Cuma gününde öyle bir saat vardır ki, şayet bir müslüman kul o saate rastlar da Allah’tan bir hayır isterse, Allah onu kendisine mutlaka verir.
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Bir kısım insan vardır, Allah'ın mülkünden haksız bir surette mal elde etmeye girişirler. Halbuki bu, Kıyamet günü onlara bir ateştir, başka değil.



Yazı eklemeye vaktiniz yoksa
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Genel Makaleler » Kul Hakkı


Kul Hakkı
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...


Abd = Kul, demektir. Bildiğiniz üzere Kelime-i Şehadet' te Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vessellem' in kulluğu (abd oluşu), "Abduhu ve Rasûluhu" denilerek risaletinden (Rasullüğünden/eliçiliğinden) önce zikredilmiştir. Bu öncelik, kulluk özelliğinin diğer tüm özelliklerinden daha üstün olduğunu vurgulamak içindir. Çünkü kulluk, öncelikle tüm mahlukat gibi insanın da varoluş nedenidir. Kelime-i Şehadet' te vurgulanan Hz. Muhammed aleyhisselâm' ın kulluğu da en kamil ve şuurlu kulluk kapsamında bir kulluktur. (Bu konuyu daha sonra daha detaylı inceleriz inşaallah)

İnsanın kulluğunun önemini vurguladıktan sonra, gelelim İslâm Dini' nde kul hakkı' nın neden çok önemli bir hak olduğu konusunu açıklamaya...

Kul hakkı nedir?

Aslında kul, yaradanına kulluk ettiğinden dolayı gerçek hak sahibi kul değil, kulun hakikati olandır. Yani asıl hak o kulun rabbine aittir. Tüm hakların tek sahibi O' dur gerçekte.. Ama biz bugün burada, kul hakkı konusuna bu yönüyle dikey değil, Allah sistemi (sünnetullah) açısından, yani yatay açıdan bakacağız konuya...

Kul hakkı, insanın can, mal, namus ve ahiret yaşamına dönük maneviyatı gibi dokunulmazlıklarına yönelik tecavüz ve haksızlıkların ortaya çıkardığı haktır. İnsanın kişisel haklarına yönelik her türlü tecavüz ve haksızlıklar haram yada mekruh fiillerdir. Bu sebeple günah kapsamındadır, cezası vardır. Kul hakkından doğan günahların ve cezaların Allah tarafından bağışlanması sözkonusu değildir. Kul hakkı, ancak hak sahibi o kişiyi bağışlaması ile ortadan kalkabilir.

Ayetlerde sözü geçen, Allah' ın şirk haricindeki günahları affetmesi gibi ifadeler kul hakkını kapsamaz. Çünkü bizatihi kul hakkına tecavüz şirk kapsamındadır, kaynağı şirktir. Örneğin; "Ey kavmimiz dediler, Allah' ın davetçisine uyun ve O' na inanın ki (Allah) günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi acı bir azabdan korusun" (el-Ahkaf, 46/31) âyetinin yorumlarken bağışlanacak günahların Allah hakkını (layıkıyla kulluk etmek adına, Allah için yapılan fiiller) ilgilendirenler olduğu, kul hakkından doğan günahların ise Allah tarafından bağışlanmayacağı konusunda bir çok din alimi fikir birliği etmiştir. Kezâ Hz. Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem' den rivayet edilen bir çok hadis de bu yorumu doğrular.

Meselâ; Ebu Hureyre' den rivayet edilen bir hadisinde Hz. Rasûlullah (s.a.s), üzerinde kul hakkı bulunan kişilerin kendilerini mazlumlara (hakkı yenen kişiye) bağışlatmalarını öğütler. Bunun yapılmaması durumunda haksızlık yapan kişinin salih amelleri haksızlığı ölçüsünde alınarak hak sahibine verilir. Eğer verilecek salih amel bulunamazsa o zaman da mazlumun günahları zâlime yüklenir. (Buhari, Mezalim, 10). Bu hadise göre kul hakkı, kişinin Cennet ya da Cehennem' e gidişinde önemli ölçüde belirleyici bir rol oynamaktadır. Başka bir Hadis-i Şerif' te Rasûlullah; Allah' ın huzuruna kul hakkı ile gelen kimseyi "müflis" (iflas etmiş, batmış, elinde bir şeyi kalmamış) olarak tanımlayarak şöyle buyurur:

