Allah bir kulu sevdi mi, onu dünyadan korur. Tıpkı sizden birinin hastasına suyu yasaklaması gibi.
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Biri diğerine ihanet etmediği müddetçe iki ortağın üçüncüsü ben olurum. Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından çekilirim.


İslamiyazılar gözünüzün önünde olsun
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Genel Makaleler » Alkol ve sigara sorunu


Alkol ve sigara sorunu
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...






Dünyanın En Büyük Sorunu Sigara ve Alkol    





(müslüman bir ülkede bu sorunların olması ne kadar acı.Hakkın emir ve yasaklarina uymayanlarin hem bu dünyada hemde ahirette halleri nicedir acaba?) 

En sevdiğiniz koltuğa oturun, rahatlayın, bir çay yada kahve için. Bir sigara yakın. Arkanıza yaslanın ve rahatlayın. Dumanı içinize çekin, dışarı verin. Keyfini çıkarın. Üzülmeyin nasıl olsa, sigarayı yarın bırakacaksınız, yada öbür gün, yada öbür hafta, belki öbür ay … Bu tamamen size bağlı, bunu sizin için bir başkası yapamaz. Kendi kendinize yapmak zorundasınız. Herkes kendi kararını kendisi vermek zorunda, herkesin bağımlılık durumu farklı. Ancak, her sigara tiryakisinin akciğerleri aynı karanlık görünüşe sahip ve vücutları acı içinde.

Sigara içen herkes onun zararlarını biliyor. Tüm tavsiyeleri, uyarıları duyuyor, hatta her pakete baktığında onun sağlık için zararlı olduğunu okuyor. Sigaranın zararları ile ilgili kampanyaları istemese de fark ediyor. Ancak bunların hiç biri yeterli olmuyor. Üstelik, halka açık yerlerde, kapalı mekanlarda, devlet dairelerinde ve pek çok iş yerindeki sigara yasakları da tiryakilerin günlük sigara tüketimini azaltmıyor. Çünkü, onlar her zaman bir yolunu bulup istedikleri kadar sigara içiyorlar.

Kısacası, eğer bir kişi sigarayı bırakmaya hazır yada kesin kararlı değilse, sigara içmek için geçerli bir sebep ve uygun bir mekân mutlaka yaratıyor. Sigarayı bırakamamış tüm tiryakiler bilir bunu. Bazen de sigarayı bırakmak isteyen bir tiryaki, bir gün hiç içmedikten sonra, “bütün gün dayandım, artık bir sigara içebilirim” der ve her şey yeniden başlar. Sigaraya yeniden başlamak için “çok gerildim, çok stres altındayım, bir sigaraya ihtiyacım var” gibi bahaneler de ileri sürülür. “Birkaç sigaradan ne olur” düşüncesi de bu konuda çok etkilidir.

Sigarayı bırakmak için, ilk önce karar vermelisiniz. GERÇEKTEN.Bu kararı kesin olarak verdiyseniz, sigarayı hayatınızdan sonsuza dek çıkarabilirsiniz.

Alışkanlığınız yada ondan nasıl kurtulacağınız konusunda ne yazık ki bir genelleme yapmak pek mümkün değil. Sizin sigara içme sebepleriniz yada sigara tüketiminiz bir başkasınınkiyle aynı değildir. Örneğin, bir tiryaki hep aynı markayı hiç değiştirmeden içebilir, bir başkası ise sürekli değişik markaları kullanabilir. Ne zaman içtiğiniz, nasıl içtiğiniz, nerede içtiğiniz ve ne kadar içtiğiniz tamamen size özeldir.

Sigara içilmemesi gereken bir durumda, bir tiryaki uzun süre çok da fazla çaba göstermeden dayanabilir, bir başkası bu duruma hiç tahammül edemeyerek, kendisine hemen sigara içecek bir ortam yaratabilir. Bunun genel bir kuralı yoktur.

Herkesin kendi kişiliği, metabolizması ve tercihleri vardır. Bir başkası bir diğerine müdahale edemez yada kimse kimseye benzemez. Dolayısıyla, sigarayı bırakma kararı da tamamen kişiseldir.

Ancak şunu unutmamalısınız ki; bu kararı verdiğinizde kârlı çıkacak olan sizsiniz, böylece sağlıklı ve daha rahat bir hayata ulaşacağınızı bilin. Biz bu web sitesinde size, sigaranın tüm yüzlerini, devasa paralar dönen ve sizin sağlınız pahasına zengin olan bir endüstriyi, ayrıca bu kötü alışkanlıktan kurtulabilmeniz için başarıya ulaşmış bazı metotları sunacağız. Hangisini uygulayacağınıza gene siz karar vereceksiniz. Ayrıca iradenizi güçlendirmek için ve hayat tarzınızı olduğu gibi değiştirecek olan bu kararı verirken yardımcı olacak önerilerde bulunacağız. Yeni hayatınıza HOŞ GELDİNİZ!(1)

SİGARANIN TARİHÇESİ

Sigaranın, Avrupalı kâşiflerin Kuzey Amerika’ya gidip, oranın yerli halkıyla barış çubuğu tüttürmesine kadar uzanan çok eski bir tarihçesi var. Sizlere burada tütünün kronolojik tarihçesini sunuyoruz:

19. Yüzyıldan Önce Tütün Kullanımı

1492′den önce: Amerika kıtasının yerlileri tedavi ve dini amaçlarla tütün üretimi yapıyorlardı.

1492: Kristof Kolomb Amerika’yı keşfetti. Avrupa’ya döndüğünde yanında bu kıtada daha önce hiç görülmemiş olan tütün tohumları ve yaprakları vardı. Kolomb’un mürettebatından Rodrigo Jerez tütün içerken görüldü ve şeytan tarafından ele geçirildiği iddia edilerek hapis cezasına çarptırıldı.

1535: Montreal Adasına ulaşan Jacques Cartier oradaki yerli halkın kendisine tütün sunmasından sonra günlüğüne “vücutlarını, ağızları ve burunları sanki birer bacaymışlar gibi tütene kadar, dumanla dolduruyorlar”, “biz de onları taklit ettik, ancak duman biber gibi acıydı ve ağzımızı yaktı” diye yazmıştı.

1556: Fransa ilk defa tütünle tanıştı ve Jean Nicot kısa zamanda tütün içmeyi popüler hale getirdi (19. Yüzyıl bilim adamları “nikotin” olarak tanınan kimyasal maddeye onun adını verdiler). 1565 yılına gelindiğinde, tüm Avrupa’ya yayılan tütün alışkanlığı, ünlü İngiliz aristokratı ve şairi Sir Walter Raleigh’nin tütün içmeye başlamasıyla, İngiltere’ye de girdi.

1610: Japonya’da tütün üretimi ve içimi yasaklandı.

1612: Amerika’da Virginia’da ilk defa ticari tütün ekimi yapıldı ve başarıya ulaştı. Amerikalı tütün ekicisi John Rolfe daha sonra ünlü Kızılderili kızı Pocahontas’la evlendi. On yıl içinde, tütün Virginia eyaletinin en önemli ihraç maddesi haline geldi. Tütün ekimi için köle iş gücü kullanılmaya başlandı.

1618: Virginia 20.000 libre tütün üretti.

1622: Virginia, bir Kızılderili saldırısında kolonisinin üçte birini kaybetmesine rağmen 60.000 libre tütün üretti.

1627: Virginia, 500.000 libre tütün üretti.

1629: Virginia tütün üretimini üç katına çıkararak 1.500.000 libre tütün üretti.

1634: Maryland kuruldu. Maryland’de de tütün üretimine başlandı. Rus Çarı tütün içimini tüm Rusya’da yasakladı. Tütün içerken yakalananların ceza olarak burnu kesiliyor, suçun tekrarı halinde ölüme mahkum ediliyorlardı.

1660: Tütün üreticisi olan Virginia ve Marland kolonilerinde kölelik başladı. Sayıları azalan beyaz uşaklar yerini kölelere bıraktı. Köle fiyatları tütün fiyatlarına göre belirlenmeye başlandı.

1676: New France Kolonisinde sokakta tütün içmek ve tütün taşımak yasaklandı. Bir süre için, perakende satışta yasaklandı ancak halkın kendileri için tütün yetiştirmeye başlamasıyla, Kanada’nın tütün endüstrisi düşüş gösterdi.

1732: Virginia’nın en zengin tütün üreticisi Robert King öldü. Öldüğünde 300.000 dönüm arazisi ve 700 kölesi vardı.

1739: Fransa, Kanada’dan tütün ithal etmeye başladı.

1761: İngiliz doktor John Hill, “Cautions Against the Immodetrate Use of Snuff” (Aşırı Enfiye Kullanımına Dikkat) isimli ve tarihte bilinen ilk tütün-kanser araştırması olan raporunu yayınladı.

1775: Virginia ve Maryland’in tütün üretimi 100 milyon libreye ulaştı.

19. Yüzyıl

1800: ABD’nin köle nüfusunun yarısından fazlası Virginia ve Maryland’deydi. Bu iki eyaletteki toplam zenci köle sayısı 395.000′di.

1800′lerin başı: Puro tüketimi, enfiye tüketimiyle rekabet etmeye başladı. Tütün çiğneme ve pipo kullanımı ortaya çıktı.

1854: 1856 yılında sona eren Kırım Savaşı başladı. İngiliz ve Fransız askerleri Türk tütünüyle tanışıp, onu Avrupa’ya götürdüler.

1878: Kanada’nın Ontorio bölgesinin rahibi Albert Sims “The Sin of Tobacco Smoking and Chewing Together With an Effective Cure for These Habbits” (Tütün İçme ve Çiğneme Günahı ve Bu Alışkanlıkları Bırakmak İçin Etkili Tedavi) isimli kitabını yayınladı.

1881: ABD’de, John Bonsack ilk sigara yapan makinenin patentini aldı. Böylece ABD, günde 120.000 sigara üretmeye başladı. Bir makine 48 kişinin yaptığı işi yapıyordu. Üretim maliyeti düştü ve güvenli kibritin de icadıyla, sigara tüketimi bir anda patladı.

1889: Saint John Hastanesi sigaranın zararlarını ve gırtlak kanserine neden olduğunu anlatan bir kitap yayınladı.

1891: Kanada’nın British Colombia eyaletinde, 15 yaşından küçüklerin tütün içmesi yasaklandı.

1895: Sadece Kanada’da 66 milyon adet sigara satıldı.

20. Yüzyıl

1903: Kanada, İngiltere ve Amerika’da sigaranın zararları ciddi bir şekilde ele alınmaya başlandı, Kanada’da sigaranın yasaklanması için meclise kanun tasarısı verildi.

1914: Birinci Dünya Savaşının başlamasıyla, sigarayı yasaklama hareketi sekteye uğradı hatta tüm dünyada, cephedeki askerlere tütün yollama kampanyaları başladı.

1920′ler: Tüm dünyada sigara kullanımı hat safhaya ulaştı, bir yılda tüketilen sigara sayısı milyarları buldu.

1930: Almanya’nın Köln Üniversite’si bilim adamları sigara ve kanser arasındaki ilişkiyi istatistiksel olarak ortaya çıkardı.

1934: İlk mentollü sigara üretildi.

1938: John Hopkins Üniversitesi doktorlarından Raymond Pearl sigara içenlerin, sigara içmeyenlere oranla daha genç yaşta öldüklerini belirtti.

1939: Almanya Polonya’yı işgal etti ve İkinci Dünya Savaşı başladı. Cephedeki askerlere sigara taşınmaya başlandı.

Bu sırada Alman bilim adamları sigara ve kanser arasındaki ilişkiyi daha derinlemesine inceleyen yeni bir istatistiksel rapor yayınladı.

1943: Dünya yetişkin nüfusunun yaklaşık %60-%80′nin sigara içiyordu.

1944: Amerikan Kanser Derneği, sigaranın sağlığa zararlı olabileceğini belirtti. Akciğer kanseri ve sigara arasındaki ilişkinin henüz kesinlik kazanmadığını ama gene de dikkatli olunması gerektiği hakkında halkı uyardı.

1947: Kanadalı doktor Norman Delarue akciğer kanseri hastalarının %90′ının sigara tiryakisi olduğunu gösteren bir araştırma yayınladı. (1)

SİGARA DÜNYASI

Nüfusun neredeyse altı milyara ulaştığı geniş dünyamız üzerinde yaşıyoruz. Pek çok zenginliği olan dünyamızda tütün çok önemli bir endüstri olmaya devam ediyor. Yıllık sigara üretiminden her birimize yaklaşık bin paket düşüyor. Bu da toplam altı trilyon paket sigara yapıyor! Bu rakam, sektörün para hacminin ne kadar büyük olduğuna dair bir fikir veriyor. Kısacası, sigara satışı, sektöre yaklaşık 200 milyar dolarlık (yaklaşık 1 Katrilyon 500 Trilyon Türk Lirası) bir gelir sağlıyor ve tabii parayı paylaşan dev sigara şirketleri, her yıl biraz daha devleşiyor.

Dünyanın en büyük sigara şirketleri ve bunların pazar payı şöyle:

Şirket Adı

Ülke

Pazar Payı (%)

Çin Milli Tütün Fabrikası

Çin

31

Philip Morris

ABD

17

BAT

İngiltere-ABD

13

RJR Reynolds

ABD

Rothmas International

ABD

 Ancak, bu ekonomik faaliyet dünyanın zenginleşmesine hiç de katkı sağlamıyor. 1993 yılında, Dünya Bankası sigaradan kaynaklanan hastalıkların maddi bedellerini, bu hastalıklar yüzünden oluşan iş kaybını, sigara tiryakilerinin kaybettiği iş gücünü, yangın kayıplarını ve sigaraya harcanın parayı hesaplayarak, tüm bunların dünya ekonomisine yılda net 200 milyar dolar kaybettirdiğini ortaya çıkardı. Ne yazık ki, bu kaybın yarısı gelişmekte olan ülkeleri kapsıyor.

Dünyada en çok sigara tüketen ülke, erkek nüfusunun %60�ının, kadınların ise %8�inin sigara içtiği Çin�dir. Bu ülkede toplam 385 milyon sigara tiryakisi yaşamaktadır. Buna bağlı olarak her yıl 750.000 kişi sigaranın yol açtığı hastalıklardan hayatını kaybetmektedir. DİKKAT EDİN BU SADECE ÇİN�DE SİGARA YÜZÜNDEN ÖLEN KİŞİLERİN SAYISIDIR!

Dünyada her yıl 4 milyon insan sigaradan hayatını kaybetmektedir. Eğer, gerekli önlemler alınmazsa bu sayı, önümüzdeki 20 yılda 10 milyona ulaşacaktır.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünyada en büyük sağlık sorunun sigara olduğunu ilan etmiştir.

Türkiye�de ise her yıl 100.000 insanımızı erken yaşlarda sigaraya kurban vermekteyiz; eğer önlem alınmazsa önümüzdeki 20 yılda bu sayı 250.000�e çıkacaktır.

Her yıl 100 bin kişi ne anlama geliyor?

Her gün 1 uçak düşüyor ve 300 kişi ölüyor

Her yıl yüz bin nüfuslu bir şehrimize bir atom bombası atılıyor

Her gün içi dolu 6 otobüs uçuruma yuvarlanıyor kimse sağ kalmıyor

SİGARA PAZARI

Son Durak

Eğitim

Sigara ve Para

Kadın Tiryakiler

Dünya Savaşıyor

Sonraki Durak: Gelişmekte olan Ülkeler

Dünyanın gelişmiş ülkeleri başta Kanada ve ABD olmak üzere sigaraya karşı ciddi bir mücadele başlattılar. Avrupa ülkelerinde de başlayan anti-sigara kampanyalarıyla, çok uluslu sigara şirketleri ciddi bir pazar kaybıyla karşılaştı ve buna bağlı olarak satışlarını gelişmekte olan ülkelere yönlendirdiler.

Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) verdiği rakamlara göre dünyada her on üç saniyede bir kişi sigara yüzünden hayatını kaybediyor ve bu rakama ölmeden önce yıllarca acı çeken insanlar dahil değil.

Dört katrilyon Türk Lirasından fazla bir hacme sahip olan tütün endüstrisi dünyanın en büyük endüstrilerinden biri olmayı sürdürüyor. ABD, Kanada ya da Avrupa Birliği gibi yerlerde devlet, bu dev endüstriyi kırmış durumda ve her geçen gün sigarayı bırakanların sayısı artmakta. Bu ülkelerde, sigara reklamları yasaklanmış durumda ve aleyhlerine açılan yüksek tazminatlı davalar, sigara üreticilerini yıldırmaya devam ediyor.

Tüm bu sebepler, tütün şirketlerini gelişmekte olan ülkelere yöneltiyor. Çünkü bu ülkelerde ki kanunlar yetersiz ve olan kanunlar da gelişmiş ülkelerde uygulandığı gibi uygulanmıyor. Ne yazık ki, bu ülkelerde sigara reklamlarına karşı hiçbir kanun yok varsa bile yeteri kadar zorlayıcı değil ve sigara firmalar yeni tiryaki bulmakta hiç zorlanmıyor. Asya kıtasının nüfusu tüm dünya nüfusunun %60�ını oluşturuyor ve tütün endüstrisini yeni tüketici arayışında kendine çekiyor.

