|
..:: Bir Ayet ::..
|
|
Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah,
va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir
|
|
..:: Bir Hadis ::..
|
|
Şurası muhakkak ki insanlar Kıyamet günü niyetleri üzere diriltilecekler. |
|
|
İnternete güvenli bir başlangıç yapın
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın
İÇİNE DÜŞÜLEN ÇUKUR: KİBİR
|
| |
|
| |
İnsansı bir duygu mu desem acaba? Bence değil tabiki… Yani insanın kullandığı i bir duygu diyebilirim ama hiç de insancıl değil. Daha doğrusu şeytancıl bir duygu kibir ve gerçekten içine düşülen büyük bir çukur. Hem de kocaman koskocaman bir çukur. Duyguları iyi ve kötü diye iki şekilde kategorize etsek herhalde kibir en kötü tarafa düşecektir…
Tarih boyunca bildik ve bilmedik nice insanı içine çekmiş bu duygu. Bilirsiniz yani… Firavunlar,Nemrutlar, Stalin,Lenin, Mussolini, krallar,kraliçeler,servet,güzellik,ün sahipleri… Bildik bilmedik birçoklarını. Zamanımızdan önce kullanıldı zamanımızda kullanılıyor ve kıyamete kadar da kullanılacak. Belki siz de belki ben de hepimiz bu çukura düşebiliriz… Hayır ben asla bu kötü duyguyu,düşünceyi kullanmam demek, asla böyle bir hataya düşmem demek de kibirli bir davranış olabilir. Bu kendini insanüstü görmek demektir... Yani hatasızlık… Mümkün değil! Çünkü insanoğlu hata yapan bir varlık olarak programlanmıştır. Masum ve tertemiz Peygamberler (A.S) bile hata yaparken bizim gibi sıradan insanların hata yapmadığını iddia etmek aslında en büyük hata! Yani çırpındıkça içinden bir türlü kurtulamayabiliriz. Dikkatli olmak lazım. Bazıları kibrin çok lazım bir şey olduğuna inanabilir! Onun sayesinde toplum tarafından ezilmediklerini,üstün görüldüklerini iddia edebilir… zamanla anlayacağız ki oldukça zararlı olan bu duygu,düşünce biçimi bir takım etkenler olaylar sonucu insanda oluşan zehirli ve insanı yıkıma götüren duygu ve düşüncedir…
Kibir… Karşısındakini kendinden küçük,aşağı görüp silindir gibi ezmeyi düşünmek…Hep kendini yükseklerde hatasız en doğrusunu bilir zannetmek, Başkaları tarafından kendisinin eleştirilmesine asla müsaade etmemek… Daha doğrusu kendisini aptal yerine koyup bunu fark edememek … Kendisini ezdirmemekten ortaya çıkıp zamanla daha çok büyüklenerek insanın kendisine tapmasına kadar gider… Farkında bile olmadan insan şirke düşüp kendisini Allah’laştırabilir Allah korusun! Çok dikkatli olmak lazım dedik ya!
Kibirli insanlar belki farkında değil ama kendilerini her ortamda rezil ve rüsva ederler. Komik duruma düşürürler. Çünkü bilmedikleri bir konu hakkında da kolay ahkâm keserler her şeyi bildiklerini sanırlar… Toplum içinde saçmalamaya bilip bilmeden konuşmaya başladıklarında alçak gönüllü olanlar onun içine düştüğü zavallı duruma acır ve üzülür. Fakat onun gibi diğer kibirli insanlar da onunla alay eder ve onu rezil etmek isterler. Dedikodusunu yaparlar, kınarlar… Çünkü ezip geçecekleri biri var karşılarında bu fırsatı kaçırmak istemezler…Yüzüne karşı gülüp eğlenirler fakat ondan herhangi bir menfaat beklentisi olanlar onun yanında ses çıkarmaz onu tasdik eder gözükür… Zaten kendisi eleştirilere kulağını tıkamıştır. Arkasından ise… Ah ne olurdu çenesini biraz tutabilseydi! Ne kadar aptalca davranıyor! Kendisini bir şey sanıyor! Çok bilmiş ne olacak! Ondan nefret ediyoruz! Onu sevmiyoruz. Sadece bize menfaat sağlar diye umuyoruz derler…
Şeytancıl bir duygu dedik ya kibir daha başka kötü duyguları da getiriyor ardı sırasında! Kıskançlık, bencillik, yalancılık, dolandırıcılık, sahtekarlık, ikiyüzlülük… daha birçokları yani…
Kibirli insanın bakışı da farklılaşmıştır. Hep yukardan ve yandan bakmayı adet haline getirdikleri için zamanla gözlerde bir şaşılık başlayabilir… ya da boyun fıtığına tutulabilirler boyunlarını yukarıda tuttukları için. Gülerken alaycı güldükleri için ağızları yana doğru kaymaya başlar. Ve dudaklarında şekil bozukluğu baş gösterir. Kendilerini beğenerek başlarını kaldırarak yürüdüklerinden önlerine çıkan belediye çukurunu fark edemeyip çukura düşebilirler! Ya da trafikte bir sağa bir sola bakmadıkları için arabanın altında kalıp ebediyen saygı durumuna girebilirler. Tabi bu yazdıklarım işi biraz espriye vurmak…
Gözleri bakar kör olduğu için evraklardan kolay anlamazlar. O yüzden işyerlerinde şirketlerinde yanlarında hep alçak gönüllü danışmanlar bulundururlar. Eğer danışmanlar da kibre kapılıp başlarını yukarı çevirirlerse onların da danışmana ihtiyacı vardır. Aynı zamanda kafaları da fazla basmadığından birilerinin onlar devamlı fikir vermesi lazım. Akıl hocaları tutarlar kendilerine. Bilmedikleri bir konu hakkında onlardan fikir almak onlar fazla zor gelmez çünkü paralarını kendisi veriyordur. Zavallılar sattıkları fikir karşılığında ekmek yiyorlardır. Ne acı değil mi?
