Biri diğerine ihanet etmediği müddetçe iki ortağın üçüncüsü ben olurum. Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından çekilirim.
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Dünya işlerinizi yolunuza koyunuz. Ve yarın ölecekmiş gibi de ahiretinize çalışınız.


İnternete güvenli bir başlangıç yapın
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Genel Makaleler » Allah'ım bize ağlamayı öğret..


Allah'ım bize ağlamayı öğret..
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...

Bizler gönlümüzün bahçeleri tarûmar olan, çiçekleri sararıp solan
insanlarız. Bu virane bahçemizde yıllardır hep baykuşlar öttü ve
bülbüllerin seslerine hasret kaldık. Engin huzur sadece hayallerimizi
süsledi, saadeti yüreğimize sokamadık. Mutluluk kelimesinin anlamını
unuttuk.


Hep dertliydik ve derdimize derman bulacak takatimiz yoktu, başkalarına
da söyleyemedik derdimizi. Ağlayacak haldeydik, fakat ağlayamadık.
Tıpkı yüreği katılar gibi, gözünden yaş akmayanlar gibi, kalbi nasır
tutmuşlar gibi.


Kendi dertlerimizin farkına bile varamadığımız için başkalarının
acılarını hiç göremedik. Gözünden yaş akıtan insanların neye ve niçin
ağladıklarını soramadık. Oysa onlar dertlerinin ne olduğunu bilen
insanlardı. İnsanlığın nasıl bir derde düçar olduğunu bilen ve onların
ızdıraplarıyla yanıp tutuşan insanlardı. Dertlerine çare olacak
dermanları insanlığa sunabilmenin mücadelesini ediyorlardı.


Onlar virane bahçelere düzen getirmeye, solan çiçekleri diriltmeye
çalışıyorlardı. Fakat biz onları anlayamadık. Anlayamadık ama bunun
ceremesini çeken yine biz olduk. Dünyayı kaybettikten başka ahireti de
kaybetme telâşına kapılarak burnumuz sürtüldü. O mübarek, o ellerinden
öpülesi insanlar bizim bestelerimize nağme olmaya çalışıyorlardı. Ama
biz güftelere yabancı kaldık.


Zira bizim maneviyat sazımızın telleri kopmuş, mızrabı parçalanmış. Üç
yüz yılı aşkın bir süredir kırık mızrabımızı paslı tenekelere çalıp
durduk. Ama o paslı tenekelerden çıkan nağmelere bile kulak vermedik,
en azından eskilerden kalan bazı terennümleri yakalayabilirdik. Fakat
kulaklarımız paslıydı bizim, gönlümüz paslıydı, kalbimiz paslıydı.


Biz Cehenneme sürüklenen yollarda koşturmak için birbirimizle
didişirken, o mübarek insanlar bizim yolumuzu kesmek için kendi
canlarını tehlikeye atıyorlardı. Biz dünya dünya çığlıkları atarak
birbirimizi ezerken, onlar Cehennemin kapısını kilitlemek, bizi o
kapıdan içeriye sokmamak için mücadele ediyorlardı. Zira onlar sadece
kendilerinin kurtuluşu için değil, bütün insanlığın kurtuluşu için
kendilerini adamışlardı. Gözlerinde ne Cennet sevdası vardı onların, ne
de Cehennem korkusu.


Ne Cennet sevdası, ne de Cehennem korkusu!


Tıpkı ondört asır önceki Müslümanların yaptıklarını yapmaya
çalışıyorlardı. Peygamber Efendimiz' in etrafında kenetlenmiş,
canlarını ve mallarını bu davaya adamış sahabeleri örnek alıyorlardı
kendilerine. Peygamberimiz öyle seviyordu ki onları, öyle seviyordu
ki... Her yerde, her zaman Ashabım diyordu, ümmetim diye
sayıklıyordu. Bu ümmetini ahirette de yanında görmek istiyordu.


