mıdır? Cemal Efendi boğazın karşısında Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda üslenen korkunç İngiliz- Fransız armadası üzerinde uçuyordu. Müttefik armadanın dev zırhlıları çerden çöpten yapılmış Ertuğrul’a ateş açıyor, fakat o zaman muntazam uçaksavarlar olmadığı için isabet kaydedemiyordu. Kaldı ki düşman mermileri Ertuğrul’un yakınında infilak etmişti. 7 Mart sabahı saat yedide Cemal Efendi alışılmış keşif uçuşlarından birine çıktı. Boğaz’ı dikkatle taradı. Türk mayın hatlarının izini bile bulamadı. Derhal Çanakkale’ye indi. Cevat Paşa’ya tarihi raporunu verdi. Düşmanın bir gece önce Türk mayınlarını tamamen temizlediği ve bu hareketin Türk keşif kollarının gözünden kaçtığı belli oldu. Bu olay aynı zamanda düşmanın boğazı geçmek niyetinde olduğunu da açıkça ortaya koyuyordu. 7/8 Mart gecesi Nusret Mayın gemisi boğaza yeniden mayın döşedi. Bu gece hareketini de düşman fark edemedi. Müttefikler şimdi boğazı hem mayınsız sanıyorlar, hem de mayınları temizlediklerini Türklerin öğrenemediğine inanıyorlardı. Cemal Efendi’nin Ertuğrul ile yaptığı keşifleri küçümsüyorlardı.


            18 Mart sabahı Cemal Efendi gene her zamanki gibi keşif uçuşunu yapıyordu. İnsan aklının alabileceği en muazzam armadanın boğazın ağzına yaklaştığını gördü. Durumu Cevat Paşa’ya bildirdi. 506 top taşıyan 18 İngiliz- Fransız zırhlısı arkasında pek çok muhrip denizaltı ve başka küçük harb gemileri olduğu halde boğaza girmeye başladı. Nusret’in döşediği mayınlar sayesinde inanılmayacak derecede büyük zafer, inanılmayacak derecede az kayıpla atlatmıştı. Çanakkale denizden geçilememişti. Cevat Paşa göğsünden kılıçlı liyakat madalyasını çıkarıp Cemal Efendi’ye taktı. Atatürk’ün bile iftiharla taşıdığı çok nadir verilen bu madalya bir kahramanlık madalyası idi. Mareşal Liman Von Sanders Paşa’nın yazılı emriyle Cemal Efendi’ye madalya verildi. Kırmızı şeritli bu madalyanın yanında 5. rütbeden Mecidi nişanı da verildi.


           


Tophaneli Hakkı Mayınları Döşüyor


 


Dört yaşındaki kızı Hilal’siz rüya görmeyen Tophaneli Hakkı, kumandanı bulunduğu Nusret Mayın Gemisini sefere hazırlarken heyecanını yenmeye çalışıyordu. Yapacakları işin önemini düşündükçe heyecanlanıyor, kalb rahatsızlığının nüksetmemesi dileği ile sık sık sol göğsünü ovuşturuyordu. Eldeki yirmi altı mayın, batmış gemilerden değişik yerlerden temin edilmişti. Son imkândı; çok iyi değerlendirilmeliydi; bu da soğukkanlılık isterdi. Pala bıyıklı, sakin görünüşlü Yüzbaşı Hakkı görevini eksiksiz yerine getirmekte kararlıydı; aksi halde o cehennemi topların karşısında tabyaların tutunması çok zordu. Bugün paşalığa terfi eden Albay Cevat’ın da ümitleri ondaydı. Şartların aleyhte olması görevini yerine getirmesine engel teşkil etmemeliydi; milleti ona karşılık vermişti; beklenen hizmeti mutlaka yapmalıydı. Müttefik donanmasının toplarını, emrindeki bataryaların durumunu bildiğinden, Yüzbaşı Tophaneli Hakkı’nın dökeceği yirmi altı mayın adeta savunmanın bel kemiğini oluşturacaktı.