Batılı sigara markaları uyguladıkları kampanyalarla pek çok yeni Asyalı tiryaki yaratıyorlar. Özendirmeye dayalı bu reklamlarla tüm potansiyel tiryakilere ulaşmayı planlıyorlar. Yüksek fiyattan satılan Amerikan sigaralarını fakir insanlar alamasa bile, onlardan içmeyi hedefliyorlar. Az gelişmiş ülkelerde Amerikan sigarası içmek sanki bir ayrıcalıkmış gibi reklam kampanyaları yürütülüyor. İnsanlar bu sigaraları istemeye başlıyor.

Asya�da pek çok kafe, bar ya da benzeri yerler sigara firmaları tarafından dekore ediliyor, özendirici posterler asılıyor, gençler “Marlboro Man” olmaya heveslendiriliyor. İnsanları sigaraya alıştırmak için bedava sigara bile dağıtılıyor.

Philip Morris firması, Asya�da özellikle de Vietnam�da izlediği bu tanıtım kampanyasını reddediyor, kesinlikle gençleri ve çocukları hedef almadığını iddia ediyor. Ancak, Vietnam�da düzenlediği etkinlikler durumun hiç de böyle olmadığını gösteriyor. Örneğin, 1998 yılında yaptığı yılbaşı eğlencesinde, Philip Morris küçücük çocukları Marlboro renklerinde yapılmış kovboy elbiseleri giydirerek, Marlboro atlarına bindirerek, genç çocuklara bedava birer sigara dağıttı.

İnsanları Eğitmek için Çok Çaba Harcanmalı

Ne yazık ki, insanları sigara konusunda uyarmak ya da onlara sigaranın zararlarını anlatarak, sigara tüketimini engellemek için çalışan devletler ya da sivil örgütler çok çetin bir mücadeleyle karşı karşıya kalıyorlar. Bu konuda cehalet ve gaflet, yazılı uyarıları yetersiz kılıyor. Çoğu az gelişmiş ülkede insanlar fakirlik sınırının bile altında yaşıyor. Bu insanların çoğunun televizyonu yok, hatta radyosu bile yok. Örneğin, Uzakdoğu ülkelerinde yaşayan pek çok etnik grup var ve bunlar birbirlerinden farklı diller konuşuyor.

Gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerdeki doktorların da büyük bir kısmının sigara içiyor olması, sigara karşıtı çalışmaların inandırıcılığını azaltıyor. Politikacılar, sanatçılar ya da doktorlar gibi topluma örnek olan kişilerin sigara içmesi ne yazık ki, insanlara çok kötü örnek oluyor. Üstelik bu ülkelerde, pahalı sigara içmek, bir statü ya da güç sembolü haline geliyor ve politikacılar özellikle sigara içiyor.

Sigara ve Para

Sigara konusunda en önemli rolü tabii ki para oynuyor. Tütün çok uluslu firmaların yanı sıra, devletler için de önemli bir vergi kaynağı. Az gelişmiş ülkelerde sigaradan alınan vergi, gelişmiş ülkelerinden daha fazla. Bu ülkelerdeki insanlar için sigara tüketiminin sonuçları da bir o kadar kötü. İngiliz Sağlık Bakanlığı�nın yaptığı açıklamaya göre;

1974-1994 arasında Birinci Dünya Ülkelerinde sigara tüketimi %10 azalırken,

Az gelişmiş ülkelerde sigara tüketimi %67 artış gösterdi,

2030 yılı itibarıyla sigara kullanımına bağlı ölümler %600 kat artacak, yani bu sayı şu an 1 milyondan, yedi milyona çıkacak.

Bir Başka Pazar, Kadın Tiryakiler:

Tütün endüstrisi için bir diğer cezp edici pazarı kadınlar oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) raporuna göre günümüzde az gelişmiş ülkelerde yaşayan kadınların sadece %7�si sigara içiyor. Örneğin, Çin�de erkek nüfusun 1/3�ü sigara içerken, kadın nüfusunun yalnızca %1�i sigara kullanmaktadır. Ancak, endüstri kadınları ele geçirmek için, özellikle kadınlara yönelik sigara markaları üretmektedir. Çin�deki Yurin (Güzel Kadın) isimli sigara bunlara bir örnektir. Bunun yanı sıra, Philip Morris firması Hong Kong�da kadınlar arasında Virginia Slims markasını yaygınlaştırmak için kampanyalar yapmaktadır.

Tütün firmaları için, gelişmekte olan dünya fazlasıyla kârlı görünmektedir. Ancak, sürekli önlem alan ve sigara karşıtı kanunlar çıkaran Birinci Dünya ülkelerinde giderek kârları azalmaktadır.

Dünya Savaşıyor

1999 yılı, Mayıs ayında Cenevre�de, 50 ülke tarafından imzalanan �Tütün Kontrolü Taslak Anlaşması�, Dünya Sağlık Örgütünün tütün kullanımını engelleme girişimlerine destek veren ilk uluslar arası anlaşma olmuştur.

Bu taslak anlaşma, tütün reklamlarının, promosyonlarının yanı sıra tütün üretimi, kaçakçılığı, vergisi ve yan ürünleri gibi konularla ilgili maddelerden oluşmaktadır. Bu taslağın, uluslar arası bir anlaşmaya dönüşmesi ve böylece tütün kullanımına bağlı ölümlerin ve sağlık problemlerinin azaltılması umut edilmektedir. WHO�nun yanı sıra bu anlaşmanın yapılması için çalışan diğer organizasyonlar şunlardır: Kanser Birliği, Uluslararası Gelişim Araştırma Merkezi, Uluslararası Tütün ve Sağlık Ajansı, Uluslararası Verem ve Akciğer Hastalıkları Birliği ve Uluslararası Tüketici Birlikleri Örgütü.

Gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler de sigarayla mücadele etmeyi öğreniyorlar. Latin Amerika ülkeleri buna güzel bir örnek. Venezüella, Nikaragua, Guatemala, Brezilya, Peru ve Ekvator bu konuda birlik yaparak, önlem almaya başladılar.

SİGARA BAĞIMLILIĞI

Tütün Ne Kadar Bağımlılık Yapar?

Sigara Tiryakileri

Neden Başlıyorlar?

Neden İçmeye Devam Ediyorlar?

Neden Bırakmak İstiyorlar?

“Ama Ben Sigarayı Seviyorum”

“Eğer Sigarayı Bırakırsam Ölürüm”

Tütün Ne Kadar Bağımlılık Yapar?

Bu soruya verilebilecek en kısa cevap “eroinden daha fazla”dır. Sigaradaki nikotin, ciddi bağımlılık yapan bir maddedir, insanları genellikle yetişme çağında kendisine esir etmektedir.

İnsanlar sigaraya genç yaşlarda başlar ancak yaşlandıkça onu bırakmak zorlaşır. Ergenlik döneminde sigaraya başlayan çocuklar, hayatları boyunca sigara bağımlısı olma riski taşırlar.

Gençlerin 1/3′ü sigarayı denemektir ve bunların yarısı sigara bağımlısı olma riski taşımaktadırlar. Ne yazık ki, hayatındaki ilk iki sigarasını tamamen bitiren gençlerin %85′i sigara bağımlısı olmaktadır. Kısacası bir kere başlayınca bir daha zor bırakılan bu korkunç alışkanlık, her yıl giderek artan rakamlarda can almaktadır.

 Neden Başlıyorlar?

Sigara bağımlılığının çok az fiziksel yönünün yanı sıra, asıl beynimizde oluşan alışkanlık yönü vardır. Sık sık tekrar edilen her eylem zamanla, beynimizde alışkanlık yapar. Genelde alışkanlıklar hayatımızı sürdürmemiz için çok önemlidir. Yürümek, okumak, yazmak, yüzmek, araba kullanmak; tekrar yapa yapa kazandığımız faydalı alışkanlıklardır. Bir de sigara gibi kötü alışkanlıklar vardır ki; bunlar da tekrar edilerek alışkanlık kazanılır. Bu alışkanlığınızı hatırlatacak bütün nesneler ve eylemler ile otomatik olarak alışkanlığın gereğini yerine getirmeniz için, beyin emir verir. Bu otomatik şartlanmalarda, bu şartlanmanın sebebini bilirsek daha rahat karşı koyabiliriz. O nedenle size bu alışkanlığımızı körükleyecek bu şartlandıran nesne ve eylemlere “ÇIN” lamalar adını vereceğiz. Asla unutmamalısınız; “siz sigara içmek istemiyorsunuz” seçiminiz budur. Fakat uzun yıllar sürdürdüğünüz sigara içme alışkanlığınız, bulunduğunuz çevre ile bağlantılar yapmış durumdadır. Bazı eşyalar (çakmak, küllük, çay, kahve gibi) yada durumlar (yemek sonrası, televizyon seyrederken, arkadaş sohbetleri, araba kullanırken vs.) size çağrı yapacaktır.

Sigarayı bıraktıktan sonra bu “ÇIN” lamalar olacaktır. Canınız asla sigara içmeyi istemediği halde bu “ÇIN” lamalar neticesi, sizde daha önceki alışkanlığınıza dönük, otomatik tepki verme hali oluşmaktadır. Bu “ÇIN” lamaları tanımlayıp, sigara içmeme yönündeki seçiminizi ve kararlılığınızı devam ettirin. Buna karşılık gittikçe azalacak şekilde sigara içme yönünde “ÇIN” lamalar olacaktır. Bu çınların olması normal bir gelişmedir. Artık anlamını biliyorsunuz. Herhangi bir şekilde vücudunuzun tütüne/nikotine ve sigaranın içerdiği diğer zehirlere ihtiyacı yok. Bu “ÇIN” lamalar bir alışkanlığın terk edilmesi ile ortaya çıkan arayışlardan başka bir şey değildir. Çınlamaların zamanla çok azaldığını seyrekleştiğini göreceksiniz.

Neden İçmeye Devam Ediyorlar?

SİGARA TİRYAKİLERİNİN SİGARA İÇERKEN,

ÇOĞU KEZ SAVUNDUKLARI YANLIŞ İNANIŞLAR :

Sinirlerimi Yatıştırıyor : Baskı altında olduğunuz yada uymanız gereken tarihler veya yerine getirmeniz gereken sorumluluklarınız mevcut olduğu zaman bir sigara içmenin, sizi sakinleştirdiğini hissedebilirsiniz. Yani bütün bunlar, bir sigara yakmazsanız, zorlukla göğüs gerebileceğiniz olumsuzluklardır. Zorlu bir çalışma gününden sonra televizyonun karşısına geçerek ayaklarınızı uzatıp dinlenir yada yemekten sonra, bir tane de sigara yakmanın, günün yorgunluğunu daha kolay atmanıza yardımcı olduğunu, sizi daha çok rahatlattığını düşünebilirsiniz. Eğer sigara içmiyor olsa idiniz bütün bu zorluklara iç doğal dengeleriniz ile daha kolay karşı duracaktınız. Alacağınız, derin bir nefes bile sorunuzun size baskı yapmasına engel olacaktı. Ne yazık ki şimdi tam anlamı ile soluk bile alacak temiz akciğerlere sahip değilsiniz.

Beni Canlandırıyor : Güne canlı bir şekilde başlamak için de sigara içiyor olabilirsiniz. Bir sigara yakıncaya kadar kendinizi tembel, canı hiç bir şey yapmak istemeyen yada huzursuz biri olarak hissedebilirsiniz. Sigara içmek ayrıca sizin uyanık kalmanızı da sağlayabilir. Eğer sigara içmiyor olsa idiniz çok daha canlı ve enerjik olacaktınız. Tam anlamı ile soluk bile alacak durumda değilsiniz. Sigara ilerde refleksleriniz de azaltacaktır.

Sıkıntılarımı Gideriyor : Eğer sıkıntılı bir gün geçirmişseniz sigaranın bu sıkıntıyı giderdiğini hissedebilir yada zaman geçirmeniz gerektiğinde, örneğin tren veya otobüs yada bir arkadaşınızla buluşmak üzere beklerken sizi meşgul edebilir. Yine sigara, bir işi tamamladığınızda ödül yada bir işe başlarken teşvik olarak ta içiyor olabilirsiniz. Bu tarif tam anlamıyla bir esarettir. Hayatta vakit geçirecek o kadar güzel şeyler var ki. Bir dergi gazete okumak.Bir meyve yemek vücudun gerçek enerjisini ortaya çıkarır, ağza tat veren asıl güzel ödül odur.

Düşünmeme Yardım Ediyor : Bir sorunu çözümlemeye yada bir işi tamamlamaya çalıştığınız sırada zor anlar geçirebilirsiniz ve sigara size bu zorluğu atlatmanızda yardımcı oluyormuş gibi gözükebilir. Sigara içmenin, elinizdeki işin üzerinde konsantre olmanıza veya baskı altında bulunduğunuz sıralarda daha çabuk düşünmenize yardım edeceğini düşünebilirsiniz. Eğer tiryaki olmasaydınız işinize daha çok konsantre olabilirdiniz Unutmayın her nefes sigara yaklaşık 100.000 beyin hücrenizi öldürüyor. İlerdeki yıllarda reflekslerinizi bile kaybedebilirsiniz.

Kendime Olan Güvenimi Artırıyor : Bir topluluk içerisinde bulunduğunuz ve kendinizi biraz sıkıntınızda hissettiğinizde, özellikle yeni insanlarla tanıştığınız ya da elinize yeni bir iş aldığınız zamanlarda sigara içmek, sizi rahatlatabilir. Olasılıkla kendinize pek güvenmediğiniz zamanlarda sigara içmek, güveninizi artırabilir ya da zihninizi sorunlarınızdan uzaklaştırmanızda size yardım edebilir. Ne yazık ki tiryakiler buna kendilerini inandırmışlardır. Eğer sigaradan tamamen kurtulsalar, kendi başlarına bunların üstesinden daha kolay bir şekilde geleceklerini göreceklerdir.

Kilo Almama Yardım Ediyor : Sigaradaki nikotin, yemek yemenize engel olabilir. Bazı insanlar sabahları kahvaltı etmek yerine bir sigara yakmayı tercih ederler; diğerleri ise kilo almamak için, ara öğünlerin yerine sigara içerler. Sigara, kalp atışlarını dakikada 15 sayı daha artırır, jiklede bir motor gibi daha çok kalori harcarsınız. Sigarayı bıraktığınız zaman kilonuzda meydana gelen artışı düşünmeniz sizi, bu alışkanlığınızı sırf bu nedenle devam ettirmenize yetecek kadar etkileyebilir. Sigarayı bıraktığınızda aşırı yemeye kaçmadığınız süre, önceleri birkaç kilo almanız çok doğaldır. Daha sonra kazanacağınız enerji ile bu kiloyu çok rahat verebilirsiniz. Unutmayın; alacağınız bir kaç kilo belki sağlığınız için gerekli olabilir, fakat sigara sizi süratle ölüme götürür.

Sigaradan zevk alıyorum ya da sigarayı seviyorum: Tiryaki olarak bu sözleri kullanıyor olabilirsiniz. Size bir arkadaş dost gibi gözükebilir. Bir sevdiğinize söylediğinizden fazla onu sevdiğinizi söyleyebilirsiniz. Tiryakilerin en çok düştükleri tuzak; belki de bu kelimelerde yatmaktadır. “Sevgi” “zevk” “dost” bilinç altımız bu kullandığınız sözleri kaydeder ve sigarayı bırakmak istediğiniz zaman anlamını bulamadığınız kadar zorlanırsınız.

Unutmayın: Sigara zevk alınacak sevilecek bir şey asla değil. Bir insanın kuru üstelik zehirli bir otu sevmesi çok anlamsı bir davranıştır. Sigara zevk değil olsa olsa acı verir. İnsana dost değil düşmandır.

Bütün bu yanılgıları bir tarafa bırakıp gerçeklerle yüz yüze gelin: Sigara sizin dostunuz değil, sinsi bir düşman. Size zevk değil aslında acı veriyor. Bir insanın kendini çevresindekileri, hatta çocuklarını zehirlemesinden zevk alması düşünülemez. Sevgi ancak canlılara duyulabilir, sigara gibi son 55 yılda 80 milyon insanı yok eden bir halk düşmanına değil. Olsa olsa ondan nefret edilir tiksinti duyulur. Öncelikle bunca yıldır sizi kandırdığı ve aldattığı için, sonra da dünyada her yıl bu maddeden kurtulamayıp ölüme giden 3 milyon zavallı kurban için bu pislikten nefret edin. Her fırsatta ona olan nefretinizi artırın. Sigaranın içinde tütün denilen insandan başka hiçbir canlının yemediği kurutulmuş ot vardır. Siz daha ilersini hayal edip, bu maddeyi en çok tiksindiğiniz, iğrenç bulduğunuz nesnelerle özleştirin. Örneğin tütünle birlikte hamam böceklerinin de kuruyup karıştığını, yada kurumuş at gübresinin bunun içine karıştığını düşünün. Bu şekilde tiksintiniz daha da artacaktır.

