Şurası muhakkak ki insanlar Kıyamet günü niyetleri üzere diriltilecekler.
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Himmet yönüyle insanların en yücesi hem dünya hem de ahiret işine himmet gösteren mü'mindir.


Başlangıç sayfanıza talibiz
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Genel Makaleler » Kalbe giden yol..


Kalbe giden yol..
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...




Beş
yıl önceydi. Eşiyle gördüğü rüya ve emir telâkki ettiği bir tavsiye
üzerinde istişare etmişler ve kararlarını vermişlerdi: Göç edeceklerdi.
Nihat Bey, mühendis olarak çalıştığı bilgisayar firmasından ayrılmış;
mimar olan eşi de elindeki projeleri tamamlayıp, iş hayatından
elini-eteğini çekmişti. Mobilya ve beyaz eşyalarını, borçlarını henüz
ödedikleri evlerini ucuz-pahalı demeden satmışlar; geride kalan diğer
eşyaları da, muhitlerindeki fakirlere vermişlerdi.


Eş-dost,
hısım-akraba kim varsa, onları kararlarından vazgeçirmeye çalışmıştı:
“deli misiniz? Buradaki iş-güç, ev-bark bırakılıp yaban ellere gidilir
mi? Nasıl yaşayacaksınız orada? Çocuklarınızı hangi okullarda
okutacaksınız? Hem çocuk bekliyorsunuz…’’ Ama onlar, Mecnûn, Leylâ’yı
bulmaya; Ferhat, dağı delmeye ne kadar kararlıysa, o kadar
kararlıydılar. Evet, belki burada rahatları bozulacak, huzurları
kaçacaktı; ama olsundu. Yumuşak döşeklerde, mükellef sofralarda da rıza
aranmazdı ya.



Kendilerini
uğurlamaya gelenler arasında kimler yoktu ki? Aileleri, iş arkadaşları,
gönül dostları, komşuları... Gelebilecek herkes Yeşilköy Hava
Alanı’ndaydı o gün. Cenazeleri olsa, ancak o kadar insan toplanırdı.

Nermin
Hanım’ın babasıyla vedalaşması, orada bulunanları hüzünlendirmişti.
Babası, Nermin’in iki elinden tutmuş ve gözlerinin içine baka baka
şöyle demişti: “Kızım, gidip de dönmemek, dönüp de görmemek var. Şöyle
doyasıya bakalım birbirimize...’’ Ama tamamlayamamıştı yaşlı adam
sözlerini. O hiç sarsılmaz, ağlamaz sanılan adam ağlıyordu işte.

Gittikleri
diyarda onları karşılayacak kimseleri bulunmuyordu. Ne bir tanıdık, ne
bir referans… Yanlarında bir buçuk can, iki valiz kitap, birkaç valiz
eşya ve birkaç ay yetecek para…

Önce uygun bir ev bulup
yerleşmişler sonra da iş aramaya başlamışlardı. Aradan günler, haftalar
hattâ aylar geçmiş; ama ne Nihat, ne eşi iş bulabilmişti. Kapısını
çalıp borç isteyecek kimseden de mahrumdular.

Bu çaresizlik
içindeyken, Nermin’e, az buçuk tanışıp selâmlaştıkları komşusu,
çocuğuna bakıcılık yapmasını teklif etmiş ve o da bunu kabul etmişti.
Kendi bebeği Nisa henüz kundaktaydı; onunla birlikte başka bir bebeğe
de bakacaktı.

Bu hâdiseden birkaç hafta sonra Nihat da iş
bulmuştu: Benzin istasyonunda pompacılık yapacaktı. Böylece aylar,
aylara eklenmeye başlamıştı.

Vatan hasreti, aile özlemi içten
içe yakmaya, kavurmaya başlamıştı onları. Ara sıra ümitleri sönüyordu.
Ama uzun ömürlü olmuyordu böyle anlar. Böyle zamanlarda gözlerinin
önünde, ‘ağlayan bir adam’ silueti beliriyor ve: “Onlar benim imanımı
artırıyorlar.’’ diyordu. Hâl böyleyken geri dönmek olur muydu?

Vize
alırken yaptıkları sözleşme gereği, beş sene boyunca bulundukları
ülkeden ayrılamayacaklardı. Hasretlerini yüreklerine gömmüş, ‘sabır!’
demişlerdi.