Ebü Hüreyre radıyallahu anh' den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

"Müflis kimdir, biliyor musunuz?" diye sordu. Ashab:

- "Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir", dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

"Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekat sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnad ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir" buyurdular. [ Müslim, Birr 59. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyamet 2]

Bu konu başka bir hadiste şu şekilde aktarılır:

"Müflis şu adama derler ki, dünyada yaptığı bütün ibadet ve taatın sevabı ile Kıyamet gününde Allah' ın huzuruna gelir. Bu adam dünyada birçok hayırlar. ibadetler yapmış olmakla birlikte başkalarına zulmetmiş, kimini dövmüş, kiminin gönlünü kırmış, şuna buna eliyle ve diliyle eziyet etmiş... İşte bu hak sahiplerinin hepsi o adamın çevresine toplanacaklar, haklarını isteyecekler: "Bana dünyada iken şöyle yaptı, hakkımı al ya Rab!" diye davacı olacaklar. Allah bunun hayır ve iyiliklerinden hasıl olan sevapları bunlara taksim edecek, fakat borcu yine kapanmayacak. Nihayet onların günahlarını bunun üzerine yükleyecek, Cehennem' e gönderecek. İşte asıl müflis böyle bir adamdır "(Müslim, Birr, 60; Tirmizi, Kıyame, 2).

Yine kul hakkıyla yakından alakalı olduğunu düşündüğüm bir hadis de şudur:

Ebu-Derdâ (r.a)' den rivayet edildiğine göre Hz. Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem şöyle buyuruyor:

"Her bir kişi ki, Allah' ın dininin ahkâmından dolayı bir kimse cezaya uğramış, ona hadd-i şer' i terettüb etmiş, şeriatin emrettiği ceza verilecek. Bunun engellenmesi için, Allah' ın hükmünden doğan cezanın yapılması önüne şefaatini koyarsa; bu işten kendisini geri çekinceye kadar Cenâb-ı Hakk' ın kızgınlığına, gazabına maruz olur. (Kızgınlığında olur, kahrı, gazabı içerisinde olur.)" [Taberânî]

Bu Hadis-i Şerif' de söz konusu olan mevzu her şeyden önce kul hakkını kapsar kanımca... Şimdi konuya başka bir açıdan bakalım.

Müslüman Allah' a iman edip teslim olmayı kabul etmiş kişidir. Mü' min ise, bu vaadini gerçekleştirmiş, yani Allah' a iman etmiş, teslim olmuş, Allah boyasıyla boyanmış ve korkulardan emin olup kurtuluşa ermiş kişi demektir. Allah' a teslim olmak ve Allah boyasıyla boyanmak, O' nun Esma-ül Hüsnâ' sına en kapsamlı şekilde mazhar olmak demektir. İnsan bu yönüyle yeryüzü halifesidir. Müslüman, buna inanıp bu açıdan kulluğunu hakkıyla yerine getirmeyi vaad eden kişidir. Mü' min ise, bu vaadini kapasitesi ölçüsünde yerine getiren kişidir. Yani Allah' ın en güzel isimlerine ayna olan ve O isimleri alemde seyredip değerlendirendir. Konuya bu açıdan bakılacak olursa, Allah' ın güzel isimlerinden biri de el-Hak' tır. Anlamı; Hak ve hakikatın kendisi, gerçeklerin gerçeği demektir. Hak, ayrıca doğruluğu ve adaleti, başka bir deyişle her şeyi yerli yerine koymayı, her şeyi yerli yerinde yapmayı da belirtir. Bu mânânın yokluğu, batılın ve zulmün açığa çıkmasıdır. Hak' ka teslim olan kişi, Hak' kı kendinde bulan kişi, Hak' kın gösterdiği biçimde doğruluk ve adalete yönelir, batılın ve zulmün karşısında yeralır. Bu nedenle müslüman/mü' min Hz. Rasûlullah (s.a.s)' in yaptığı ve tavsiye ettiği gibi "diğer müslümanlara eliyle ve diliyle zarar vermeyen" (Buhari, İman, 4,5), yani hiç kimseye hiç bir şekilde haksızlık etmeyen kişidir.

