Dünya işlerinizi yolunuza koyunuz. Ve yarın ölecekmiş gibi de ahiretinize çalışınız.
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Devamlı herkesle kavga ve çekişme halinde olman, günah olarak sana kafidi


İnternete güvenli bir başlangıç yapın
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Genel Makaleler » KÖR OLMAK YADA OLMAMAK !...


KÖR OLMAK YADA OLMAMAK !...
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...


İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ sonsuz ufuklara kadar uzanan, her nesnenin bir başka
nesneye göre değer kazandığı, hiyerarşik bir düzen ve mükemmel bir
âhenkle işleyen bu evrende her olay, her hareket ve her cisim; kendi
bulunduğu yer ve zaman boyutunda bir “görev” üstlenmiş olduğundan, dışa
yansıyan görüntüler, tamamen izafiyet çerçevesi içinde
değerlendirilmelidir.


Uzaydaki uydular (aylar) gezegenler etrafında, gezegenler güneşler
etrafında, güneşler, galaktik merkez etrafında, galaktik merkez kendi
ekseni etrafında, galaksiler bir başka galaksi etrafında dolanırlar. Bu
büyük âleme uzmanlar, “makrokozmos” adını veriyorlar. Maddenin en küçük
elamanı olan atomda da benzer plânlamayı ve dengeli bir tasarımı görmek
mümkündür. Elektronlar çekirdek etrafında, çekirdekler kendi ekseni
(spin) etrafında; atomlar, fiziksel yasalarla kimyasal prensipler ve
matematiksel denklemlerle bağlandığı moleküller çevresinde hareket edip
sürekli bir titreşim halinde “mikrokozmosun” harikalar harikası
düzenlemesini sergilerler.



Canlılarda da aynı hayret verici düzenlemeyi görürüz.




Hücrelerden dokular, dokulardan sistemler, sistemlerden organlar,
organlardan da mükemmel bir organizma meydana gelmiştir. Her birim; bir
üst birimin sıkı denetimi altında, bilinçli bir iletişim ağı ile
birbirinden haberdardır ve kontrollü olarak vazifelerini sürdürürler.



Bu olağanüstü sistemde aklını kullanmasını bilen bir kişi için, önce
kendi öz varlığının derinliklerinden başlamak üzere, çevresindeki doğa
olaylarını anlamağa çalışmak ve gözlem çemberini mümkün olduğunca
genişleterek, evrenin bütününü kapsayan bir zihin ve algılama gücü ile
“bakarak” değil, “görerek” tefekkür etmek, yüce bir Yaratıcının
varlığını idrak için yeter!



Bu idrak, Fatiha’daki “Hamd” ile özdeştir!




Çünkü evrenin tamamını oluşturan atomik düzeydeki parçacıkların her
biri ve bunlar arasında mevcut olan olağanüstü derecedeki sıkı
ilişkiler, matematik prensiplere dayalı dantel misali örülmüş
düzenlemelerin, yasalaşmış örnekleri ile doludur. Bu öylesine ahenkli,
öylesine muhteşem ve öylesine harika bir nizamdır ki; burada şans ya da
tesadüflere, olasılık ya da olanaklara, seçenek ya da rastlantılara yer
yoktur. Her mekân ve zaman boyutunda olması gereken neyse, o olur. Her
şey ve her olay kendi yerinde; nerede ve nasıl bulunması ve oluşması
gerekiyorsa, oradadır ve o zamandadır. Talih, şans, zar ve fal
oyunları, evrensel bütünlük içinde yer almaz. Olayların kendi doğal
seyri içindeki akımı, üstün bir plânlamanın bilimsel örnekleri ile
doludur. “İstim arkadan gelsin” zihniyeti beceriksizliğin ve
tembelliğin bir simgesi olduğundan, evren sözcüğünde bu terminoloji
mevcut değildir. Canlı cansız her varlık, mikrokozmostan makrokozmosa
kadar uzanan geniş bir yelpazede; gelmiş geçmiş, hâl ve gelecek, tüm
zamanlarda yerlerini alırken, insanda, önce hayret, sonra da hayranlık
uyandıracak kadar kapsamlı bir kâinat kitabının sahifeleri titizlikle
hazırlanır. Bu kitabın her satırında, her kelimesinde, her harfinde
Allah’ın varlığına ve birliğine; hayat, ilim, kudret, irade ve tekvîn
demek olan subutî sıfatlara şehadet eden kesin deliller ve değişmez
işaretler vardır.



