Allah bir kulu sevdi mi, onu dünyadan korur. Tıpkı sizden birinin hastasına suyu yasaklaması gibi.
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Devamlı herkesle kavga ve çekişme halinde olman, günah olarak sana kafidi


Sitemizi destekleyin
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Aile Hayatı » Hz. Mevlana'da Evlilik


Hz. Mevlana'da Evlilik
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...

a) Evliliğin gereği

“Kaynaşmanız için size kendi cinsinizden eşler yaratıp, aranızdaki sevgi ve merhamet peyda etmesi de O’nun varlığının delillerindendir.” (Rûm/21)

“Nikah benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetimle amel etmezse benden değildir. Evleniniz! Zira ben, diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuz ile iftihar edeceğim. Kimin maddi imkanı varsa hemen evlensin. Kim de maddi imkan bulamazsa (nafile) oruç tutsun. Çünkü oruç, onun için şehveti kırıcıdır.”(H.Ş.)

Mevlâna evliliği erkekler için nefsinin boynuna bir bağ vurma olarak niteler; günahtan sakınmanın temel yollarından birinin evlilik olduğunu da belirtir. Yine Mevlâna, “Kavun, karpuz olgunlaşıp sulandımı yarmazsan telef olur gider”(Mesnevî, V/3718) benzetmesiyle vakti gelince evliliğin geciktirilmemesini önerir ve şöyle der:

“Nikâh, “Lâhavle” okumaya benzer; oku, yani bir kadın nikâhla da şehvet seni belâya düşürmesin.

Madem ki yemeye-içmeye hırsın var, çabucak evlen; yoksa bil ki, kedi gelir, yağlı kuyruğu kapar gider (şehvete kul olur gidersin).

Sıçrayan eşeğin (nefsin, şehvetin) sırtına taş yükünü vur; o kaçmadan, sıçramadan önce sırtına yükü yükle!” (Mesnevî, V/ 1375-1377)

Mevlâna kapı kapı dolaşarak kız arama veya bazı aracı kadınlar vasıtasıyla oğullarına gelin bulma usulünü de Mesnevî’sinde XIII. yüzyıl Konya’sının gelenekleri arasında zikreder (Mesnevî, IV/192, 630). Bilindiği gibi bu usul Konya’mızda hâlâ geçerliliğini korumakta ve söz konusu geleneğin sekiz yüzyıla yakın bir geçmişi olduğunu da göstermektedir.


b) Birden fazla evlilik

Yüce Allah kutsal kitabımızın Nisa Suresi’nin 3. Âyet-i Kerimesinde şöyle buyurmaktadır:

“Aralarında adaletli davranmak suretiyle 2, 3 ve 4’e kadar evlenebilirsiniz. Eğer aralarında adaletsizlik yapacağınızdan korkuyorsanız bir tane almalısınız. Doğru yoldan sapmamanız için uygunu da budur.”

Birden fazla kadın almak konusu bu Âyet-i Kerimede belirtilmekle birlikte, Yüce Allah aynı surenin 129. Âyet-i Kerimesinde “Üzerine düşüp uğraşsanız da kadınlar arasında âdil davranmaya güç yetiremezsiniz...” buyurarak bu konudaki hassasiyete dikkat çekmiştir.

Hz. Mevlâna da hayatında iki evlilik yaşamış; ilk eşi Semerkantlı Lala Şerafettin’in kızı Gevher Hatun’un ölümünden sonra daha önce eşi vefat etmiş olan Konyalı Kerra Hatunu zevceliğe almıştır. Yani aynı anda birden fazla kadınla evli olmamıştır. Bu davranış da onun -her ne kadar dinî müsaâde olsa bile- tek eşliliğe verdiği önemi göstermektedir. Zaten Mesnevî’sindeki bir beyitinde “Kendine gel; iki sevgiliyi sevmek kötüdür” (Mesnevî, V/1465) diyerek bunu açıkça vurgular.