Konuşurken boğazlarını yırtarak konuştukları için zamanla ses tellerinde yırtılmalar ya da ses tonlarında değişmeler başlar. Kendilerine güvenmedikleri her hallerinden bellidir. Ses bazen kalın bazen ince bazen ters bazen düz çıkar.
Ayrıca konuşurken sert konuşurlar. Ve kendinden o kadar emin konuşurlar ki sanırsınız her şeyi onlar bilir. İnandıkları fikir yanlış da olsa doğru da olsa onların fikri olduğu için o fikir kabul edilmek zorundadır herkes. Başka türlü konuşmak mümkün değil onlarla. Bu fikirler ağızlarından o kadar sert çıkar ki testere etkisi yapar karşı tarafa. Eller de konuşurken çekiç ya da benzeri aletlere dönüşür. Mimikler haşin. Karşı taraf ya kabul edecek bu fikri ya da işi bitecek. Ne kadar sapkın ve uç duygu kibir. İnsanı insan olmaktan çıkarıp adeta kendi kendisini yer bitirir hale getiriyor.
Pekii kibir ne menemen şeydir ki içine düşüyoruz bu kibrin? Nasıl oluyor? İnsan çok garip bir varlık! Neler neler besliyor içinde…
Kendince iyi bir yere kapağı attığında oturmuş olduğu şan şeref makam koltuğuna kök salacağına kendisini iyice inandırıyor insan. Görünürde başarmıştır ve amacına ulaşmıştır artık. Kibirli insan tüm bunlara da sadece kendi gücüyle sahip olduğuna inanır. Başkalarının yardımını görmezlikten gelir. Eğer başkalarının yardımını görecek olursa kendisini gücümseyecektir aşağılayacaktır sanki. Eksikliği ortaya çıkacaktır. Ve bu da onu başkalarına karşı aciz ve zayıf gösterecektir. Bu onun kabul edemeyeceği bir durum! Belki kendisini yetersiz görüyor fakat bunu öylesine gizli tutmak istiyor ki… Kalın bir kabukla sarılmak, özüne inmemek için var gücüyle mücadele ediyor kibirli insan daha sonra… Bunun için de zaten elinde bir takım imkanlar da var…malı,mülkü,parası,mevkisi, güzelliği…Gözü onlardan başka bir kurtuluş çaresi görmüyor. Göremiyor ya da! Gözleri perdelenmiştir. Hiçbir gerçek ona gözükmez. Ve o kendi kafasındaki hayal ve hezeyan dünyasında kendisi ve insanlarla mücadele ederek yaşar gider… Nereye kadar o da belli değil.
Ama buzdağının altında başka nedenler var! Korku! Kendisinden emin olamama korkusu! Kaybetme korkusu! Bir gün bütün bu imkânların elinden alınacağı gizli korku! Güvensizlik! İnsanlara ve kendisine olan güven eksikliği! Aşağılık duygusu! Batmış olan özgüven ve özsaygısı! Yıllarca acı çekmenin itilip kalkmanın, yoksulluğun, fakirliğin verdiği güvensizlik duygusu ve en önemlisi de bütün bu olumsuzlukların vahşi, acımasız bir karakterde toplanması! Evet tüm bu olumsuzlukları yaşayan alçakgönüllü, sabırlı, manevi duygularını kaybetmemiş biri de olabilir her şeye rağmen çalışarak özgüven sahibi, güç makam mevki sahibi olabilir. Geçmiş acıları da boğazına dizilmiş bir yumru kalabilir. Fakat o fırsatını buldukça intikam almaya çalışmaz tam tersine ona bu kadar acı çektirenlerle karşı karşıya geldiğinde kazananın yalnızca hak olduğunu, benlik saygısının insanın özünde her zaman var olduğunu ve bunu ne pahasına olursa olsun hiç kimsenin söndüremeyeceğini adaletli bir şekilde o zalime iletir. Çünkü yüce Allah kullarını çok sever ve onlara değer verir. Hiç kimse yüce Allah’ın değer verdiği bir varlığı aşağılama gibi bir yetkisi ve hakkı yoktur. Hz. Adem’e meleklerin bile secde etmesi buna bir örnek değil mi?
