|
..:: Bir Ayet ::..
|
|
Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah,
va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir
|
|
..:: Bir Hadis ::..
|
|
Himmet yönüyle insanların en yücesi hem dünya hem de ahiret işine himmet gösteren mü'mindir. |
|
|
Sitemizi destekleyin
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın
| HZ.ALİNİN MENKIBELERİ |
| |
|
| |
Hazret-i Ali�nin menkıbeleri çoktur. Birkaçı şöyle:
Sevgili
Peygamberimiz Allahü teâlânın emriyle Mekke�den Medine�ye hicret
ederken Hazret-i Ali�ye kendi yatağında yatmasını, bıraktığı emanetleri
sahiplerine vermesini söyleyerek buyurdu ki: (Bu gece yatağımda yat, uyu! Şu hırkamı da üzerine ört! Korkma, sana hiçbir zarar gelmez!) Hazret-i
Ali, Peygamber efendimizin emrettiği şekilde yattı. Resulullahın
yerine, hiç korkmadan, kendi nefsini feda etmeye hazırdı.
Hicret
gecesi müşrikler, Resulullahın evinin etrafını sarmışlardı. Peygamber
efendimiz, evden çıktı. Yasin-i şerif suresinin başından on âyet-i
kerimeyi okudu ve bir avuç toprak alıp kâfirlerin başına saçtı. Sıhhat
ve selametle aralarından geçip, Hazret-i Ebu Bekir�in evine ulaştı.
Müşriklerden hiçbiri onu görememişti. Bir müddet sonra müşriklerin yanına biri gelip sordu: - Burada ne bekliyorsunuz? - Evden çıkmasını bekliyoruz. - Yemin ederim ki, Muhammed aranızdan geçip gitti, başınıza da toprak saçtı.
Müşrikler,
ellerini başlarına götürdüler. Hakikaten, başlarında toprak buldular.
Derhal kapıya hücum edip içeri girdiler. Hazret-i Ali�yi, Resul
aleyhisselamın yatağında görünce, Resul-i ekremin nerede olduğunu
sordular. Hazret-i Ali cevap verdi: - Bilmem! Beni, Onun muhafazasına memur mu ettiniz?
Bunun
üzerine Hazret-i Ali�yi tartakladılar. Kâbe�nin yanında bir müddet
hapsettikten sonra bıraktılar. Hazret-i Ali, Resulullahın Kâbe-i
şerifte devamlı bulundukları makama oturdu. Resul-i ekremde kimin nesi
var ise, gelsin alsın diye nida ettirdi. Herkes gelip, nişanını
söyleyerek emanetini aldı.
Allah�ın aslanı Hazret-i Ali, Kureyş kâfirlerinin toplandıkları yere giderek dedi ki: - İnşallah yarın Medine�ye gidiyorum. Bir diyeceğiniz var mı? Ben burada iken söyleyin! Hepsi
başlarını eğip, hiçbir şey söylemediler. Sabah olunca, Hazret-i Ali,
Resul-i ekrem efendimizin eşyalarını toplayıp yola koyuldu.
Resulullaha, şişmiş olan ayaklarından kanlar akar vaziyette, Kuba�da
yetişti.
Bu yolculuğun sonunda, Peygamberimizin huzuruna
gidemeyecek bir hâle geldi. Resul-i ekrem efendimiz bunu haber alınca,
bizzat kendisi teşrif etti. Hazret-i Ali�yi görünce hâline acıdı, onu
kucakladı, mübarek elleriyle narin, nazik ayaklarını okşadı, kendisine
afiyeti için dua buyurdu. Bunun üzerine Bekara suresinin, (İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah�ın rızası için nefsini feda eder) mealindeki 207. âyet-i kerimesi nazil oldu.
***
Hazret-i
Ali, Hendek savaşında müşriklerin en azılıları ile savaştı. Savaşın
iyice şiddetlendiği 22. gün, Amr bin Abdud adlı müşriklerin en
azılılarından biri, Hendek kenarlarına gelip meydana er istedi.
Amr
çok kuvvetli olup, ömründe hiçbir cenkten yenilerek dönmemişti. Yalnız
Bedir cenginde yaralanıp düşmüştü. Yarası iyi olmuş, tekrar cenge
gelmesiyle müşrikler kuvvet bulmuştu.
Müslümanlardan kimse
Amr�ın davetine cevap vermedi. Çünkü Resulullahtan emir bekliyorlardı.