Ancak bir noktayı açıklığa kavuşturalım, ki biz de batıla ve zulme sapmayalım. Hakkı yenen ve zulme uğrayıp hakkını arayan kişi, hakkını aradığı süreçteki fiillerinden dolayı bu cezalardan müstesnâ kılınmıştır.

* "Allah, zulme uğrayanların dışında, çirkin sözün açıkça söylenmesinden hoşlanmaz. Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilendir." (4/148)

* "Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah' ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (26/227)

* İşte böyle; her kim kendisine yapılan haksızlığın benzeriyle karşılık verir, sonra aleyhine ' azgınlık ve saldırıda' bulunulursa, Allah, mutlaka ona yardım eder. Şüphesiz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır. (22/60)

Bu durumu İslâm hukukunda yer alan "kısas" kavramı ile daha iyi anlayabiliriz. Kaldı ki, devletlerin toplumun ihtiyaçlarına göre kendi içlerinde oluşturduğu yasalarda da benzer hükümler söz konusudur. Hak sahibinin kişisel haklarını koruması ve araması en meşru hakkıdır. Allah' a kulluk adına yapılması teklif edilenleri yapmayanlara, emr-i bi' l-maruf nehy ani l-münker (iyiyi tavsiye, kötülükten sakındırma) şeklinde müdahale edilebilir. Kul hakkını ilgilendiren konularda ise böyle bir yükümlülük yoktur. Burada hak sahibinin meşru müdafaa ve dava hakkı vardır. Bu konu öyle detaylı bir mevzudur, ki örneğin; kul hakkına bağlı konularda mağdurun ölmesi durumunda dava hakkı varislerine geçer. Allah' a kulluk adına yapılması gereken yükümlülükler ise, kişinin ölümü ile ortadan kalkar. Evrensel çapta çok boyutta yürürlükteki bu sistem, maddi bir haktan manevi hakka kadar bir çok hakkı kapsar. Örneğin; halk arasında; "Dedeleri ah almış galiba!" veya "Dedesi erik yemiş, torununun dişi kamaşmış" derler.. Yani kişinin ölümü ile dahi kalkmayan maddi kadar manevi haklar da vardır. Bu derece önemli ve vahim boyutları vardır, kul hakkının...

Bu konuyla ilgili bir genç arkadaşın önemli bir sorusu olmuştu. Bu soruyu ve cevabı da sizlerle paylaşmak isterim. Soru şuydu:

"Hac ibadeti esnasında tüm günahların bağışlandığı bildiriliyor. Fakat kul hakkının bağışlanması hak sahibinin affına bağlandığı için, üzerinde kul hakkı olan kişinin hac esnasında durumu ne oluyor?"

Bu soruya cevap vermek için önce, Ebu Hüreyre' den nakledilen hadiste de belirtildiği üzere, işleyen sistemi bir gözden geçirelim. Deniyor ki; "Bunun yapılmaması durumunda haksızlık yapan kişinin salih amelleri haksızlığı ölçüsünde alınarak hak sahibine verilir. Eğer verilecek salih amel bulunamazsa o zaman da mazlumun günahları zâlime yüklenir"..

