“Daha vakti var, ilerde yaparım” demek, şeytanın mü’minlerin kalplerine bıraktığı bir vesvesedir.
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Himmet yönüyle insanların en yücesi hem dünya hem de ahiret işine himmet gösteren mü'mindir.


Sitemizi destekleyin
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Peygamberlerimiz » HZ.ALİNİN MENKIBELERİ


HZ.ALİNİN MENKIBELERİ
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...

Hazret-i Ali�nin menkıbeleri çoktur. Birkaçı şöyle:

Sevgili


Peygamberimiz Allahü teâlânın emriyle Mekke�den Medine�ye hicret


ederken Hazret-i Ali�ye kendi yatağında yatmasını, bıraktığı emanetleri


sahiplerine vermesini söyleyerek buyurdu ki:
(Bu gece yatağımda yat, uyu! Şu hırkamı da üzerine ört! Korkma, sana hiçbir zarar gelmez!)
Hazret-i


Ali, Peygamber efendimizin emrettiği şekilde yattı. Resulullahın


yerine, hiç korkmadan, kendi nefsini feda etmeye hazırdı.

Hicret


gecesi müşrikler, Resulullahın evinin etrafını sarmışlardı. Peygamber


efendimiz, evden çıktı. Yasin-i şerif suresinin başından on âyet-i


kerimeyi okudu ve bir avuç toprak alıp kâfirlerin başına saçtı. Sıhhat


ve selametle aralarından geçip, Hazret-i Ebu Bekir�in evine ulaştı.


Müşriklerden hiçbiri onu görememişti.
Bir müddet sonra müşriklerin yanına biri gelip sordu:
- Burada ne bekliyorsunuz?
- Evden çıkmasını bekliyoruz.
- Yemin ederim ki, Muhammed aranızdan geçip gitti, başınıza da toprak saçtı.

Müşrikler,


ellerini başlarına götürdüler. Hakikaten, başlarında toprak buldular.


Derhal kapıya hücum edip içeri girdiler. Hazret-i Ali�yi, Resul


aleyhisselamın yatağında görünce, Resul-i ekremin nerede olduğunu


sordular. Hazret-i Ali cevap verdi:
- Bilmem! Beni, Onun muhafazasına memur mu ettiniz?

Bunun


üzerine Hazret-i Ali�yi tartakladılar. Kâbe�nin yanında bir müddet


hapsettikten sonra bıraktılar. Hazret-i Ali, Resulullahın Kâbe-i


şerifte devamlı bulundukları makama oturdu. Resul-i ekremde kimin nesi


var ise, gelsin alsın diye nida ettirdi. Herkes gelip, nişanını


söyleyerek emanetini aldı.

Allah�ın aslanı Hazret-i Ali, Kureyş kâfirlerinin toplandıkları yere giderek dedi ki:
- İnşallah yarın Medine�ye gidiyorum. Bir diyeceğiniz var mı? Ben burada iken söyleyin!
Hepsi


başlarını eğip, hiçbir şey söylemediler. Sabah olunca, Hazret-i Ali,


Resul-i ekrem efendimizin eşyalarını toplayıp yola koyuldu.


Resulullaha, şişmiş olan ayaklarından kanlar akar vaziyette, Kuba�da


yetişti.

Bu yolculuğun sonunda, Peygamberimizin huzuruna


gidemeyecek bir hâle geldi. Resul-i ekrem efendimiz bunu haber alınca,


bizzat kendisi teşrif etti. Hazret-i Ali�yi görünce hâline acıdı, onu


kucakladı, mübarek elleriyle narin, nazik ayaklarını okşadı, kendisine


afiyeti için dua buyurdu. Bunun üzerine Bekara suresinin, (İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah�ın rızası için nefsini feda eder) mealindeki 207. âyet-i kerimesi nazil oldu.

***

Hazret-i


Ali, Hendek savaşında müşriklerin en azılıları ile savaştı. Savaşın


iyice şiddetlendiği 22. gün, Amr bin Abdud adlı müşriklerin en


azılılarından biri, Hendek kenarlarına gelip meydana er istedi.

Amr


çok kuvvetli olup, ömründe hiçbir cenkten yenilerek dönmemişti. Yalnız


Bedir cenginde yaralanıp düşmüştü. Yarası iyi olmuş, tekrar cenge


gelmesiyle müşrikler kuvvet bulmuştu.

Müslümanlardan kimse


Amr�ın davetine cevap vermedi. Çünkü Resulullahtan emir bekliyorlardı.