Neden Bırakmak İstiyorlar?

1) Sağlığıma önem verdiğim için

2) Kendimde olumlu değişimler yapmak için

3) Damarlarımdaki daralmaya engel olmak için

4) Soluk soluğa kalmamak için

5) Kanser olmamak için

6) Kalp krizi geçirmemek için

7) Nefesimin kötü kokmaması için

8) Üstümün başımın kötü kokmaması için

9) Çevremdekilerin sağlığını korumak için

10) Çevremi rahatsız etmemek için

11) Kendime olan saygımı artırmak için

12) İlkel bir davranıştan kurtulmak için

13) Öz güvenimi kazanabilmek için

14) Çocuklarıma iyi örnek olmak için

15) Torunlarıma iyi örnek olmak için

16) Öğrencilerime iyi örnek olmak için

17) Çocuğumun hatırını kırmamak için

18) Paramı israf etmemek için

19) Eşime daha fazla işkence çektirmemek için

20) Rahat yürümek için

21) Rahat uyumak için

22) Rahat merdiven çıkmak için

23) Sigara sağlığımı ciddi şekilde tehdit ettiği için

24) Doktoruma giderken utanmamak için

25) İnsanlarla rahatça öpüşebilmek için

26) Hızlı yaşlanmamı durdurmak için

27) Özgür olmak için

28) Daha kolay nefes almak için

29) Yemeklerden daha fazla tat almak için

30) Daha iyi koku almak için

31) Daha fazla zehir solumamak için

32) Kendimle gurur duymak için

33) Kendime olan güvenimin artması için

34) Kendimin daha değerli olduğunu görmek

35) Kamuya açık yerlerde, sigara içmeyenlerin arasında utanıp sıkılmamak için

36) Temiz bir boğaz ve burun ile nefes almak için

37) Kendime yakıştıramıyorum

38) Sigara içmeyi hiç akıllıca bulmadığım için

39) Sigaradan tiksindiğin için

40) Sigara denen bu zararlıya yenilmemek için

41) Sigara tarafından daha fazla kandırılmamak için

42) Kendimi kurbanlık koyun gibi görmemek için

43) Doğacak bebeğim için

44) Baba olmanın sorumluğu için

45) Sigaraya daha fazla köle olmamak için

46) Sigaradan nefret ettiğim için

47) Modern bir insana hiç yakıştıramadığım için

48) Çevremin şikayetlerinden kurtulmak için

49) Enerji kapasitemi kaybetmemek için

50) Kendi kendimin efendisi olmak için

51) Kaliteli yaşamayı tercih ettiğim için

52) ………………………………………………………… ve sizin daha özel sebepleriniz

“AMA BEN SİGARA İÇMEYİ SEVİYORUM”

Bu cümle sigara tiryakileri tarafından sıklıkla söylenir. Sigara içmeyenler ise bu kadar zararlı bir şeye olan bu düşkünlüğe inanamazlar. Aslında tiryakiler yalan söylerler, yalan söylediklerini kendileri de fark etmezler. Onlar sadece sigara içmeyi sevdiklerine inanırlar. Eğer beyinleri devreye girmeden sadece vücutları konuşsaydı mutlaka bambaşka şeyler söylerdi.

Sigara içenler kendilerini sigarasız düşünemezler, bu onlar için vazgeçilmezdir, içmediklerinde elleri boş kalır. Pek çoğu bu korkunç maddeyi “en iyi arkadaşım” diye adlandırır, üstelik bu en iyi arkadaşın kendilerini yavaş yavaş öldürdüğünü bile bile. Ama gene de en geçerli sigara içme sebebi ona karşı olan “sevgidir”.

Aslında, onları sigaraya bağımlı yapan şey tam olarak fiziksel değildir. Eğer öyle olsaydı, sigarayı ilk içtiğimizde hoşumuza giderdi. Kaç insan hayatında içtiği ilk sigaradan zevk almıştır? Yada ilk sigarayı içer içmez günde iki paket sigara içen bir tiryaki haline gelmiştir? Eğer insana öyle mükemmel bir keyif verseydi herhalde bunlar gerçekleşirdi. Ama hiç kimse, ilk sigarasını içtiğinde zevkten dört köşe olduğunu söyleyemez.

Aksine ilk sigara içimi, çok keyifsiz, acıklı, çoğunlukla mide bulantısıyla sonuçlanan kötü bir tecrübedir. Herkes ilk deneyimini şöyle anlatır: Boğazım yandı ve öksürmeye başladım. Midem bulanmaya başladı ve saatlerce başım döndü. Dişimi fırçalasam da ağzımdaki o iğrenç tat geçmedi”. “Bir daha hiç sigara içmemeye karar verdim. Ama arkadaşlarım içiyordu ve ben de içmeliydim…”

Peki bu kötü ilk tecrübeden sonra, sigara içmeye devam edilmesinin sebebi nedir? Bunun genel olarak üç sebebi vardır, birinci ve en yaygın olanı, bizi yaşımızdan daha büyük ve daha olgun gösterdiğine inanmamızdır. Eğer bir yetişkin gibi sigara içersek, bir yetişkin gibi görüneceğimizi düşünürüz. Aslında bu doğrudur ama sadece yaşıtlarımız ve bizden daha küçük çocuklar arasında. Gerçek yetişkinler, sigara içen ergenlik çağında bir çocuk görünce, onun sigaraya ne kadar erken başladığını düşünüp, üzülürler.

İkinci sebep, sigara içenlerin daha cazibeli göründüğümüz yanılgısıdır. Büyüme çağındaki çocuklar genellikle ünlü artistlerden etkilenir ve kendi imajlarını onlara bakarak çizerler. Liz Taylor, James Dean, John Wayne, Humphrey Bogart, Suzan Avcı, Neriman Köksal, Ayhan Işık, Fikret Hakan gibi sigara içmeye çalışır pek çok genç, bilinçli olarak ya da bilinçsizce. Her gencin kendine seçtiği bir model vardır. Bahsettiğimiz bu oyuncular, filmlerin en önemli sahnelerinde hep sigara içerlerdi. Üstelik John Wayne bir Amerikan sigarasının reklamında bile oynamıştı. Ayrıca hep en seksi diye tanımlanan aktrisler sigarayla poz vermişlerdir.

Üçüncü yaygın sebep ise arkadaşlardır. Eğer arkadaş grubunuzdaki herkes sigara içiyorsa ve siz içmiyorsanız, onlar tarafından büyük ihtimalle tuhaf karşılanırsınız. İlk gençlik döneminde, asi genç imajı çizmek her zaman eğlencelidir. Sigara asi gençlerin sembolüdür.

Ancak, oyun gibi başlayan bu korkunç alışkanlık, ilerleyen yıllarda, içen kişiyi nikotin bağımlısı ve etrafına dayanılmaz kötü kokular yayarak dolaşan birisi haline getirecektir.

Bugün sigaranın zararları bilindiği halde, sigaraya başlayan veya onu bırakamayan insan sayısı da ne yazık ki hiç de az değil. Ateşin sönmesini engellemek için kimyasal bir uygulamadan geçirilmiş bir kağıda sarılı zehirli bitki, tohum ve maddelerden çıkan zehirli bir dumanı içimize çekerek hem kendimizin hem de çevremizdekilerin sağlını bozmamızın sebebi ancak, bu iğrenç maddenin arkasındaki maddi kazanç odakları olabilir. Hâlâ bu odaklar, insanları kendilerini öldürmeleri için motive edebilmekte ve biz de hâlâ bunların bizim hayatımız üzerinden para kazanmalarına izin vermekteyiz.

Yaptığımız şeyin farkında mıyız? Ne yazık ki değiliz. Neden sigara içtiğimizi bile sorgulamıyoruz. Bütün söyleyebildiğimiz, nikotin bağımlısı olduğumuz ve onu bırakmamızın zor olduğu…

Bu sizce yeterli mi? Yıllarca nikotin almadan yaşadığımızı unutuyor muyuz? Tüm gelişimimizi, sağlıklı, güzel kokarak geçirdiğimiz günlerimizi nikotin olmadan yaşıyoruz oysa… Kendimiz o kadar kandırıyoruz ki, sigara içmeden geçirdiğimiz yılları silip atıyoruz sanki.

Bazen sigarayı yıllarca bırakan kişiler, o kadar yıldan sonra, birdenbire bıraktıkları günkü kadar sigara tüketimine başlayabiliyorlar. Bunun sebebi sadece nikotin bağımlılığı olabilir mi?

Sigaraya bağımlığı yapan şey nedir? Başta bahsedilen üç sebepten başka bir şey değildir. Çünkü, sigara içerken hâlâ olgun, cazibeli ve farklı göründüğümüzü düşünüyoruz. Ötesini de düşünmüyoruz. Rol yapıyoruz.

Peki ne yapacaksınız? Sizi sigara içmeye iten sebepleri tekrar düşüneceksiniz. Hem de bir yada iki kez değil defalarca, binlerce kere. Çünkü yıllardır, bu sebepler sizi binlerce sigara içmeniz için şartladı. Her sigara vücudunuzun acı çekmesine sebep oldu. Sigara içmek acı verir, siz bunu hissedemeyecek kadar körelmiş olsanız da.

Bazen bir kişinin fikir değiştirmesi bir anda olur. Bazen daha uzun sürer. Kimileri sigarayı birdenbire bırakır, kimileri yavaş yavaş. Bu beyninizdeki şartlanmanın dozuna bağlıdır. Şartlanmayı yok ederseniz, sigara içmeniz için bir sebep kalmaz.

Unutmayın, sigarayı bırakmakla, sigara içme sebepleriniz yok etmek aynı şeyler değildir. Sigarayı bırakabilirsiniz ama eğer konuyu beyninizden silmezseniz yukarıdaki örnekteki gibi yıllar sonra hiç bırakmamış gibi başlayabilirsiniz.

Ne kadar sigarayı sevdiğinizi söyleseniz de, kendinizi kandırmayın. Belki geçmişi değiştiremeyip” EĞER SİGARAYI BIRAKIRSAM ÖLÜRÜM”

Sigara tiryakilerinin çok sık söylediği çok acıklı bir cümledir bu…

Bu yaklaşımdan kurtulmak için yapmanız gereken şey, kendinize şu soruyu sormaktır “sigara içtiğiniz için kendinizle gurur duyuyor musunuz?” Çoğunlukla, kişiler sigara içmekten dolayı gurur duymazlar ama sigaraya başlama nedenleri olan kendi kararlarını verme ve bağımsız olma isteklerini tatmin ederler. Bu yaptığınızın doğru olduğunuz, siz de dahil olmak üzere kimse söyleyemez. İşte bu yüzden, sigara bırakma isteğinin sizin içinizden gelmesi gerekir, başka kimse buna müdahale edemez.

Aslında, gerçekleri göze alarak, söylemeniz gereken “sigarayı bırakırsam ölürüm”, değil, “sigarayı bırakmazsam ölürüm” olmalıdır. Bu yanlış söylemin altında yatan aslında “kendimi yanımda arkadaşım sigara olmadan düşünemiyorum. Onsuz rahatlayamam. Onsuz hiçbir şeyi başaramam. Yaşamak için ona ihtiyacım var” düşünceleridir. Aslında bu düşünceler size değil, bağımlılığınıza aittir. Sigara bağımlılarının çoğu, sigarayı bırakmayı denemiştir ve kendilerini bedenen ve ruhen çok kötü hissetmişlerdir. Evet, bazen zor olabilir, bazen kendinizi ölü gibi hissedebilirsiniz. Sigarayı bıraktığınız için asla ölmez aksine hayata yeniden başlarsınız. İlk birkaç gün içinde tüm kötü hisleriniz yok olacak, canınız bir daha sigara istemeyecek ve hayatınızın sonuna kadar, sigara içmeden, sağlıklı bir ömür süreceksiniz. Unutmayın.

SİGARADA KAÇ ZEHİR VAR?

Sigarada bulunan zehirlerden birkaçı:

Polonyum - 210 (kanserojen),

Radon (radyasyon),

Metanol (füze yakıtı),

Toluen (tiner),

Kadmiyum (akü metali),

Bütan (tüpgaz),

DDT (böcek öldürücü),

Hidrojen Siyanür (gaz odaları zehiri ),

Aseton (oje sökücü),

Naftalin (güve kovucu),

Hidrojen Siyanür (gaz odaları zehiri),

Arsenik (fare zehiri),

Amonyak (tuvalet temizleyicisi) ,

Karbon (eksoz Monoksit gazı),

Nikotin

ve 3.885 toksik madde.

Sonuç olarak ciğerlerimizde oluşan Katran (asfalt).

SİGARANIN ZARARLARI

Sigaranın İçinde Neler Var?

Sigaranın Vücuda Verdiği Zararlar

Sigaranın Psikolojik Etkileri

SİGARANIN İÇİNDE NELER VAR?

Sigaranın içinde ortalama 44 adet zehirli madde vardır. Bunlar kanserojen maddelerdir ve en tehlikelileri arsenik, benzin, kadmiyum, hidrojen siyanid, toluene, amonyak ve propilen glikoldur. Örneğin; siyanid kesinlikle öldürücü bir zehirdir.

SİGARA İÇMENİN VÜCUDA ETKİLERİ

Artık herkes sigaranın ne kadar ne kadar zararlı olduğunu biliyor. Tütünün kanserojen olduğunu duymayan, bilmeyen kalmadı. Ancak, sigaranın zararları bununla bitmiyor, her türlü kalp ve akciğer hastalığına yol açıyor, damar tıkanıklığı felce kadar götürebiliyor.

İlk nefes … ve sonrası

Sigara içtiğiniz anda, vücudunuz etkilenmeye başlar. Nabzınız yükselir, daha hızlı nefes alıp vermeye başlarsınız. Kan dolaşımınız yavaşlar. Sigara içinde yaklaşık 3.700 zehirli madde barındıran bir karışımdır. Bunların büyük bir bölümü kanserojendir. En zararları da karbon monoksit, hidrojen siyanid ve amonyaktır ve bu zehirli kimyasal maddeler, bir nefes sigarayla kan dolaşımınıza karışır. Bunun sonucunda, astım, ciğer yangısı, göğüs ağrıları başlar. Daha sık nezle, grip ve soğuk algınlığı geçirmeye başlarsınız.

Her on üç saniyede bir kişi, sigaraya bağlı bir hastalıktan hayatını kaybetmektedir. Her yıl dünyada 2.500.000 milyon kişi sigara yüzünden hayatını kaybetmektedir. Bu ölümlerin başlıca sebebi akciğer kanseridir, ikinci önemli sebep kalp hastalıkları ve diğer kanser türleridir.

İnsan vücudunda, hiçbir bölüm yoktur ki; sigarada bulunan kimyasal maddelerden etkilenmesin. Bu bölümde, vücudunuzda kısa bir tur yapacağız ve vücudunuzun ne halde olduğunu size göstereceğiz:

Baş ve Yüz

Bir sigara bağımlısı olarak, ağız kanserine yakalanma riskiniz çok yüksek. Ayrıca tütün duman diş eti hastalıklarına yol açar, diş çürümesine ve nefesinizin kötü kokmasına sebep olur. Bunların yanı sıra sigara bağımlılarında kronik baş ağrılarında rastlanır. Beyne giden oksijende azalma olur bu da beyin damarlarının daralmasında neden olur. Bu durum kişiyi felce kadar götürür.

Akciğer ve Bronşlar

Soluk borunuzdan ve bronşlarınızdan geçen duman göğsünüze iner. Sigara dumanındaki hidrojen siyanid, bronşlarınızın çeperini yakar ve kronik öksürük ortaya çıkar. Bronşlar zayıfladıkça, bu bölgede pek çok hastalık oluşur. Akciğer salgılarında azalma olur ve bu da kronik öksürüklere yol açar. Sigara içenler, içmeyenlere on kat daha fazla akciğer kanseri olma riski taşırlar.

Kalp

Sigaranın kalbe verdiği zararlar tek kelimeyle yıkıcıdır. Nikotin kan basıncını yükseltir ve kanın daha çabuk pıhtılaşmasına sebep olur. Sigarada bulunan karbon monoksitin kandaki oksijeni yok etmesiyle damarlarda kolesterol depolanır ve bu da kalp krizi riskini arttırır. Bunun yanı sıra, kan dolaşımı bozukluklarına bağlı olarak, felç, parmaklarda kangren ve iktidarsızlık, sigara içenlerde çok sıklıkla görülen hastalıklardır.