Hac ibadetiyle ilgili daha önceki bir yazıda, hac ibadetinin farz ibadet olması dolayısı ile yerine getirilmesinden dolayı ve bu esnâda yapılan diğer ibadetler (tavaf ve namaz gibi) açısından sevap kazanma gibi bir özelliği olsa da, asıl niteliği günah dediğimiz fiillerin oluşturduğu negatif enerjiden kurtulmaktır, demiştik. Bu durumda yukarıdaki sistemle uyuşan bir sentez oluşturalım. Hak yiyen kişinin salih amellerinden hasıl olan sevapları (pozitif enerjisi) hakkını yediği kişiye, hakkını yediği ölçüde tabiri caize manevi bir yolla (süptil alanda) akar. Ruhtan ruha bir aktarma olur bu... Bunun ölçüsü ise, kimi alimlerin yorumna göre; hakkı yenen kişinin affa razı olduğu zaman dilimi süreci kadardır, doğrusunu Allah bilir! Eğer hak yiyen kişinin sevabı yoksa, hakkı yenen kişinin günahı hak yiyene aynı yolla akar. Hak yiyen kişi hacca gittiğinde farz yükümlülüğü düşmekle beraber, eğer hakkını yediği kişi ile helalleşmeden geldiyse, bu ibadet esnasında kazandığı sevapları, hakkını yediği kişiye akar. Yine Arafat' ta günahlarının cümlesi sıfırlandığı için, hakkını yediği kişiden gelen günah (negatif enerji) varsa, bunlar da sıfırlanır. Ancak, Arafat' tan döndüğü andan itibaren, eğer hala hak ödenmemiş ise, sevapları hakkını yediği kişiye akmaya devam eder. Doğal olarak hac esnasında hakkını yediği kişiden günah akmaz, çünkü kendi zaten sevap kazanıyordur, o sevaplarla borcunu ödediği için, karşı taraftan günah gelmez. Ama hacdan döndüğünde bu hak hala ödenmemiş ise ve verecek sevabı da yoksa, yine hakkını yediği kişinin günahı varsa, onları kendine çeker. Konu bundan ibarettir benim kanımca...

Kul hakkı ile ilgili bir kaç hadis daha aktararak konumuza devam edelim.

Hz. Rasûlullah (s.av.) şöyle buyuruyor:

"Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helâllaşsın! Çünkü âhırette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevâblarından alınır, sevâbları olmazsa, hak sâhibinin günâhları buna yüklenir." [Buhârî]

“Mü’minin ruhu, ödeninceye kadar borcuna bağlı kalır” [Ebu Hüreyre- Tirmizî, Cenâiz 74. Ayrıca bk. İbni Mâce, Sadakât 12]

"Kibri, hıyâneti ve kul borcu olmayan mü' min, Cennete girer." [Nesâî]

"Kul hakkı, mü' minin ayıbı, kusûrudur." [Ebû Nuaym]

Ahmet El-Faruki (İmam-ı Rabbani) de "Mektûbât" isimli eserinde şöyle der: "Bir kimseden haksız olarak alınan bir kuruşu, sâhibine geri vermek, yüzlerle lira sadakadan kat kat daha sevâbdır. Bir kimse, peygamberlerin yaptığı ibâdetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremez." (Mektûbât-ı Rabbânî c.2, m.66, 87]

Önemli zatlardan olduğu söylenen Ebû Bekir Kettânî de tevbe konusunda kul hakkından söz ederek şöyle der: "Tevbenin altı şartı vardır: 1- Günahına pişman olmak, 2- Niyet ve tövbeye bağlılık, 3- Farzları eksiksiz yapmak, 4- Kul hakkı varsa ödemek, 5- Salihlerle sohbet etmek, 6- Fâsıklardan uzaklaşmak" (Tezkiretü’l-Evliyâ, s. 226.)

Şimdi burada çok önemli bazı sonuçlara ulaşıyoruz. Demekki:

1- Kul hakları, ibadet ve taatin ve her çeşit iyiliğin sevabını ortadan kaldırabilir.

2- Kişinin ibadet ve taatleri, üzerinde bulunan kul haklarını affettirmez.

3- Kul hakları, maddî ya da manevî olabilir.

4- Bir kişi, bir çok ibadet ve hayır işlemesine rağmen, üzerinde bulunan kul hakları sebebiyle, bu amellerin sevabı hak sahiplerine verilince, kıyamet gününde eli boş kalıp cehenneme girmeyi hak edebilir.

