|
..:: Bir Ayet ::..
|
|
Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah,
va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir
|
|
..:: Bir Hadis ::..
|
|
Bağışını geri alan kimsenin durumu şu köpeğin durumu gibidir: Yalını yer, iyice doyunca kusar. Sonra kusmuğuna tekrar dönüp onu yer. |
|
|
Başlangıç sayfanıza talibiz
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın
| İslam Hukukunda Temsil Meselesi |
| |
|
| |
|
Bütünüyle adalet ve yarar olan İslâm hukukunda bir müessese olarak velâyet, güçsüz ve kimsesizlere yardım eli uzatmak ve onlara sahip çıkma olayından ibarettir ki, bu lahuti muhtevasını yüce Allah’ın inananların yar ve dostu manasındaki “velî” ismi şerifinden yansımaktadır. Velâyet, bedenî ve zihnî olgunluk noktasında yoksun olan veya bu noktada yeterli olmayan kişiler üzerine şahıs ve malları ile ilgili koruma amacına matuf ehliyet vasıflarını haiz kimselere verilen doğrudan temsîl yetkisidir. Ki, bu yetki bütünüyle kısıtlı olan kişilerin yararı doğrultusunda tasarrufta bulunma yetkisidir. Velâyet, kapsamı itibariyle dar ve geniş velâyet olmak üzere iki kısma ayrılır. İkinci kısmı teşkil eden geniş velâyette asli ve niyabi olmak üzere ikiye ayrılır. Ayrıca velâyet, bu velâyeti elinde bulunduran şahıs açısından daha doğrusu, velâyete mahal olan kişi veya kişiler açısından, umumi velâyet ve hususi velâyet diye iki kısma ayırmak mümkündür. Hukûkî temsîl açısından değerlendirdiğimizde velâyetin kaynağını akrabalık, mülkiyet, imamet ve velâ teşkil etmektedir. Kişi üzerindeki velâyet temsîl noktasında tasnif ettiğimizde şöyle bir taksim yapmak mümkündür. 1-Şahıs üzerine velâyet 2- Mal üzerine velâyet 3- Hem şahıs hem mal üzerine velâyet .
Şahıs üzerindeki velâyet kısmıyla beraber velâyetin büyük bir bölümünü çocuğun bakımı, terbiyesi, yetiştirilmesi ve evlendirilmesi gibi reşit olarak bülûğ çağına varıncaya kadarki gelişim safhalarında küçüğe karşı dini ve hukûkî sorumluluklar teşkil ettiğini söyleyebiliriz. Nitekim velâyet müessesesini mucip kılan iki temel sebep vardır. Biri küçüklük, diğeri kısıtlılıktır.
Yaş itibariyle küçük olan kişi, aynı zamanda bir çeşit kısıtlıdır. Dolayısıyla re’sen temsîlcilikte olduğu kadar “hakim kararıyla temsîl”de de temsîl mekanizmasının işletilmesini mucip kılan bir unsur vardır; o da kısıtlılık vasfıdır diyebiliriz. Tasarruflarda bulunma ve akitler gerçekleştirme noktasında ehliyet yoksunluğu veya yetersizliği demek olan kısıtlılığın bir çok nedeni vardır. Hukûkî temsîlde velâyet noktasında kısıtlılık nedenleri bedenî ve zihnî gelişim açısından yetersizlik veya yoksunluktur. Kısıtlılık dolayısıyla bunun üzerine devreye konulan temsîl mekanizması hem kısıtlı şahsın hem diğer şahısların ve hem bütün toplumun yararına işletilen bir müessesedir.
Nikâh akdinde velâyetin şart olup olmadığı hususu, İslâm hukukçuları arasında tartışma konusu olan noktalardandır.
Hanefi mezhebinin görüşü kadının nikâh akdinde velînin izni şart olmadığı doğrultusundadır. Kısıtlıların hak ve maslahatlarını koruma görevini üstlenen hususi bir hukûkî temsîlcinin bulunmadığı durumlarda bu görev sorumluluğu kamuya geçer. Kamu adına, reayadan sahipsiz olan kısıtlı kimselerin hak ve menfaatlerini amme velâyeti sahibi olan devlet başkanı veya onun bu alanda görevlendirdiği hakiki veya hükmi şahıslar üstlenmektedir.
Hukûkî temsîlden bahsedilebilmesi için temsîl eden ile temsîl edilen arasında temsîl olayının meydana çıkması için hukuk tarafından belirtilen hukûkî bağların bulunmasına bağlıdır. Dolayısıyla aralarında hukûkî bağlar olmaksızın diğerleri adına yapılan tasarruf ve akitler geçersizdir. Bu gibi tasarruflarda bulunma eylemi İslâm hukukunda yetkisiz kişi ve geçersiz tasarruf manasına gelen fuzûlî temsîlci ile fuzûlî temsîlcilik başlığı altında mütalaa edilmîştir.