Organlar

Sigaranın sindirim sistemine pek çok kötü etkisi bulunmaktadır. Sigara tüketimine bağlı olarak, midede asit salgılanması artar, mide yanmaları ve ülser başlar. Sigara bağımlılarında pankreas kanseri çok sıklıkla ortaya çıkar, büyük ölçüde ölümle sonuçlanır. Sigaranın ihtiva ettiği kanserojen maddeler, idrarla dışarı atılır ancak bu maddelerin vücuttaki varlığı mesane kanserine yol açar. Sigara yüzünden oluşan yüksek kan basıncı ise böbreklere büyük zarar verir.

Sonuçlar

Sigaranın sağlık üzerindeki kötü etkileri araştırmalarla kanıtlanmıştır. Bu araştırmalar göre, sigara tiryakisi erkeklerin %40′ı henüz emeklilik yaşına gelmeden hayatını kaybetmektedir. Bu oran sigara kullanmayanlarda %18′dir. Sigara kullanan kadınlarda ise rahim kanseri riski çoğalmaktadır, hamile kadınların sigara içmesi ise sakat ve ölü doğumlarla sonuçlanmaktadır.

Tüm bunlara rağmen, sigarayı bıraktığınız anda vücut kendi kendini tamir etmeye başlar. On yıl içinde vücut hiç sigara içmemiş gibi olur. Ancak, sigarayı bırakmak için kanser ya da kalp hastası olmayı beklerseniz, vücudunuzun kendini tamir etmesi için pek fazla vakti olamayacaktır. Ne yazık ki, bu hastalıklar çoğunlukla öldürücüdür. Sigarayı bırakmanız için daha iyi bir sebep olamaz. Ne Dersiniz? (1)

Sigaraya Bağlı Hastalıklar / Sigara İçmeme Nedenleri!

a. Kanserler

Akciğer, dudak, dil, yutak, gırtlak, karaciğer, yemek borusu, mide, anüs, pankreas, mesane, rahim, meme, yumurtalık, böbrek, mesane, penis ve kan kanserleri

b. Solunum sistemi hastalıkları

Kronik bronşit, amfizem, astma, Goodpastures, eozinofilik granülom, bronşiolitis, uyku-apne s, pnömotoraks, tüberküloz, pnömokok infeksiyonu

c. Kalp damar hastalıkları

Aterosklerotik kalp-damar hastalıkları (renal, koroner, karotid, mezenterik, iliyak arterler ve abdominal aorta), enfarktüs, aritmiler, inme, periferik arter hastalığı, venöz tromboemboli

d. Sindirim sistemi hastalıkları

Peptik ülser, kanama, delinme, GÖR, kronik pankreatit, Crohn hast. kolon adenomları

e. Kadın hastalıkları ve doğum

Erken menapoz, kemik erimesi, Erken doğum, erken membran rüptürü, düşük, düşük doğum ağırlığı, ani çocuk ölümleri, büyüme gelişme geriliği, zeka geriliği, febril konvülsiyon, davranış bozukluğu, atopik hastalıklar, akciğer gelişme bozukluğu, artmış solunumsal infeksiyonlar

f. Erkek üreme sistemi hastalıkları

Sperm kalitesinde azalma, prostat hipertrofisi

g. Cilt hastalıkları 

Cilt buruşukluğu, psöriyazis

h. Romatizmal hastalıklar

Osteoporoz, Romatoid artrit

i. Psikiyatrik hastalıklar 

Depresyon, şizofreni

j. Endokrin hastalıklar

Hormon bozuklukları, Grave�s hastalığı, guatr

k. Böbrek hastalıkları

Glomerülonefrit

l. Ağız hastalıkları

Tat azalması, diş eti hastalıkları

m. Koku duyusu azalması

n. Katarakt 

Katranı azaltılmış, mentollü, filtreli sigaralar zararsız anlamına gelmez. Henüz zararsız bir sigara üretilmiş değildir.(2)

SİGARANIN PSİKOLOJİK ETKİLERİ

Sigara tiryakileri sigara içme isteklerini genellikle şöyle açıklar:

- Gergin olduğum zaman içiyorum.

- Dikkatimi toplamak için içiyorum.

- Canım sıkkın olduğu zaman içiyorum.

- Üzgün olduğum zaman içiyorum.

- Sinirli olduğum zaman yatışmak için içiyorum.

Yalnızca bir sigara bu kadar çok şey verebilir mi? Bu sorunun cevabı sigaranın barındırdığı kimyasal maddelerin psikolojik etkilerinde yatıyor.

Nikotin - Güçlü Bir Uyarıcı

Sigara bağımlılarını kendisine bağlayan nikotin; kokain yada amfitemin kadar güçlü ve onlara benzer bir uyarıcıdır. Tiryakiye sürekli sigara içme isteği veren şey de odur. Nikotin sigara içen kişiyi uyarır, kalp çarpıntısına, yüksek tansiyona, kişinin nefes alıp verişinin hızlanmasına sebep olur. Ne yazık ki, bu etkiler yirmi dakika içinde kaybolur ve tiryaki bir sigara daha yakar.

Karbon Monoksit ve diğer Sakinleştiriciler

Hem sigara dumanında hem de alkolde bazı sakinleştirici maddeler bulunmaktadır. Sigarada bulunan karbon monoksit, kişiyi sersemleştirir. Bu kimyasal maddeler, kısa bir süre için gerilimi, kızgınlığı ve diğer güçlü hisleri bastırır.

Diğer Psikolojik Etkiler

Pek çok sigara bağımlısı için, sigara içmek törensel bir şeydir, kişi işini bırakır, paketten bir sigara alır, onu yakar, dumanı içine çeker ve dışarı verir, kendisini rahatlattığını düşünür. Ayrıca sigaranın yanında bağımlılar genellikle, kahve, çay yada alkol alırlar. Bu öyle bir zevk haline dönüşür ki, kişi için sigarayı bırakmak imkansızlaşır.

Bağımlılığın Gücü

Eninde sonunda, sigara kullanan herkes, nikotin ihtiyacı duymaya başlar. Nikotin güçlü bir uyuşturucudur ve mutlaka bağımlılık yapacaktır. Nikotine bağlanan bir vücut, beyne sürekli nikotin istiyorum mesajı yollayacaktır ve bağımlı kişi sigara üstüne sigara yakacaktır.

Bilmek Güçlenmektir

Sigara yakmanızı sağlayan şeyleri ve sigara içtikten sonra hissettiklerini gözden geçirin. Bu hisleri tanımlamanız sigarayı bırakmaya karar verirken size yardımcı olacaktır.

PASİF İÇİCİLİK

PASİF İÇİCİLİK, AKTİF ZARAR GÖRME

Sigara dumanının zararları saymakla bitmez ve sadece sigara içenler için değil içmeyenler için de çok zararlıdır. Sigara, puro ya da pipo içen bir kişinin yanında duran kişi hem yanan tütününün hem de sigara içen kişinin dışarı verdiği dumanı solur ve oldukça büyük bir zarar görür.

Her yıl binlerce pasif içici, sigara dumanın verdiği zararlardan dolayı hastalanarak, hayatını kaybetmektedir.

Zehirli Duman

Pasif içiciler, sigara içen kişilerin yanında durarak 3.700 çeşit kimyasal gazdan zarar görmektedirler. Bunların büyük bir kısmı zehirlidir, geriye kalan kısmı da kanserojen benzopyrene ve formaldehyde gazlarıdır.

Sigara dumanına ne kadar çok maruz kalırsanız, kalp krizi geçirme ve akciğer kanseri olma riskiniz o oranda artar.

Risk Altındaki Bebekler ve Çocuklar

Ne yazık ki, çocuklar için risk çok daha ciddidir. Çünkü, akciğerleri henüz gelişmektedir ve onlar yetişkinlerden daha fazla ve hızlı nefes alıp veririler. Sigara dumanına maruz bırakılarak, pasif içici durumuna düşürülen çocuklarda, kulak ve boğaz enfeksiyonları, bronşit ve zatürree sıklıkla görülen hastalıklardır.

HAMİLELİK ve SİGARA

HAMİLELİKTE SİGARA KULLANIMI

Sigarayı bırakmak için sebepler saymakla bitmez. Eğer bir bebek istiyorsanız yada hamileyseniz, sigarayı bırakmak için daha önemli bir sebep olamaz. Doğacak bebeğin sağlığı sizin için her şeyden önemli olmalıdır. Şu gerçekleri asla unutmayın:

Sigara ve Bebeğin Kilosu

Hamileyseniz ve sigara içiyorsanız, henüz doğmamış bebeğinize de sigara içiriyorsunuz demektir! Sigara içen annelerin bebekleri, içmeyen annelerin bebeklerine göre daha zayıf doğmaktadır. Eğer, hamilelik sırasında çok sigara içerseniz (bir paketten fazla), bebeğinizin kilosu daha da düşük olacaktır. Daha da kötüsü, nikotin bebeğinizin gelişimi için çok gerekli olan oksijeni yok edecektir. Bebeğin gelişimi tehlikeye girecektir. Sigara içen bir annenin zayıf ama önemli bir sağlık problemi olmayan bir bebek dünyaya getirdiğini düşünelim. Doğumdan sonra, bebek kilo alacaktır ama yedi yaşına geldiğinde, yaşıtlarından çok daha zayıf, daha kısa boylu olacaktır. Zekasının düşük olma ihtimali de çok yüksektir. Okula başladığı zaman, sigara içmeyen annelerin çocukları daha çabuk okuma-yazma söküp daha başarılı olurken, bu zavallı çocuk annesinin sigara içmesi yüzünden her konuda yaşıtlarından daha geri kalacaktır.

Sigara ve Bebek Ölümleri

İstatistiklere göre, sigara içen annelerin düşük yapma ve ölü doğum yapma oranı içmeyenler göre %50 daha fazladır. Ayrıca, sigara içenlerin bebekleri 21/2 oranında aniden ölüm riski taşır. Eğer hamile olmadan önce sigarayı bırakırsanız, tüm bu riskler dört ay içinde yok olacaktır.

Sigara ve Sağlınız

Anne olmak çok zor bir iştir. Çok sorumluluk gerektirir. Her anlamda sağlığınız iyi olması gereklidir. Sigara içen insanlar, içmeyenlerden daha çok hastalanır, hemen hemen hepsinde ciddi sağlık sorunları çıkar ortaya. Dünyada, her yıl akciğer kanserinden ölen sigara tiryakisi kadın sayısı 30.000′dir. Sigarayı hemen bırakırsanız, çocuklarınızla geçireceğiniz yılları arttırmış olacaksınız unutmayın.

Sigara ve Aile Sağlığı

Sigara dumanı, pasif içiciler için de en az aktif içiciler kadar zararlıdır. Bu durum, çocuklar için daha da endişe vericidir. Onların bünyesi daha zayıftır ve henüz gelişme çağında oldukları için, oksijene, temiz havaya olan ihtiyaçları yetişkinlerinden daha fazladır. Lütfen, çocuklarınızın yanında sigara içmeyin. Onları kendi ellerinizle zehirlemeyin.

Sigarayı Bırakarak Kazanacaklarınız

Siz sigarayı bırakınca, bebeğinizin kazanacakları sizin için yeterli değil mi? Onun sağlıklı doğması, sağlıklı büyümesi anne-baba için büyük bir hazinedir. Evinizde sigara tüketimi sona erdikten sonra, çok kısa bir süre içinde hem siz hem de tüm aileniz daha temiz ve sağlıklı bir ortamda yaşamaya başlayacaksınız. Kısa sürede, hiç sigara içmeyenler gibi sağlığınıza kavuşacaksınız.

Sigara bırakmak çok kolay bir değildir, ama asla imkansız değildir. Kendinize bırakmak için bir tarih ve bir yol belirleyin. Aileniz için yapabileceğiniz daha iyi bir şey olamaz.(1)

SİGARA ve GENÇLİK

SİGARANIN GENÇLER ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Sigaranın gençler üzerinde kısa vadede yaptığı etkiler, genellikle solunum yollarında yoğunlaşmaktadır. Ergenlik çağındaki sigara bağımlılarında ortaya çıkan nefes darlığı önemli bir problemdir.

Ayrıca, sigara diğer uyuşturuculara bir basamak olmaktadır. Sigara kullanan gençlerin büyük bir kısmı içki de içmeye başlamaktadırlar. Sigara içmeyen gençlere göre sekiz kat daha fazla uyuşturucu kullanma riski taşımaktadırlar. Sigara içen gençlerde davranış bozukluğu da görülmektedir, bunlar; kavgacılık, belli bir çeteye girme yada dikkatsiz ve tedbirsiz cinsel ilişkiler olarak ortaya çıkmaktadır. Sigaraya alışan gençler, başka bir uyuşturucu kullanmasa bile, sigara bağımlısı yetişkinler haline gelmekte ve sağlıklarını tehdit eden kimyasal maddelere bir ömür boyu maruz kalmaktadırlar.

Sigara içen kişilerin akciğerleri görevlerini tam olarak yapamazlar. Sigaraya ne kadar erken başlanırsa, akciğerler o kadar çabuk fonksiyon kaybına uğrayacaktır, akciğer kanseri riski de aynı oranda artacaktır. Kişi sigara içmeye ne kadar devam ederse, kansere yakalanma riski o kadar artar.

Yetişkinlerde sigara kullanımı, kalp hastalıklarına ve felce yol açmaktadır ama bu durum gençlerde zaman zaman görülmektedir.

Sigara enerjisinin ve sağlığının zirvesinde olan bir genç insanın fiziksel kondisyonunu giderek düşürecektir. Spor yapan bir genç, nefes nefese kalıp, giderek hareketsizleşecektir.(1)

SİGARA ALIŞKANLIĞI VE ANNE BABA TUTUMU

İnsan yaşamında, doğumdan önce başlayan ve hayatın sonuna kadar etkisini sürdüren bir kurum olarak aile, fizyolojik olduğu kadar ekonomik, kültürel ve toplumsal yönleriyle de kişinin ruhsal gelişimini, davranışlarını biçimlendirip yönlendirir (3). Aile, çocuğun ruhsal gelişiminde en önemli ortam ve toplumsal kurumdur (4). Aynı zamanda, aile ciddi duygusal rahatsızlıkların, gerilim ve çatışmaların da kaynağı olabilir. Aile içi çatışmalar ve şiddet , kötü muamele gören çocuklar, yatma ve yeme ile sınırlandırılmış ilişkiler, engellenme ve başarısızlıklar, duygusal yada diğer doyumsuzluklar da aile yaşamında karşılaşılabilen sorunlardır. Aile, tüm yönleriyle incelenmesi son derece güç bir yaşama ortamıdır (5). Gencin kendini tanıması, kişiliğini kazanması ve uyum sağlamasında anne-baba tutumlarının yeri çok önemlidir. Gencin ruh sağlığı ve sağlıksızlığını belirleyici en temel etkenlerden biri, kötü alışkanlıklar edinip edinmemesidir.

Çocuk gelişiminde anne baba tutumunun etkisi

Bebek, çocukluğa doğru geliştikçe yeni beceriler kazanmaya, davranışlarını kendi denetimi altına almaya başlar. Bu dönemde ailenin rehberliği çocuğun gelişimi üzerinde çok etkili olur.Hatalı anne baba tutumu ve bozuk aile yapısı, sağlıksız bir gelişimin ve uyumsuzlukların başlıca kaynağı olabilir. Anne-baba, bazen çocuğa çok şey vererek onun kendi gelişimine yön vermesini engeller.Bazen de çok az şey vererek ona gerekli desteği sağlayamaz ve uygunsuz davranış örüntülerinin gelişimine neden olur (6).

Anne ve babaların kendi değer ve inançlarına göre değişik tutumları vardır. Anne baba tutumları, sevgi, hoşgörü ve kabul etmeyi içine alan �demokratik tutum� ve sevginin gösterilmediği hoşgörünün olmadığı, reddetmeyi içine alan otoriter tutum olmak üzere iki genel başlıkta toplanabilir. Demokratik anne-baba, çocuğun arzu ve ihtiyaçlarına karşı ilgilidir. Çocuğun davranışlarını ilgi ve anlayışla izler. Onun iradesine ve sağlıklı uyumuna değer verir. Çocukları yaşına göre kendisi ile ilgili bazı kararlar almaya teşvik eder. Önemli konularda alınan kararların nedenlerini çocukla tartışır. Onun görüşlerine değer verir. Dil alışverişine olanak sağlar. Hemen her konuda çocuğa iyi bir rehber olmaya çalışır (7).

Otoriter anne-baba ise, çocuğa olan sevgisini bile çocuğu istenilen şekilde davrandıkça (şartlı) gösterir. Sevgiyi bir pekiştireç olarak kullanır. İstenen davranışlar da çoğunlukla gelenek ve daha üst otoritelerce saptanmış kurallara uygun davranışlardır. Anne baba, kendisini toplumsal otoritenin temsilcisi olarak görür. Mutlak itaat bekler. Kendisi otoriter kişiliğin temel nitelikleri olan dogmatik düşünce tarzına yatkın olduğundan, çocukla dil alışverişinde bulunmaz. İstek ve emirlerin tartışmasız yerine getirilmesini ister. Aksi halde, cezaya başvurur (8). Baskı altında büyüyen çocuk, çekingen, başkalarının etkisinde kolayca kalabilen, aşırı hassas bir kişilik yapısına sahip olabilir. Anne babanın aşırı koruması, çocuğa gerekenden fazla kontrol ve özen göstermesi sonucu çocuk, genellikle diğer kimselere bağımlı, özgüveni olmayan bir birey olarak yetişir (9).