Mevlâna, kadınların erkeklerden daha merhametli oldukları halde ‘kuma’ya katlanamayacaklarını dile getirmekle birlikte (Mesnevî, V/1208) bazı yaşlanmış kadınların eşlerini evlerine bağlamak için kendi elleriyle kocalarına genç kız aldıklarını da döneminin sosyal olayları arasında zikreder (Mesnevî, VI/675). Yine yaşlanmış kadınların kendilerini genç göstermek için süslendiklerini, kaşlarını aldıklarını, yüzlerindeki buruşuklukları gizlemek amacıyla boya kullandıklarını, fakat bu halleriyle de komik duruma düştüklerini de belirtir ve bu tür kadınlara; geçmişi bırakıp kaza ve kadere teslimiyetle yaşadıkları dönemin kıymetini bilmelerini öğütler (Mesnevî, VI/1268 -1292).

“Nikah ümidi kalmayan çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların, bir ziynet ile gösterişe çıkmamaları şartıyla çarşaflarını bırakmalarında kendilerine bir günah yoktur; ancak iffet âdâbınca sakınmaları kendileri için daha hayırlıdır...” (Nur/60)


c) Erkek ve kadının uyumlu olması

“...Kadınlar sizin için, siz de kadınlar için birer elbisesiniz...”(Bakara/187)

“Kadınlar erkeklerin (tamamlayıcı) parçalarıdır.”(H.Ş.)

Mevlâna evlenecek kadın ve erkeği bir bütünün eşit parçaları olarak niteler ve yine dikkat çekici teşbihlerle böyle olmaması halinde her ikisinin de işe yaramayacağını belirtir ve şöyle der:

“Eşlerin birbirine benzemesi lâzım. Ayakkabı ve mestin çiftlerine bir bak!

Ayakkabının teki ayağa biraz dar gelse ikisi de işe yaramaz.

Kapı kanadının biri küçük, diğeri büyük olur mu? Ormandaki aslana kurdun eş olduğunu hiç gördün mü?” (Mesnevî, I/2309-2311)

“... Kapının bir kanadı tahtadan, bir kanadı fildişinden. Böyle şey olur mu hiç?

Nikâhta iki kişinin birbirine denk olması lâzım. Yoksa iş bozulur, geçim kalmaz.” (Mesnevî, IV/196, 197)


d) Erkek mi üstün, kadın mı?

“...Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Yalnız, erkekler için onların üzerinde bir derece vardır...”(Bakara/228)

“Eğer bir kimsenin bir başkasına secde etmesini emretseydim, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim; ve eğer bir erkek karısına kırmızı bir dağdan siyah bir dağa; ve siyah bir dağdan kırmızı bir dağa taş taşımayı emretse, uygun olan; kadının bu emri yerine getirmesidir.” (H.Ş. Kütüb-i Sitte, 6529)

“Kadınlara kötü muamelede bulunmayın, Allah’tan korkun.” (H.Ş.)

“Aranızda en hayırlı kimseler, kadınlarına, zevcelerine karşı huyu en iyi olanlarınızdır.” (H.Ş.)

Mevlâna erkeklerle kadınları kıyaslar ve câhillerin kadınlarına galip geldiğini; akıllı erkeklerin ise eşlerine mağlup olduğu sonucuna vararak teşbihler yoluyla şu tespitlerde bulunur:

“İnsan, yiğitlikte Zaloğlu Rüstem bile olsa, Hamza’dan bile cesur olsa yine de hükmetme hususunda karısının esiridir.

Görünüşte su, ateşten üstündür ...

Fakat ikisinin arasına bir tencere (sevgi) girdimi ateş o suyu kaynatır, buharlaştırır, yok eder.

Görünüşte su nasıl ateşten üstünse sen de kadından üstünsün; fakat hakikatte ona mağlupsun, onu istemektesin.

Kadınlar, akıllı erkeklere karşı galip gelirler; fakat cahil kişiler kadınları mağlup ederler.

Bu tür cahiller, sert ve kaba olan insanlardır.

Bunlarda acıma, lutfetme ve sevme duygusu azdır; çünkü yaratılışlarında hayvanlık duygusu üstündür.

Sevgi ve acıma insanlık özelliğidir, hiddet ve şehvet ise hayvanlık.” (Mesnevî, I/2427, 2429-2431, 2435, 2436)

Mevlâna erkeklerin üstünlüğünün ise ileri görüşlülüğünden olduğunu belirtir ve şöyle der:

“Ey yiğit kişi! Erkeklerin kadınlara üstünlüğü kuvvet, kazanç ve mal-mülk bakımından değildir.