Çoğu kez yanlış bir yaklaşımla olayların izafi görünüşüne göre anlam
vermeğe çalışırız. Oysa, kâinattaki her nesnenin bulunuş koordinatı ile
yaşama zamanı, önceden belirlenmiş bir “kader” çizgisinin, bilimde
henüz tam olarak anlaşılmamış “boyut” kavramının dışa yansıyan sade bir
görüntüsünden başka bir şey değildir.



Evrende her cisim birbirini çeker. Bu sonuç, herkesçe bilinen Newton’un
ünlü çekim (gravitasyon) yasasının bir gereğidir. Güneşin Dünyaya
uyguladığı çekim, Dünyanın Aya uyguladığı çekim, gezegenlerin birbirini
çekmesi, atom çekirdeğindeki protonların elektronları çekmesi, sonsuz
büyükle sonsuz küçük elemanların birbirinden kopup dağılıp, yayılmasını
önlemeye yönelik bir uygulamadır. Çekim kanununu Newton, 4 asır önce
bulmuştur ama, bu kanun Newton’dan önce de aynen mevcut ve geçerliydi.
Tüm Fizik, Kimya, Astronomi, Kozmoloji ve Biyoloji; özetle tüm
bilimdeki yasalar ve prensipler, matematik formüllerdeki eşsiz
denkleşmelerle plânlanmış, düzenlenmiş, organize olmuş, oturmuş,
yerleşmiş bir görünüm sergilerler. Bilimciler bu yasaları “icat
etmemiş”, sadece varlığını ortaya çıkarmışlardır. Cristoph Colomb’tan
önce de Amerika kıtasının var olduğu gibi..



Işığın evrendeki en yüksek hız olduğu bilinmeden önce de, ışık bu hızla
hareket ediyordu. Elektrik icat edilmeden önce de, elektrik vardı.
Gezegenlerin eliptik yörüngelerde belirli hız ve periyotlarla döndüğünü
söyleyen Kepler’den önce de, gezegenler bu yörüngelerde dönüyorlardı.
Nihayet, Galille Dünyanın döndüğünü söylemeden önce de, Dünya
dönüyordu.



Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Burada sadece Edison’a ampulü bulduğu
için övgüler yağdırıp, Güneş ışığının “Yaratanını” görememek, âcizliğin
ve basiretsizliğin en belirgin bir göstergesidir.



•••




Havadaki gazlar, en ideal ölçüde ve miktardaki bir karışımın örneğini
sergileyerek; basınç, sıcaklık, nem ve nihayet canlıların solunumu için
gerekli olan oranlarda birleşerek atmosferi meydana getirirler.
Yeryüzünün dörtte üçünün sularla kaplanması, yağış rejiminin en
mükemmel bir dağılıma sahip olmasında birinci derecede rol oynar.
Yüksek dağlar, tepeler ve vadiler, yağışın oluşumunda etkilidirler.
Yanardağlar, kum fırtınaları, uzaydan gelen meteorlar; okyanuslardan
buharlaşan su buharının yükseklerde yoğunlaşması için gerekli olan
çekirdekleri sağlarlar. Dünya üzerinde her saniyede 100 adet oluşan
şimşekler, iyonosferdeki elektrik yüklerini arza taşırken, aynı zamanda
havadaki azot gazının da ahenkli oranını düzenlerler. Tabii bir gübre
görevi de üstlenen azot gazı, bitkiler için ihmal edilemeyecek şaşmaz
bir çevrimle havadan toprağa oradan tekrar havaya geçerek devrini
tamamlar.