Aşırı hoşgörü ve dürüstlük, çocuğun bencil olmasına ve zayıf sosyal çevre uyumuna neden olur (3). Çocuğuna boyun eğici davranış gösteren anne-babaların çocuk üzerinde gerektiğinde otorite sağlamaları mümkün olmaz. Çocuk, doğumundan itibaren var olan ben merkezcil tavrını, bu aşırı boyun eğici tavır nedeniyle, zamanla sosyal normlara uygun şekilde değiştiremez, uyumsuzlaşır, Anne-babasına saygısı azalır.Onları yönetmeyi ister (9).

Sık görülen olumsuz anne baba davranışlarından biri de çocuğun aynı davranışına karşı farklı zamanlarda farklı tutumların sergilenmesidir. Böyle bir tutum, çocuğun davranışlarına rehberlik edecek dengeli değer yargılarının oluşumunu engeller.Bu çocukların, daha tutarlı bir disiplinle yetiştirilmiş çocuklara oranla, cezaya daha çok direnç gösterdikleri ve saldırgan davranışlarının kolayca ortadan kaldırılamadığı gözlemlenmiştir(7).Saldırgan davranış gösterme ile sigara kullanımı arası ilişki de gösterilmiştir(10).

Öztürk (11), anne-babasını otoriter olarak algılayan çocukların, kendini suçlama ve saldırganlık düzeylerini, demokratik olarak algılayanlardan daha yüksek buldu. Akbaba (12), ilgisiz ve otoriter anne baba tutumunun birbirleri ile yakından ilişkili olduğunu, buna karşılık demokratik anne-baba tutumunun bu iki tutumdan farklı olduğunu öne sürmüştür. Aynı araştırmacı, demokratik tutumla yüksek benlik saygısı arasında, ilgisiz ve otoriter tutumla düşük benlik saygısı arasında paralel ilişki bildirmiştir.

Demokratik, hoşgörülü ve kabul edici tavrın benimsendiği evlerde, çocuklar aktif, bağımsız kararlar alabilen, yaratıcı, toplumsal bireyler olarak yetişirler. Yaşıtları arasında yüksek düzeyde kabul görürler. Bu tarzda yetiştirilen çocuklar, kolay egemenlik kurulamayan, başarılı, yapıcı, özel merakları olan bireyler olur, öte yandan otoriter tutumun benimsendiği evlerdeki çocuklarda, kavgacılık, işbirliğine yanaşmama, engel olunamayan ve tekrar eden saygısız davranışlar tespit edilmiştir (7).

Özetlemek gerekirse, çocuğa karşı aşırı korumacı ve hoşgörülü, düşkünce tutumlar; reddedici, baskıcı ya da boyun eğici veya ayırımcı; cezayı gerektiğinde de uygulamayan ya da aşırı uygulayan anne baba tutumları, çocuk için sosyal uyumu önleyen, bencil, çekingen, şiddete yöneltici, özgüven oluşumunu, dahası sosyalleşmeyi engelleyen, aile içi ilişkileri bozan tavırlardır (3,4,5).

Hoşgörülü, gerekli bazı kısıtlamalar dışında çocuğun kendi başına karar almasını destekleyen, kendini ailenin diğerleri kadar önemli bir elemanı olarak algılamasını sağlayan, işbirliğine açık, ödüllendirme ve gerekirse beklediği armağanın verilmeyişi, gezi programının ertelenmesi gibi cezalandırmalarla (ancak dövmeyi içermeyen) sağlanan ilişkinin, çocukta yüksek benlik saygısına, ve hemen bütün ruhsal fonksiyonlarda ileri derecede uyuma yol açtığı belirtilmektedir (9).

Anne-baba tutumu ile kötü alışkanlıklar arasındaki ilişki

Birey, gelişim süreci içinde ortalama 15 yaş civarında bağımlılıktan kurtulup, bağımsız birey olma;(12) Çocukluktan çıkıp yetişkin döneme geçme eğilimi gösterir. Bu dönemde, bireylerde toplumsal kimliğini kazanma, yetişkin insan gibi olma ve toplumda rol alma arzusu çok fazladır(7). Ailelerinin kendilerini çocuk olarak görme eğiliminden rahatsız olurlar. Ailenin, gencin bağımsızlaşma eğilimlerine karşı tutumunda değişiklik olmazsa, bireyde büyüdüğünü ispatlama veya çocuk gibi davranılmasına tepki olarak sigara kullanma davranışı görülebilir. Bu yolun seçilmesinin sebeplerinden biri, sigaranın yetişkin davranışı olarak sunulmasıdır.Gençlerin sigaraya başlamalarının bir başka nedeni de, sigara kullanımını otoriteye başkaldırı sembolü olarak algılamalarıdır (7). Anne babalarını otoriter olarak algılayan gençlerin, demokrat olarak algılayanlara göre daha çok sigara kullandığı bildirilmektedir(8) Yüksek benlik saygısının da kişileri kötü alışkanlıklardan koruyucu özelliği bulunmaktadır (9). Sigara kullanma davranışında ailenin rolü iyi bilinmektedir. Anne baba veya kardeşleri sigara içen bireylerin anne baba veya kardeşleri sigara içmeyen bireylere oranla daha çok sigara kullandıkları bildirilmektedir (10). Bir çalışmada bu oranın dört misline kadar çıktığı bulunmuştur (11). Kişilik gelişiminin erken yaşta başlaması, bu dönemde kazanılan bir takım davranış kalıpları, bireyin ilerdeki alışkanlıklarını doğrudan etkiler. Bu durum, sigara kullanma davranışında ailenin önemini daha da artırmaktadır (12). Gençlerde, sigara içen ebeveyn ya da kardeşe karşı duyulan hayranlık hissi sonucunda gelişen özdeşleştirme (identifikasyonla) sigara kullanma davranışı görülebilir (7). Başlangıçta ister merak, ister benzeşme, ister başkaldırı sembolü olarak görülüp başlanılan sigara(4), birkaç yıl içinde kullananların %50�sinde bağımlılık yapar(12).

Hansen ve ark(4), ile Sieber ve angst(9). gençler arasında sigara, içki ve marihuana kullanımında aile ve akran etkileri üzerine yaptıkları çalışmada, sigara,alkol ve marihuana kullanımının tek bir olgu gibi alınması gerektiğini ve ard arda gelen davranışlar olduğu bulmuştur. Çocuğun erken gençlikte alkol, sigara, madde kullanıp kullanmaması ile annenin (tam gün-yarım gün) çalışması ilişki bulunmamıştır (4). Anne-babanın her ikisinin ya da herhangi birinin eksik olmasının ise, kötü alışkanlıklara meyil oluşturduğu gösterilmiştir (9).

Hops ve ark(4), anne ve babanın alkol ve sigara kullanmasının çocukların alkol ve sigara kullanması üzerinde etkili olduğunu gösterdiler. Green ve ark(9), bu sonucu destekleyen sonuçlara ulaştılar. Boşanmış ailelerden anne yanında kalan batı İskoçyalı 967 genç ve anneleri ile yapılan çalışmada, gençlerin anneleriyle birlikte kalmalarının sigara alışkanlığına meyil oluşturmadığı bulunmuştur (9). Reimers ve ark(4), İngiltere�de yaptıkları bir çalışmada ise anne-baba tutumunun sigarayı denemede değil de sürdürmede etkili olduğunu buldular.

Britanya�da yapılan bir çalışmada ise, ortaokuldaki sigara kullananların erkeklerin, akran baskısından ve anne babanın sigara konusundaki kontrolünden etkilendikleri gösterildi(4) Bir diğer çalışmada, bozuk akran ilişkisinin, kullanımı artırıcı etki yaptığı ve çocuğun sigara kullanımında asıl belirleyicinin babanın tavrı olduğu bulunmuştur (12).

Cohen ve ark(4), sigara içme ve ebeveyn davranışları arasındaki ilişkiyi araştırmış, sigara ve alkol kullanan çocukların anne-babalarının, çocuklarına daha fazla vakit ayırıp, iletişimlerini artırmaları sonucunda, bu çocukların son bir ay içinde içki ve sigara kullanma düzeylerinin düştüğünü bulmuşlardır. Aynı araştırmacılar, yakın aile ilişkilerinin çocuğun madde kullanan arkadaşlardan kaçınmasında etkili olduğunu; yıkıcı tutumların ise, gençlerde son ayda alkol kullanımını yaklaşık 2 katına, sigara kullanımını ise yaklaşık 4 katına çıkardığını buldular (9). Zayıf ebeveyn gözetimi, bozuk akran ilişkisi ve kolay elde edilebilir olma özelliğinin sigara alkol ve uyuşturucu kullanımı için risk oluşturduğu bildirilmektedir (8).

Sonuç olarak, anne-baba tutumu, kötü alışkanlıklara başlamada, sürdürmede ve sonlandırmada özellikle ergenlik döneminde belirleyici rol oynamaktadır.Önleme programlarında birey ailesi ile beraber değerlendirilip ailenin tamamı hedef alınmalı (5),özellikle yatılı okullarda ebeveyn yerini tutan öğretmen ve okul personeli eğitim programlarına dahil edilmeli, görsel ve yazılı medyada sigara kullanmada model olabilecek özendirmelere yer verilmemeli, örnek alınan toplum önderlerinin, özendirici tarzda toplum önünde sigara kullanmaları önlenmelidir. Anne-babalar, otoriter-ilgisiz, sevgilerini şarta bağlayıcı, çocuklarına boyun eğici tutumları ile yatkınlaştırıcı olabilecekleri gibi davranışlarında tutarlı, sevecen, kabul edici,çocukların düşüncelerine değer veren tutumları ile sigara kullanımının başlamasında ve bırakılmasında çok önemli bir yere sahiptirler.

EVDE İÇİLEN SİGARA�NIN ÇOCUK SAĞLIĞINA ETKİSİ

Nedir?

Kullanılmış sigara dumanı, yanan bir sigaradan çıkan ve sigara içenin dışarı verdiği dumanın bir karışımıdır. Çevresel Sigara Dumanı (ÇSD) olarak da bilinir ve kendisine has kokusuyla kolaylıkla tanınır. ÇSD havayı kirletir ve elbiseler, perdeler ve mobilya üzerine siner. Çoğu kişi ÇSD yi nahoş, rahatsız edici ve gözlerle burnu tahriş edici bulur. Daha önemlisi tehlikeli bir sağlık tehdididir. ÇSD içinde 4000 in üzerinde farklı kimyasal madde tespit edilmiştir ve bunların en az 43 tanesi kansere sebep olur.

Çevresel Sigara Dumanına Maruz Kalma Sık mıdır?

Amerika Birleşik Devletlerinde yetişkinlerin yaklaşık %26 �sı sigara içicisidir ve beş yaş altındaki çocukların %50 si ila %67 si en az bir yetişkin sigara içicisinin oturduğu evlerde yaşamaktadırlar. Bu rakam ülkemizde daha fazladır.

Kim Risk Altında?

ÇSD herkes için tehlikeli olmasına rağmen, fetuslar, bebekler ve çocuklar üzerinde daha büyük bir etkisi vardır. Bu olay ÇSD’nin; akciğer, beyin gibi gelişmekte olan organlara zarar vermesiyle gerçekleşir.

Etkileri

Cenin ve yeni doğanda

Anne, cenin ve plasentada kan akımı, hamile her sigara içtiğinde değişir. Ne var ki uzun dönemde bu değişikliklerin sağlık üzerine olan etkileri bilinmemektir. Bazı çalışmalar hamilelik sırasında sigara içiminin yarık damak-dudak gibi doğumsal bozukluklara sebep olduğunu göstermiştir.

Sigara içen anneler daha az süt üretir ve bebeklerin doğum ağırlığı daha düşüktür. Annelerin sigara içmesi 1 ay- 1 yaş arasındaki ölümlerin ana sebebi olan ani bebek ölümü sendromuyla ilişkilidir.

Çocuk akciğer ve solunum yolları

ÇSD ye maruz kalma tüm yaşlarda çocuk akciğer verimi ve fonksiyonunu bozar. Çocukluk astımının hem sıklığını hem de şiddetini arttırır. Kullanılmış sigara dumanı sinüzit, rinit (nezle), kistik fibroz, öksürük ve geniz akıntısı problemlerini alevlendirir. Çocuklarda soğuk algınlığı ve boğaz ağrısı sıklığını da arttırır.

İki yaş altındaki çocuklarda ÇSD bronşit ve zatürre olasılığını arttırır. Gerçekten, ABD�de Çevre Koruma Ajansının 1992 deki bir çalışması, ÇSD�nin 18 ay altındaki çocuk ve bebeklerde her yıl 150. 000 ila 300. 000 alt solunum yolu enfeksiyonuna sebep olduğunu söylemektedir. Bu hastalıklar 15. 000 hastane yatışı ile sonuçlanıyor. Yarım paket ve daha fazla sigara içen ebeveynlerin çocuklarının solunum yolu hastalığı nedeniyle hastaneye yatma riski neredeyse iki katına çıkar.

Kulaklar

ÇSD ye maruz kalma çocuklarda hem kulak enfeksiyonu sayısını hem de hastalık süresini arttırır. Solunan duman burun arkasını orta kulağa bağlıyan östaki borusunu tahriş eder. Bu orta kulaktaki basıncın eşitlenmesini bozan şişme ve tıkanıklığa ve sonuçta ağrı, sıvı birikimi ve enfeksiyona yol açar. Kulak enfeksiyonları çocuk işitm


 

ALKOL BAĞIMLILIĞI



GİRİŞ
Türkiye’de kendini, sigara, alkol ve uyuşturucu maddelerle mücadeleye vakfetmiş olan “Türkiye Yeşilay Cemiyeti” bu konuda şöyle der:
“Tarihin hiçbir devrinde tabii ve patolojik afetler de dahil, hiçbir felaket insanlığı günümüzdeki alkol ve uyuşturucu salgını kadar tehdit eden bir sorun haline gelmemiştir.”
İnsanlığı bu ölçüde tehdit eden, bu illetlerle ve zehirli maddelerle mücadele etmek insan olan herkese düşen bir sorumluluktur diye düşünüyoruz. Ne yazık ki, ülkemizde, özellikle son yıllarda felaket derecede artış göstermiştir. Son yapılan istatistiki çalışmalara göre ülkemizde kişi başına alkollü içki miktarı 15 litredir (1970’de 1 litre) ülkemiz, alkollü içki tüketiminde dünya sıralamasında 3.sıradadır. milli ve dini değerlerine bağlı bir ülkede alkol tüketiminin fazla olması hayli düşündürücü bir durum!
Yine, işin acı yanı ülkemizde, genç bir nüfusa sahip olmakla övündüğümüz genç kuşağımız en fazla alkol tüketen kuşaktır. Ondan sonra çocuk kuşak gelmektedir. Şunu da eklemek gerekir, ülkemizde her yıl meydana gelen “katliam gibi” trafik kazalarının baş aktörü olarak alkol gelmektedir. Unutmadan, dünyada en fazla “siroz” hastası ülkemizde bulunmaktadır. Yine, aile facialarının ve boşanmaların da en önemli nedeni alkoldür.
“İnsan küçük çocukların elinde sigara ve bira şişesi görünce, gencecik insanların uyuşturucu müptelası olduğunu duyunca eli ayağı kuruyor, kanı donuyor, en önemlisi de insan ne diyeceğini bilemiyor.” Alkolün insanı nasıl bir rezilliğe ve kepazeliğe düşürdüğünü yakın çevresinde bizzat görmüş bir insan olarak Allah hepimizi, özellikle küçük çocuklarımızı ve gençlerimizi bu illetlerden korusun. Girişi Prof. Dr. C. Savmaş Bey’in bir sözü ile noktalarken, alkol ve diğer bağımlılık yaratan maddelere karşı mücadele etmek insan olmanın gereğidir.
“Yarınlarda zehirlenmiş ve yaşayan ölüleri olan bir ülke ve gençlik istemiyoruz.”
“Alkolizmin başı biradır. Bira tüketiminin artması alkolizmi yaygınlaştırır. Alkolik gençler yarının ölüleridir.” Coşkun SARMAŞ



