Çok önceleri ülkenin birinde üç arkadaş vardı. Bu arkadaşlar sürekli olarak berber gezerlerdi. İşte yine bir gün bulundukları şehrin yanındaki ormana gezintiye giderler. Güneş yavaş yavaş sarı saçlarını toplayarak ağaçların arkasına doğru çekilir. Etrafı hafif b ir kızıllık kaplar. Gökyüzü ay ve yıldız desenli yorganını açmaya başlar.
Yıldızlar ışıl ışıl gözleriyle yeryüzüne ve orada yaşayan insanlara ışık saçarak etrafı aydınlatırlar. Ay ise gülen gözleriyle yıldızlara ışık yaymaya yardımcı olur. Gökyüzünde bile büyük bir uyum ve düzen göze çarpmaktadır. Bu sırada cırcır böcekleri gece kuşları tatlı ötüşleriyle geceye ayrı bir renk katmaktadırlar.
İşte böyle bir gecede üç kafadar arkadaş birbirine bakarlar. Vakit hayli geç olmuştur. Bu saatte şehre geri dönmeleri oldukça zordur. Bunun için geceyi geçirecekleri bir yer aramaya başlarlar. İşte tam o sırada içlerinden birisi;
Bakın arkadaşlar şurada bir mağara görüyorum. Şayet orada gecelersek sanıyorum dışarıdaki zararlı canlılardan emin olabiliriz, der.
Bu teklif diğer iki arkadaş için de oldukça uygundur. Yoksa geceyi dışarıda geçirmek zorunda kalacaklardır.
Üç arkadaş omuz omuza vererek mağaraya girerler. Mağara da kimsecikler yoktur. İçeride ateş yakacak bir miktar odun toplarlar. Ateşi yakıp aydınlığında sohbet etmeye başlarlar. Bu sırada bir sarsıntı olur. Sanki deprem olmaktadır. İşte ne olduysa o sırada olur. Büyük bir kaya parçası gelerek tam da mağaranın girişini kapatır.
Ateş içeriye hafiften ışık verse de arkadaşları bir korku kaplar. Burudan kurtulmalarına imkan yoktur. Çünkü o büyük kaya parçasını yerinden oynatabilecek güçleri yoktur.
Bu üç arkadaş Allah’a inan insanlar olduğu için aralarında şöyle bir konuşma geçer;
Bizi burada hiç kimse bulamaz. Artık burada kaldık. Galiba sonumuz bir mağarada hapis kalmakmış.
Diğeri ise arkadaşının sözü bitince ;
Doğru diyorsun buradan kurtulmanın imkanı yok. Şimdi çocuklarımız bizi nasıl da merak edecektir. Gerçi bu gece yanlarında olmayacağımızı söyledik ama ya yarın sonraki daha sonraki günler meraktan çatlayacaklardır.
Saçlarına ak düşmüş onlardan biraz daha büyük olanları ise, arkadaşlarının bu ümitsizliğini görünce;
Arkadaşlar siz ne diyorsunuz böyle! Hemen karamsarlığa kapılmayın. Evet buradan bizi Allah’tan başka çıkaracak bir güç yoktur. Öyleyse gelin hepimiz gerçekten Allah için yaptığımız birer olayı anlatalım. Bunun hürmetine Allah’tan bizi bu kaya belasından kurtarması için dua edelim.
Bu teklif diğer iki arkadaşın gözlerinde sevinç parıltıları oluşturdu. Bu zor durumda bile sağ duyuyla düşünmek ne büyük bir nimetti. Allah’ın yardımı her şeyden daha üstün değil midir?
Ak saçlı adam, Allah dilediğinde olmayacak, dilemediğinde ise olacak iş yoktur. Bu bizim inancımız değil mi, diye konuşmasını sürdürdü.
Üç kafadar arkadaş da bu teklifi kabul ettikten sonra ilk önce duaya kır saçlı olanı başladı;
Allah’ım annemle babam bizim aileyle birlikte yaşıyordu. Onlara hürmette ve saygıda kesinlikle kusur etmezdim. Bunu hem büyüklerime hürmet hem de Sen’in anne babaya saygıyı emretmenden dolayı yapardım.