Ama kibirli insan yaşadığı tüm sıkıntılı dönemlerin intikamını almak isteyecektir canavarca ve kontrolsüz bir şekilde!
Bunu nerden biliyorsun amma da attın diyeceksiniz değil mi? Tarih boyunca sınırsızca kibir örnekleri gösteren insanlara şöyle bir bakın! Geçmiş hayatlarına, çocukluk ve gençlik yıllarına! Yerlerde sürünerek fakirlik içinde türlü haksızlıklara uğrayarak kin ve öfkeyle yaşamadılar mı? İçlerindeki isyan kin ve öfke vahşi kişilikleriyle birlikte yeşermedi mi? Ve zayıf bir kişilik içinde büyümediler mi? Aşağılanıp horlandıklarında zayıf karakterleri dizginleri elinden kaçırmadı mı? Ve zamanı gelip de güç sahibi olduklarında intikamlarını almadılar mı? Stalin’in adı Josef Stalin değil de büyük Stalin olduğunda yazdığı eserin adı niye “ papatyalar arasında bir mehtap gecesi” değil de “kavgam” olmuş!
Dünyaca ünlü sinema sanatçıları, aktörler aktrislerin hayatlarına bir bakalım… onların da hayatlarında acılar,sıkıntılar,fakirlikler olmadı mı? Çok çalışarak ya da fırsatları değerlendirerek güçlendiklerinde ise başları dönüp kendilerini buğday ambarında sanan tavuklara dönmediler mi? Ya sonra! Gelin görelim…
İşte size bir örnek:
Marilyn Monroe… Gerçek adı Norma Jean olan Marilyn Monroe, 1 Haziran 1926’da Los Angeles, California’da doğdu. Babası Edward Mortensen, annesini Norma doğmadan önce bırakıp gitmişti. Açlık ve sefalet içinde geçen çocukluk yılları, annesi Gladys Baker’ın ağır bir sinir nöbeti geçirip hastaneye kaldırılması ile daha da karardı. Norma’nın yetimhanedeki yaşamı işte bu talihsiz olayla başladı. 8 yaşında cinsel tacize uğrayan Norma Jean, bir tanıdıklarının yanında kalırken zaman içinde istenmeyen misafir durumuna düştü ve 16 yaşında hayatının en zor kararını verdi….Yetimhaneye dönmeyecek ve fabrikada işçi olarak çalışan Jim Dougherty ile evlenecekti. 1942 Haziran’ında Jim ile evlenen Norma’nın evliliği uzun sürmedi ve 1946 Eylül’ünde bitti.
Ve devamı…
Burbank’ta bir fabrikada çalışırken şans eseri fotoğrafları çekildi ve modelliğe başladı. Ünlü film yapımcısı Howard Hughes tarafından keşfedildi ve adı Marilyn Monroe olarak değiştirildi. İlk başlarda küçük rollerde, sessiz sakin sarışın bir kız olarak kendini gösteren Marilyn, "Love Happy" (1949) ve "All About Eve" (1950) filmlerinden sonra başarıyı yakaldı. Doğallığına, cazibesini ve dişiliğini de ekleyerek, sessiz sakin sarışın kız "Sarışın Bomba" olarak anılan bir idole dönüştü. 1950 yılında tanıştığı profesyonel beyzbol oyuncusu Joe Di Maggio ile 1954 Haziran’ında dünya evine girdi. "Niagara", "Gentlemen Prefer Blondes", "How to Marry A Millionaire" adlı filmlerle ününe ün katan Marilyn, herşeyin doğal ve içten olması gerektiğini savunurdu. Belki de bu düşüncesi sayesinde film yapımcılarının ve fotoğrafçıların rüyası haline geldi. 1954 yılının Ekim ayında ikinci eşinden de ayrılan Marilyn’in evliliğini bitiren en büyük etkenin, şöhreti ve sarışın seksi bomba imajı olduğu söylendi.