TANIMLAR
Alkol : Alkol, diğer bazı zehirleyici maddeler gibi, keyif verici, alışkanlık ve iptila yaratan bir maddedir. İçki olarak kullanılan alkol etil alkoldür (C2H5OH).
Alkollü İçki : Bileşiminde çeşitli oranda alkol bulunan ve içildiği zaman geçici bir keyif ve sarhoşluk veren, zamanla da vücutta zehirleyici tesirler yapan ve birçok insanda alışkanlık yaratan içkilere denir.
Başlıca Alkollü İçkiler:
Bira: Bira mayası ile mayalandırılmış arpa ile şerbetiçi otundan yapılır (Alkol derecesi, 3-5).
Cin : Ardıçotundan yapılır (Alkol derecesi, 50-60).
Konyak : Üzümden yapılır. Sarımtrak renkli bir içkidir (Alkol derecesi, 40-70).
Rakı : İncir, erik, üzüm gibi şekeri bol yemişlerden yapılır (Alkol derecesi, 45-50).
Şarap : Üzüm suyunun mayalandırılması ile elde edilir. Çok eski çağlardan beri bilinen bir içkidir (Alkol derecesi, 10-15).
Ve diğerleri, Şampanya, Viski, Rom, Kokteyl....
Alkolizm: Bireyin beden ve ruh sağlığını, aile, sosyal ve iş uyumunu bozacak derecede sık ve fazla alkol alma ve alkol alma isteğini durdurmama ile beliren bir bozukluktur.
E.M. JELLINEK ise alkolizmi “kişinin ve toplumun birlikte ya da ayrı ayrı zararına olabilecek biçimde içki içme alışkanlığı” olarak tanımlanmıştır. Ayrıca alkolizmi beş bölümde ele almıştır (Alkolizm türleri).
1. Alfa Alkolizm; Bedensel ya da ruhsal bir sıkıntıyı gidermek için alışılagelenin içinde aşırı içki içme durumudur. Burada ruhsal alışkanlık ve ağımlılık söz konusu olup, alkol kesildiğinde yoksunluk belirtisi görülmez.
2. Beta Alkolizm; Alışılagelenin dışında aşırı içki içme sonucu mide-bağırsak bozuklukları, karaciğer yağlanması, çevresel sinirlerde iltihap gibi bedensel belirtilerin görülmesine karşın, alkole tutsaklık yani fiziki bağımlılık oluşmuştur.
3. Gamma alkolizm; Fiziki bağımlılık gelişmiştir. Alkol içme isteği engellenemez, denetlemez duruma gelmiştir. Organik bozukluklar ortaya çıkar. Alkol kesildiğinde yoksunluk belirtileri görülür.
4. Delta Alkolizm; Ruhsal ve bedensel bozukluklar ağırlaşır. Alkole karşı direnç artar. Alınan alkol miktarı çoğalır. Belirli miktarın altında alkol alındığında ya da alkol kesildiğinde yoksunluk belirtileri görülür.
5. Epsilon Alkolizm (Dipsomani); Zaman zaman gelen, engellenmesi ve önlenmesi olanaksız alkol içme dürtüsüdür. Kişi aşırı istekle alkol arar. Bulunca kendisinden geçinceye kadar içer. Kimi kez günler, haftalar, aylarca süren bu dönemin sonunda komaya bile girebilir.
Alkolik Şahıs
Dünya sağlık örgütü içki içenle alkoliği ayırmak için şu tanımı yapmaktadır. “İçkinin işine engel olduğunu değilde, işinin içki içilmesine engel olduğunu düşünmeye başlayan kişi alkoliktir.”
Yine dünya sağlık örgütünün bir başka tanımına göre ise, “Alkolik alışılmışın dışında alkol içen, bunun sonucunda bedensel, ruhsal ve toplumsal sağlığı bozulan, buna karşın alkol alma isteğini durduramayan, tedavisi gerekli olan hasta bir insandır.

B. TARİHÇE
Alkol ve Alkol kullanımı insanlık tarihi kadar eskitir. Taş devrinde yaşayan insanların bile alkol kullandığı sanılmaktadır. Anadolu, Mezapotomya, Mısır ve diğer Akdeniz ülkelerinde yaşamış eski insanların M.Ö. 5-6 bin yıl önce biraya benzer bir içki yaptıkları biliniyor. Efsaneler kuşaktan kuşağa aktarılan öyküler şarabın tufandan sonra Nuh peygamber tarafından dünyaya yayıldığını anlatmaktadır. Ayrıca dünyanın değişik yerlerinde adı efsanelere karışmış birçok peygamberin, mitoloji kahramanının çeşitli içkiler kullandığını anlatan öyküler kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze dek gelmiştir. Atinalı’ların Dionssas ve Romalı’ların Bacehus adında içki ve şarap tanrıları olduğu bilinmektedir.
İlk Babil krallık ailesinden gelen altıncı hükümdar olarak bilinen Hammurabi (M.Ö. 1728-1686) yasalarında şarabın elde edilişini ve alışverişini belirleyen hükümler olduğu görülmüştür.
16. Luis döneminde mayalanmış içkiler tıpta yer almıştır. 1860’ta Todd kendi adı ile anılan alkollü ve tarçınlı şurubu iştah açmak ve güç kazanmak amacıyla üretmiş ve bu şurup yakın zamana kadar tıpta kullanılmıştır. 18. y.y. şarapla eşdeğer tutulmuş olan alkol terimi günümüzde etil alkol içeren (C2H5OH) maddeler ve özellikler için kullanılmaya başlanmıştır.
Alkolizm sözcüğünü ilk kez kullanan, olağan sarhoşluğu, kronik alkolizmi ve alkol hezeyanını ilk kez tanımlayan 1856 yılında Stockholm Üniversitesi’nden Magmus Huss olmuştur. Bunu 1904 yılında Abderhalden’in alkolizme ilişkin olarak yazdığı kitap, 1857 yılında Mask Keller’in elli bin kaynaktan yararlanarak yaptığı çalışma izlemiştir.
Şiirlerden şarkılara, ağıtlardan övgülere kadar edebiyatımızın değişmez konuğu olan, din, tıp ve sosyal bilimcilerin üzerinde asırlardır durdukları ve en güzel tanımını Türkçe’mizde “şişede durduğu gibi durmayan” bir bomba gibi tanıtılan alkol günümüzde insan sağlığı ve davranışı üzerinde en önemli kötü etkenlerden biri olarak tanımlanmaktadır. Bu yüzden içkiye karşı ilk tepki M.Ö. 6.yüzyılda Isparta’da Salon yasaları ile olmuştur. Bu yasalar içki ve şarap tanrısı olan Dionisos adına düzenlenen törenleri yasaklamış, sarhoş olanların sokakta dolaştırılarak herkese gösterilmesini, alkol etkisiyle suç işleyenlerin çeşitli bir biçimlerde cezalandırılmalarını, hatta suçun niteliğine göre ölüm cezasına çarptırılmalarını buyurmuştur. Bu tepkiler zaman zaman birçok toplumda görülmüştür. En son olarak 1878’de Kanada’da, 1919-1934 yılları arasında Amerika’da alkollü içkilerin üretimi ve tüketimi yasaklanmıştır. Osmanlı padişahları arasında IV. Murat döneminde, alkol, afyon, tütün yasaklanmış, içenlere ölüm dahil çok ağır cezalar verilmiştir.
İlkçağ dinleri alkolü yasaklanmamış, hatta dinsel törenlerin kutsal bir simgesi olarak içilmesini gerekli görmüşlerdir. Eski dinlerde, Yunan ve Roma’da alkolün kazandığı bu nitelik (bağ-üzüm şarap kutsal sayılırdı, içki ve şarap tanrıları vardı). Hıristiyan dininde de sürdürülmüştür. Şarap “İsa’nın Kanı” olarak kutsal sayılmış, dinsel törenler de özel bir yer almıştır. Musevilikte sarhoş olmayacak düzeyde içki içilmesi dinsel bir törendir. Hıristiyanlık sarhoşluğu yasaklarken alkol alımını serbest bırakmıştır. İslamiyette ise önce alkol içilmesine karışılmamış, sonradan yasaklanmıştır. Kur’ân-ı Kerimde Alkolü yasaklayan, “Bakâra, Mâide, Nis┠sürelerinde, ayetler vardır. Ve bir ayet, “Ey iman edenler! Şarap, kumar, tapınmak için dikilmiş taşlar ve fal için kullanılan oklar, şeytanın murdar işlerindendir. O halde onlardan kaçının ki, felah bulasınız. Şüphesiz ki şeytan, içki ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sisi Allah’ı anmaktan alıkoymak ister. Artık vazgeçmez misiniz?” (Maide, 5/90,91).
Yine Hz. Muhammed (S.A.V.) birçok hadisi şerifinde bizzat alkollü içkilerin içilmesini yasakladığı görülür.
“Sarhoşluk veren herşey haramdır.”
“İçki bütün kötülüklerin anasıdır.”
C. Alkol Kullanımını Etkileyen Etmenler
Alkol kullanımını etkileyen etmenler konusunda değişik yaklaşımlar bulunmaktadır.
1. Psikodinamik Yaklaşım
Bu yaklaşıma göre alkolizm bilinçsiz – duygusal bir problemin göstergesidir. Freud çocukluktan kalan güçlü oral dönem saplantısının alkolizme neden olduğu ve alkolün oral doyum sağladığı inancındadır. Genellikle insanlar konuşmalarında bir rahatlama elde etmek ve başkalarının dinlemesini sağlayabilmek için alkol kullanabilirler. Alkol kullanan insanlar diğer insanlara göre daha çok oral isteklere sahiptirler. Bu buluş açısına göre insanlar kendilerinin kontrol edemedikleri yönlerinin olduğunun farkına vardıklarında alkolün bir yenilik ve güç getireceğini düşünerek daha çok içmeye başlayabilirler.
2. Davranışçı Yaklaşım
Davranışçı psikoloji ekolüne göre alkol tutkusu koşullanma sonucu oluşur. “Anksiyete, Alkol, Anksiyetinin giderilmesi” örüntüsü tekrarlı uygulamalar sonucu öğrenilir. Alkol yoluyla uyuşturma, anksiyeteye karşı kullanılan diğer uyum mekanizmalarına oranla daha kolay lerleşir. Öğrenme ilkeleri açısından, içilen her bardak içki anksiyeteyi biraz daha azalttığından alkola yönelen davranışları pekiştirir. Böylece kişi alkole karşı bedensel bir bağımlılık geliştirdikten sonra, alkol alınmaması durumunda ortaya çıkan bedensel belirtileri hafifletmek amacıyla daha fazla miktarda alkol almak zorunda kalır. Sonunda alkole yönelik bir ihtiyaç ve bu ihtiyacın giderilmesi biçiminde bir “döngü” yerleşmiş olur.
3. İnsancı – Varoluşçu Yaklaşım
Bu yaklaşım dışlanmış, hiçbir yere getirilememiş, kendi kimliklerini bulamamış kişilerin alkole yöneldiklerini belirtmektedir. Alkolikler kendilerini gerçekten tanımlamak yerine seçtikleri yolun riskini göze alarak hem kendileri hem de toplum tarafından doğru bulunmasa bile, en azından anlayışla karşılanacağı duygusuyla varolmanın yarattığı sorunları kendi doğruları ile çözmek istemektedirler. Bu yaklaşıma göre önem taşıyan bir diğer konuda alkoliklerin alkol aldıkları zaman oynadıkları rolün, kendi beğenmedikleri gerçek benliği dışında farklı bir rol olduğu sayıltısıdır.
4. Biyolojik Yaklaşım
Alkolizmde kalıtımın etkisinin önemli olduğu vurgulanmıştır. Evlat edinilmiş çocuklar üzerinde yapılan bir çalışmada, ana-babaları alkolik olan çocukların alkol kullanma oranları, alkolizmin etiyolojisini aydınlatmak için yapılan son çalışmalarda, genetik ve çevresel faktörlerin önemi vurgulanmaktadır. Daha çok erkeklerde görülen ağır alkolizmin genetik geçişle ilişkili olduğu sanılmaktadır. Daha hafif olan alkolizm her iki cinste de görülmekte ve itiyolojide genetik ve çevresel etkenlerin rol oynadığı kabul edilmektedir.
5. Sosyo-Kültürel Yaklaşım
Toplumsal yapı, gelenek, görenek ve töreler, dinsel inançlar ve öğretiler toplumsal değişim ve zorluklar (güç, ekonomik güçlük, doğal yıkım vs.) alkol tüketimini ve alkolizme etkilemektedir. İnsan yaşamındaki önemli dönemler (ergenlik, nişan, evlenme, okul bitirme vb.) ve kişinin yeni katıldığı toplumsal çevrenin genel tutumu alkol almaya özendirilebilir ve alkolizme sebep olabilir. Kültürel etkilerin alkolizmi etkileyen bir başka yönü de din etkisidir. Kırsal kesimde veya küçük kasabalarda yaşayanlar, şehirlerde yaşayanlara göre daha az alkol tüketmektedirler. Köyden kente yapılan göçler uyum sorunlarını ve kültürel karmaşıklığı artırdığı için alkol kullanımında da artış görülmektedir. Kişinin içine girdiği grubun tutumu, grup özdeşimi de alkol kullanmada etkili olmaktadır. Araştırmacılar alkolizme bireysel bir sorun olmaktan çok, grup dinamiklerinin etkili olduğu bir “sosyal davranış bozukluğu” olarak bakmaktadırlar.
D. ALKOLİZMİN NEDENLERİ
Alkolizmin nedenleri kesin olarak bilinmemektedir. Alkolizmde tek neden aramak ve çok etkenli bir bozukluk olduğunu kabul etmek gerekir. Yapılan araştırmalara dayanarak henüz kanıtlanmamış olsa bile ileri sürülen nedenler iki başlık halinde özetlenebilir.
1. Biyolojik Nedenler
Alkolizmi bedensel nedenlere bağlayanların başında bu kavramı ilk tanımlayan Magnus Huss yer alır. Onun görüşüne göre, alkoliklerin sinir siteminde doğuştan yapı bozukluğu vardır. Bu görüş daha sonra bazı ünlü ruh hekimleri tarafından da benimsenip geliştirilmiş ve alkolizmin soya çekimle gelen, kalıtımla ilgili bir hastalık olduğu ileri sürülmüştür. Araştırıcılara göre, soyaçekimle gelen sinir sistemi bozukluğu nedeniyle dengesiz kişilik yapısı gösterenler alkolik olmakta, alkoliklerde kişilik bozulmakta, böylece alkolün oluşturduğu kısır bir döngü ortaya çıkmaktadır.
Alkolizm ve kalıtım arasındaki ilişki üzerinde çalışan Jellinek değişik ülkelerde yapılmış onbeş araştırmanın sonuçlarını inceleyerek alkoliklerin %55’inde kalıtımın önemli rol oynadığını ortaya koymuştur. Ancak burada söz konusu olan geçişin gençlerle bağlantısı kesin olarak açıklığa kavuşmamıştır.
İçinde alkolik kişilerin bulunduğu bir çevrede yetişen çocuk ve gençlerin soyaçekimle olmasa bile, “soya benzemeyle” alkolik olabilecekleri görüşü bugün içinde güncelliğini korumaktadır.
Alkolizme iç salgı bezleri arasında bağlantı kurmaya çalışan araştırıcılar da vardır. Kimi araştırıcı hipofizin, kimisi tiroidin, kimisi böbreküstü bezlerinin “işlev bozukluğu sonucu” alkole eğilimin arttığını, alınan alkolün iç salgı bezlerinin işleyişini düzenlediğini, bu nedenle alışkanlığı ve alkolizmi doğurduğunu ileri sürmüşlerdir. Ne var ki, daha sonra yapılan araştırmaların hiçbiri bu görüşleri doğrulamamış olup, alkoliklerde bulunan iç salgı bezlerinin işlevine ilişkin bozuklukların da alkol sonucu ortaya çıktığı görülmüştür.
Alkolizmi zeka geriliğine, beyin örselenmelerine beden sakatlıklarına, geçirilmiş sinir sistemi ve beyin iltihaplarına bağlayan görüşlerin bulunmasına karşın, bunların hiçbiri geçerli olmamıştır. Bu nedenle “alkolizmle kalıtım arasında hala geçerliliğini bir ölçüde sürdüren bağlantı dışında”, bugüne dek başka hiçbir organik görüş geçerli olmamıştır.
2. Psikososyal Nedenler
a) Kişilik Etkeni
Alkoliklerin hastalık öncesi kişilik yapısı üzerinde bir çok araştırma yapılmıştır. Özgül bir kişilik yapısı gösterilememiştir. Ancak ruhbilim öğretilerinin hemen hepsi alkolizmin alkol almadan önce, “bozuk olan kişilik yapılarında” ortaya çıktığı görüşünde birleşmişlerdir. Alkoliklerin alkole başlamadan önce ve çocuklarında hiperaktif-tutarsız, amaç ve değerlere fazla duyarlı olmayan, sosyapatiye eğilimli olduklarına dair bulgular ağır basmaktadır. Yine kişiliği oluşturan, içgüdü ve dürtü katmanından başlayarak yukarıya doğru bütün katmanlarda ki takıntı-saplantı yada bozuklular alkolizmin ortaya çıkmasını kolaylaştıran birer etken olarak kabul edilmiştir.



b. Toplumsal Etkenler
Din ve töreleri ile alkolü onaylamayan toplum kesimlerinde alkolizmin oranı düşüktür. Sosyo-ekonomik bakımından üst tabakalarda daha sık görüldüğü kesindir. Refah toplumlarında ise alkolizm en önemli sağlık sorunlarından biridir.
Özellikle yaşadığımız yüzyılda alkol tüketimini artırmak için türlü yayın araçlarıyla yapılan reklamlar, içkiyi insanın yaşamında önemli bir yer kazandırmıştır. Birçok toplumda arkadaş ilişkileri içkiyle başlar. Doğum, evlenme, yıldönümü toplantıları içkiyle kutlanır. İş konuşmaları, dernek yararına bağışlar, başarının sevinci... içkiyle renklendirilir.
Kentleşme, sanayileşme, toplumsal çalkantılar göçler alkol tüketimini ve alkolizmi artıran toplumsal nedenlerin başında yer alır. Batı ülkelerinde yapılan araştırmalara göre büyük kentlerde oturanların %70-80’inin alkol kullanmasına karşılık, bu oran küçük kasaba ve köylerde %20-30 dolaylarındadır.
E. ALKOLİZME GÖTÜREN SEBEPLER
1. Destekleyici Olarak İçenler
Bu tipler şiddetli bir aşağılık duygusundan şikayetçilerdir. Bunun kısmen farkında olmakla beraber asıl sebebini bilmezler. “Birkaç kadeh almadan kimse ile konuşamıyorum”, “içkili olmazsam karıma sözümü geçiremiyorum” cümleleri bu temel aşağılık duygusunu belirtmektedir.
2. Rahatlatıcı Olarak İçenler
“Rahat edebilmem için içmeliyim”, “İçmeden kalabalık arasına giremiyorum,” “İçince daha rahat konuşuyorum” diyen tipler hissetikleri şiddetleri baskı sebebiyle içmektedirler.
3. Bastırılan Bir Duygu veya Fikre Karşılık Olarak İçenler
Burada çok defa alkol bir (bu-kelime-sansurlendi)üel tatmin vasıtası olarak kullanılır. Hadise tamamen şuurdışı cereyan eder. Bu tipler çoğu kere gizli bir homoseksüalitenin ıstırabını çekerler. Erkekler kendi aralarında içki grupları oluşturur, kadınlar ise kendi aralarında içki alemi yaparlar.