Amr�ın meydan okuması yedi kere devam etti. Yedincide Resulullah
efendimiz, Hazret-i Ali�yi çağırıp huzuruna oturttu ve (Ya Ali,
benim atıma bin, kılıcımı al, Amr bin Abdud�un önüne yiğitçe, cesaretle
var! Onun heybetinden, uzun boyundan endişe etme! Ben, Hak teâlâdan
sana yardım etmesi için, senin elinle Müslümanların, bunun şerrinden
kurtulmaları için dua ediyorum) buyurdu.
Hazret-i Ali kılıcını kuşanıp atına bindi. Avını gözetleyerek giden bir aslan gibi, Amr�ın önüne varıp dedi ki: - Ya Amr! Duydum ki sen Kâbe�nin karşısında ahdetmişsin ki, Kureyş�ten bir kişi senden iki şey istese, birini yaparmışsın. - Evet öyle söz verdim. -
Biliyorsun ben Kureyş�tenim. Senden iki şey isteyeceğim. Hiç olmazsa
birini kabul et! Birinci isteğim, Allah�ın birliğini ve Muhammed
aleyhisselamın Onun Resulü olduğunu kabul ve tasdik etmendir. - Bunu kabul etmiyorum, başka ne istiyorsun? - İkinci isteğim, bu iki kuvveti hallerine bırakıp, Mekke-i mükerremeye gitmendir. - Bunu kabul ettim, yalnız Ebu Bekir, Ömer ve Osman�ın başlarını keserim. - Ey ahmak, benim başımı kesmeden onların başını nasıl kesersin? - Ya Ali, sen henüz gençsin, dünyanın tadını almamışsın, ben senin başını kesmek istemem. - Ben Allahü teâlânın yardımı ve Resulünün duası ile senin başını kesmek isterim.
Hazret-i
Ali�nin bu sözü üzerine Amr, atından inip Hazret-i Ali�ye doğru yürüdü.
Hazret-i Ali de atından indi. Birbirlerine hamle ettiler. Hazret-i Ali
bir fırsatını bulup, Amr�ın uyluğunu, bir kılıç darbesiyle kopardı.
Artık işi bitti, diyerek geriye dönmüş gelirken, Amr, kendi kopmuş
bacağını Hazret-i Ali�ye öyle bir fırlattı ki, eğer değseydi o devin
ayak parçası ile helak olabilirdi. Hazret-i Ali de hemen geri dönüp
Amr�ı öldürdü. Resulullah tekbir getirip buyurdu ki: (Ali�nin Amr bin Abdud ile bir kere karşılaşması, ümmetimin kıyamete kadar olan ibadetinden hayırlıdır.) [M. Ç. Güzin]
***
Peygamber efendimiz, Muhacirlerle Ensarı birbirleriyle kardeş yapmıştı. Hazret-i Ali gözleri yaşlı, (Ya Resulallah, Eshab-ı kiramı birbirleriyle kardeş yaptın. Beni kimseyle kardeş yapmadın) dedi. Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Ya Ali, sen benim dünya ve ahirette kardeşimsin.) [Tirmizi]
***
Peygamber
efendimiz, Hazret-i Ali�yi aile efradına vekil bırakarak, Tebük
seferine çıktı. Münafıklar, (Resulullah, Ali�den hoşlanmadığı için
sefere götürmedi) dediler. Hazret-i Ali hemen silahlanıp yola çıktı.
Resulullaha vasıl olup söylenilenleri anlattı. Peygamber efendimiz
onların yalan söylediklerini, onu Medine�de bıraktıklarına halife
yaptığını bildirip buyurdu ki: (Ya Ali, sen bana, Harun�un Musa�ya yakınlığı gibisin. Ancak benden sonra peygamberlik yoktur.) [Buhari]
***
Hazret-i
Ali, Hayber kalesinin fethinde, kalenin kapısını koparıp, kalkan olarak
kullanmıştır. Bu savaşta Hazret-i Ali' nin gözleri ağrıyordu. Resulullah
efendimiz onu çağırtarak gözlerine üfledi ve şifa bulması için Allahü
teâlâya dua etti. Hazret-i Ali' nin gözlerinde bir ağrı sızı kalmadı.
Bu
savaşta, yahudilerin meşhur pehlivanı Merhab, (Hayber halkı iyi bilir
ki, ben, gelip çatan harplerin tutuştuğu, kızıştığı zamanlarda, tepeden
tırnağa kadar silahlanmış, cesaret ve kahramanlığı denenmiş
Merhab' ımdır. Ben, kükreyerek geldikleri zaman aslanları bile kâh
mızrakla, kâh kılıçla vurup yere sermişimdir) diyerek Müslümanlardan er
istedi.