Müstahkem Mevki Mayın Grup Kumandanı Yüzbaşı Hafız Nazmi, mayın uzmanı Üsteğmen Geehl de bu önemli görevde Tophaneli Yüzbaşı Hakkı’yı yalnız bırakmadılar. Nusret Mayın Gemisi’nin bütün mürettebatı hazırdı. Dudaklarda sessiz dualarla, gece yarısına doğru, Çanakkale’nin önlerinden demir aldılar. Dalgalı suları yararak güneye yöneldiler. Arkalarında sürüklenen hafif hışırtı, çarpan yüreklere hüzün dolduruyordu.


            Yüzbaşı Hafız Nazmi, Üsteğmen Geehl gemide beraber dolaşıyorlardı. Herkes pür dikkat görevinin başındaydı. Geminin elektrik subayı olan Teğmen Boyabatlı Hasan Abdullah’ın bütün hassasiyeti üzerindeydi. Herhangi bir eksiklik gözlerine çarpmadı. Geehl, Çarkcı’nın sağındaki camdan kıyıya ne kadar yakın seyrettiklerini anlamaya çalışırken, Yüzbaşı Hafız Nazmi, Tophaneli Hakkı’nın yanına geldi. Sesinde içli bir sıcaklık gizliydi.


            —Allah rast getire.


            Âlemlerin Rabbinden merhamet dilediği belli olan duygu yüklü bir tonla karşılık verdi. Amin! Hava sisliydi; geminin ışıklarını söndürdükleri halde, sahili yakından takip ediyorlar, azami dikkatle mayın tarlalarından geçiyorlardı. Havanın sisli olmasına, Yüzbaşı Tophaneli Hakkı ne kadar dua etmiş, Cenab-ı Allah da kabul buyurmuştu. Zaman zaman alevlenen rüzgârın önüne kattığı dalgaların kıyıya çarpmasıyla çıkan iniltiler sessizliğin derinliğinde eriyor, Nusret Mayın Gemisi’nin burnu karanlık suları yarıyordu.


            Yüzbaşı Hafız Nazmi, Yüzbaşı Tophaneli Hakkı’ya bir şeyler söylemek, heyecanlarını yatıştırmak istiyordu; fakat aklına bir şey gelmiyordu.


            —İnşallah görevimizi eksiksiz yapar ve döneriz.


            Kararlı bir sesle:


            —Dönmemiz fazla önemli değil, dedi; ama görevi mutlaka yerine getirmeliyiz.


            Yüzbaşı Tophaneli Hakkı’nın kuşkusu yerindeydi. Daha şimdiden Çanakkale Boğazı’nın güney kesimindeki tabyalar susturulmuş, Erenköy önlerine kadar Müttefikler için ciddi bir tehlike kalmamıştı.


            Sükut kesilmiş, köyler sise gömülmüşlerdi; rüzgâr esiyor, Nusret Mayın Gemisi, mayın tarlaları arasında yol alıyordu. Bacasından duman çıkmaması için de çarkları düşük devirde döndürülüyordu. Müttefiklerin nöbetçi zırhlısı, Morto Limanı’nın aşağısında, karanlığı katran rengine dönüştüren sisler arasında, avını bekleyen kaplan gibi duruyor; iki devriye gemisi de Boğaz’ın giriş kısmına yakın sularda dolaşıyordu. Tophaneli Hakkı, Hafız Nazmi’ye sessizce:


            —Sen de dinle, dedi; köpek havlaması veya ıslık sesi duyarsan, bil ki Müttefiklerin devriye gemileri bize yaklaşıyorlar. O zaman durup, geri kaçacağız; aksi halde önümüz açıktır. İkisi de kulak kesildi; fundalıkların aralarına gizlenmiş askerlerin verecekleri sesi arıyorlar; fakat hiçbir ses duyamıyorlardı. Gemi hafif bir hışırtıyla yol alıyordu. Sık sık “Bir şey işittin mi?” diye sorarcasına bakışıyorlar, ne bir ıslık, ne de bir köpek havlaması duyuyorlardı. Topçular toplarının başındaydılar, bir karartı belirince ateş edeceklerdi; gözleri çakılıymışçasına önlerindeydi. Kuytularda koyulaşan sis, iyice yaklaştıklarında aralanmaya başlayınca, rahat nefes alıyorlardı. Dokuz mayın hattını geçip, Karanlık Liman’a geldiklerinde, geminin belli bir seviyede dönen çarklarını da durdurdular. Diğerlerine benzer şekilde, Boğaz’ı dik kesen değil de, sahile paralel yeni bir hat kurmak için “Besmele” ile ilk mayını suya indirdiler. Etrafı dinlediler; rüzgârın insanı iyice yalnızlaştıran hafif uğultusundan başka çıt yoktu; tekrar çarkları döndürdüler. Aynı sessizlikle Karanlık Liman’a yirmi altı mayını yüz metre aralıklarla, dört buçuk derinlikte döküp, Müttefiklerin devriyelerine görünmeden, sabah aydınlığından önce döndüler.