O halde maddi ve manevi olan kul hakları neler olabilir, bunun hakkında da bir kaç uyarı yapalım.

1- Dedikodu, gıybet ve iftira kul hakkı kapsamına girer. Kişinin maddi ve manevi yaşamını olumsuz yönde etkilediği için kişiye zarar verir ve doğal olarak o kişinin manevi bir hakkı doğar. Söz konusu fiillerin büyük günah olduğu ile ilgili ayetler ve Hz. Rasûlullah' tan rivayet edilen hadisler vardır. Hattâ kimi İslâm alimlerine göre şirkten sonra en büyük günahlardan sayılır. Çünkü bu süfli fiillerin kökeninde gizli şirk vardır.

2- Kişinin kişisel malına, canına ve namusuna verilen zarar da kul hakkı kapsamındadır. Bu sebeple hırsızlık, dolandırıcılık, rüşvet, haksız kazanç, adam öldürmek, yetim hakkı yemek, zina, tecavüz ve cinsel taciz vb. gibi suçlar da bu hakkın doğmasına sebep teşkil eder.

3- Kişilerin ölüm ötesi ahiret yaşamı için yapacakları hazırlık kapsamında ibadetlerine engel olmak, Allah' a kulluk adına Allah için yapacakları hayırlara engel olmak da manevi açıdan kul hakkı kapsamına girer. Bu tür manevi kul hakları kapsamı oldukça geniş olduğu için bu konuda çok titiz davranmak gerekir.

Örneğin; Allah hakkında şirk kapsamına girecek iftira uydurarak, kişileri de buna sevketmek; Allah' ın : "* (Ey Muhammed!) De ki, siz gerçekten Allah' ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır. (3/31) diyerek uyulmasını önemle işaret ettiği Hz. Rasûlullah' a uymaya davet etmek yerine, O' ndan soğutacak tavırlarda bulunmak ve sözler sarfetmek (hadisleri inkâr da bu kapsama girer kanımca), O' na alternatif muhataplar üretmek; insanları İslâm' ın teklifi olan ahirete dönük çalışmaları yapmalarına teşvik yerine, aksine teşvik ederek maneviyatlarına bu yolla zarar vermek; İslâm' ın emrettiği ve yasakladığı bir şeyi insanlardan saklamak; İslâm' ın emrettiği bir şeyi insanlara men etmek veya yasakladığını yapmaya teşvik vb. konular çok geniş kapsamlı olarak manevi kul haklarına girer.

4- Kadının kocası, kocanın kadının üzerindeki hakkı da Kur' ân' da zikredilmiş haklardandır. Bu konuyla ilgili kendi yaşadığım bir olayı size aktarmak isterim.

Çok kıymet verdiğim, ashab-ı kirâm ahlakını kendisinde tastamam bulduğum ve bana da ilmi ile çok yardımcı olmuş değerli bir abim vardı. Eşimin mesleği dolayısı ile ara sıra bazı işleri olurdu. Fakat zamanı ancak boşaldığı için genellikle eşim onun işini akşam saatlerinde yaparadı. O işi parasını ödeyerek yaptırdığı halde, eşimin o saatleri bana yani karısına ayırması gerektiğini ve bu iş sebebiyle mahrum olduğumu düşünerek, eşimle bana verilmek üzere gönlümü alacak küçük bir hediye yollar ve hakkımı helal etmemi isterdi. Oysa o işi para ödeyerek yaptırıyordu ve o paradan ben de rızıklanıyordum. Ortada bu hakkın aranacağı ve benim rızamın olmayacağı bir durum söz konusu değildi. Kendisine de bir ağabey olarak çok değer verdiğimi ve asla hak hukuk aramayacağımı bildiği halde böylesine nezaketli ve kul hakkını gözeten bir kişiydi. O, gerçekten gıpta edilecek ölçüde takva ehli bir mü' mindi. Hepimize örnek olması açısından bu örneği verdim. Şahsen onun bu gibi tavırları günlerce benim imanımı, müslümanlığımı ve takvamı sorgulamama sebep olurdu.