1956 yılı ise Marilyn için çok hızlı geçti. Kendi firması olan Marilyn Monroe Productions’ı da bu yıl içinde kuran seksi yıldız, 29 Haziran’da da bir oyun yazarı olan Arthur Miller ile üçüncü evliliğini yaptı. Kariyerini kötü yönde etkileyen, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı da bu dönemde başladı. Psikolojik problemler içinde kendini unutan Marliyn Monroe, 21 Haziran 1961 yılında üçüncü eşinden de ayrıldı. Ne var ki 5 Ağustos 1962 yılında Brentwood’daki evinde ölü bulunan ünlü yıldız, aşırı dozda uyku ilacı alarak intihar etmişti. Olayın bir intihar değil cinayet olduğu iddiaları ortaya atılmış, sebep olarak da Kennedy ile olan birlikteliği öne sürülmüştü. Marilyn, 8 Ağustos 1962’de California'da defnedildi.
İşte size ibretlik bir hayat… Monroe sefalet içinde geçen hayatında başına gelen bu kadar kötü olaylar karşısında herhalde içinden bir gün bu yaşadıklarının intikamını almak geçiyordu… Dünyaya kök söktürecek yuf borusu öttürecek, herkesi bir gün kendisine hayran bırakacak herkes de güzelliğine boyun eğecek ve böylece de eski acı günlerin intikamını almış olacaktı. Tabiî ki hakkında senaryo yazmak, entrika çıkarmak düşüncesinde değilim. Monroe’nin çocukluktan bu yana kafasındaki fikirlerin ne olduğunu bilemem fakat fırsat ayağına kadar geldi ve olanlar oldu. Zavallı Monroe kendisini tavuk ambarında görmeye başlar başlamaz da felaketler gelmeye başladı… Eline geçen ilk fırsatta da Doğallığına, cazibesini ve dişiliğini kullanarak herkesi kendisine hayran bıraktı. Şimdi herkes onun peşinden gitmiyor mu? Evet! Yani intikamı korkunç oldu ama ya sonra! Herkesi kendi kazdığı kibir çukuruna düşürdü ve sonunda kendisi de bu çukura düştü. Elindeki imkânları fütursuzca kullanıp çevresini kasıp kavurup sonunun nereye gittiğini göremeyenlerin hali işte bu değil mi? Psikolojik problemler! Yıkım! İntihar!
Yazarı:Ümmühan YAŞAR
|
ümmühan yaşar
(Eski Mesaj)
|
evet çalışmak gerekiyor ama biraz da Allah vergisi bu... kiminin dili kiminin eli kiminin de kalemi sağlam oluyor...eminim sizin de dediğiniz gibi kuvvetli yönleriniz vardır...mesela iyi bir eleştirmen olabilirsiniz. murat kardeş üst bölümde bu bölüme yazı ekle diye küçük bir kutucuk hazırlamışlar ordan ekleyebilirisniz...yorumlar editör onayından geçiyor artık ne zaman yayınlanırsa bakarsınız... |
Murat
(Eski Mesaj)
|
Buraya Nasıl Yazı Yazı Ekleyebilirim Bilen Var Mı ? |
Feyza
(Eski Mesaj)
|
bende yazı hazırlıyodum bitane ama yazamadım oldu aslında ama sonradan baktım böyle sizlerinki gibi akıcı değil biraz daha çalışmam gerekecek anlaşılan, iyi okuyucyum ama iyi yazamıyotum  |
ümmühan yaşar
(Eski Mesaj)
|
feyzacım teşekkürler bende defalarca okudum yazıyı... vurucu noktaları görebiliyorsun sağol varol... |
Feyza
(Eski Mesaj)
|
Sonuna kadar okudum ve bence herkesin okuması gereken bir yazı teşekkürler |
| Eklenme Tarihi: 17.06.2008 14:12:13 |
| Yazıyı Ekleyen :
ummuhan1977 |
| Bu yazı Bugün 3 kez okundu. |
| Bu yazı Toplam 979 kez okundu. |
| ummuhan1977 bugüne kadar toplam 9 yazı ekledi. |
|
|
|
| |
..:: Son yorumlananlar ::.. |
|
|
|
..:: En Son Arananlar ::.. | |
|
boks,
AMEL,
kad,
kurban bayramı,
ruhsal,
hz muhammed,
riya,
mekruh,
ey kutlu nebi,
rana,
|
|
..:: Rasgele 5 Üyemiz ::.. | |
|
|
|
| Tefekkür Yazarları |
| Ayşe Üzümcü , Şükran Taşdelen ,Zeynep Işık ,Nurcan Hazyadaranlı Emine Güneş |
|
|
Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı
yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. kendi yazınızı yazıyor
iseniz adınızı belirtmek zorunda değilsiniz kullanici adiniz yazınızın altında
yayınlanacaktır. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar
suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının
kaldırılmasını saglayablirler. islamiyazilar.com yazarlarin kendi goruslerine
saygi duymakla birlikte suc unsuru teskil eden yazilari yayinlamama veya
yayinlanmiş olanlari yayından kaldırma hakkını saklı tutar. |
|
|