 


 


 


Çanakkale Deniz Savaşı


 


Neden Çanakkale Cephesi:


Çanakkale üzerinden İstanbul’a gelip, Osmanlı’yı ana kucağında bertaraf etmek.


Müttefiklere yardım götürüp, savaşa devam etmelerini sağlamak.


Kafkaslarda Rusları zorlayan Osmanlı birliklerini boğazlara kaydırarak Rusları rahatlatmak.


Müttefikler Balkan savaşlarından yorgun argın çıkan Osmanlı’nın kendilerine karşı koyamayacağını düşünüyorlardı. İlk hamlede Osmanlı Devletini saf dışı bırakmak için İngiliz ve Fransız donanmaları Limni’de toplandılar. 19 Şubat 1915’te İtilaf donanmaları Çanakkale’deki tabyaları uzun menzilli toplarla dövmeye başladılar. Savaş öncesinde İttifak yapma umuduyla, Osmanlı limanlarının düzenlenmesi İngilizlere verildiğinden, Osmanlı’nın savunma imkânlarını biliyorlardı.


18 Mart sabahı, Fransızlar Anadolu yakasını, İngilizler Rumeli yakasını bombalamaya başladılar. Rahatlıkla boğazı geçebileceklerine inanıyorlardı. Osmanlı’nın Çanakkale Boğazı Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa idi. Daha önceki komutan Emin Paşa, 300 ton cephane yüklü Alman gemisini Boğaz’dan içeri almamış ve bu ihmalkârlığı neticesinde görevden azledilmişti. Miralay Cevat Paşa’nın komutan olarak atanmasından sonra Çanakkale Boğazı savunması güçlenecekti. Bu arada düşman donanması yarma harekâtına hazırlanırken, Nusret Mayın Gemisi, düşmana hissettirmeden, Çimenlik Kalesi ile Değirmen Deresi arasını mayınlamıştı. 18 Mart 1915 sabahı, düşman donanmasını oluşturan ve sayıları otuzu aşan irili ufaklı savaş gemilerinin kaptan köprüsü, ‘Tam yol ileri!’ emri ile çınladı. Boğaz harekâtı başlamıştı. Bütün gün süren şiddetli bombardıman sona erdiğinde, müttefik donanmasının üçte biri batmış ya da yara alarak savaş dışı kalmıştı. Müttefiklerin üstün askeri gücüne karşılık Türk sahil bataryalarının yaptığı isabetli atışlar ve daha önceden döşenen mayınların yardımıyla, müttefik donanması bozguna uğramıştı. Boğaz’ın denizden geçilemeyeceği anlaşılmıştı. O halde İstanbul’ karadan gidilecekti. Zaten, İngiltere’de askerler, ta başından bu yana deniz harekâtına karşı çıkmış ve Boğazların ancak karadan askeri bir harekâtla geçileceğini savunmuştu. Başarısız deniz harekâtının mimarı, daha sonradan İngiltere’ye II. Dünya Savaşı’nı kazandıracak Churchill’den başkası değildi. İngiltere, sömürgesi Yeni Zelanda ve Anzakları Türklere karşı savaştırmak için, Türkleri barbar, savaş kurallarına uymayan, esirleri öldüren ve işkence eden, ülkedeki gayrimüslim halka baskı ve zulüm yapan bir millet olarak tanıtacaktı. Avustralya’da asker toplama çabalarında ve askere gitmede bu politika etkili olmuşsa da savaş sırasında, İngiltere’nin iddialarının yalan üstüne kurulduğu anlaşılacak ve Türk imajı değişmeye başlayacaktı. İngiliz saflarında İrlandalılar, Hindistanlılar, Yahudiler de vardı. Siyonistler Çanakkale cephesine gönüllü katırlı birlikleri ile katılmıştı. İngiltere, 1914 yılı başında Japonya’dan da batı cephesine ve Akdeniz’e donanma ve asker göndermesini talep etmişse de Japonya, mesafeyi, kamuoyunun hazır olmamasını ve maliyeti ileri sürerek İngiltere’nin talebini geri çevirmişti.