Temsîl eden ile temsîl edilen arasındaki hukûkî bağı teşkil eden genel ve özel yakınlık olabileceği gibi-ki bu bağın mucip olduğu temsîle velâyet ve vesâyet temsîlciliği-mülkiyet dediğimiz köle ile efendisi arasındaki azatlık ve özgürlüğe kavuşma beakıl hastası olarak velâ yakınlığı da olabilmektedir. Ayrıca toplumun adli ve asayiş müesseselerine başvurmadan kendi kendini denetlemesi ve asayiş altına alması amacına matuf olmak üzere kişi veya kişiler arasında gerçekleştirilen bir çeşit sözleşmeye dayalı yakınlık da bulunmaktadır ve buna velâ-i müvalat denmektedir.
İnsan bu dünya da hemen hemen her şeyi kendi yararı doğrultusunda kullanabiliyorsa bu kabiliyetini akıl ve muhakeme melekesi ile sahip olduğu hürriyet sayesinde kazanmaktadır. Bedeni ve akli gelişim açısından olgunluğa ulaşan kişi mükellef olup dini ve hukûkî vecibeleri ifa etmekle yükümlü olur. Burada söz konusu olan mükelleflik vasfı şu neticeleri doğurmaktadır; Bedeni ve zihni olgunluğa varan kişi yaratıcısına karşı belli yükümlülüklerle mükellef olurken aslında başkalarının sorumluluğundan boynunu kurtarmış serbestiyetini kazanmış demektir. Ki İnsan oğlu için hürriyet ve serbest olmak kadar değerli bir meziyet olmasa gerek. Ancak İnsan oğlu bedeni gelişimi açısından kaydettiği gelişmeyi diğer canlılar gibi kısa bir zaman sürecinde tamamlanmamaktadır. Bu gelişim ortalama bir ömür diliminin azımsanmayacak bir bölümünü içine alan bir zaman sürecinde ancak tamamlanmaktadır. Akli melekesi de birden değil bedeni gelişimin paralelinde olgunluk kespetmektedir. İnsan bu olgunluk devresine varıncaya kadar sürekli başka birinin yardım ve himayesine muhtaç durumunda olduğu birkaç safhadan geçmektedir.
Ceninlik devresinden doğumla hayata gözlerini açtığı andan itibaren buluğ ve rüşt safhasına dek hep birilerinin Velâyeti veya Vesâyeti altında bulunmaktadır. Zira ister bedeni zayıflık, ister akli meleke zayıflığı şeklinde olsun, güçsüz durumda bulunan kişiler kendi can ve mal güvenliklerini garanti altına alma güç ve yeteneğinden yoksundur ya da bu konuda yetersizdirler. Canları ve malları her an bir tehlikeyle karşı karşıya kalabilir. Kötü niyetli insanlar tarafından her an zarara uğratılabilir durumdadırlar. Büyük çoğunluğu çocuklardan müteşekkil olan bu güçsüzlerin bedeni ve zihni olarak terbiye ve yetiştirmeye tabi tutulup gelişmelerini sağlamak kendilerinden sorumlu tutulan temsilcileri tarafından üstlenmemektedir. Bu sorumluluğu öncelikle onların dünyaya gelmelerine vesile olan ebeveynleri üstlenir, daha sonra sorumluluk ve yetki akrabalara... ve kamu adına otorite sahibi konumunda bulunan hakiki veya hükmi şahıslara geçer. Sorumluluk gerektiren bu görev ayni zamanda bir yetkidir. Bu yetki sahibine himayesi altında bulunan yetersiz durumdaki kişi adına veya o kişinin mal üzerinde bazı tasarruf ve akitler gerçekleştirme hakkı vermektedir. Çocuğu yetiştirirken onun eğitimi, bakımı, sağlığı ve bir meslek sahibi olması gibi bir çok alanda (iyi niyetle) yetkisini kullanmakta ve kararlar almaktadır. İslâm Hukuku insan oğlunun her bir ferdi için olduğu kadar sosyal bir varlık olması hasebiyle toplum halinde yaşamak mecburiyetinde olan dolayısıyla bu fertlerin bir araya gelmesinden meydana gelen toplum için de önemli olan bu alanda kayıtsız kalması düşünülemez. İnsanın bütün ihtiyaçlarına en güzel ve adaletli bir şekilde çözümler getiren İslâm, İnsanın hayatının önemli safhalarından birini teşkil eden bu alanda da dini ve Hukûkî olarak çözümsüz değildir.
Bedeni ve zihni açıdan henüz olgunlaşmamış veya olgunlaşamamışlar şeklinde tarif edebileceğimiz bu kısıtlıların (güçsüzlerin )her türlü ihtiyaçlarının temini, hukûkî temsilcileri tarafından üstlenmek suretiyle garanti altına alınmıştır. İşte burada bu sorumluluğu üstlenen Hukûkî temsilci kısıtlının velisidir. Çocuğun temyiz devresinden önce ve sonraki safhadan buluğ yaşına kadar, bu yaştan evlendirilmesine kadar; birinin yardımına ihtiyaç duyabileceği her safhada Hukûkî temsilcisi aracılığıyla kendisine yardım eli uzatılmaktadır. Bu yardım ve bu himaye Velâyettir.