Akşamları bu saygının göstergesi olarak onlardan önce yemeğe oturmazdım. Çocuklarıma ve yanımda çalışanlara da ancak onların yemeğini verip rahatlarını sağladıktan sonra izin verirdim.
Bir gün hayvanları otlatacak yeşillik bölge aramak için evden uzaklaştım. Ancak bu ayrılış biraz uzadı. Eve döndüğümde onları uyumuş olarak buldum. Yatmadan önce içmeleri için sağdığım sütü getirdiğimde onlar çoktan uyumuşlardı. Onları uyandırmaya da kıyamadım.
Çocuklarım yanımda ben elimde süt onların ayak ucunda ta onlar uyanıncaya kadar bekledim. Onlardan önce ne yemek yedim ne de süt içtim. Ailem ve hizmetçilerimde o akşam bir şey yemeden ve içmeden uyudular. Bende elimde içecekleri süt dolu bardakla uyuya kalmışım. Horozların tan yeri ağarırken ötüşleri beni uyandırdı. Bir müddet sonra güneşin doğmasına az kala onlarda uyandılar. Elimdeki süt dolu kaseyi onlara içirdim.
Allah’ım bu davranışı sadece Sen’in rızanı kazanmak için yapmışsam bizi bu kaya belasından kurtar. Bizi ailemize tekrar kavuştur, dedi.
Adamın sözleri bittikten sonra kaya biraz kıpırdadı. Ancak çıkacakları kadar bir aralık oluşmamıştı. Bundan sonra içlerinde en genç olanı yaşadığı olayı anlatmaya başladı;
Allah’ım benim amcamın bir kızı vardı. Onu çok seviyordum. Hem de onu tüm insanlardan daha çok seviyordum. Ona yaklaşmak istedim. Kötü bir davranışta bulunacaktım. Ancak o sürekli bu kötü teklifimi geri çevirdi. Bana yakın olmadı. Sürekli namusunu korudu.
Ancak şehrimizde bir yıl büyük kıtlık yaşandı. Her kes aç kalmıştı. Yiyecek bulmakta sıkıntı çekiyordu. Benim yanıma geldi. Benden yardım istedi. Ben de hemen bu fırsatı değerlendirmek istedim. Ona yardım edebileceğimi söyledim. Ancak kendisini bana teslim etmesini şart koştum. İçinde b ulunduğu zor durumdan dolayı istemeye istemeye bu isteğimi kabul etti.
Ben de bu teklifimi kabul etmesinden dolayı ona yüz yirmi dinar verdim. Benim yanıma geldi. Yalnız kalmıştık. İstediğimi yapmak için hiçbir engel yoktu. İşte tam o sırada bana “ Allah’tan kork, bu davranıştan vazgeç” dedi. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Acısı yüzünden okunuyordu. Ben de istediğimi yapabilecek güç ve kudretteyken o davranışı yapmaktan kaçındım. Bana insanların en sevimlisi olduğu halde ondan uzaklaştım. Hem de ona verdiğim yüz yirmi dinarı da ona bıraktım.
Allah’ım bunu sadece Sen’in rızan için yapmışsam bizi bu kaya derdinden kurtar ki buradan çıkabilelim,dedi.
Bu adamın sözü bittikten sonra kaya yerinden biraz daha oynadı. Ama bir kişinin çıkabileceği kadar daha açılmamıştı.
Sıra üçüncü arkadaşa geldi. O da hikayesine şöyle başladı;
Allah’ım ben yanımda sürekli olarak işçi çalıştırırdım. Onların ücretlerini de alın terleri kurumadan verirdim. Yine yeni bir iş için işçiler getirmiştim. Onlar işlerini bitirinceye kadar çalıştılar. Daha önce yaptığım gibi onları işleri biter bitmez ücretlerini vermek için yanıma çağırdım. Hepsine tek tek ücretlerini verdim. Onlarla helalleştim. Ancak işçilerden birisi ücretini almadan gitmişti. Galiba önemli bir işi çıkmıştı.