Çünkü o ümmet, diğer ümmetlere benzemiyordu. Hz. Musa' nın ümmeti Hz.
Musa' ya, Hz. İsa' nın ümmeti Hz. İsa' ya ihanet etmişti. Hz.
Musa ümmetine, Benimle birlikte Allah için savaşır mısınız?
dediğinde; Hayır yâ Musa demişlerdi. Sen git Rabbinle
birlikte savaş, galip gelirseniz yanınıza geliriz.


Oysa Peygamberimiz (s.a.v.)in ümmeti böyle dememişti. Biz Hz.
Musanın ümmetinin dediklerini demeyeceğiz, yâ Allahın
Resûlü,demişlerdi, Biz seninle birlikte malımızı ve canımızı
vermek için savaşacağız.


İşte bu yüzden ümmetini çok seviyordu Peygamber Efendimiz. Diğer bütün
ümmetlerden üstün olan ümmetinin üstüne titriyor, duâlarını onlar için
yapıyor, şefkat gösterip kol kanat geriyordu. Sadece kendi zamanında
yaşayan ümmetine karşı değildi bu hissiyatı, daha da ötelere gidiyordu. Benden sonraki kardeşlerime selâm söyleseydim,diyordu. Bir gün
ayağa kalkıp, gözlere görünmeyen gelecekteki ümmetini karşılamış, kardeşlerim gelmişler diyerek sarılmıştı. Bu manzarayı gören
sahabe, Biz senin kardeşin değil miyiz yâ Allahın Resûlü
dediler. Efendimiz onlara döndü Hayır dedi. Siz benim
ashabımsınız. Sizler beni gördünüz, benimle bilikte yaşadınız. Ama beni
görmeden bu dava için mücadele edecek kardeşlerim olacak. En kötü
zamanlarında bensiz mücadele edecekler. İşte onlara selâm olsun.


Ondört asır geçse bile, Senin zamanındaki ashabının hissiyatıyla
mücadele eden kardeşlerin var ey Allahın Resûlü. Onlara selâm
verebilirsin. Onları kardeşim diye kucaklayabilirsin. Kâinat Senin için
yaratıldığına göre, Allahın en sevgili kulu olduğuna göre, ondört
asır arkanda cemaat olmuş ümmetini, kardeşlerini görüyorsundur. Belki
Arş-ı Azamda perdeyi sıyırıp baktığın gibi bakıyorsundur onlara.
Onların alınlarında parlayan nurundasın, dillerinden eksik etmedikleri
kelime-i tevhitlerdesin Sen. Belki kalplerindeki Selat-ı Selâmlarda
yakalıyorsundur onları.


Senin zamanında yaşayan kardeşlerin gibi, bu zamanda da kardeşlerin var
ey Allahın Resûlü. Senin kardeşlerin gibi mücadele ediyorlar, bu
dava için canlarını ve mallarını feda ederek çalışıyorlar. Alınlarından
nur parlıyor onların. İnsanların yüreklerindeki imanların her zaman
tehlikede olduğu bir dönemde, Senin ümmetine yakışır bayrağı
dalgalandırmaya çalışıyorlar.


Onları bize bahşeden Allaha hamd ve sena olsun. Zifiri karanlığın
içinde sağımızı solumuzu göremezken ve her sahada ümidimizi kesmişken,
bu karanlık tünelde ışık olmaya namzet genç ve azim dolu nesli bize
bahşeden Allaha hamd ve sena olsun. Her türlü pisliğin bulunduğu
bataklıkta güzel kokulu çiçekler açtıran Allaha hamd ve sena olsun.
Balyozlarla kırılamayacak kayaları bir filize deldiren Allaha hamd
ve sena olsun. Ne kadar kötü yollara sürüklensek de bize kurtuluş
yollarını gösteren Allaha hamd ve sena olsun.


