İNANCI ZAYIF
İNSANLAR ELEŞTİRİLMEZ.
Eleştirmek ağır
bir meslek olduğu için, beyni küçük, kalbi zayıf, ufku dar insanlara ağır
gelebilir. Bundan dolayı eleştirmenler eleştirilerini yaparlarken çok dikkatli
olmalıdırlar.
İsim
vermeden ne demek isteğimizi anlatmaya çalışacağım. Önce küçük ve güçsüz insanlar
kimlerdir sorusuna cevap arayalım. Fikri olmayan, ufku hiç gelişmemiş veya dar
olan, büyüğü küçük, küçüğü büyük gören, doğruyu yanlış, yanlışı doğru
algılayan, zalimlerin zulmünü anlayamayan veya adaletin gereği gören, hakkı
anlamadan batılı üstün kabul eden materyalizme boyun eğenlerdir.
Hiçbir kurumu ayırt etmeden, medyasından
yazarına, işletmecisinden sendikasına, siyasetinden bürokrasisine,
belediyesinden sivil toplum örgütlerine, hulasa her kesimde görev yapan
yöneticilerin, yaptıklarına, yazdıklarına ve konuştuklarına tarafsız bir gözle
ve aklıselimle bakabilirsek kimlerin küçük ve güçsüz, kimlerin adaletli ve
güçlü olduklarını rahatlıkla görebiliriz.
Adil ve güçlü
insanların gücü, sayısal çoğunluğa ve maddi güce bağlı değildir. Bu insanlar
güçlerini, sağlam inançlarından ve inançlarına bağlı geliştirdikleri
fikirlerinden alırlar. İnançları
evrensel olduğu için fikirleri insanlara şifalı ilaç gibidir. Tarih boyunca bu evrensel inanca ve bu inanca
bağlı olarak yapılan amellere materyalist düşünceliler hep karşı gelmişlerdir.
Materyalizme boyun eğen Müslümanlarda batı medeniyetine mağlup olmuşlardır.
Batıl
medeniyete karşı mağlup olması mümkün olmayan, İslam medeniyetinden habersiz
sözde yönetici, aydın, yazarları eleştirmek yerine, onlara hak ve hakikati
tebliğ etmek daha isabetli bir yol olduğunu düşünmekteyim. İnsanların fıtratına
uygun olan hakkı ve hakikati inatlarından veya korkularından dolayı anlamak
istemeyenler, “ Hak gelince Batıl yok olur” ilahi fermanı anlamayan zavallı
insanlardır. Materyalizme boyun eğerek fikir üretenler, hakkı üstün tutan
insanları küçük ve karanlık pencerelerinden eleştirenler maddeye mahkûm küçük
ve güçsüz insanlardır.
Adil olan güçlü
insanlar eleştiriye açık oldukları için elbette eleştirilmelerinde fayda
vardır. İnsan hatadan masum değildir. Adil insanların hatalarını yüzlerine
karşı söylemek yaptıkları her hangi bir işin, eksik tarafını söylediğimiz halde
yapmadıklarını veya yapma imkânları olduğu halde yapmamalarını eleştirmek
erdemliliktir. İkaz, uyarı ve eleştiriyi
dikkate alarak, gerekli düzeltmeyi yapmakta, adil ve güçlü insanların izzet ve
şerefidir.
Batılılar; tarih
boyunca, İslam dinini yok etmek Müslümanları ortadan kaldırmak için, haçlı
zihniyetleri gereği her türlü hilenin yanında, ekonomik ve askeri güçlerini
kullanmışlardır.
İslam dünyasını
içten zayıflatmak için, Müslümanları sağcı, solcu, ilerici, gerici gibi düşünce
akımlarının tesirinde bırakarak, geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi
birbirleriyle acımasızca kırdırmışlardır. Komünist blokun çökmesiyle bu gibi
kelimeler pirim yapmadığından rafa kaldırılmıştır. Son otuz yıldır İslam dünyasını, devri ve
tesir sahası bitmekte olan ırka, dile ve mezheplere dayalı terör olaylarıyla
meşgul etmektedirler.
İçimize soktukları bu gibi fitnelerin
yanında, İslam dünyasını ekonomik
güçleriyle sömürerek, aç bırakarak, silahlı güçleriyle kan kusturarak, her türlü namussuzluğu ve alçaklığı yaparak,
Müslümanları istedikleri gibi sindirememişlerdir. Son bir hamle olarak demokrasi ve dinler arası
diyalog adı altında, ılımlı İslam ve medeniyetler ittifakı, gibi sinsi ve hain
planlarıyla Müslümanları batı medeniyetine karşı uysallaştırılmış köle haline
getirmenin çalışmasını yapmaktadırlar.