Amr�ın meydan okuması yedi kere devam etti. Yedincide Resulullah


efendimiz, Hazret-i Ali�yi çağırıp huzuruna oturttu ve (Ya Ali,


benim atıma bin, kılıcımı al, Amr bin Abdud�un önüne yiğitçe, cesaretle


var! Onun heybetinden, uzun boyundan endişe etme! Ben, Hak teâlâdan


sana yardım etmesi için, senin elinle Müslümanların, bunun şerrinden


kurtulmaları için dua ediyorum)
buyurdu.

Hazret-i Ali kılıcını kuşanıp atına bindi. Avını gözetleyerek giden bir aslan gibi, Amr�ın önüne varıp dedi ki:
- Ya Amr! Duydum ki sen Kâbe�nin karşısında ahdetmişsin ki, Kureyş�ten bir kişi senden iki şey istese, birini yaparmışsın.
- Evet öyle söz verdim.
-


Biliyorsun ben Kureyş�tenim. Senden iki şey isteyeceğim. Hiç olmazsa


birini kabul et! Birinci isteğim, Allah�ın birliğini ve Muhammed


aleyhisselamın Onun Resulü olduğunu kabul ve tasdik etmendir.
- Bunu kabul etmiyorum, başka ne istiyorsun?
- İkinci isteğim, bu iki kuvveti hallerine bırakıp, Mekke-i mükerremeye gitmendir.
- Bunu kabul ettim, yalnız Ebu Bekir, Ömer ve Osman�ın başlarını keserim.
- Ey ahmak, benim başımı kesmeden onların başını nasıl kesersin?
- Ya Ali, sen henüz gençsin, dünyanın tadını almamışsın, ben senin başını kesmek istemem.
- Ben Allahü teâlânın yardımı ve Resulünün duası ile senin başını kesmek isterim.

Hazret-i


Ali�nin bu sözü üzerine Amr, atından inip Hazret-i Ali�ye doğru yürüdü.


Hazret-i Ali de atından indi. Birbirlerine hamle ettiler. Hazret-i Ali


bir fırsatını bulup, Amr�ın uyluğunu, bir kılıç darbesiyle kopardı.


Artık işi bitti, diyerek geriye dönmüş gelirken, Amr, kendi kopmuş


bacağını Hazret-i Ali�ye öyle bir fırlattı ki, eğer değseydi o devin


ayak parçası ile helak olabilirdi. Hazret-i Ali de hemen geri dönüp


Amr�ı öldürdü.
Resulullah tekbir getirip buyurdu ki:
(Ali�nin Amr bin Abdud ile bir kere karşılaşması, ümmetimin kıyamete kadar olan ibadetinden hayırlıdır.) [M. Ç. Güzin]

***

Peygamber efendimiz, Muhacirlerle Ensarı birbirleriyle kardeş yapmıştı. Hazret-i Ali gözleri yaşlı, (Ya Resulallah, Eshab-ı kiramı birbirleriyle kardeş yaptın. Beni kimseyle kardeş yapmadın) dedi. Resulullah efendimiz buyurdu ki:
(Ya Ali, sen benim dünya ve ahirette kardeşimsin.) [Tirmizi]

***

Peygamber


efendimiz, Hazret-i Ali�yi aile efradına vekil bırakarak, Tebük


seferine çıktı. Münafıklar, (Resulullah, Ali�den hoşlanmadığı için


sefere götürmedi) dediler. Hazret-i Ali hemen silahlanıp yola çıktı.


Resulullaha vasıl olup söylenilenleri anlattı. Peygamber efendimiz


onların yalan söylediklerini, onu Medine�de bıraktıklarına halife


yaptığını bildirip buyurdu ki:
(Ya Ali, sen bana, Harun�un Musa�ya yakınlığı gibisin. Ancak benden sonra peygamberlik yoktur.) [Buhari]

***

Hazret-i


Ali, Hayber kalesinin fethinde, kalenin kapısını koparıp, kalkan olarak


kullanmıştır. Bu savaşta Hazret-i Ali' nin gözleri ağrıyordu. Resulullah


efendimiz onu çağırtarak gözlerine üfledi ve şifa bulması için Allahü


teâlâya dua etti. Hazret-i Ali' nin gözlerinde bir ağrı sızı kalmadı.