Kezâ, boşanmış kadınların da boşandıkları erkekler üzerinde bazı hakları vardır ve yapılmadığında kul hakkı kapsamına girer. Çocukların ebeveynleri üzerinde ve ebeveynlerin de çocukları üzerinde hakları vardır. Akraba ve komşuların da kişinin üzerinde hakları vardır.

5- Miras konusu da önemlidir. Miras sahibine hakkı olanın verilmemesi de kul hakkına girer..

Bu maddeler takvanın ölçüsüne göre uzayabilir. Ancak bunlar belli başlı ana konulardı.

Bazı kaynaklarda, Hz. Süleyman aleyhisselâm' ın diğer rasul ve nebilerden beş yüz sene sonra cennete gireceği rivayet edilir. Bildiğiniz üzere Hz. Süleyman' a büyük bir saltanat ve zenginlik verilmiştir. Bu sebeple bütün bunların hesabını vermek uzun süreceğinden, cennete diğer nebi ve rasullerden sonra gireceği bildirilmektedir. Nitekim âyet-i kerîmde peygamberlere de hesab sorulacağı beyan edilmektedir:

* "Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen peygamberleri de mutlakâ hesaba çekeceğiz!" (7/ 6)

Allah bizleri kul hakkıyla huzuruna çıkmaktan korusun. Eğer bilerek veya bilmeden kul hakkına girecek bir günahımız olduysa da, o kullarıyla helalleşmeyi nasip etsin. Çünkü kul hakkını Allah affetmiyor, bizzat hak sahibi kulu affediyor. Ne yazık ki Allah bu hakkı hak sahibi kuluna devretmiş, böyle hükmetmiş, bize de itaat etmek düşer!

İslâm dini, namuslu ve iffetli olmayı, helal kazancı, kanaati, takva ve temiz ahlakı, başkasının haklarına tecavüz etmemeyi, tatmin olmuş bir kalp ile huzur içinde yaşamayı ve insanların biribirini sevip korumasını, dayanışma içinde yaşamalarını teklif eder. İslâm' ın bu teklifleri, temeli olan tevhid' i yaşama biçimi olarak değerlendirilmelidir. İslâm, ahlakın çöktüğü, huzurun olmadığı, haramdan korkmayan, kan, rüşvet, hırsızlık, intihar ve bunalım içinde neredeyse cinnet geçirme noktasına gelmiş, elindeki ile yetinmeyip kanaatten yoksun ve gayri ahlaki her türlü yolu mübah sayarak daha fazlasına ulaşmaya çalışan, dünyasını hırs bürümüş, ahireti bedbaht olmuş insanlar topluluğunu dünya ve ahirette kurtaracak ve ebedi saadete kavuşturacak yegane çareleri sunmuştur. Bu sebeple İslâm' ın teklifi olan ahlakı edinmek bizim selâmetimizdir.

Fakat kul hakkı konusunda sizleri büsbütün ümitsizliğe düşürmemek için, bir öneride bulunmak isterim. Eğer bundan önce üzerinizde kimlerin kul hakkı kaldığını bilmiyorsanız veya hakkı olan kişiyle helalleşmek imkânı hiç yoksa yada hakkını yediğiniz kişiye verdiğiniz zararı dünyevi yolla hiç bir şekilde telafi edemiyorsanız, o zaman öncelikle başınıza yeni borçlar açmamak için takvayı tercih edin. Sonra da şu ayetin hükmünce hareket ederek, hiç olmazsa borcunuzu manevi yolla ödemeye gayret edin:

* Gündüzün her iki tarafında ve gecenin saçaklarında (gündüze yakın olan saatlerinde) namaz kıl! Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir. Bu ise, düşünebilenlere bir öğüttür. (11/114)