Bir tek kan hücresinde 280 milyon hemoglobin molekülü vardır. Yetişkin
bir insan vücudundaki 100 trilyon hücrelerden saniyede yaklaşık 4
milyonu ölürken, ölenlerin yerine yenileri gelir. Beden yalnız dünyadan
değil, güneş sisteminden, hatta uzaydan gelen çeşit çeşit ışınların,
parçacıkların etkisine mâruzdur. Hepsinin ayrı ayrı küçümsenmeyecek
görevleri vardır.



Ciğerlerimizdeki bronş ve bronşçuklar, her nefeste yaklaşık bir litre
havayı emerler. Bir litre havada tam 1022 molekül vardır (1’in yanında
22 adet sıfır konmakla elde edilecek sayı, yani milyon kere milyon kere
milyon kere on bin). Bilimcilerin hesaplarına göre, arz yüzeyi üzerinde
de 1044 hava molekül vardır. (1’in yanında 44 sıfır). Bu sonuca göre,
içimize çektiğimiz her litre havadaki molekül sayısı, dünya üzerindeki
tüm hava molekülleri sayısının 1022 de biridir.*



(1:10.000.000.000.000.000.000.000).




Bu değerin üzerinde düşünen bilimciler, son derecede ilgi çekici bir
sonucu açıklıyorlar. Diyorlar ki, dünya üzerinde şimdiye kadar gelmiş
geçmiş insan ve hayvan gruplarının nefes alıp vermelerinden açığa çıkan
moleküller, asırlar boyu, döne dolaşa hiç bozulmadan eskimeden bu güne
kadar gelmiştir. Başka bir ifadeyle, şu anda havadaki moleküllerden en
az bir tanesi eski çağlarda yaşamış ecdadımızın nefeslerinden arta
kalan bir nostaljidir. İnanmak biraz güç gibi geliyor ama, işin gerçek
yüzü budur. Çevremizdeki madde, devir devir çeşitli dolanımlardan
geçerek, zamanımıza kadar ulaşıyor. Madde, sadece şekilden şekile
giriyor elden ele, nesillerden nesillere dolaşarak gelecekteki
torunlarımıza yadigar olarak bırakacağımız bir emanet-miras olarak
kalıyor.



Olayların, zâhiri (dış) görüntüsünden ziyade, bâtıni (iç) sebeplerini
anlayabilmek ve bunların diğer olaylarla ilişkisini kavrayabilmek için
“gözümüzün” dört gözle açılması gerekiyor. Zira Allah korusun, “Dünyada
kör olan, Âhirette de kördür” (17/72)











































































Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 17.06.2008 14:12:13
Kaynak : Alıntı
Yazıyı Ekleyen : dinmeyenyas
 Bu  yazı Bugün 0 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 1855 kez okundu.
dinmeyenyas bugüne kadar toplam 496 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

KIYMETLİ KADIN İSİMLERİ

Avlanmak günahmıdır avcılık günahmıdır harammıdır

Sıkıntı anında çekilecek tesbihler..


Bugün Hiç Okunmadılar..

Ümmü Cafer İle İki Kör Arasında Geçen Hadise

Dilci İle Gemici

kendini beğenmişlik evliya olan yerde olurmu ?

Namaz Ağacı

AFFET BENİ ANNECİĞİM


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
veteriner , 26kızılcıklı26 , ffahriyer , kullum , memetto , ASO , mehmetali , 30464501126 , surali , talha. , vedat aydın , ubeyde , çınar ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

nasr suresianasayfaelif bakutlu doğumefendimizin hayatıel kuddushadsKIZLaryenisefalet

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   ERGULLU
   Gül bahçemse solmaz ebedi bahar
   feyza nur
   gizliii81
   erkam

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.