Geçen zaman içinde Nermin birkaç çocuğun daha
bakıcılığını üstlenmişti. Aileler ona güveniyorlardı. Hattâ bazen
çocuklarını almaya gelen ebeveynleri eve davet ediyor; hazırladığı
börekleri, çörekleri, pasta ve tatlıları onlara ikram ediyordu.
Nermin’in yemekleri çok beğeniliyordu, hattâ bazıları ondan yemek
yapmayı öğreniyordu. Yeme, içme faslında yapılan sohbetlerle diyaloglar
ilerliyordu.

Nermin izzet-ikram işini gün geçtikçe ilerletmişti.
Bakıcılığını üstlendiği çocukları ve ailelerini özel günlerinde (doğum
günü, evlilik yıl dönümü) evine yemeğe davet ediyordu. Ramazan
ayındaysa tanıdıklarını iftara çağırıyordu. Hâliyle iftar sofralarının
konusu oruç oluyordu. İnsanlar, bir şey yiyip içmeden, akşama kadar
durabilmeyi, hem de bunu otuz gün sürdürebilmeyi anlamakta
zorlanıyorlardı. Ama bu insanlar zamanla buna alışmışlardı. Çoğu iftara
geleceği gün -Müslüman olmamasına rağmen- oruç tutmaya, orucun
kazandırdıklarını tecrübe etmeye başlamıştı. Sonraki yıllarda iş
tersine dönmüş ve Ramazan ayını dört gözle bekleyen bu insanlar, onları
iftara çağırır olmuşlardı.

Bir gün Nermin Hanım’la Nihat Bey’in aklına yemek kursu açma fikri geldi.

Bunu
fiiliyata geçirmek zor olmamıştı. Zaten mutfakları bu iş için
kullanılıyordu. Geriye sadece adını ‘kurs’ koymak kalmıştı: ‘Türk
Yemekleri Kursu.’ Nermin Hanım aşçıbaşı, Nihat Bey yamaktı. Sekizine
giren Tarık’ın elinden de artık bazı işler geliyordu.

Kurs
çeşitli hayırlara vesile olmuştu. Bu sayede onlarca insanla tanışmış,
kendilerini tanıtma imkânı bulmuşlardı. Aralarındaki sevgi-saygı,
çocuklarına gösterdikleri itina ve dinî vecibeleri yerine getirmedeki
hassasiyetleri kursiyerlerin dikkatini çekmişti. Kursiyerler,
İslâmiyet’le ilgili soru soruyor, cevapları da saygıyla dinliyorlardı.

Sohbetin
yönü bazen Anadolu’ya kayıyordu. Evin muhtelif yerlerine çerçeveletilip
asılan Türkiye’nin çeşitli güzel yerlerinin fotoğraf ve
kartpostallarını gören kursiyerler, bu güzel yerleri yakından görmeyi
çok arzuluyordu. Bu mülâhazalarla Türkiye’ye ziyaret organize edildi.

…

Uçağa
bineli altı saat olmasına rağmen, zihninde uçuşan bir sürü düşünce
sebebiyle Nihat bir türlü uyuyamamıştı. Gurbeti vatan belleyen
çocukları, rüya ülkesini gezinmeye çoktan başlamışlardı.

Kocasının
sol tarafında oturan Nermin enginlere dalmıştı, istikbâle uzattığı
merdivene tırmanmaya çalışıyordu. Hava alanında kendilerini bekleyen
manzaralarla süslüydü basamaklar.

Annesi onları nasıl
karşılayacaktı? Çocuklarını tanıyabilecek miydi? Nisa gurbette
doğduğundan, annesi onu hiç görmemişti. Beş yıl aradan sonra ne
hissedecekti? Ya kendisi? Ne diyecekti annesine? Nasıl teselli edecekti
onu? Gözünde o sahne canlandıkça ayakları geri gidiyordu; ama
yüzleşecekti mecburen. Gittiklerinden bir sene sonra almışlardı
babasının vefat haberini. Bağrına taş basmıştı. Şimdi gitmeli ve
babasının kabrinin başına dikmeliydi o taşı.

İki sene evvel
ağabeyi kalb ameliyatı olmuştu. Hep iyiyim diyordu telefonda. Ama sesi
pek inandırıcı gelmiyordu. Kız kardeşi geçen yıl evlenmiş ve bir çocuğu
olmuştu. Adını Nermin koymuşlardı. Her dakika ailelerine bir adım daha
yaklaşıyorlardı. Birkaç saat sonra ülkelerinde olacaklardı. Vuslat
yaklaştıkça Nermin Hanım’ın içinde tarifi imkânsız duygular dönüp
duruyordu.