Ben de o işçinin parasını bir kenara koydum. Değer kaybetmesin diye de o parayı çalıştırdım. İşçinin parası bir müddet sonra oldukça arttı. Neredeyse bir servet oldu. Deve, koyun ve öküz sürüleri oluştu. Ben de bunları yine o adamın adına yanımda tutuyordum.
Bir zaman sonra adam çıkıp geldi. Ben o sırada onun sürüleriyle uğraşıyordum. Bana;
Ey Allah’ın kulu, senin yanında çalışırken ücretimi almadan gitmiştim. Şimdi o ücretimi almaya geldim. Benim ücretimi ver, dedi
Ben de ona yanımdaki sürüleri göstererek;
Evet hatırlıyorum. Sen ücretini almadan giden kişisin. İşte senin ücretin şu gördüğün deve, koyun ve sığır sürüsüdür. Bunların hepsi senin alabilirsin, dedim.
Adam garip garip benim yüzüme baktı. Sonra da gösterdiğim sürüleri gözden geçirdi. Kendisinin ücretinin bu kadar çok olmadığını o da biliyordu. Bunun için de bana;
Sen benimle alay mı ediyorsun? Benim ücretim bu kadar çok değildi, dedi.
Ben de ona;
Seninle alay etmiyorum. Unutarak gittiğin paranı senin adına çalıştırdım. İşte bunun son ucunda paran bu kadar birikti. Hepsi senindir, dedim.
Adam benim gerçekten ciddi olduğumu anlayınca sürülerin hepsini alıp gitti. Geride bana hiçbir şey bırakmadı. Ben de onun arkasından emaneti sahibine veren adamın mutluluğuyla baktım.
Allah’ım bu davranışımı sadece ve sadece Sen’in rızan için yapmışsam bizi bu belasından kurtar. Biz de evimize dönebilelim, dedi.
Bu üçüncü adamın sözleri bittiğinde kaya bir kişinin çıkabileceği kadar açılmıştı. Allah sevgisinin ödülünü daha dünyadayken gören bu inanmış üç adam mutlu bir şekilde evlerine doğru sevinçle gittiler.
Bu hususlarla ilgili kur’an-ı kerimde şu ayetler bulunmaktadır;
“Rabbin, yalnız Kendisine tapmanızı ve ana babaya iyilik etmeyi buyurmuştur. Eğer ikisinden biri veya her ikisi, senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa, onlara karşı "Öf" bile demeyesin, onları azarlamayasın. İkisine de hep tatlı söz söyleyesin.
Onlara acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger ve: "Rabbim! Küçükken beni yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet et!" de.”
“Mümin erkeklere söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem yerlerini, korusunlar. Bu, onların temiz kalmasını daha iyi sağlar. Allah yaptıklarınızdan şüphesiz haberdardır.”
“Allah rızık da kiminizi diğerlerine üstün tutmuştur. Üstün kılınanlar, emirleri altında bulunanların rızıklarını vermezler. Oysa rızık ta hepsi eşittir. Allah' ın nimetini bile bile inkar mı ediyorlar?”
“Mallarınızın ve çocuklarınızın, aslında bir imtihan olduğunu ve büyük ecrin Allah katında bulunduğunu bilin.”
Allah bu şekilde bizlerin iyi bir insan olmasını istemektedir. Kimsenin malına ve namusuna göz dikilmemeliyiz. Hele de bizleri sıkıntılarla dünyaya getiren ve büyüten, yetiştiren o güzel insanlara asla saygısızlık yapmamalıyız.
Bu hikâyemizde de O güzel insan âlemlere rahmet efendimiz insanlara iyiliğin nasıl olacağını öğretmiştir. Bununla birlikte Allah sevgisinin insanlara sağlayacağı faydaların da neler olabileceğini hatırlatmıştır. Salat ve selam o güzel insan efendimiz Hz Muhammed’in üzerine olsun.
|