 


Dünyanın Hesaplarının Altüst Olduğu Cephe


 


İtilaf Devletleri, daha sonra tarihe adı I. Dünya Savaşı olarak geçen insanlık tarihinin o güne kadar şahit olduğu en büyük savaşın plânlanandan uzun sürmesi sebebiyle tahmin ettiklerinden çok daha fazla sayıda mal ve cam kaybına uğradılar. Çok sayıdaki cam ve mal kaybı Avrupa kamuoyunda tedirginlik yaratmış, rahatsızlık yüksek seslerle ifade edilmeyi başlanmıştı. İtilaf Devletleri savaşı sonlandırmak için çareler aramaktaydı. 15 Ocak 1915’te toplanan Londra’daki Savaş Konseyi, hedefi İstanbul olan bir deniz saldırısına karar verir. Bu gerçekleştirildiği takdirde Osmanlı Devleti son bulacak, doğuda bunalmış durumda olan Rusya’ya yardım gönderilmiş olacaktı. Bu hedefler doğrultusunda ortak bir İngiliz-Fransız donanması 19 Şubat 1915’ten itibaren Çanakkale’nin iki yakasındaki tabyaları haftalarca bombardımana tuttu. Hesapladıkları üzere 18 Mart’ta boğazı geçmeyi plânladılar. Ancak bu girişim onlar için felâketle sonuçlandı. Çok güvendikleri yedi gemileri boğazın serin sularının dibiyle buluştu. Bu buluşmada can ve mal kaybı da büyük oldu.


            Çanakkale, savaş tarihi açısından birçok ilklerin yaşandığı bir cephe olmuştur.


            İlk kez bir uçak, bir başka uçaktan yapılan makineli tüfek atışıyla bu savaşta düşürüldü. Bunu Türk askeri başardı. Metrekare başına en çok mermi bu cephede tüketildi. Evet, her iki taraftan ölü sayısı fazlaydı. Ama Türk askeri, insanlık tarihine geçen sayısız fazileti bu cephede sergiledi. İtilaf Devletleri temsilcileri beklemedikleri bu gelişme üzerine, Çanakkale’de çetin savaşların devam ettiği bir sırada bir araya geldiler ve aralarında yeni bir durum değerlendirmesi yaptılar. İngiltere, Rusya ve Fransa arasında yapılan bu toplantılarda, İtilaf Devletleri’nin gerçek emellerinin ne olduğu da kesin bir şekilde ortaya çıktı. Toplantı sonunda imzalanan ve İstanbul Antlaşması adı verilen bu antlaşma ile savaş kazandıkları takdirde İstanbul’la birlikte Boğazları da Çarlık Rusya’ya vermeyi kabul ettiler. Osmanlı Devleti’nin başkentinin tarihe intikalinin kararlaştırılmış olması anlamına da geliyordu ki, İtilaf Devletleri’nin gerçek niyetini göstermesi açısından bu toplantıda alınan kararlar büyük önem taşıyordu.


            18 Mart’ta ordusunun elde ettiği zafer tüm dünyada büyük yankı uyandırınca, bunun etkisinin bir müddet sonra Müslümanların yaşadığı diğer bölgelerde kendilerini rahatsız edecek birtakım gelişmelerin ortaya çıkmasına sebep olabileceğini düşünen ve bu amaçla işi kısa sürede sona erdirmenin şart olduğunu düşünen İtilaf Devletleri yetmiş bin kişilik bir İngiliz-Fransız kuvvetlerini Gelibolu Yarımadası’na çıkarmak suretiyle Çanakkale Boğazı’na hâkim olmayı plânladılar. Türk ordusunun çektin mukavemeti karşısında on binlerce kayıp vererek, iki ayda ancak üç kilometre ilerleyebildiler. İtilâf Devletleri güneyden de ilerleyemeyeceklerini anlayınca 6 Ağustos’tan itibaren Gelibolu Yarımadası’nın batı kıyılarına yöneldiler ve burada başında Mustafa Kemal Paşa’nın bulunduğu Anafartalar Grubu önünde üç hafta içinde 40 bin kayıp verdiler. Bu girişimlerden de sonuç alamayacaklarını anlayınca 250 bin kayıp vererek Aralık ayı sonlarında bu cepheyi terk ettiler.