Bu


savaşta, yahudilerin meşhur pehlivanı Merhab, (Hayber halkı iyi bilir


ki, ben, gelip çatan harplerin tutuştuğu, kızıştığı zamanlarda, tepeden


tırnağa kadar silahlanmış, cesaret ve kahramanlığı denenmiş


Merhab' ımdır. Ben, kükreyerek geldikleri zaman aslanları bile kâh


mızrakla, kâh kılıçla vurup yere sermişimdir) diyerek Müslümanlardan er


istedi.

Bunun üzerine Hazret-i Ali, (Ben oyum ki, anam bana


Haydar [Aslan] adını takmıştır! Ben, ormanların heybetli görünüşlü


aslanı gibiyimdir. Sizi, geniş ölçüde ve çarçabuk tepeleyici bir er


kişiyimdir) diye şiir söyleyerek Merhab' ın karşısına dikildi.

Bu


şiir Merhab' a o gece gördüğü rüyayı hatırlattı. Rüyasında kendisini bir


aslanın parçaladığını görmüştü. Hazret-i Ali, Merhab' la karşı karşıya


geldiğinde, Merhab' ın tepesine öyle bir kılıç indirdi ki, kılıç,


Merhab' ın siperlendiği kalkanını ve demirden miğferini kesti. Başını,


ikiye ayırdı. Merhab' ın başına inen kılıcın çıkardığı ses o kadar fazla


idi ki, Hayber karargahında bulunan Ümmi Seleme, (Merhab' ın dişlerine


kadar inen kılıcın sesini ben de işittim) dedi.

Hazret-i Ali, o gün yahudilerin en namlı kişilerinden sekizini öldürdü.

Hayber gazasından dönen Hazret-i Ali' ye Peygamber efendimiz: (Ya


Ali, eğer halk, İsa' ya söylediklerini söylemeyecek olsalardı, senin


hakkında çok sözler söylerdim. O zaman herkes, bereketlenmek için,


ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifa için hastalarına verirlerdi.


Seni şehid ederler. Ahirette havzımın üzerinde halifemsin. Cennete en


önce sen girersin. Seni sevenler nurdan minberler üzerinde olur)
buyurunca, Hazret-i Ali şükür secdesi yaptı.
***

Peygamber efendimiz (Fakirlikle öğünürüm)


buyurunca, Hazret-i Ali, dünya malına hiç kıymet vermedi. Eline bin


altın geçse, ertesi güne bırakmazdı. Hepsini fakirlere dağıtırdı.


Resul-i ekrem bu yüzden Hazret-i Ali�ye Sultan-ül Eshiya, yani cömertler sultanı buyurdu. Hazret-i Ali, Haydar [aslan], Kerrar [düşmana defalarca hamle eden], Ebüttürab [toprak babası], Esedullah [Allah�ın aslanı] gibi çeşitli isimlerle anılmıştır.

Hazret-i Ali, yanına oturan fakir bedeviye Bir isteğin mi var?


buyurdu. Bedevi utancından diliyle bir şey söylemeyip işaretle


bildirdi. Hazret-i Ali, yanında bulunan iki giyeceğin ikisini de


bedeviye verdi. Bedevi sevinerek güzel bir beyit okudu. Beyit Hazret-i


Ali�nin çok hoşuna gitti. Çocukları için ayırdığı üç altının hepsini


bedeviye verdi. Bedevi, Ey müminlerin emiri, beni kendi ailemin en büyük zengini ettin dedi. Hazret-i Ali de, şu hadis-i şerifi nakletti:
(Herkesin değeri, söylediği güzel sözlere, yaptığı iyi işlere göre ölçülür.) [M. Cami]

***

Hazret-i


Ali, hayvanlarını kuyudan su çekerek sulayan bir bedevi ile anlaştı.


Kuyudan çekeceği her kova su için, bedeviden bir avuç hurma alacaktı.


Hazret-i Ali su çekmeye başladı. Son kovayı çekerken, kovanın ipi


kopup, kova, derin kuyunun içine düştü. Bedevi, kızgınlıkla Hazret-i


Ali�nin mübarek yüzüne bir tokat vurup ücreti olan hurmayı da verdi.


Hazret-i Ali mübarek elini uzatıp kovayı kuyudan çıkardı. Bedeviye


verip oradan uzaklaştı. Bedevi, Hazret-i Ali�nin derin kuyudan kovayı


çıkarmasına hayret edip, kendi kendine, eğer onun dini hak olmasaydı,


bu derin kuyudan kovayı çıkaramazdı. Küstahlık yapan el bana lazım


değil diyerek elini kesip Hazret-i Ali�nin evine gitti.