4. Nötralize Edici Olarak İçenler
Bu tipler hissettikleri sıkıntı ve korkuyu karşılamak maksadıyla içerler. Alkol olmadan trene ve uçağa binemeyen, sevdiklerinden biri uzakta olduğu zaman içmeden yapamayanlar bu gruba girerler.
5. Kaçmak İçin İçenler
Suçluluktan, homoseksüaliteden, kadınlardan, mesuliyetten, öfkeden ve ıstıraptan kaçmak için içenler vardır.
6. Düşmanlık ve Şiddetli Saldırganlığı Bastırmak İçin İçenler
“Eve geldiğim zaman yemek hazır değildi, üstelik çocuk da ağlıyordu, her taraf pis ve bakımsızdı. Karımdan nefret ediyorum, onu öldürmek yerine ölesiye içtim.”
7. Ruhen Özlemini Çektiği veya Asıl Ruh Kademesi Olan Seviyeye İnmek İçin İçenler
Bu tipler, adeta aptallaşmak için içer denilebilir. Çocuk gibi ağlar, şımarır, (bu-kelime-sansurlendi) şefkatini arar ve bunu karısının şefkati ile kıyaslar. “Benim annemin pişirdiği yemeklerin lezzeti nerede, senin pişirdiklerinin ki nerde”, “Bir haftadır ateşim var, bir hatır bile sormadın” veya “içtiğim zaman çok defa altımı ıslatırım, altıma kaçırırım.” Bu durum çocukluk dönemine bir gerileme olup, çocuksu bir davranışa bürünmeden ibarettir. Şahıs ancak bu seviyede rahatlayabildiği için alkolü bir vasıta olarak kullanır.
F. C.S. COLEMAN’a Göre Yerleşmek Üzere Olan Alkolizmin ilk Belirtileri Şunlardır
• Her gün alınan alkol miktarının aylar boyunca giderek artması
• Alkol etkisi altında taşkın davranışlar gösterme ve ertesi sabah duyulan suçluluk.
• Alkol amnezisi, bir gece önce alkol etkisi altında neler yapmış olduğunu hatırlayamama.
• Sabahları da alkol alma.

G. E.M. JELLINEK Alkoliklerde 4 Özellik Saptanmıştır
1. Alkol bağımlısı kişilerde, diğer insanlarla gerçek duygusal ilişki kurma güçlüğü, ben merkezcilik, olgunlaşmamış ve içe yönelik düşünce biçimleri gözlenir. Kuşkucu, alıngan ve insanlardan kopuk bir yapıya sahiptirler.
2. Alkol tutkulu kişiler sürekli depresyondadır; temelde yaşanan umutsuzluk, yalnızlık, değersizlik ve keder duygularını yüzeysel bir neşeyle yadsımaya çalışırlar.
3. Alkol bağımlı kişiler çevrelerine de bağımlıdırlar. Ancak gerçek anlamda duygusal bağlar kuramazlar ve ilişkileri bağımlılık eğilimlerinin yarattığı zorunluluktan gelişir. Temelde edilgin bir kişilik yapısına sahip olan bu kişilerden bazıları, “yüz yüze gelindiğinde canlı, etkin ve saldırgan davranışlar göstererek edilgin yönlerini ödünlemeye çalışırlar.
4. Alkol bağımlısı kişiler “cinsel yönden olgunlaşmamış” insanlardır ve özellikle erkeklik rolüyle özdeşimlerinde ciddi bir eksiklik duygusu sözkonusudur. Bir çoğunda karşı cinse ilginin azalmasıyla “eşcinselliğe” kadar giden davranışlar görülebilir.
H. KADINLARDA ALKOLİZMİN TEMEL NEDENLERİ
- Çocuklardan birinin evi terk etmesi
- Çocuklardan birinin ölümü
- Boşanma
- Evlilik sorunları (şiddetli geçimsizlik, ...)
- Menopoz
- Adet ağrıları
- Düşükler
- Çocuk isteği
- Kadın olarak yetersizlik duygusu
Kadınlar genellikle çocukların okulda olduğu 9-15 saatlerinde ve eşlerin eve dönünceye kadar ki zamanda içmektedirler. Kadınlar alkol aldıklarında kendilerini suçlu hissederler ve erkeklerdeki gibi sorunlarını ailelerinden saklarlar.
I. Alkolizmle İlgili Yapılan Araştırmalardan Birkaç Örnek
Uyum güçlüğü olan insanların çoğunun yaşadıkları anksiyeteye karşı neden alkole başvurmadıkları sorusunun yanıtı yıllar boyunca gelecek kişi tarafından araştırılmıştır. Bazı araştırıcılar “alkolik kişilik” türünde bir karakter yapısından, diğerleri genetik bir eğilimden söz etmişlerdir. Alkolizm olgularının aynı aile içinde daha sık görüldüğü bir gerçektir.
T. IRWIN, incelediği bir alkolik grubunun ana-babalarının yarısının alkolik olduğunu saptamıştır (1968). 259 alkolik üzerinde yapılan bir diğer araştırmada bu kişilerin ana-babalarının %40’ının alkolik olduğu gözlenmiştir. Bu araştırmaların ve benzerlerinin çoğu alkolizmin nedenini, alkolik bir ortamda yetişmiş olmaya (Toplumsal kalıtıma) bağlamışlardır.
R. BALES Alkol bağımlılığında “toplumsal ve kültürel etmenleri araştırmış (1946) ve bir toplumda alkol kullanma oranını belirleyen 3 kültürel etmenden söz etmiştir.
1. Kültürün yarattığı bir zorlanma ve içsel gerilimlerin oranı.
2. Kültürün alkol kullanılmasına karşı geliştirdiği tutum.
3. Kültürün anksiyete ile başedilmek için ne gibi yöntemler önerdiği
SMİTH – ABBEY – SCOTT yaptıkları ortak bir çalışmada alkol kullanmanın başlıca dört nedeninden söz etmişlerdir. Bunlar,
1. Alkol kullanmayı “zorlanmalı durumlarda başa çıkmanın” bir yolu olarak görmek.
2. Bir “grubun üyesi” olmaya duyulan ihtiyaç.
3. Kendini “sosyal güvende hissetmenin” bir aracı olarak görmek.
4. Hoş duygular yaşamak.
Yine bir başka çalışmada, JOHNSON ve PANDINA gençlerin alkolü bir takım “problem ve stres” durumlarıyla başa çıkma yolu olarak gördükleri için kullandıklarını belirtmişlerdir.
Y. TÜMERDEM ve arkadaşlarının 1986 yılında yapmış oldukları araştırma sonuçları şu şekilde çıkmıştır. “Araştırmaya, İstanbul ve Burdur’da öğrenimine devam eden (farklı sosyo-ekonomik düzeyden) 1226 Lise ve 543 üniversite olmak üzere 1767 öğrenci alınmıştır.”
İstanbul’da Lise öğrencilerinin %4.9’u,
Burdur’da ise Lise öğrencilerinin %1.8’i
İstanbul’da üniversite gençliğinin %11.8’i
Burdurda ise üniversite gençliğinin %7.5’i
alkolü sürekli kullanmaktadır.
Bu araştırmadan şu sorunlar ortaya çıkmaktadır. “Sosyo-ekonomik ve kültürel düzey arttıkça alkol kullanım oranı artmaktadır. Yine erkek öğrencilerde alkollü içki kullanımı, kız öğrencilere göre oldukça yüksektir.”
K. Birazda İstatistiki Veriler
Bağımlılık yapan maddelerden biri olan alkolün istatistiki bir dökümünü sunduğumuzda işin vehameti daha iyi anlaşılacaktır.
* Irza tecavüzlerin %80’ni
Trafik kazası yapanların %61’ni
Yangına sebebiyet verenlerin %16’sını alkol alan kişiler oluşturmaktadır. Alkol alan kişilerin almayanlara göre, 16 kat fazla düştükleri ve 30 kat fazla zehirlendikleri acı bir gerçektir.
* Dünya sağlık örgütünün 30 ülkeyi kapsayan (ülkemizin de içinde olduğu) araştırma raporunda “ortalama vukuat yüzdeleri” şöyledir;
Cinayetleri %85’i
Irza Tecavüzlerin %50’si
Şiddet Olaylarının %50’si
Trafik kazalarının %60’ı
Eşlerini dövenlerin %70’i
İşe gitmeyenlerin %60’ı bu suçlarını alkollü iken işlemekte....
Akıl hastanelerinde yatanların $40 ile 50’sinde Genel tutuklamaların %50’sinde alkol temel sebebi oluşturmakta....
İntihar olaylarında da alkolün etkisi içmeyenlere oranla 58 kat daha fazladır.
* Dünyada alkol tüketim artışı, ekonomik ve sosyal yönden istilaya hedef gösterilen Güney Amerika da %200, Afrika’da %400, Asya’da %500 iken, Batı ülkelerinde ise bu artış ortalama %50-113’dür.
* Ülkemizde alkollü içki tüketimi 1994 yılında 900 milyon litre iken, 1995 yılında 1 milyar 200 litreye, 1996 yılında ise 1.5 milyar litre olarak tespit edilmiştir. Türkiye nüfusunun 65 milyon olduğu biliniyor, en son “D.İ.E. verilerine göre 4 milyon 500 bin alkolik olmak üzere 17 milyon alkol kullanan insan mevcuttur.” Dünya alkol tüketimi sıralamasında 3.sıradayız.
* Ülkemizde kişi başına düşen alkollü içki miktarı 15 litredir. (1970 yılında 1 litre, 1992 yılında 10 litre) Türkiye de alkol tüketiminin en fazla olduğu yaş grubunu genç kuşak oluşturmaktadır. Ondan sonra çocuk kuşak gelmektedir. Daha sonra ise orta ve yaşlı kuşak (50 + ötesi) gelmektedir.
* 95 Kasım ayında 839 öğrenci üzerinde yapılan bir araştırmada Lise çağındaki gençlerin;
%47.7’si sigara
%35.5’i alkol kullanmakta
Üniversite öğrencilerinde ise,
Sigaracıların %66’sı erkekler
%57.5’si kızlar
Alkol kullananların %60.5’i erkekler
%57.7’sini kızlar oluşturmaktadır.
Alkol kullanan kadın ve erkekler, doğacak yeni nesillere büyük zararlar vermektedirler. Bu konuda aşağıda vereceğimiz “hamile iken içkiye devam eden kadınlarda” sakatlık türü ve yüzdesi yeterli bir fikir verebilir.
İçkiye devam eden annelerin çocuklarında,
Psikolojik sorunlar %89
Konuşma bozukluğu %80
Doku bozukluğu %80
Saldırgan tavırlar %72
Hormonal ve Cinsel bozukluk %46
Normalden küçük doğum %98
Duyma bozukluğu %41
Göz bozukluğu %25
Ortopedik arıza %33
Dudak ve parmaklarda bozukluk %91
Cilt ve tırnak arızaları %30
Kalp zafiyeti % 29 .....
İçkiye devam eden hamile annelerden doğaca 100 çocukta meydana gelebilecek yukarıdaki arızaların toplamı 930’dur. 100 çocukta 930 arıza. “1 çocukta 9.3 arıza demektir.” Bu durumda içkiye devam eden hamile annelerin sağlam çocuk doğurma ihtimali sıfırdır. Alkol kullanan babaların hesabı bu tablomuzun dışındadır.
AMATEM’e göre “Her yıl 1 milyon çocuğun içkiye başladığı ifade edilmektedir.”
* Yapılan araştırmalar sonucunda yaşlılık sebebiyle ölü sperma sayısı %15 iken, içki kullananlarda ölü sperma sayısı %55’tir. Normal evlilerde, %9’u çocuksuz iken, içki içenlerde bu oran %14’tür. Alkol, ana rahmindeki cenini imha eder. Ana rahmindeki çocuk bir zar içindedir. Bu zarı sadece 3 şey delip geçer. Alkol, frengi mikrobu ve kurşun zehri. Alkol ana rahminde imha edemediğini, düşüğe sebep olarak zayi eder. Alkol alan kadınların %50 düşük yaptığı belirtilmiştir.
Fransa’da her sene doğan 450 bin geri zekalı ve sakat çocuğun 300 binin sebebi, Alkolik ana-baba olarak açıklanmıştır.
Dünyada en çok alkollü içki içen ülke Fransa’dır. Fransada, her sene alkolün doğrudan veya dolaylı etkisiyle 60 bin kişi ölmektedir.
L. Ve, Ülkemizden “Alkol Bağımlılığı ile İlgili bir Araştırma” daha
1859 yılında AMATEM’de, alkol bağımlılığı tanısı almış, yükseköğrenim grubunu teşkil eden 93 erkek hata araştırmaya alınmıştır.
Araştırma konusu, “Alkol bağımlılığı ve Yükseköğretimde Psikososyal Faktörler.” Araştırma grubu ise, “Doç. Dr. M. Beyazyürek yönetiminde Dr. L. Alptekin, Dr. N. Eradamlar, Dr. Ö. Özer ve Dr. O. Karamustafaoğlu’dan” oluşmuştur. Araştırma verileri ve sonuçları “özet” olarak şu şekilde olmuştur.
Yaş gruplarına göre dağılımı
20-30 16
30-40 33
40-50 30
50-60 10
60-üstü 4
Toplam 93
Tahsil Durumlarına Göre
Y. Ö. Mezunu 81
Y. Ö. Terk 10 (5’i alkol nedeniyle)
Y. Ö. Öğrenci 2

İçkiye ilk başlama yaşı
18 altı 46
18-30 41
30 üstü 6

İlk içilen içki çeşidi
Bira 38
Rakı 19
Şarap 25
Diğer 10



İlk defa neden ve nasıl içmiştiniz
Özenti 41
Merak 13
Kutlama 15
Çevreye uyum 14
Israr, teşvik ve diğer 10

İlk içkiyi kiminle içtiniz
Arkadaşlarla 79
Ailesi ile 17
Yalnız 7

Kendisini nasıl tanımladığı
Önemli kişi 15
Normal – başarılı 68
Normal – başarısız 8
Bir işe yaramaz 2

