|
..:: Bir Ayet ::..
|
|
Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah,
va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir
|
|
..:: Bir Hadis ::..
|
|
Bir kimse, iflâs edenin yanında malını aynen bulmuş ise, bu mala o, herkesten daha ziyâde hak sâhibidir. |
|
|
İnternete güvenli bir başlangıç yapın
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın
| İlm-i Fıkıhtan İslam Hukukuna: Modernizmin Getirdikleri veGötürdükleri Üzerine Notlar |
| |
|
| |
İslâm dünyasında yükselen Batı etkisinin bir sonucu olarak zuhur eden modernist düşünce, esas itibariyle Batı’nın geldiği noktayı bizatihi bir değer olarak benimsemekle irtibatlıdır. Sömürge faaliyetleri ile İslam dünyasını kuşatan ve nihayette de yenilgiye uğratan Batı, askeri gâlibiyetini kültürel ve siyasî alanlara da teşmil etme gayreti göstermişti. Bu konudaki esaslı yardımcılarından biri, o zamandan bugüne muazzam bir külliyata dönüşen oryantalist literatürdü. Batı’nın diğer yardımcısı ise yine Batılılar tarafından verilen adlandırmayla ifade edersek ‘modernist’ler teşkil etmekteydi. Bu yazıda İslam dünyasında zuhur eden modernist düşüncenin arka planını klasik dünyanın büyük düşünürü İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserinde dile getirdiği “gâlib-mağlûb ilişkisi”ne ilintili olarak yazıya döktüğü düşüncelerden hareketle kısaca tahlil edecek, bu dönemin akabinde fıkhın aldığı durumla ilgili bazı tespitlerde bulunacağız. İbn Haldun gâliblerle mağlûblar arasında sanıldığının aksine her zaman zorunlu olarak bir düşmanlık ilişkisi olmadığı görüşündedir. Ona göre mağlûb, gâlibe tâbi, tâbi olduğu kimseye, kıyâfette ve sâir durum ve tavırlarda iktidâ ve ittibâa meyleder. Bu işin sır ve sebebi şudur ki, insanın nefsi dâima kendisine gâlib gelen ve kendi idaresini ele geçiren kimsenin mükemmel olduğuna itikad edip, onun rızasını elde etmeye tâlib ve itaat ve boyun eğmeye isteklidir. Bunun dahî asıl sebebi şudur ki, mağlûb, gâlibin kemâline bakarak ya gâlib geleni üstün görür veya onun üstünlüğünün güçten değil bir başka şeyden kaynaklandığını varsayar. Yani gâlibin gâlib gelmiş olmasını onun zatında toplanmış olan sıfât-ı kemâle hamledip; servet, zenginlik ve iktidâr gibi hususları sayesinde kendisine galip geldiği gerçeğini göz ardı eder. Bu takdirde de gâlibin her türlü hususunu taklîd etmeye ve onun gibi olmaya özen gösterir, hatta ona tabi olduğunu gâlibin de bilmesine çaba gösterir. Bu sebepten dolayı mağlûb dâima elbise ve kıyâfet, silah kullanımı ve sâir ahvâlde gâlib ve kendisine uyulan kimsenin ayak izini takip edip her hususta kendisine gâlib olan kişilerin ihtiyâr ettiği mesleke sâlik olur. (...) Ve dahî en-nâsu alâ dîni mülûkihim [İnsanlar yöneticilerinin dini üzeredir.] sözü de esas itibariyle mağlûbun gâlibe uyması ve ona tâbi olması ile ilgili olup (...) bilcümle a‘yân ve ümerâ ve reâyâ ve berâyâ mertebelerine göre mezheb ve meşrebde ve diğer tâbi olunması mümkün olan hususlarda (...) devlet başkanlarının ve diğer yöneticilerinin dediklerine uymaya ve tabi olmaya meylederler, bunu gönülden dilerler. Öyle görünüyor ki İbn Haldun’un yukarıda yer