Bunun üzerine Hazret-i Ali, (Ben oyum ki, anam bana
Haydar [Aslan] adını takmıştır! Ben, ormanların heybetli görünüşlü
aslanı gibiyimdir. Sizi, geniş ölçüde ve çarçabuk tepeleyici bir er
kişiyimdir) diye şiir söyleyerek Merhab' ın karşısına dikildi.
Bu
şiir Merhab' a o gece gördüğü rüyayı hatırlattı. Rüyasında kendisini bir
aslanın parçaladığını görmüştü. Hazret-i Ali, Merhab' la karşı karşıya
geldiğinde, Merhab' ın tepesine öyle bir kılıç indirdi ki, kılıç,
Merhab' ın siperlendiği kalkanını ve demirden miğferini kesti. Başını,
ikiye ayırdı. Merhab' ın başına inen kılıcın çıkardığı ses o kadar fazla
idi ki, Hayber karargahında bulunan Ümmi Seleme, (Merhab' ın dişlerine
kadar inen kılıcın sesini ben de işittim) dedi.
Hazret-i Ali, o gün yahudilerin en namlı kişilerinden sekizini öldürdü.
Hayber gazasından dönen Hazret-i Ali' ye Peygamber efendimiz: (Ya
Ali, eğer halk, İsa' ya söylediklerini söylemeyecek olsalardı, senin
hakkında çok sözler söylerdim. O zaman herkes, bereketlenmek için,
ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifa için hastalarına verirlerdi.
Seni şehid ederler. Ahirette havzımın üzerinde halifemsin. Cennete en
önce sen girersin. Seni sevenler nurdan minberler üzerinde olur) buyurunca, Hazret-i Ali şükür secdesi yaptı. ***
Peygamber efendimiz (Fakirlikle öğünürüm)
buyurunca, Hazret-i Ali, dünya malına hiç kıymet vermedi. Eline bin
altın geçse, ertesi güne bırakmazdı. Hepsini fakirlere dağıtırdı.
Resul-i ekrem bu yüzden Hazret-i Ali�ye Sultan-ül Eshiya, yani cömertler sultanı buyurdu. Hazret-i Ali, Haydar [aslan], Kerrar [düşmana defalarca hamle eden], Ebüttürab [toprak babası], Esedullah [Allah�ın aslanı] gibi çeşitli isimlerle anılmıştır.
Hazret-i Ali, yanına oturan fakir bedeviye Bir isteğin mi var?
buyurdu. Bedevi utancından diliyle bir şey söylemeyip işaretle
bildirdi. Hazret-i Ali, yanında bulunan iki giyeceğin ikisini de
bedeviye verdi. Bedevi sevinerek güzel bir beyit okudu. Beyit Hazret-i
Ali�nin çok hoşuna gitti. Çocukları için ayırdığı üç altının hepsini
bedeviye verdi. Bedevi, Ey müminlerin emiri, beni kendi ailemin en büyük zengini ettin dedi. Hazret-i Ali de, şu hadis-i şerifi nakletti: (Herkesin değeri, söylediği güzel sözlere, yaptığı iyi işlere göre ölçülür.) [M. Cami]
***
Hazret-i
Ali, hayvanlarını kuyudan su çekerek sulayan bir bedevi ile anlaştı.
Kuyudan çekeceği her kova su için, bedeviden bir avuç hurma alacaktı.
Hazret-i Ali su çekmeye başladı. Son kovayı çekerken, kovanın ipi
kopup, kova, derin kuyunun içine düştü. Bedevi, kızgınlıkla Hazret-i
Ali�nin mübarek yüzüne bir tokat vurup ücreti olan hurmayı da verdi.
Hazret-i Ali mübarek elini uzatıp kovayı kuyudan çıkardı. Bedeviye
verip oradan uzaklaştı. Bedevi, Hazret-i Ali�nin derin kuyudan kovayı
çıkarmasına hayret edip, kendi kendine, eğer onun dini hak olmasaydı,
bu derin kuyudan kovayı çıkaramazdı. Küstahlık yapan el bana lazım
değil diyerek elini kesip Hazret-i Ali�nin evine gitti.
