|
..:: Bir Ayet ::..
|
|
Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah,
va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir
|
|
..:: Bir Hadis ::..
|
|
Bir kısım insan vardır, Allah'ın mülkünden haksız bir surette mal elde etmeye girişirler. Halbuki bu, Kıyamet günü onlara bir ateştir, başka değil. |
|
|
İnternete güvenli bir başlangıç yapın
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın
İkrama övgü
|
| |
|
| |
BANA
İMANDAN sonra en yüksek nimet nedir diye sorsalar, ‘ikram edebilmek’
derdim. Yedirmek, yemekten daha fazla lezzet verir bana. Giydirmekten
aldığım keyif, giymekten daha büyüktür. Cimriliğin dar sokaklarında
ruhunu boğdurmamış her insan için de gerçek her halde budur.
Bu ikram sırrından olsa gerek, ‘melekleri ürkütmeden’ yaşamaya azmetmiş
büyük ruhlu şair Rainer Maria Rilke’nin üstelik bir şiirinde değil, bir
mektubunda yer alan bir söz, bana bir şairini dilinden dökülebilecek en
güzel sözlerden biridir benim için. “Bahçelerim olsun” demektedir
muhabbetini dile getirdiği muhatabına şair. “Bahçelerim olsun isterdim;
sana çiçekler ve meyveler sunmak için. Ama ben, fakir biriyim.”
Rilke’nin bu sözleri o kadar işlemiştir ki yüreğime, en sık tekrar
ettiğim dualardan biri “Allah, cömert insanları darlıkla, yoklukla
imtihan etmesin” ise, ihtimal ki bu sebeptendir.
Yine bu sebepten, ümmetin iki büyük kütlesinin kanının döküleceği ve
kalblere kalıcı bir husumetin yerleşeceği bir savaşa gönlü razı
olmadığı için hilâfetten feragat eden Peygamber torunu Hz. Hasan’ın
barış şartlarından birinin ‘cömertliğe’ ve ‘ikram’a dair olması bana
manidar gelir.
Öte yandan, hadislerin o gül kokulu ve nefes açıcı ikliminde dolaşırken
karşıma çıkan infaka dair, ikrama dair hadisler dikkatimi bilhassa
çeker. Cimriliğe dair, cimriliği neredeyse küfürle eşdeğer gören
hadisler keza.
Kesilip eti fakir fukaraya dağıtılmış, geride sadece bir kolu kalmış
koyuna dair hadis meselâ. “Geride ne kaldı?” diye sorduğunda, annemiz
Hz. Âişe’nin “Bir kolu kaldı” deyişi; Efendimizin “Hayır, kolu hariç
hepsi kaldı” diyerek meseleye melekût ve âlem-i beka açısından bakarak
cevap verişi... İnfak edilen, ikram edilen hiçbir şeyin, salih ve sahih
bir niyetle ikram ve infak edildikten sonra Allah katında asla zayi
olmadığının ve olmayacağının böylece teyid edilişi...
Hele ki, ‘olsa yapardım’ mazeretine sığınmaya meyyal oluşumuza
karşılık, bize ‘infakta sınır, ikramda mazeret yoktur’ dersini veren
‘yarım hurma’ hadisi... “Yarım hurma ile de olsa, kendinizi ateşten
koruyun” buyurması kudsî nebînin... Elinde sadece bir hurma var,
karşında ise senin gibi ihtiyaç halinde bir mü’min kardeşin varsa, o
bir hurmadan ne nefsini mahrum et, ne de mü’min kardeşini ihmal et diye
her hal ve şartta bir ikram çağrısı taşıyan kısacık ama mânâca engin
hadis...
Neden böyledir? Neden âyetlerin mü’mini tarif ederken zikrettiği
vasıflardan biri muhakkak infak ve ikrama dairdir? Neden hadisler bizi
infaka ve ikrama davet etmekte; cimrilik ve hasislikten ise yılandan ve
akrepten kaçar gibi kaçmayı bizi öğretmektedir? İkramın, ‘fıtrat-ı
zîşuur’ olarak vicdanda gördüğü kabulün, lezzet mecraı olarak
ruhlarımızda bulduğu karşılığın sebebi nedir?
İkramı ruhlarımıza bu kadar sevdiren Rabbimizin, Kur’ân’ıyla ve
Resûlüyle de bizi ikrama ve infaka davet ederken, cimrilik konusunda
bizi o kadar kesin biçimde uyarmasının bir hikmetini hissettim yakın
zaman önce.
Düşündüm ki, ikram imanın tezahürü, cimrilik ise insanı inkâra komşu
eyliyor; zira, âlemlerin Rabbinin bu kâinatı böyle mükemmel bir
misafirhane ve bir sofra sûretinde yaratıp içinde bizleri misafir
etmesinin ardındaki sırrı ve hikmeti, en iyi, ikramı seven ve
cimrilikten istikrah eden kişi anlayabilir.
İkramda, şuunatın bir lem’ası vardır. İkramdaki hazdan, infaktaki
lezzetten mahrum birinin belki ‘aklının zoruyla’ anlayacağı bir
meseleyi, ikramperver bir insan aklını o kadar da zorlamadan hissen
kolaylıkla kavrayabilir. Kendi iç dünyasına dercedilmiş ikram sevincini
bir mikyas, bir mizan olarak istimal edip, Zât-ı Zülcelâli
ve’l-ikram’ın şu kâinatı ve içinde insanı varedişindeki muradı
görebilir ve hayatını o murad-ı ilâhîye göre yaşama azmine bihakkın
yapışabilir.
Bilir ki, âlemlerin Rabbi birşeye ihtiyaç duyduğu, mahlukatından birşey
beklediği için bu kâinatı yaratıp böyle bir ikramla insanı donatmış
değildir. O, ihtiyaçtan münezzehtir. Ama, ancak küçük bir lem’asını
kendi iç dünyamızda hissettiğimiz bir lezzet-i münezzehe, bir
memnuniyet-i mukaddesedir sözkonusu olan...
Ne mutlu kerem sahiplerine. Ne mutlu mukrimlere...
10/07/2008
© 2008 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu
|
| Eklenme Tarihi: 10.07.2008 03:50:29 |
| Kaynak : www.karakalem.net |
| Yazıyı Ekleyen :
hakanbalıkçı |
| Bu yazı Bugün 6 kez okundu. |
| Bu yazı Toplam 467 kez okundu. |
| hakanbalıkçı bugüne kadar toplam 56 yazı ekledi. |
|
|
|
| |
..:: Son yorumlananlar ::.. |
|
|
|
..:: En Son Arananlar ::.. | |
|
guzel sozler,
nedir,
olum,
ingilizce,
KEVSER,
illallah derim,
kab,
seni,
boks,
AMEL,
|
|
..:: Rasgele 5 Üyemiz ::.. | |
|
|
|
| Tefekkür Yazarları |
| Ayşe Üzümcü , Şükran Taşdelen ,Zeynep Işık ,Nurcan Hazyadaranlı Emine Güneş |
|
|
Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı
yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. kendi yazınızı yazıyor
iseniz adınızı belirtmek zorunda değilsiniz kullanici adiniz yazınızın altında
yayınlanacaktır. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar
suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının
kaldırılmasını saglayablirler. islamiyazilar.com yazarlarin kendi goruslerine
saygi duymakla birlikte suc unsuru teskil eden yazilari yayinlamama veya
yayinlanmiş olanlari yayından kaldırma hakkını saklı tutar. |
|
|