Hazret-i


Ali kapıyı açıp diğer elinde kesik elini tutan bedeviyi görünce,


içeride bulunan Resulullaha haber verdi. Peygamber efendimiz, bedeviye,


niçin böyle hata ettiğini sordu. Bedevi, ağlayarak yaptığı küstahlıktan


özür dileyip imana geldi. Resulullah, kesik eli yerine koyup dua


buyurdu. Hak teâlânın izni ile eli sapasağlam oldu.
***

Bir


gün Hazret-i Ali, Hazret-i Fatıma�ya, Ya Fatıma, yiyecek bir nesne var


mı çok acıktım dedi. Hazret-i Fatıma, şu anda hiçbir şey yok. Lakin


mendil ucunda bağlı, altı akçe var. Onları al, pazardan bir şeyler


getir. Hem Hasan ve Hüseyin meyve istemişlerdi, onlar için de bir


miktar meyve alırsın dedi.

Hazret-i Ali o altı akçeyi alıp,


pazara gitti. Yolda giderken, bir Müslümanın eteğine yapışmış birisini


gördü, artık seni bırakmam, ya hakkımı ver ya da gel mahkemeye gidelim


diyordu. O dertli adam ise, bir kaç gün daha bana mühlet ver diye


yalvarıyordu. O da, hayır, benim de sıkıntım var diyordu.

Hazret-i Ali bunların çekişmelerini görünce, yanlarına varıp, davanız kaç akçedir dedi. Altı akçedir dediler.
Hazret-i


Ali, bu müslümanı sıkıntıdan kurtarayım, Fatıma�ya bir yol ile cevap


veririm diye düşündü ve altı akçeyi alacaklıya verip, o müslümanı


ızdıraptan kurtardı.

Hazret-i Ali bir zaman Fatıma�ya ne cevap


vereyim diye tefekküre vardı. Bir miktar zaman üzüldü. Sonra, Fatıma


Resulullahın kızıdır, buna bir şey demez, o da memnun olur dedi. Eli


boş eve gelip, kapıyı çaldı. Hasan ve Hüseyin babalarının meyve


getirdiklerini zan edip koşarak geldiler. Bir şey getirmediğini görünce


ağlamaya başladılar. Hazret-i Ali, Hazret-i Fatıma�ya, o altı akçe ile


bir müslümanı hapisten kurtarmasını anlattı. Hazret-i Fatıma, ne güzel


yapmışsın ya Ali, elhamdülillah bir müslümanı sıkıntıdan kurtarmışsın,


Allahü teâlâ bize kâfidir, dedi.

Hazret-i Ali, iki şehzadenin


ağladıklarını görünce; mübarek gönüllerine üzüntü gelip, bu elem ile


dışarı çıktı. Resulullahın huzuruna varıp, cemali şerifini müşahede


ederek, bu gamdan kurtulayım niyeti ile gitti. Zira bir kimsenin yüzbin


gamı olsa, Resulullahın mübarek cemaline nazar eylese [baksa], bütün


gamı ve gussası gittikten başka, kalbine birçok sürurlar ve safalar


hasıl olurdu.

Biraz gittikten sonra, yolda elinde bir besili


deve tutan bir kişiye rast geldi. Hazret-i Ali�ye dedi ki, ey yiğit, bu


deveyi satarım, alır mısın? Hazret-i Ali, hazır akçem yoktur dedi. O


şahıs, sana veresiye veririm dedi. Hazret-i Ali, ne kadara verirsin


diye sordu. Yüz akçeye veririm dedi. Hazret-i Ali, kabul, alırım


deyince o şahıs da razı olup, öyle olsun dedi. Deveyi Hazret-i Ali�ye


teslim etti.

Hazret-i Ali, devenin yularından tutup biraz


gittikten sonra bir başka şahsa daha rast geldi. O şahıs, ya Ali ne


güzel deveymiş bu, bana satar mısın dedi. Hazret-i Ali, evet satarım


dedi. O şahıs, daha fazla eder ama üçyüz akçeye bana verir misin diye


sordu. Veririm dedi. O şahıs çıkarıp üçyüz akçeyi verdi Hazret-i Ali de


deveyi teslim etti.

Hazret-i Ali doğru pazara gitti. Yiyecekler


ve meyveler alıp eve geldi. Kapıyı açıp içeri girdiğinde şehzadeler


sevinip meyveleri alıp yemeye başladılar. Hazret-i Fatıma, ya Ali bu


akçeyi nereden aldın diye sordu. Hazret-i Ali meydana gelen hadiseyi


anlattı. Ondan sonra yemeği yiyip, Allahü teâlâya hamd ettiler.