Velayet kurumu İslam hukukunda büyük yer teşkil etmektedir. Bu Velâyeti meydana çıkaran, diğer bir ifade ile bu mekanizmayı işleten sebepler ise ki, bunlara Velâyetin kaynakları da söyleyebiliriz. Ebeveyn evlatları üzerindeki yetki ve sorumluluğu, sorumluluk noktasında buna yakın bir derecede olan akrabalık bağı ve toplum ile toplumun fertleri arasında olan ve ya olması gereken bağdır. Fertlerin kamuya dolayısıyla kamuyu temsil eden kişilere karşı sorumlulukları mukabilinde kamunun dolayısıyla kamuyu temsil etme konumunda bulunan kişilerin de toplumun her bir ferdine özellikle de göçsüz ve korumasız olanlara karşı sorumlu ve yetkilidirler. Anlatmaya çalıştığımız bu sorumluluk ve yetkiler bütün çeşitleriyle doğudan temsilcilik olarak ve bazen de antlaşmalı temsilcilik şeklinde olarak “Velâyet” müessesesi içerisinde temellendirilmiş ve sınırları çizilmiştir. İslâm Hukukunda yer alan “Velâyet” müessesesi benzer bir şekilde gönümüz hukukta da yer aldığını görmekteyiz. Velâyet, bir temsil mekanizması olarak her iki Hukuk alanında azımsanmayacak benzerliklerle yer almaktadır. Bu noktadan hareketle gönümüz hukukun bu noktada İslâm hukukundan beslendiği gerçeğine varabiliriz. Gönümüz hukukta, temyiz kudretine malik olmayan ve temyiz kudretine malik olsa dahi baliğ olmayan küçük çocuklarla ilgili olarak söz konusu olan temsil olayı velayet kavramı çerçevesinde mütalaa edilmiş ana-babanın küçüklerin bakım ve korunmaları için onların şahıs ve malları üzerinde sahip oldukları hak ve yetkileri değişmeyen velâyette bu hakkın kullanımı için ana-babanın birlikte sorumlu tutulmuş olduğu görülmektedir. Yine MK’nun 16. maddesinde sınırlı ehliyetli durumda olan şahısların konumları belirlenmektedir. Buna göre mümeyyiz olduğu halde reşit olmayan küçüklerin tasarruflarının veli iznine bağlı olarak geçerli olabileceği görülmektedir. Netice olarak velâyet biçimindeki temsil bir çeşit doğal temsildir. Zira bu temsil çeşidinde hukuken temsil olunan kimse, temyiz kudretine malik olmadığı devrede kendini temsil etmekten tam acizdir. Nitekim şahsın kendi nefisini temsil etme noktasında tam ehliyeti olabilmesi reşitlik vasfının gerektiği şartları haiz olmakla mümkündür. İster yaş küçüklüğü sebebiyle olsun ister başka bir sebepten dolayı olsun tam ehliyetli olma vasıflarını haiz olmayan kısıtlıların hak ve yararları velayet kurumu ile teminat altına alınmaktadır.
|
| Yazıyı Ekleyen :
admin |
| Bu yazı 191 kez okundu. |
| admin bugüne kadar toplam 2203 yazı ekledi. |
|
|
|
..:: Son yorumlananlar ::.. |
|
|
|
..:: En Son Arananlar ::.. | |
|
nisan yağmuru,
ayak,
aşk hikayesi,
estetik,
sabır,
LEBBEYK,
mehmet,
Hz. Muhammed,
cinsellik,
tekbir,
hazreti yusuf,
zikir,
ilk vahiy,
infak,
yaz,
somuncu baba,
yağan yağmur,
ahham,
ehli,
fatma,
TOPLAR,
CAMİ,
yorum,
Anne,
allahvar,
leyla,
paylaşım,
son,
mezhep,
iman,
deneme,
animasyon,
cinler,
lokman hekim,
hz lokman,
anneler,
ayeti kerimeler,
ALLAHU TEALA,
sevgiyle,
kibir,
resim,
aLLAH,
kom,
hz yusuf,
makyaj,
ilahiler,
evlenme,
UYAN,
resis,
nas,
arapca,
tevrat,
ruhlar alemi,
bismillahirrahmanirrahim,
gecen,
|
|
|
..:: Rasgele 5 Üyemiz ::.. | |
|
|
| Bir Reklam.. |
 |
|
|
Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı
yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. kendi yazınızı yazıyor
iseniz adınızı belirtmek zorunda değilsiniz kullanici adiniz yazınızın altında
yayınlanacaktır. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar
suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının
kaldırılmasını saglayablirler. islamiyazilar.com yazarlarin kendi goruslerine
saygi duymakla birlikte suc unsuru teskil eden yazilari yayinlamama veya
yayinlanmiş olanlari yayından kaldırma hakkını saklı tutar. |
|
|