verilen düşünceleri modernizme geçiş sürecinde ortaya çıkan birçok konu yanında fıkıhla ilgili olarak çeşitli vesilelerle söz konusu edilen bazı meseleler için de oldukça ‘açıklayıcı’ mahiyettedir. Zira İslam dünyasının mezkur dönemdeki topyekûn mağlubiyeti, beraberinde bir zihniyet dönüşümünü de getirmiştir. Sömürgeleştirilen ülkelerdeki özgüvenini yitiren Müslümanlarla ‘işbirliği’ ile yürürlüğe konulan modernleşme projesi, esas itibariyle fıkıh sahasında kendisini göstermiştir. ‘İslam hukukunun modernleşmesi’, veya ‘İslam hukukunun kanunlaştırılması, yeniden yazılması’ gibi ifadelerle anılan bu projede artık fıkıh; modern, Batılı değerler ışığında ve İslam hukuku olarak yeni bir şekle bürünmeye başlamıştır. Yargı ve eğitim sistemindeki değişikliklerle birlikte yürütülen bu projede füru fıkhın birçok esaslı konusu problemli hale gelmiştir. Klasik dünyanın herhangi bir sıkıntı hissetmeden tatbik edegeldiği füru fıkıh konularının bir kısmı bu süreçte modernitenin dayattığı zihniyet tarafından ‘çağ dışı’ olmakla, ‘insan haklarına aykırı’ bulunmakla nitelenmiş, diğer bazıları ise ‘modern çağın gereklerine uymamakla’ itham edilmiştir. İslam’ın had cezaları, köleliğe ilişkin hükümler, faizin yasak olması, kadınlarla ilgili meseleler bu dönemin ‘problemli’ konularını teşkil eder. Bir diğer problemli konu ise sömürge güçlerine karşı direnişin en esaslı dayanağını oluşturan cihaddır. Bütün bu konularla ilgili olarak modernist dünya görüşünü benimseyen insanlar tarafından dile getirilen düşünceler, klasik dünyanın tamamıyla yabancı olduğu ve dolayısıyla İslam dünyasında ilk kez dile getirilen düşünceler olarak temayüz etmiştir. Ancak gelenekten ciddi bir kopuşu beraberinde getiren bu düşüncelerin Müslümanlar nezdinde ciddi bir muhalefet görmesi [Mesela Hind alt kıtasının ilk modernisti Sir Seyyid Ahmed Han tekfîr edilmiştir] bu iddiaların teorik bir temele dayandırılması çabalarını da beraberinde getirmiştir. Sözgelimi Ahmed Han’ın fıkhî hükümlerin değişmesine yönelik olarak ortaya attığı ‘dinî meseleler-dünyevî meseleler’ ayrımı, ilerleyen süreçte fıkıh-hukuk ayrımına dönüşmüş ve ibadetlerle sınırlı olarak görülen fıkıh sahası dışındaki bütün meseleler, bir tür tarihselci yaklaşımı çağrıştıracak şekilde -temel metinlerde dahi olsa- vazolundukları şartların ürünü olarak kabul edilmiş ve bu şartların değişimine paralel olarak değişebilir karakterde olduğu iddia edilmiştir. Bu düşüncenin gelenekte bir tekabülü olamayacağı için modernist dünya görüşünü benimseyen şahıslar klasik usül kitaplarının deliller hiyerarşisini alt-üst ederek kendilerine yeni bir yöntembilim oluşturma çabası içerisine girmişlerdir. Bu bağlamda klasik literatürün tâli delilleri yahut delil olma özelliği tartışmalı olan delilleri (örf ve maslahat gibi) öncelenirken; mevcut ahkâmın ana çatısını belirleyen ve muhafaza eden aslî deliller (Sünnet ve icma gibi) arka plana itilmiştir. Bu çabaların farklı bir uzantısı ise İslam dünyasında etkinliği giderek artan sosyal bilimler mantığının klasik İslamî ilimlere tatbik edilmesinde kendisini gösterir. Sosyal bilimlerin İslamileştirilmesi