M. Alkol Kullanımının Neden Olduğu Sorunlar
Alkolizm, insan sağlığını, aile huzurunu, cemiyetin temel değerlerini ahlakı ve ülke ekonomisini, hatta savunma gücünü tahrip eden ve sayısız kötülüklere sebep olan bir alışkanlıktır.
Alkol, vücudun ihtiyacı olan bir besin maddesi değildir. Vücudun iç organları alkole (zehir) yabancı muamelesi yaparak, bu maddeyi vücuttan bir an önce atmak için aşırı derecede faaliyet gösterirler. Normalin üstünde yapılan bu çalışma ise, bu organların aşırı derecede yorulmasına ve yıpranmasına neden olur. Alkolün doğrudan ve dolaylı tesiri ile vücudun çeşitli organlarında rahatsızlık meydana gelir.
1. Alkolün Merkezi Sinir Sistemi Üzerine Etkisi
Alkolün vücutta en hızlı etkisini gösterdiği yer beyin, yani merkezi sinir sistemidir. Alkol başlangıçta beyin faaliyetini hızlandırmasına rağmen bu hızlanma giderek azalmakta ve beyin faaliyetleri yavaşlamaktadır. Alkol önce beyni etkileyerek algılama, heyecan, zeka, uyum, muhakeme ve davranışları da etkilemektedir. Algılama ve hareket işlevlerinin koordinasyonunu sağlayan omurilikte alkolden etkilendiği için, beceri, refleks ve hareket gücü bozulmaktadır. Aşırı alkol ise beynin altında bulunan “bulbusu” etkileyerek solunumun durmasına neden olabilir.
Alkolün beyin ve sinirler üzerine yapmış olduğu etkilerin sonucunda birçok sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bunların en önemlileri şunlardır.
• Alkolik Polinevrit (sinirlerin iltihabı); Sinirlerde iltihap ve felçler meydana getirir.
• Alkolik Halüsinoz; Ortada hiçbir madde yokken onun varlığına hükmetmek yani bir nevi hayaller görmek.
• Alkol Paranoyası; Aşırı kıskançlık ve aldatılma korkusu biçiminde ortaya çıkan düşünce bozukluklarıdır.
• Delirium Tremens; Alkol kesildiğinde diğer yoksunluk belirtileri ile birlikte ortaya çıkar. Ateş, ter, kalp atışında hızlanma, kan basıncında düşme, titreme ve bilinç bulanıklığı...vb.
• Vernike Hastalığı; Özellikle beyin hasarlarından sonra görülen, gözlerde kasların çalışmaması ile hastalık kendini belli eder.
• Karsakof Psikozu; Beyinde ve sinirlerde hasar sonucu, hafıza kusurları ve sinir iltihaplarıyla kendisini belli eder.
Yine, “görme siniri bozukluğu ve çift görme, sara nöbetlerinde artma ve delirme” gibi hastalıklarda kendini göstermektedir.
2. Alkolün Sindirim Sistemi Üzerine Etkisi
Alkol karaciğerin glikoz deposunu azaltmakta ve oksijenlenmesini bozmaktadır. Karaciğer hücresi ise oksijensizliğe karşı hassastır. Alkolün karaciğer üzerine zehirli etkisi, karaciğer yağlanması, iltihaplanması ve sonuçta “siroz” meydana gelmesi şeklinde olmaktadır. Sirozda normal faaliyet görecek karaciğer hücrelerinin yerini bağ dokusu, bağ dokusu hücreleri almıştır. Karaciğer sertleşmiş ve normal faaliyetlerini yapamayacak hale gelmiştir. Alkoliklerde siroz görülme oranı normal şahıslardan 8 kat daha fazladır.
Alkolü devamlı kullananlarda sindirim sistemi ile ilgili olarak ağızda kanser, yemek borusu iltihabı, yemek borusu kanseri, mide iltihabı, hazımsızlık, beslenme bozuklukları, alkole bağlı sarılık ve karaciğer kanseri gibi hastalıklara rastlanmaktadır.
3. Alkolün Solunum Sistemi Üzerine Etkisi
Alkol solunum yollarını tahriş eder, fazla alınırsa solunumu felç ederek öldürür. Yapılan araştırmalar sonucu, alkoliklerde ağız, yutak ve gırtlakta alkol kullanmayanlara göre daha fazla kanser oldukları ortaya konmuştur. Bununla beraber müzmin solunum yolları ve akciğer hastalıkları ile akciğer veremi, normal fertlere göre, alkol kullananlarda yüksek oranda görülmektedir.
4. Alkolün Dolaşım Sistemi Üzerine Etkisi
Alkolün dolaşım sisteminde en fazla etkilediği organ kalptir. Bütün iç ve dış organlar faaliyetlerini kan sayesinde yaparlar. Kan dolaşımını kalp idare eder. Devamlı alkol alanlarda kalp atışı daima hızlıdır. Bu hızlılık ise kısa zamanda kalbin etrafında yağ bezleri meydana getirir. Her uzvun kendine mahsus hacim ve satıhları anormalleşir, şahsın normal teneffüsünü zorlaştırır. Zira kalp etrafında yer alan yağ bezleri sadece teneffüsü ortadan kaldırmakla kalmaz, aynı zamanda damarların genişlemesine, sertleşmesine ve tansiyonun yükselmesine sebep olur. Normal çalışmasını kaybeden kalp, kısa zamanda durabilir.
5. Alkolün Diğer Vücut Sistemlerine Etkisi
Yüz ve Ciltteki Etkisi
Alkol olan bireylerin yüz ve ciltleri daima kırmızıdır. Yüz ve derideki kılcal damarlar genişler. Yüzler ve burun şişer, bu bölgelerde nokta nokta kızarmalar görülür.


Süt ifraz eden guddeler üzerindeki etkisi
Alkol süt ifraz eden guddeleri zayıf düşürür. Alkolik babaların kızları doğum yapınca sütleri ya tamamen kesik ya da çocuğu besleyemeyecek kadar az olur. Alkol alan anaların sütüne karışan alkol emzikteki çocuğa zararlı tesirler yapar. Ve süt guddelerini çalışamaz hale getirir. Alkol ana sütüne 20-40 dakika sonra karışır.
Cinsi iktidar üzerindeki etkisi
Alkol (bu-kelime-sansurlendi) organlarının hormonal fonksiyonlarını etkileyerek, sperm oluşumunu azaltır. Alkol beyin kontrolünü azalttığı için, cinsel arzuları artırmasına rağmen, (bu-kelime-sansurlendi)üel performansı azaltır. Hamilelik süresince alkol içilmesi sebebiyle doğuştan bozukluğu olan yani fatal alkol sendromlu bebeklerin doğabileceği tespit edilmiştir.
Özetlersek, alkole bağlı olarak karaciğer iltihabı ve yağlanması, siroz, mide ve barsak bozuklukları, pankreas iltihabı, dolaşım, solunum sistemi bozuklukları, Akıl ve Ruh hastalıkları görülür.
Alkol bağımlılarında görülen Ruhsal bozuklukları şu şekilde sıralayabiliriz.
Patolojik Sarhoşluk; Çok az miktarda alkol alındıktan sonra aşırı taşkınlık, saldırganlık ve bilinç bulanıklığı. Uyandıktan sonra hiçbirşey hatırlamaz.
Nesnike Halusinozu; İşitme sanrıları ve bunların sonucunda çeşitli davranış bozuklukları.
Beyincikte Bozulma; Dengesizlik, durma ve yürüme güçlüğü vb. nöbet nöbet gelen içki içme isteği (Dipsomania).
Ve Deliryum Tremens,
Renk Görme Bozukluğu
Alkol Paranoyası
Korkosaf Psikozu (Bellek bozuklukları ve bilinç bulanıklığı söz konusudur. Sonuç bunamadır.)
Alkol sarası (Kasılma ve koma halidir.)
İntihara ya da başkalarını öldürmeye yol açabilen alkolizmin ilk uyarıcı işaretleri şunlardır.
Artan tüketim
Aşırı davranışlar
Hatırlama güçlüğü
Sabahları içme davranışı
Ö. Tedavi
Alkol bağımlılarının tedavisinde temel gaye, alkol içilmesinin kesilmesi, alkol almaya yol açan ruhsal nedenlerin ve toplumsal sorunların çözülmesi ve bağımlı olan bireylerin alkol nedeniyle yitirdiği toplumsal rol ve konumuna yeniden dönmesi, eski başarı ve becerilerini kazanmasıdır.
Tedavi Şekilleri
a. Antabus Tedavisi: Antabus veya benzeri ilaçlardan biri hastaya verilince hastada kriz meydana gelir. Baş dönmesi, göz kararması, tansiyon düşmesi, vücutta kızarıklık, terleme, ateş basması, uyuşukluk, kalp atımında hızlanma gibi belirtiler oluşur. Hasta paniğe kapılır, ölüm korkusu hisseder. Bu şekilde birçok tatbikat yapılır. Tedavi, hastanın alkol arzusu kayoboluncaya kadar sürer.
b. Nefret Terapisi: Emetine ve apomorphine gibi maddeler şartlandırma esasına kullanılır. Enjeksiyon sonucu meydana çıkacak olan bulantıdan önce hastaya alkol verilmekte böylece içkinin kokusu, görüntüsü ve tadının, kusma ile ilişkilendirilmesi sağlanmaktadır. Bu işlem tekrarlandıkça, klasik koşullanma sayesinde amaca ulaşılmakta, hastanın içkiden nefret etmesi ve tiksinmesi sağlanmaktadır.
c. Psikoterapi: Alkolik, alkolün yol açtığı zararlara karşı uyarılır. Bunlardan kurtulmasının alkol kullanmamaya bağlı olduğu hatırlatılır. Şahsiyet yapısının güçlendirilmesine yardım edilir.
d. Sosyoterapi: Alkol konusunda eksiksiz bir tedavi programı genellikle, alkoliğin yaşamını ve çevresini değiştirmeye yönelik çalışmaları da içerir. Bu da yapılacak sosyoterapilerle ve diğerbazı etkinliklerle mümkündür.
e. Hipnoterapi: Bu metodun esası ya alkoliğe içkiden zevk almadığını ya da içince hasta olacağını telkin etmektir. Hasta bu gibi telkinlere uzun süre dayanamamaktadır.

P. Ek Bölümler
EK-1
Dünya sağlık örgütüne (WHO) göre Alkol bağımlılarında görülen “Ortak kişilik özellikleri”
Bencillik,
Gerilimlere karşı duyarlılık,
Bir kişiye ya da nesneye aşırı bağlılık,
Kendini büyük ya da küçük görme.

EK-2
YEŞİLAY
Tarihçe:
I. Cihan harbi sonunda, büyük çoğunluğu yurdun işgal edilmiş olmasına rağmen, milletimizde istiklal ve mücadele azminin sönmediğini gören düşman top ve tüfekle yenemediği Türk varlığını, içten çökertmek için, “alkol ve uyuşturucu maddelere” başvurmuştur.
Limanlarımıza uğrayan düşman gemileri, beraberinde getirdiği yığın içkileri ve uyuşturucuları el altından halkımıza ve bilhassa gençlerimize ulaştırıyordu. Kısa bir zamanda içki ve uyuşturucu madde alışkanlığı bir salgın halini almaya başlamıştı.
İşte bu faciayı görüp, işin vahametini kavrayan vanatsever aydınlar, (Mazhar Osman gibi, Mazhar Osman ülkemizde modern psikiyatrinin kurucusudur) halkı ve gençliği uyarmak ve bu yolda mücadele vermek için “Türkiye Yeşilay Cemiyeti”ni kurdular. Tarih 5 Mart 1920 idi. Böyle milli ve hayati bir ihtiyaçtan doğan “Türkiye Yeşilay Cemiyeti” bugün de yurt sathına yayılan şube ve temsilcilikleri ile, Genel Merkeze bağlı gençlik teşkilat (okul yeşilay kolları dahil) ile aynı kutsal görevi yürütme çabası içindedir.
5 Mart 1920’de “Hilal-ı Ahdar” adı ile kurulan cemiyet, bir süre sonra “Yeşil Hilal” daha sonra da “Yeşilay” adını almıştır.
1934’de YEŞİLAY bakanlar kurulu kararı ile, kamu yararına uygun dernekler arasına katılmıştır.
1946’da Milli Eğitim Bakanlığı’nca okullara bir genelge gönderilerek toplumsal çalışmalar arasında, Yeşilay kollarının bulunması zorunlu kılınmıştır.
Yeşilay’ın kuruluşunu simgeleyen (5 Mart 1920) her yılın Mart ayının ilk haftası (1-8 Mart), 1953 yılından beri “Yeşilay Haftası” olarak değerlendirilmekte ve bu hafta içinde Yeşilay çalışmaları daha da yoğunlaştırılarak “Yeşilay ülküsünün” önemi, keza, alkolizm ve uyuşturucuların kahredici zararları halkımıza ve bilhassa gençlerimize, türlü araç ve yöntemlerle anlatılmaya çalışılmaktadır.
YEŞİLAYIN ÇALIŞMALARI
Konferanslar, Radyo-Televizyon konuşmaları, geziler, sergiler ve seminerler tertipler. Kitap ve makaleler neşreder.
Alkol ve uyuşturucu düşkünlerinin tedavisinde yol gösterir, yardımcı olur.
Okul ve kurumlarda yapılacak çalışmalar için döküman (video kasetleri, afiş, pankart, broşür vs.) ihtiyaç karşılamaya çalışır.
Kültür ve sanat etkinlikleri yapar. Kendi konularında bölgesel çalışmalar yapmak için şubeler açar.
Yeşilay Dergisi
Yeşilay’ın 1924’ten beri düzenli ve yararlı bir muhteva ile yayınladığı “aylık Yeşilay Dergisi”nde sağlık ve kültür konuları yer alır.
Dergide yetişkinlerimize ve gençlerimize hitap eden, onlara yararlı ve üstün vasıflı insan olmanın yol ve yöntemlerini milli ve manevi örneklerle sunan yazılar, makale, biyografi, hikaye ve şiirler yayınlanmaktadır.
Yeşilayın Gayesi
Ülkemizde ahlaki ve kültürel bir kalkınma atmosferi içinde, içki ve uyuşturucu madde tüketimini, Devlet organları ile de iş ve gönül birliği yaparak asgariye indirmektir.

EK –3
Ve konumuzla ilgili üç şiir!
Zararlı alışkanlıklardan olan alkol zaman zaman edebiyata da girmiştir. Buna ilk örneğimiz C. Sıtkı Tarancı’dan olacak!
“Haydi Abbas! Vakit tamam
Akşam diyordun işte oldu akşam
Kur bakayım çilingir sofrasını
Dinsin artık bu kalp ağrısı
Şu ağacın gölgesinde olsun
Tam kenarında havuzun
Aya haber Sal çıksın bu gece
Görünsün şöyle gönlümce”
Bir süre sonra Tarancı, “Paydos” şiirinde bakın ne diyor.
“Paydos bundan sonra çılgınlıklara
Sert konuşmaya başladı aynalar
Yetişir koştuğum aşkın peşi sıra
Bitirdi beni bu içki, bu kumar.”
Orhan Veli Kanık içkiye olan muhabbetini şöyle dile getiriyor.
“Tekel rakısı bu be!
Tam kırkbeş derece
İki tek attın mı
Doksan oldun demektir.
Yani dik açı
Biz akşamları dostlarım
Böyle dönüyoruz işte köşeyi.”
Ve son olarak ta Oktay Rıfat’tan bir şiir!
“Burası dalyan kahvesi
Ortalık süt mavisi
Apostol bu ne biçim meyhane
Tabağımızda bulut
Kadehimde gökyüzü.”

EK –4
“Tarihin hiçbir döneminde, tabii ve patolojik afetler de dahil, hiçbir felaket insanlığı, günümüzdeki alkol ve uyuşturucu salgını kadar tehdit eden bir sorun haline gelmiştir.” (Yeşilay)
“Alkolizmin başı biradır. Bira tüketiminin artması alkolizmi yaygınlaştırır. Alkolik gençler yarının ölüleridir.” (Prof. Dr. Coşkun Sarmaş)
“Alkol, sefaletin kaynağı, hapishane ve tımarhanelerin sermayesidir.”
(G. Ballet )
“Alkol, sosyal felaketlerin sebebidir.” (Prof. Dr. N. Uluutku)
“Neler çektim içkiden bilseniz. Sokaklarda mı yatmadım, komalara mı girmedim. Ama artık kararlıyım, içki içmeyeceğim. Benim paraya düşkünlüğüm fazladır. Buna rağmen deseler ki al şu bir milyonu, bu bir yudumu iç. Vallahi içmem.” (1972, Münir Özkul)



Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 23.11.2008 19:48:23
Yazıyı Ekleyen : halil
 Bu  yazı Bugün 0 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 3157 kez okundu.
halil bugüne kadar toplam 365 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

umre ve cuma namazı

Şahitlikte Bir Erkeğe İki Kadın Olmasındaki Hikmetler

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

şehid


Bugün Hiç Okunmadılar..

lütfen izleyin komik

YALAN SÖYLEMEYEN ÇOCUK

NEFSİN KADAR ZARARLI OLMAZ

Sairiniz Facebook´ta

DELİNEN KIRBALAR


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
yılmaz , eylül 13 , nur , nur1 , taekwondocu_1580 , HATICE BACIM , ıboo , cankan , deda , YILMAZ42 , engin , phenomenon , 3562765831 , SAHADET_61 , duygusal , yağız ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

eriDUY BABAsoru sorradyochatestetikarafAyetel kadirkutlu

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   feraset22
   ba_hadır_12
   ummuhan1977
   mnihatmalkoc
   cihat

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.