Ne kadar şükretsek azdır. Bu kâinatta değil, başka âlemlerde
olabilirdik. Bu dünyada taş olarak, ağaç olarak veya hayvan olarak
yaratılabilirdik. İnsan olarak yaratıldık, ama Allaha isyan
edenlerden olabilirdik, Hz. Muhammedin ümmetinden olmayabilirdik.
Bütün bu badirelerden sıyırıp bizi İslâm ümmetinin bir ferdi kılan
Allaha hamd ve sena olsun.


Onca yanlış yolların arasında hak yolu gösteren, yüreğimiz ne kadar
katı olsa da yüreğimizi yumuşatabilecek yüreği yumuşak müminleri
bize bahşettiği için Allaha hamd ve sena olsun.


Rabbim!.. Şu dönemde sana lâyık kul olmak nefsimize öyle zor geliyor
ki, şu binalara duyduğumuz hayranlığı belki Sana duyamıyoruz. Şu
buzdolaplarının önünde eğildiğimiz kadar senin huzurunda eğilemiyoruz.
Yaşantımızı her yönüyle hercümerc eden paspayelere baktığımız kadar
Senin Kitabını açıp okuyamıyoruz. Senin nizamını bozmaya çalışanları
önder edindiğimiz kadar, Senin bize Önder gönderdiğin Peygamberimiz
Sallâllahû Aleyhi Vesselâma itaat edemiyoruz.


Belki bu yüzden, yüreğimizin inceliklerini kaybettik. Belki bu yüzden
dinimizi, dindaşlarımızı gözümüzün önünde düşmanlar boğazlamaya
çalışırken kılımızı kıpırdatamıyoruz. İslâm dünyasına musallat olan
katliamlar karşısında sesimiz çıkmıyor. Sanki olağan bir şeymiş gibi
geliyor bize. Yüreğimiz yerinden kopmuyor, gözümüzden yaş akmıyor,
ağlayamıyoruz. Bunları bile yapamayacak hallere düştük sonunda.


Ama Rabbim, Sen hatalarımızı daima affedersin. Yanlışların yanına
doğruyu da koymuşsun, çirkinlerin yanına güzeli de sergilemişsin. Sana
doğru mutlaka bir açık kapı bırakmışsın. Ömür boyu sürünsek de, yolunda
bulunamazsak da, belki Allah korusun Sana isyan edecek durumlara gelsek
de, bir ihtimal zaman gelir, bir ihtimal bu kapıya gözleri ilişir,
yürekleri belki hisseder, bir ihtimal birileri vasıtasıyla bu kurtuluş
kapısına yönelirler diye daima bize kapını açık bıraktın. Sana binlerce
hamd ve sena olsun!..


Ondört asır öncesinden bizi İslâm kapısına davet eden ve o zamandan
beri gül otağını kurup sonsuza kadar bizi bekleyen Peygamberimize salat
ve selâm olsun. Günümüzde öyle kulların var ki, sanki o muhteşem devri
yaşıyorlar. Sanki her an Seni görüyorlarmış gibi, sanki Hz. Muhammed
Efendimiz aralarındaymış gibi, sanki Ashab-ı Kiramr17;la birlikte
yaşıyorlarmış gibi.


Böyle insanları bize bahşettiği için Allaha hamd ve sena olsun.
Dostların düşmanla dost olup gittiği şu dönemde, hâlâ Allaha dost
kalan insanlar bu mübarek insanlar. Hissiyatlarını hissiyatlarımıza
katmak istiyorlar. Kendi kurtuluşlarından önce, başkalarının
kurtuluşlarını istiyorlar. Allah deyince bağırları yanan, Peygamber
deyince kendisinden geçen, Ashab deyince gözleri yaşaran insanlar
bunlar. Mânen çöllere düşmüşler, Mecnûn gibi Leylâsını arıyorlar.