Öyle olsaydı, aslan ve fil daha kuvvetli olduklarından dolayı insandan daha üstün, daha yüce olurdu.

Erkeklerin kadınlardan üstün olması erkeğin, kadına nazaran daha çok işin sonunu görebilmesindendir.

Erkek de, işin sonunu tahmin edip göremezse, bu becerisi olanlara karşı kadın gibi noksan sayılır.” (Mesnevî, IV/1618-1621)

Biz bu başlığımızı Mevlâna’nın çok bilinen beyitleriyle tatlıya bağlayarak, her şeyin başında ‘sevgi’ olduğunu; eğer sevgi olursa sorunların da kalmayacağını belirterek tamamlayalım:

“Sevgiyle acılar, tatlılaşır; bakırlar altına dönüşür.

Muhabbetle tortular, berraklaşır; dertler, şifa verir.

Muhabbetle ölü, canlandırılır. Sevgiyle padişah, köle yapılır.”

(Mesnevî, II/ 1529-1531)


e) Kadınların ev ekonomisine ve eşine katkısı

Mevlâna, kadınların erkekleri üzerindeki etkisini maddî boyutta da inceleyerek şu çarpıcı beyitleri söyler:

“Niceleri, kazançla padişah kesildiler; niceleri de kazanç peşinde çırılçıplak kaldılar.

Niceleri kadın alarak Kârun gibi zengin oldu; niceleri de kadın yüzünden borçlandı gitti.” (Mesnevî, VI/3688, 3689)


f) Evlilikte anlayış

“Erkekler, kadınlar üzerinde hakim dururlar, çünkü bir kere Allah birini diğerinden üstün yaratmıştır. Ve bir de erkekler mallarından harcamaktadırlar. Bunun için iyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah' ın korumasını emrettiği şeyleri, kocalarının yokluğunda da korurlar...” (Nisa/34)

“Kadınlar çocuklarını karınlarında taşırlar, doğururlar ve onlara merhamet beslerler. Bunlar bir de kocalarına eziyet vermeseler ve namazlarını da kılsalar cennete girerler!” (H.Ş. Kütüb-i Sitte, 6586)

Evlilik müessesesi şüphesiz karşılıklı anlayış ve eşlerin birbirini dinleyip anlamasıyla ayakta durdurulabilecek bir kurumdur. Bunun tek taraflı olması müessesenin sağlıklı işlemesi ve hatta ayakta durabilmesini engellemekle birlikte, kurumdakileri; yani eşlerle birlikte çocukları da derinden etkileyen bir olgudur. Mevlâna eserlerinde genelde kocalarına fakirlikten yakınan kadınları işler ve onlara Peygamber efendimizin “El-fakru fahrî”; yani “fakirlik övünç kaynağımdır” hadis-i şerifini hatırlatır; böyle durumlarda sabrı telkin eder. Mesnevî’nin I. Cildindeki (s.180 vd.) yoksul bedevî ve karısının hikâyesinde de karısının sürekli fakirlikten şikâyet etmesi üzerine bedevînin para bulmak için yola koyulması ve sonunda komik hallere düşmesini anlatarak kadınlara eşlerini maddiyat için kötü durumlara düşürmemeleri öğüdünü vermeyi amaçlar. Devamında ise erkeklerin de dikkatini çekmek amacıyla bunun sadece bir hikâye olduğunu, buradaki kadının ‘nefsi’ temsil ettiğini ve nefsin sürekli istekleri karşısında insanların komik ve zor durumlara düşeceğini vurgulayarak asıl mesajını verir; özellikle de nefislerine uyarak kadın ve paraya meyyâl olan erkeklerin bu uğurda canlarını bile ortaya koyduğunu (Mesnevî, V/1114; V/956); hattâ Allah’ı bile unuttuklarını (Mesnevî, VI/1662) dile getirerek erkeklerin zaaflarını belirtir.