Batılıların son hamlesi yıkılmalarına,
Müslümanların yeniden güçlü bir şekilde ayağa kalkmalarına işarettir.
Batılıların tarih boyunca yaptıkları zulümleri görüp ders çıkararak tedbir
alamayanlar, ufku dar küçük ve güçsüz insanlardır.
Bu insanlar zavallı oldukları için,
elinden düdüğü alınan çocuğun verdiği tepki kadar tepki gösteremezler. Her gelenin düdüğünü çalmak gibi bir
anlayışları olduğundan ellerinde ki düdük alınınca hiçbir tepki vermezler. Kendilerine
suni bir meydan verilince yalancı pehlivanlar gibi ortalığı velveleye verirler.
Gerçek pehlivan ortaya çıkınca, süt dökmüş kedi gibi sinerler, acınası
numaralar yapmaya çalışırlar.
Batılıların düdüğünü çalmak istemeyen
yöneticiler, eleştiriye açık olmalıdırlar. Kendilerine imkân sağlayanlara
efendim diyerek yeşil köleliği kabul etmemelidirler. Doğruları yazmaya ve
konuşmaya mecburdurlar. Doğru yazan ve konuşanları cemaatlerinden gazetelerinden
teşkilatlarından uzaklaştırmamalıdırlar
İslami hassasiyetlere önem veren
partiler ve medya organları, başkalarının gözündeki merdeği gördükleri halde
kendi gözlerine soktukları kazığı görmemezlikten gelmemelidirler. Ülkemizde ve
İslam dünyasında görülür bir liberalleşme akımı geliştirilmektedir. Solcu
sağcı, muhafazakâr, milliyetçi, milli görüşçü olarak kendilerini adlandıran
partilerle birlikte, aynı kategoride yayın hayatlarını sürdüren medyamız
da, az veya çok kenarından köşesinden
liberalizmin çekim merkezine girdiklerini görmelidirler.
İslam dinini eksiksiz olarak bizlere
tebliğ eden Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) in çizdiği yoldan yürüyen büyüklerimizin
tavizsiz ilkeli duruşlarını örnek alarak konuşmalıyız ve yazmalıyız.
Siyasetimizi de onların ilkeleri doğrultusunda geliştirmeye çalışmalıyız.
Duvar yapmasını bilmeyenin eline
şakul, sıva yapmasını bilmeyenin eline mala, verilmediği gibi, siyaset ilmini
bilmeyen insanlara makam, konuşmasını bilmeyen siyasetçinin eline mikrofon,
vaaz etmesini bilmeyene kürsü, kalem tutmasını bilmeyene kâğıt verilmemelidir.
Hiçbir yazar, fikir ve düşüncelerini
yazdığı köşeyi kendi köşesi gibi görmemelidir. Bu köşenin millete ait olduğunu bilerek
yazısını yazmalıdır. Yazı yazdığı gazete veya dergilerde, doğruları yanlış,
yanlışlara doğru göstermek suretiyle, ilgili gazete ve derginin okuyucularına
fikri bir hakarette bulunmamalıdır.
İnsanların dolayısıyla milletlerin taşıdıkları misyon;
inançları ve kültürleri nedeniyle farklıdır. Ülkemizin misyonu, bütün
misyonların üzerinde ağırlığı olan bir misyondur. Bu misyonu en ileri noktada seslendirmeye
çalışan milli görüşçü siyasetçiler ve aydınlar, usul ve üsluplarına çok dikkat
etmelidirler. mazeret beyan ederlerken özürleri kabahatlarından büyük olmamalıdır.
Milli görüşçüler eleştiriye açık olmalıdır. Ancak eleştirilmeye imkân ve fırsat
vermemelidirler.
Mesela: Biz ısrar ettik yaptılar.
Falancanın yeri falancanın yanındadır. Falanca falan ülkeye şu kadar kez
gitmiş, biz gittiysek ne oldu. Falanca İran’a gitti sağ olsaydı bizden önce
giderdi gibi açıklamalar. Ayrıca gariban Ahmet’in haberi yapılmadığı halde, bir
gayrimüslim futbolcunun transferini sur manşetten ‘Müthiş transfer’ ölümünü ‘Muhteşem bir veda’
olarak okuyuculara duyurmaya çalışanlara biraz dikkat diyorum. Yapmaya çalışırken
yıkmayınız.
Herkes milli görüş misyonunu taşıyamaz. “Lafla
peynir gemisi yürümez” milli görüş zihniyetinin tebliğcileri dünyevilik
gömleklerini çıkarıp, aziz milletimize 1970 lı yıllardaki gibi bir heyecanla,
öze dönüş çağrısı yapmalıdırlar.
Alaettin KÖKSAL