Onlar şanslı insanlar, onlar bahtlı insanlar. Allahın sevgili
kulları, Peygamberimizin üzerine titrediği ümmetin mümtaz fertleri.
Erenlerin, evliyaların yakın dostları. Üstadın can yoldaşları, muhabbet
fedailerinin kardeşleri. Ağlayan insanlar onlar, ağlamasını bilen
insanlar.


Biz ise ağlayamadık.

Bir türlü nefsimizin yularından kopamadığımız, yüreğimizi
inceltemediğimiz, hakikat derslerini kavrayamadığımız için
dertlenemiyoruz. Dertlenemediğimiz için de gözlerimizden yaşlar
akmıyor.


Hep gülenlerden olduk biz. Hep kaygısız olanlardan, uzaktan bakanlardan
olduk. Bir şeyler içimizi kemiriyor, vicdanımız sızlıyor, o örnek
insanlar mahçubiyetimizi artırıyor ama işte o kadar. Bunun dışında
övünebileceğimiz bir şey de yok zaten.


Hiçbir şeye faydası olmayan, dine hizmete en ufak katkısı bulunmayan,
binbir türlü günahı ve sayısız hataları olan, dünyevî istekleri bir
türlü bitmeyen, hakka yaraşır işlere bir türlü fırsat bulamayan, ameli
olmayan, zevk-ü sefada debelenen, gönlü ve yüreği bir türlü doğru
istikamete yönelemeyen, tevbe kapısına giremeyen ve işte bunlardan
dolayı da gözlerinden yaş akıtamayan, ağlayamayan bizlerin durumu
gerçekten çok zor.


Allah bize yardım etsin.


Bizim bu halimiz, inançsızların ve inkarcıların halinden daha zor.
Onların yönleri, istikametleri, yaptıkları ve yapmadıkları bellidir en
azından. Biz ise belirsizlikler dünyasında savrulup duruyoruz. Ne
yaptığımızı bilmeden oradan oraya başımızı çarpıyoruz.


Gönlümüzün bahçeleri tarûmar olmuş, çiçeklerimiz sararıp solmuş bizim.
Maneviyat sazımızın telleri kopmuş, mızrabı parçalanmış. Bizim için
çalınan nağmeleri ise duyamadık. Kulaklarımız paslıydı, gönlümüz
paslıydı, yüreğimiz paslıydı. Ağlayacak haldeydik fakat ağlayamadık.
Tıpkı yüreği katılar gibi, gözünden yaş akmayanlar gibi, kalbi nasır
tutmuşlar gibi.


Ağlayabilseydik, saadetin kapısından içeriye adımımızı atmış olacaktık.

Ağlayabilseydik, kurtuluş gemisine binip selamete ulaşanlardan olacaktık.

Ve ağlayabilseydik Hak bahçelerinden açan çiçek olacaktık.

Allah' ım bize ağlamayı öğret!..































Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 17.06.2008 14:12:13
Kaynak : Alıntı
Yazıyı Ekleyen : dinmeyenyas
 Bu  yazı Bugün 0 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 1227 kez okundu.
dinmeyenyas bugüne kadar toplam 496 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

KIYMETLİ KADIN İSİMLERİ

SALAVAT I ŞERİF İN ANLAMI NEDİR?

Kuran Arapçadır, Ama Hükümleri Evrenseldir


Bugün Hiç Okunmadılar..

eSKİLERDEN İBRET ALMAK FACİAYİ EN AZA İNDİRİR..

ilahi ihsanlar ve liyakatli insanlar

BÜYÜKLER BUYURUYORLARKİ(DOĞLUK HAKKINDA)

o günler ne günlerdi

1 ayet


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
duygu , nureddinbayram , parola27 , blacklion_107 , asfalt_kovboyu , tuum , ayferkanw , SEVGİEKİZLER , yaren yaman ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

maidsadaka vermekduy babamla havle29 ekimmehternikaharkadasKENDİNİZEya resulallah

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   seyda
   cemalzen
   mnihatmalkoc
   mala ömer
   nazih

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.