Mevlâna kendi yaşamında da yoksul bir hayat sürmüş kendisine ve dergâha bağışlanan paraları Hüsâmeddin Çelebi aracılığıyla fakirlere ve dergâhın dervişlerine dağıtılmasını sağlamıştır. Yine Mevlâna evinde türlü türlü yemekler pişirildiği gün ev halkına kızıp ve bu yemekleri dervişlere dağıtmalarını söyler, tek çeşit yemek bulunduğu zamanlar ise “yoksulluk, şeyhlerin şeyhidir” diyerek “bugün alnımızda fakirlik nuru parlamaktadır” der ve çok sevinirmiş.

Karı-koca arasındaki isteklerden doğan bu çekişmeyi Mevlâna’nın yaşamından fıkra niteliğindeki bir kesitle biraz yumuşatalım:

“Adamın biri karısını çok seviyordu. Bir gün hanımı naz ederek ‘Ey efendi, gel de senden ne istersem vereceğine dair üç talâkla yemin iç, yoksa senden boşanırım’ dedi. Kocası çaresiz kabul etmek zorunda kaldı ve ‘ne istersen vereceğim’ dedi. Kadın ‘Yüce Allah’ın dünyada yarattığı her nimet ve ilginç şeyleri benim önümde hazır etmeni istiyorum’ dedi. Zavallı kocası bu arzuyu yerine getirmekten âciz kaldı. Nihayet samimiyetle kalkıp Mevlâna hazretlerine geldi, olan biteni anlattı ve ondan yardım istedi. Mevlâna ‘Git, Allah’ın kitabı Kur’ânı al ve mendiline sarıp karının eteğine koy; çünkü böylece dünyadaki yaş ve kuru nimetleri onun eteğine koymuş ve dünyanın garip şeylerini onun önünde hazır etmiş olursun. Zira ‘Yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki, Kur’ânda olmasın’ (En’am/59) buyrulmuştur. Böylece asla talâk ve ayrılık vâki olmaz’ dedi.” (Eflâkî, I, 467-468). Ve bu şekilde hareket eden koca da çok sevdiği eşinden boşanmamış oldu.

Mevlâna Fîhi mâ fîh adlı eserinde de kadına “Kendini sakla, gizlen” diye zorlamanın yanlış olduğunu; eğer kadının özünde kötü bir iş yapmama mayası varsa zaten bu güzel yaratılışına uyacağını, erkeğin bu türlü baskılı ve emrî sözlerin kadında ters etki yapacağını dile getirerek erkeklerin eşlerine nasıl davranması gerektiği hakkında önemli bir ipucu vermiştir. (bkz. a.g.e., 21. Fasıl)

“Ey peygamber, hanımlarına şöyle söyle: Eğer dünya hayatını ve zinetini istiyorsanız, haydi geliniz sizi donatayım ve güzellikle bırakıp salıvereyim. Yok eğer Allah ve Resulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, haberiniz olsun ki Allah içinizden güzellik (iyilik) edenlere pek büyük bir mükafat hazırlamıştır.” (Ahzab/28, 29)

“Kadınlara karşı yumuşak olun; zira kadın bir eyeği kemiğinden yaratılmıştır. Eyeği kemiğinin en eğri yeri yukarı kısmıdır. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi haline bırakırsan da eğri halde kalır. Öyleyse kadınlara iyilikle davranın.” (H.Ş. Kütüb-i Sitte, 3276






olgun onur ermiş

(Eski Mesaj)
 bence çok güzel ve başarılarınızın devamını dileriz

Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 17.06.2008 14:12:13
Yazıyı Ekleyen : admin
 Bu  yazı Bugün 2 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 4245 kez okundu.
admin bugüne kadar toplam 3487 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

umre ve cuma namazı

itaat

Kuran Arapçadır, Ama Hükümleri Evrenseldir


Bugün Hiç Okunmadılar..

"Camimizi Yıkmak İsteyenler Cesetlerimizi Çiğnesin"

SEVDİĞİM GİTMİŞ

Gidenlerin Ardından!...

HAYAT VE ÖLÜM

KURANDA MÜMİNLERİN ÖZELLİKLERİ


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
rojin , bnm , doğan , gül sevdalısı , adem8286 , coolgaripce , neriman , nurdan elif ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

kuranikerimsevdiklerimizamentbitatkahrbikinilarYORUMLARveda hutbesiamayani

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   altun
   kar
   efe utku
   zeekra
   demirkan

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.