gibi ‘naif’ bir düşünceden hareket eden bazı Müslümanların da katkısıyla bir yandan İslam medeniyetinde varlık bulmamış, bulması da imkân dâhilinde olmayan birçok sosyal bilim disiplini ‘İslam’ öntakısıyla İslâmî kılınırken, klasik sosyal bilimlerle fonksiyonel olarak tetabuk eden diğer bazı İslâmî ilimler ise sosyal bilimleştirilmiştir. Bu ikinci durumun müstakil örneğini fıkhın İslam hukuku olarak takdimi teşkil etmektedir. Bu dönemle birlikte kaleme alınan İslam hukuku kitapları, fıkhın muamelat sahasına giren konularını, Roma hukukundan bu yana kabul gören kamu hukuku-özel hukuk ayrımı esasına göre tasnif eden yeni bir literatürü ortaya çıkarmıştır. Her tasnifin bu tasnifi yapanların bir kurgusu, yani onların zihin dünyalarının bir ürünü olduğu gerçeği göz önüne alındığında modern dönemin ‘İslam hukuku’ kitaplarının da neye hizmet ettiğini anlamak kolaylaşacaktır. Modernizm-İslam hukuku ilişkisinin tahlili esas itibariyle ‘önce ne vardı?’ ve ‘modernizmle birlikte ne değişti’ sorularına verilecek cevaplara bağlı gibi görünmektedir. ‘Önce ne vardı?’ sorusu klasik anlayışın ne olduğunu ortaya koymayı hedefleyecektir. Bu yapılabilirse modernizmle birlikte neyin değiştiğini anlamak mümkün olacaktır. Öyle görünüyor ki bugün gelinen noktada klasiği bütünüyle yaşatmak da, moderniteye bütünüyle teslim olmak da mümkün değil gibi görünmektedir. Yaşadığımız çağda nasıl fıkıh yapılmalı sorusuna verilecek cevap esas itibariyle bu iki konuyla ilgilidir. Gerçekten de ne oldu da eskiden bir ‘inşa’ ve olup bitene bir müdahale olarak görülen ve bu sebeple getirdiği haberlerde vakıaya mutabakatı aranmaksızın gidişatı değiştirdiği düşünülen dinin kendine has bir ilmi olan fıkıh, esas itibariyle değer, bağımsız ve olgu merkezli bir sosyal bilim olan hukuka dönüştü?
|
| Yazıyı Ekleyen :
admin |
| Bu yazı 198 kez okundu. |
| admin bugüne kadar toplam 2203 yazı ekledi. |
|
|
|
..:: Son yorumlananlar ::.. |
|
|
|
..:: En Son Arananlar ::.. | |
|
ayak,
aşk hikayesi,
estetik,
sabır,
LEBBEYK,
mehmet,
Hz. Muhammed,
cinsellik,
tekbir,
hazreti yusuf,
zikir,
ilk vahiy,
infak,
yaz,
somuncu baba,
yağan yağmur,
ahham,
ehli,
fatma,
TOPLAR,
CAMİ,
yorum,
Anne,
allahvar,
leyla,
paylaşım,
son,
mezhep,
iman,
deneme,
animasyon,
cinler,
lokman hekim,
hz lokman,
anneler,
ayeti kerimeler,
ALLAHU TEALA,
sevgiyle,
kibir,
resim,
aLLAH,
kom,
hz yusuf,
makyaj,
ilahiler,
evlenme,
UYAN,
resis,
nas,
nisan yağmuru,
arapca,
tevrat,
ruhlar alemi,
bismillahirrahmanirrahim,
gecen,
|
|
|
..:: Rasgele 5 Üyemiz ::.. | |
|
|
| Bir Reklam.. |
 |
|
|
Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı
yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. kendi yazınızı yazıyor
iseniz adınızı belirtmek zorunda değilsiniz kullanici adiniz yazınızın altında
yayınlanacaktır. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar
suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının
kaldırılmasını saglayablirler. islamiyazilar.com yazarlarin kendi goruslerine
saygi duymakla birlikte suc unsuru teskil eden yazilari yayinlamama veya
yayinlanmiş olanlari yayından kaldırma hakkını saklı tutar. |
|
|