Hazret-i Ali, şimdi ben, Resulullahın meclisine gideyim dedi ve kalkıp


dışarı çıktı. Az gitmişti ki, karşıdan Resulullah efendimiz göründü.


Hazret-i Ali�ye tebessüm ederek buyurdu ki, (Ya Ali, deveyi kimden satın aldın kime sattın bilir misin?) Hazret-i Ali, Allah ve Resulü bilir dedi. Resulullah, (Ya


Ali, sana deveyi satan Cebrail aleyhisselam, satın alan da İsrafil


aleyhisselam idi. O deve Cennet develerinden idi. Ya Ali, sen o


müslümanın sıkıntısını giderdiğin için, Allahü teâlâ razı oldu ve senin


sıkıntını gidermek için bunu ihsan etti. Ahirette vereceğinin, ihsan


edeceğinin hesabını ise Ondan gayri kimse bilmez)
buyurdu.

***

Ammar bin Yaser hazretleri dedi ki, Resulullah buyurdu ki:
(Ya


Ali, Allahü teâlâ seni bir ziynet ile ziynetlendirdi. Dünyayı terk


etmek olan ve kendisine sevgili olan zühd ile ziynetledi. Öyle takdir


etti ki dünyadan bir şeye nail olmayasın!)

***

Hazret-i


Ali namaza durunca dünya yıkılsa haberi olmazdı. Bir harpte Hazret-i


Ali�nin mübarek ayağına bir ok saplanmıştı. Oku çıkaramadılar. Doktor


geldi. Bayıltıcı ilaç vermeli ki, ancak o zaman ok çıkarılır. Yoksa, bunun ağrısına tahammül edilemez dedi. Hazret-i Ali, Bayıltıcı ilaca lüzum yok, ben namaza durunca çıkarın


buyurdu. Hazret-i Ali namaza başladı. Doktor da Hazret-i Ali�nin


mübarek ayağını yarıp oku çıkardı. Yarayı sardı. Hazret-i Ali, namazını


bitirince Oku çıkardınız mı? buyurdu. Doktor, Evet çıkardım dedi. Hazret-i Ali, Hiç farkına varmadım buyurdu.

Bunda


şaşılacak bir şey yoktur. Nitekim, Hazret-i Yusuf�un güzelliği


karşısında da Mısır kadınları hayran olup, kendilerini öyle


unutmuşlardı ki, ellerini kestiklerinden haberleri olmamıştı. Müminler


de vefat anında Resulullah efendimizin güzel yüzünü görüp ölüm acısını


duymazlar.

***

Kays bin Haris anlatır:
Birisi gelip


Muaviye bin Ebi Süfyan�dan bir mesele sordu. Muaviye dedi ki, bunu git


Ali�den sor ki, o benden iyi bilir. O kişi, ben bu meselede senin


cevabını isterim. Senin vereceğin cevabı Ali�nin cevabından çok severim


dedi. Muaviye celallenip, sen ne bedbaht kişiymişsin. Muhakkak sen,


Allah Resulünün ilimde muazzez ve mükerrem tuttuğu kimseyi


beğenmiyorsun. Resulullah buyurdu ki:
(Ya Ali, bana, Harun�un Musa�ya yakınlığı gibisin. Yalnız benden sonra peygamberlik yoktur.)
Çok


gördüm ki, Ömer onun ile meşveret ederdi. Eğer bir meselede müşkili


olsa idi, Ali burada mıdır, derdi. Sen şimdi kalk, uzaklaş yanımdan,


Allahü teâlâ ayaklarına kuvvet vermesin.

***

Amr bin el Cumi rivayet eder:
Ben Resulullahın huzurunda oturmuş idim. (Ya Amr!) buyurdu. (Lebbeyk ya Resulallah!) dedim. (İster misin ki, Cennetin direğini sana göstereyim!) buyurdu. İsterim ya Resulallah dedim. O sırada Ali bin Ebi Talib oradan geçti. Buyurdu ki:
(Bu kişi ve bunun ehli Cennetin direğidirler.)

***

Hazret-i Ali buyurdu ki:
(Bir


taife beni Ebu Bekir, Ömer ve Osman�dan üstün tutarlar. Bu taifenin


gönüllerinde nifak vardır. Bununla ehli İslam arasına ihtilaf ve fitne


salarlar. Bana Resulullah bunları haber verdi. Zahiren ehli İslam' a


kardeş olduklarını söylerler. Bâtınlarında din düşmanıdırlar. Yalanı


güzel, kötülükleri temiz görürler. Mushaf-ı şerifi iptal ederler.