Nermin düşüncelerinden ön sıralardaki bir bayanın,
yanına gelmesiyle sıyrılabildi. Gözlerindeki nemliliği fark eden bayan
onu yalnız bırakmak için geri dönüyordu ki, Nermin elinden tuttu.
Elinin tersiyle gözlerini silerken, kadına: “Beş yıldır ilk defa ailemi
göreceğim de… Beni nelerin beklediğinden emin değilim.’’ diyebildi.

Yanına
gelen bayan elindeki katalogu göstererek: “Buraya da gidecek miyiz?’’
dedi. Gösterdiği Mevlâna türbesiydi. “Evet” dedi Nermin. “Yeterince
vaktimiz olacak. On beş gün boyunca adım adım gezeceğiz Anadolu’yu.’’

Yemek
kursuna katılanlardan on altı kişi onlarla Anadolu’nun camilerini,
güzelim insanlarını, tabiî güzelliklerini görmeye geliyorlardı. On beş
günlük tatillerinin tamamında misafirleriyle beraber olacak,
vakitlerini onları gezdirerek geçireceklerdi.

Hava alanına
onları karşılamaya kalabalık bir grup gelmişti. “Yavrum!’’ diyerek
kendisine ulaşmaya çalışan yaşlı annesini görünce Nermin’in dizlerinin
bağı çözüldü. Annesinin yanı başındaki ağabeyi sıhhatli görünüyordu.
Kerime, kızını gösteriyordu ablasına…

Bir düğünlerinde olmuştu
böyle konvoy, bir de şimdi... Yabancı misafirler böyle bir ilgi
beklemedikleri için şaşkındılar. Konvoy, İstanbul’un caddelerinden
hızla akarak evlerine ulaştırdı onları.

…

On beş gün göz
açıp kapayıncaya kadar geçmişti. Beş sene öncesi gibi dönüyorlardı
yine. Bu sefer onları uğurlamaya daha kalabalık bir grup gelmişti. Ama
engellemek isteyen yoktu.

Nihat Bey’le Nermin Hanım’da
pişmanlıktan eser yoktu. Vakıa, gözleri yaşlıydı. Bakışları hüzünlüydü.
Fakat başka bir şeydi bu… Bilerek, isteyerek, şevkle koşuyorlardı
vazifelerinin başına.

Onları hicret mahallerine yeniden
götürecek olan uçak gürültüyle havalandı. Nihat, kendisine bakan eşine:
“değdi mi Hanım?’’ dedi. Her şeyi terk edip sıfırdan başlamaya değdi
mi? Çektiğimiz bunca sıkıntıya değdi mi?

Nermin, yan koltukta
oturan misafir çifti işaret etti: “değmez mi hiç? Görmüyor musun
Anna’yla eşini? Bak, merakla Yusuf Aleyhisselâm’ın kıssasını
okuyorlar.”

Biraz sonra Anna’nın eşi Tomy heyecanla Nihat’in
yanına gelip, “Buldum! Buldum Nihat Bey!” diye seslendi. “Adımı buldum.
‘Yusuf’ olsun benim adım da…’’

Nihat hıçkırıklarına hâkim olamıyordu. Vatandan ayrılışa değil, hicretin meyvesine ağlıyordu.



Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 17.06.2008 14:12:13
Kaynak : Alıntı
Yazıyı Ekleyen : dinmeyenyas
 Bu  yazı Bugün 0 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 2060 kez okundu.
dinmeyenyas bugüne kadar toplam 496 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

Avlanmak günahmıdır avcılık günahmıdır harammıdır

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

KIYMETLİ KADIN İSİMLERİ

Peygamber Efendimizin MİRAC ta gördüğü İnanılmaz Olaylar


Bugün Hiç Okunmadılar..

Peygamber Hata Yapar Ama Biz Yapmayız! Haşa

DİNİ SORULAR

MÜSLÜMAN...!!

Halife'ye diz cokturen kole!..

Berat Kandili..


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
ceylan , eqos1453 , eqos_453 , messi , melis , alper27 , efendi , tulayy , apdül kadir , Emrah:-) , hayrullah ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

serifeubeydrahmansuresiuyufanimaunilginç resimlermescidihamilelikkomik

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   abdulkadir
   hakanbalıkçı
   derwish
   Yusuf_Mihrab
   neki bu dünya

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.