            Çanakkale ruhu, Milli Mücadele’nin de ruhunu teşkil ettiği için, “Türk Kurtuluş Savaşı, Çanakkale’den başlamıştır” demek yanlış bir değerlendirme olmaz.


 


Çanakkale Savaşında Bayram Mesajı


 


Çanakkale Savaşları boyunca, Mehmetçiğin moralini yüksek tutmak, Osmanlı komuta kademesinin en önemli işleviydi. Bu işlevini en iyi şekilde yerine getiren Osmanlı komuta kademesinin en çok vurguladığı noktalardan birisi de bu mücadelenin dini yönüdür. Kolordu emirlerinden tabur emirlerine kadar birçok resmi belgede İslami vurgulara her zaman rastlamak mümkündü. Buna en güzel örneklerden birisi de Yarbay Kazım (Karabekir) Bey’in Çanakkale Savaşı sırasında birliklerine gönderdiği Kurban Bayramı mesajıydı.


 


KEREVİZDERE 17 EKİM 1915


 


Yarın Kurban Bayramıdır.


Yüz binlerce muvahhidinin Kâbe-i Muazzama’da dergâh-ı ulûhiyete yöneldiği, rahmet-i ilâhiye tabilerinin âlem-i İslam’a açıldığı gündür. İngiliz vahşeti, Fransız denaeti, Rus zulüm ve esareti milyonlarca İslam kardeşimize bu sene Kâbe-i Muzzama’nın yollarını kapadı. Bu melanet elbette gayretullah’a dokunacaktır. Ordu-yı İslam pek yakında Mansur ve muzaffer olacaktır. Gelecek yılın bu günleri, dört yüz milyon ehl-i İslam hür, müstakil ve müttehit, Livaü’l-hamd-i Ahmedî altında, Al-i Osman bayrakları sayesinde, müştak ve müftehiri olduğu, Beytullah’a kavuşacak, lebbeyk! Diye haykıracaktır.


 


Her evde, her bucakta, tehliller, tekbirlerle kurbanlar kesilirken, biz de Kerevizdere kurbanlarımıza ve şehit kardeşlerimize fatihalar gönderelim. Bizler ya şehitlik ya da gazilik duygusuyla Hakk’a bel bağlayalım Ta ki dinimiz kurtulsun, namusumuz masum kalsın. Nam-ı millet yükselsin.


 


Vatan ebedi şan ve şeref bulsun.


 


Bu mübarek gün vesilesiyle zabitan ve efrat arkadaşlarımın gözlerinden öper cümleyi tebrik ederim.


 


14. Fırka Komutanı


Kaymakam Kazım Karabekir


 


 


 


 


 




Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 26.02.2009 21:31:36
Yazıyı Ekleyen : Ömer Naci
 Bu  yazı Bugün 1 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 2247 kez okundu.
Ömer Naci bugüne kadar toplam 2 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

Kuran Arapçadır, Ama Hükümleri Evrenseldir

İslam'da Recm Gibi İnsanlık Dışı Vahşet Yoktur!

KIYMETLİ KADIN İSİMLERİ


Bugün Hiç Okunmadılar..

İnsan Pek Zalim Pek Nankördür

AĞLADI RESÛLULLAH

Ramazan çekirdeğini iyi besleyelim

ZEKERİYYA ALEYHİSSELÂM NEDEN YEMEĞE DÂVET ETMEDİ

ESMA_ÜL HÜSNA VE ŞERHİNDEN SAMED


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
rojin , bnm , doğan , gül sevdalısı , adem8286 , coolgaripce , neriman , nurdan elif ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

KUTSALEMANETLERazampeygamberseviikramgeleceksabirTEVEKKsamakşemseddin

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   aysel aysel kılıc
   hasret555
   vekser
   seda
   BLaCkSeAsToRm

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.