[Kur' an-ı kerimin hükmünü kaldırırlar.] Kötülük üzerine birbirleri ile


yarışırlar. Resulullaha ve Eshab-ı kiramın büyüklerine dil uzatırlar.


Hak teâlâ onları af etmez. Sünnet-i İslamı harap ederler. Bid�at-ı


seyyieleri yayarlar. O zamanda Resulullahın sünnetine yapışan kimse


şehidlerin ve abidlerin efdalidir. Saadet onlarındır. (Fasıl-ül-hitab)

Hazret-i


Ali�ye dediler ki: Abdullah bin Sebe seni Ebu Bekir, Ömer ve Osman


üzerine tafdil eder [üstün tutar]. Hazret-i Ali yemin ederek, vallahi


onu öldürürüm buyurdu. Ya emir-el müminin! Sana muhabbet edeni öldürür


müsün dediler. Elbette, benim olduğum şehirde olmasın buyurdu.
Hemen bulunduğu şehirden sürdü. (Şevahid-ün nübüvve)

Hazret-i Ali buyurdu ki:
Ebu


Bekir ve Ömer hakkında kalbimde iyilik ve güzellikten başka bir şey


bulundurmaktan Allahü teâlâya sığınırım. Nedir o kavimlerin hâli ki,


Kureyşin iki seyyidini kötülerler. Beni de öyle zan ediyorlarsa, ben o


şeyden pakım, onların dediklerinden uzağım. Her kim ki o ikisini sever,


muhakkak beni sever. Her kim o ikisine buğz eder, bana buğz eder.


Bilmiş olun ki, muhakkak cümle insanların hayırlısı bu ümmette,


Peygamberden sonra Ebu Bekri Sıddıktır. En önce Müslüman olan odur.


Resulullahın en sevdiği odur. Allah indinde bu ümmetin en mükerremi


odur. Bu ümmette Peygamber efendimizden sonra ondan efdal ve ondan


hayırlı kimse yoktur. Ebu Bekir�den sonra da, dünyada ve ahirette bu


ümmetin en hayırlısı, en büyüğü Ömer-ül Faruktur. Ondan sonra Osman-ı


Zinnureyndir. (Şevahid-ün nübüvve)

***

Bir gün


birisi gelip kinayeli bir şekilde Hazret-i Ali�ye, Ebu Bekir ve Ömer�in


zamanında, birlik vardı, huzur vardı, hilafetleri çekişme, kavga, fitne


ve ihtilaflı değildi. Senin ve Osman�ın hilafetlerinin zamanları


sıkıntı ve değişiklik ve fitneden hâli olmadı. Sebebi nedir diye sordu.


Hazret-i Ali buyurdu ki:
Sebebi şudur: Ebu Bekir ve Ömer�in


yardımcıları Osman ve bendim. Sen ve senin emsalin gibiler de benim ve


Osman�ın yardımcıları oldunuz. Böyle oldu. (Şevahid-ün nübüvve)

***

Said


bin Cübeyr, Abdullah bin Abbas hazretlerinin elini tutup, gidiyordu.


Zemzem kuyusuna geldiler. Orada bazıları oturmuş, Hazret-i Ali�yi


kötülüyorlardı. Bunu işitince, İbni Abbas hazretleri buyurdu ki, dönün,


beni onların yanına götürün. Onlardan yana dönüp yanlarına geldiler.


İbni Abbas hazretleri, Allah ve Resulüne yaramaz sözler söyleyen kimdir


diye sordu. Bizim aramızda hiç kimse Allah�a ve Resulüne yaramaz söz


söylemez dediler. Ali bin Ebi Talibe yaramaz söyleyen, onu kötüleyen


var mı diye sordu. Evet var dediler. Bunun üzerine İbni Abbas


hazretleri dedi ki: İyi dinleyin, Allah�a yemin ederim ki Resulullahtan


bizzat işittim, buyurdu ki:
(Her kim Ali�yi kötüler, muhakkak


beni kötülemiş olur. Her kim beni kötüler, muhakkak Allah�ı kötülemiş


olur. Her kim Allah�ı kötüler, Allah onu yüzü üzerine Cehenneme atar.)