Burada beş vakit namazdan söz ediyor, ancak bu kadarla borcunuzu ödemeniz imkânı olmayabilir. Bu sebeple bol bol nafile namaz ve özellikle "Tesbih Namazı" kılabilirsiniz. Bunun dışında aklınıza gelen tüm hayır hesanatı yapmak için yarışın, ki belki bu şekilde manevi yolla borcunuz ödenir. Zira ayette "Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir." diyor. Bu üzerinizde hakkı kalan kişiye sevaplarınızı yollamak şeklinde olabildiği gibi, namazla karşı taraftan gelmiş olan günahların affolması şeklinde de olabilir. Kimi alimlerce, hakkı yenen kişinin zararı telafi edilinceye dek der. Kimi alimlerce hakkı yenen kişi hakkını helal edinceye dek der. Ancak Allah kullarına zulmedici değildir. Bu sebeple bitmez bir borç değildir muhakak... Bu sebeple hiç olmazsa yeni borçlara girmekten kaçınmak ve olan borçlarımızı azim ve gayretle ödemeye çalışmak gerekir. Doğrusunu sadece Allah bilir!

Bir de konuya tasavvufi açıdan bakalım. Bunu size bir misalle anlatmak isterim.

Bir zamanlar hacca giderken elini öpüp kendisiyle helalleşmek üzere, ilminden çok istifade ettiğim değerli bir zata gitmiştim. Veda ederken, "Hakkınızı helal edin!" dedim. Cevaben bana şöyle dedi: "Beni şirke mi sokacaksın!".. Bu sözlerle hacca gider ayak bana şuursal boyutta idrak edip yaşamam gereken önemli bir hakikate dikkat çekmişti. O gün için bu sözlerden şunu anlamıştım: "Gerçekte ayrı ayrı varlıklar yok, hepimiz ' BİR' iz! Hakikatte sen ve ben değil ' Biz' , hatta ' TEK' var! Ayrı gayrı bir ' Sen' görsem, hak iddia edeyim de o hakkı helal edeyim." Üstü örtülü bir nasihat vardı bu ifadede, ki o da şuydu:

"Kişi eğer sen ve ben kavramını nötrleyen bir şuur seviyesine ulaştı ise, varlık alemine BİR' lik, BİZ yahut TEK' lik noktasından bakıyorsa, o kişi hak da yemez hak da iddia etmez, tüm haklarından vazgeçer ancak!"

Bakın bir noktaya çok dikkat edin! Burada çok önemli bir ayrıntıdan söz ediyorum. Hakikati idrak eden ve bu hakikatle yaşayan kişi, "sen ben mi var, hak hukuk mu var?" deyip, Allah sistemini hiçe sayarak önüne gelenin hakkını yemez. Zira o kişi zaten Tek' liği farketmiş ve iç dünyasında (şuur boyutunda) varlık alemiyle BİR olmuş ve herkesi kendi canı bilmiştir. O nedenle eli, kolu, canı gibi bildiklerinin ne hakkını yer, ne de onlardan hakkını ister? Demekki bir kişi bu idraka eriştikten sonra kimsenin hakkını yemez ve onlardan da bir hak iddia etmez! Umarım tasavvufi düşüncenin "kul hakkı"na bakışını kendi anlayışımca açıklayabilmişimdir.







166

(Eski Mesaj)
 süperr

Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 17.06.2008 14:12:13
Yazıyı Ekleyen : admin
 Bu  yazı Bugün 0 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 15535 kez okundu.
admin bugüne kadar toplam 3487 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
halı yıkama
nasıl gidilir
metal detectors
ilginç videolar
karikatürler

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

peygamber efendimizin güzel sözleri(hadis-i şerifler)

yemek tarifleri resimleri

İslam Hukukunda Temsil Meselesi

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ


Bugün Hiç Okunmadılar..

Ölümü Çocuklara Nasıl Anlatmalı?

MÜSLÜMAN OLDUĞUMUZU UNUTMAYALIM !!

BUNLAR KURAN_I KERİME İNANMIOLAR

Ey oğul

Ah Bu Dişler Dişler Dişler......:( :(((


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
kursat , kampüs , elif_ada ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

elifbeteseeymenisaharemlikakalnaksibendiNURannemehalimeanayasa

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   kemalgunduz5
   ThaLeBe
   BritneyS
   cerensbzc
   seda

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.