***

Mekke


feth edildiği zaman bütün putlar parçalandılar. Ancak, Beyti şerifin


içinde büyük bir put var idi ki, taştan yapılmıştı, o kaldı. O putu


zincirler ve çiviler ile tavana ve duvara bağlamışlar idi.
Resulullah Kâbe-i şerife geldi. Hazret-i Ali�yi çağırıp buyurdu ki, (Ya Ali, Benim omuzum üzerine çık. Bu putun bendlerini yerinden kopar.) Hazret-i Ali,


Ya Resulallah, ben kim olayım ki, ayağımı mübarek omzunuz üzerine


koyayım. Buyurun siz benim omzum üzerine basın dedi. Resulullah, (Ya Ali, sen benim gayret ve hamiyyet, nübüvvet ve risalet yükümü çekecek kuvvet ve takati bulamazsın) buyurdu.

Sonra,


emri şerifleri ile Resulullahın mübarek omzuna basıp, o putu bütün


zincirleri, çivileri ve bentleri ile o yerden ayırıp, attı.
[Hazret-i Ebu Bekri Sıddıkın, hicret gecesinde Resulullahı bir miktar kendi omzunda götürdüğü hadis-i şerifler ile sabittir.]

***

Bir


gün sabah namazı vaktinde, Hazret-i Ali mescide giderken, yolda bir


ihtiyara rast geldi. İhtiyarın ak sakalına hürmet edip, önüne geçmeyip,


yavaş yavaş ardınca giderdi. Mescid kapısına vardığında ihtiyar içeri


girmeyip, yoluna devam edip gitti. Ancak o zaman, Hazret-i Ali onun


müslüman olmadığını anladı.

Mescidde Resulullahı rükuda buldu.


Güneşin doğma zamanı yaklaşmış idi. Cemaate uyup, namazı kıldılar.


Namazdan sonra, eshab-ı güzin, Ya Resulallah, birinci rükûda âdet-i


şerifinizden fazla durdunuz. O kadar ki, güneşin doğması yaklaştı.


Sebebi ne idi diye sordular. Resulullah, (Semi allahü limen hamideh


dedikten sonra, kıyama kalkmak istediğimde, Cebrail başımı tutup,


kalkmama engel oldu. Hikmetinin ne olduğunu bilmiyorum)
buyurdu.

Allahü teâlâ Cebrail aleyhisselama, (Habibime sebebini bildir, eshabına açıklasın)


buyurdu. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam dedi ki: ya Resulallah,


mübarek başınızı rükudan kaldırmak istediğiniz zaman, Allahü teâlâ


bana, (Habibimin arkasını tut; rükudan kalkmasın ki, Ali, yolda bir


ak sakallı ihtiyara hürmet edip, yavaş yürümekle, cemaat sevabından


mahrum kalıyor. Kalmasın, Habibime yetişsin)
diye emretti. Ben de gelip emredileni yaptım, Ali de yetişmiş oldu. Hikmeti budur.

***

Hazret-i Ali�nin hikmetli sözleri çoktur. Bunlardan bazıları şunlardır:

-


Müslümanlar, ahirete inanıyor. Kitapsız kâfirler, inkâr ediyor. Tekrar


dirilmek olmasaydı, inanmayanlar bir şey kazanmaz, müslümanlar da,


zarar etmezdi. Fakat, herkes dirilince, kâfirler sonsuz azap


çekeceklerdir.

- İnsan bilmediğinin düşmanıdır.
- Allah�a yemin ederim ki, beni yalnız mümin sever ve bana yalnız münafık buğz eder.

-


Cahil, bilmediğini sormaktan utanmasın. Âlim, içinden çıkamıyacağı bir


meselede en iyisini Allahü teâlâ bilir demekten sakınmasın.

- Dostların kötüsü, senin için külfete giren, seni özür dilemeye mecbur bırakandır.
- Cehennemlik görmek isteyen, kendi oturduğu halde, başkasını ayakta tutan kimseye baksın!

- Bedende baş ne ise, imanda da sabır aynıdır. Başsız beden, sabırsız iman da olmaz.
- Dost edinin! Onlar sizin için dünya ve ahiret sermayesidir.

-


Ahmak ile arkadaşlık etme! Ondan kendini koru! Nice ahmaklar var ki,


arkadaş oldukları akıllı kimseleri helak ederler. Kişi arkadaşı ile


ölçülür. Kalbler buluştuğu zaman birinin diğerine tesiri vardır.

- Kendilerinden haya edilen kimselerle arkadaşlık etmek suretiyle amellerinizi güzelleştiriniz!

- Mürüvvet, iffetli olmak, nefse hakim olmak, darlıkta ve genişlikte bol bol ihsanda bulunmaktır.

-


Halkın bir kısmı, beni çok sevip Eshab-ı kirama buğzeder. Ben bunları


sevmem. Bir kısmı da bana buğzedip, Sahabenin bir kısmını sever. Bunlar


da Cehennemliktir.

- Amellerin en zoru üçtür; nefsin hakkını


verebilmek, her halde Allahü teâlâyı hatırlayabilmek, din kardeşine bol


bol ikramda bulunabilmektir.

- Takva, hataya devamı bırakmak, aldanmamaktır.
- Kalbler kaplara benzer. Hayırlı olanı hayırla dolu olanıdır.
- Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.

-


Affetmek fazilettir. Kararlı olmak metadır, sahip olunan maldır.


Kararsız olmak ise zayi olmaktır. Yalancılık hıyanettir. İnsaf


rahatlık, şer küstahlıktır. Güler yüzlülük ihsandandır. Doğruluk


kurtarır, yalan felakete sürükler. Kanaat insanı zengin yapar, yerinde


kullanılmayan zenginlik azdırır. Dünya aldatır, şehvet kandırır. Haset


yıpratır, nefret çökertir.

- Amellerin en faziletlisi, iyiliği


emredip kötülükten vazgeçirmek ve günah işleyeni sevmemektir. Kim ki


iyiliği emrederse, müminin sırtını muhkemleştirmiş, sağlamlaştırmış


olur. Kim de kötülüğü men eder ve ondan vaz geçirirse, münafığın


burnunu yere sürtmüş olur.

- Akıllı kimse, günahlarını tevbe ile örtendir. Cömert, kötülük yapana iyilikle karşılık verendir.
- Âlim; sözü, işine uygun olandır. Âlim ilme doymaz.

Hazret-i Ali bir müfreze gönderdiği vakit başına tayin ettiği kimseye şöyle derdi:
Sana


Allah�tan korkmanı tavsiye ederim. O, hem dünyaya, hem de ahirete


maliktir. Vazifene sarıl. Seni Allah�a yaklaştıracak olana yapış. Çünkü


dünyada yapıp da bıraktıklarını, yarın karşında hazır bulacaksın.
İdarecilere öğütleri
1-


Halka karşı daima içinizde sevgi ve nezaket duyguları besleyin.


Başarınızın onları azarlayıp sert davranmakta yattığı fikrine


kapılmayın.

2- Herkese adil davranın.

3- Taraf tutmayın, bazı insanları kayırmayın. Bu tür davranışlar sizi zulme ve despotluğa çeker.

4-


Memurlarınızı seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemiş, devlete karşı


suçlardan, mazlumlara karşı zulümlerden sorumlu olmamış bulunmalarına


dikkat edin.

5- Doğru, dürüst ve nazik kişileri seçin ve çıkar ummayanları tercih edin.

6- Haksız kazanç ve ahlaksızlıklara düşmemeleri için memurlarınıza yeterince maaş ödeyin.

7- Memurları devamlı kontrol edin, bunun için güvendiğiniz samimi kişilerin istişaresine açık olun.

8-


Halkın güvenini kazanın ve onların iyiliğini istediğinize kendilerini


inandırın, yaptığınızla kişiyi minnet altında bırakmayın.

9- Hiçbir zaman vaadinizden dönmeyin. Yapmaya güç yetiremeyeceğiniz işleri de vaat etmeyin.

10- Öfkenizi yenin. Öfkeli iken ceza vermekten sakının. Kızgınlığınız yatışsın ki müspet kararlar verebilesiniz.








yakamoz

(Eski Mesaj)
 elini beline diline sahip ol demş ya ali

Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 17.06.2008 14:12:13
Kaynak : DİNİMİZ İSLAM
Yazıyı Ekleyen : merve
 Bu  yazı Bugün 2 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 11342 kez okundu.
merve bugüne kadar toplam 1510 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

KIYMETLİ KADIN İSİMLERİ

Kuran Arapçadır, Ama Hükümleri Evrenseldir

şehid


Bugün Hiç Okunmadılar..

HİKMETLİ SÖZLER_18

Zayıflamak isteyenlere

Her işte başarılı olmak için

Giybet Denen Yamyamlik

ÇOBAN VE AĞAÇ


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
mavilim , ahmetweyn , _osman_ , elifimbenim , cemildddd , civan , akifgenc46 , ismail23 ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

bitattanduhansuresitaharetKIRMIZIallahu tealaMELEKLERhadstaifbir

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   erkam
   sky
   meçhul19
   yasin telli
   SEM@@

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.