Hazret-i
Ali kapıyı açıp diğer elinde kesik elini tutan bedeviyi görünce,
içeride bulunan Resulullaha haber verdi. Peygamber efendimiz, bedeviye,
niçin böyle hata ettiğini sordu. Bedevi, ağlayarak yaptığı küstahlıktan
özür dileyip imana geldi. Resulullah, kesik eli yerine koyup dua
buyurdu. Hak teâlânın izni ile eli sapasağlam oldu. ***
Bir
gün Hazret-i Ali, Hazret-i Fatıma�ya, Ya Fatıma, yiyecek bir nesne var
mı çok acıktım dedi. Hazret-i Fatıma, şu anda hiçbir şey yok. Lakin
mendil ucunda bağlı, altı akçe var. Onları al, pazardan bir şeyler
getir. Hem Hasan ve Hüseyin meyve istemişlerdi, onlar için de bir
miktar meyve alırsın dedi.
Hazret-i Ali o altı akçeyi alıp,
pazara gitti. Yolda giderken, bir Müslümanın eteğine yapışmış birisini
gördü, artık seni bırakmam, ya hakkımı ver ya da gel mahkemeye gidelim
diyordu. O dertli adam ise, bir kaç gün daha bana mühlet ver diye
yalvarıyordu. O da, hayır, benim de sıkıntım var diyordu.
Hazret-i Ali bunların çekişmelerini görünce, yanlarına varıp, davanız kaç akçedir dedi. Altı akçedir dediler. Hazret-i
Ali, bu müslümanı sıkıntıdan kurtarayım, Fatıma�ya bir yol ile cevap
veririm diye düşündü ve altı akçeyi alacaklıya verip, o müslümanı
ızdıraptan kurtardı.
Hazret-i Ali bir zaman Fatıma�ya ne cevap
vereyim diye tefekküre vardı. Bir miktar zaman üzüldü. Sonra, Fatıma
Resulullahın kızıdır, buna bir şey demez, o da memnun olur dedi. Eli
boş eve gelip, kapıyı çaldı. Hasan ve Hüseyin babalarının meyve
getirdiklerini zan edip koşarak geldiler. Bir şey getirmediğini görünce
ağlamaya başladılar. Hazret-i Ali, Hazret-i Fatıma�ya, o altı akçe ile
bir müslümanı hapisten kurtarmasını anlattı. Hazret-i Fatıma, ne güzel
yapmışsın ya Ali, elhamdülillah bir müslümanı sıkıntıdan kurtarmışsın,
Allahü teâlâ bize kâfidir, dedi.
Hazret-i Ali, iki şehzadenin
ağladıklarını görünce; mübarek gönüllerine üzüntü gelip, bu elem ile
dışarı çıktı. Resulullahın huzuruna varıp, cemali şerifini müşahede
ederek, bu gamdan kurtulayım niyeti ile gitti. Zira bir kimsenin yüzbin
gamı olsa, Resulullahın mübarek cemaline nazar eylese [baksa], bütün
gamı ve gussası gittikten başka, kalbine birçok sürurlar ve safalar
hasıl olurdu.
Biraz gittikten sonra, yolda elinde bir besili
deve tutan bir kişiye rast geldi. Hazret-i Ali�ye dedi ki, ey yiğit, bu
deveyi satarım, alır mısın? Hazret-i Ali, hazır akçem yoktur dedi. O
şahıs, sana veresiye veririm dedi. Hazret-i Ali, ne kadara verirsin
diye sordu. Yüz akçeye veririm dedi. Hazret-i Ali, kabul, alırım
deyince o şahıs da razı olup, öyle olsun dedi. Deveyi Hazret-i Ali�ye
teslim etti.
Hazret-i Ali, devenin yularından tutup biraz
gittikten sonra bir başka şahsa daha rast geldi. O şahıs, ya Ali ne
güzel deveymiş bu, bana satar mısın dedi. Hazret-i Ali, evet satarım
dedi. O şahıs, daha fazla eder ama üçyüz akçeye bana verir misin diye
sordu. Veririm dedi. O şahıs çıkarıp üçyüz akçeyi verdi Hazret-i Ali de
deveyi teslim etti.
Hazret-i Ali doğru pazara gitti. Yiyecekler
ve meyveler alıp eve geldi. Kapıyı açıp içeri girdiğinde şehzadeler
sevinip meyveleri alıp yemeye başladılar. Hazret-i Fatıma, ya Ali bu
akçeyi nereden aldın diye sordu. Hazret-i Ali meydana gelen hadiseyi
anlattı. Ondan sonra yemeği yiyip, Allahü teâlâya hamd ettiler.
Hazret-i Ali, şimdi ben, Resulullahın meclisine gideyim dedi ve kalkıp
dışarı çıktı. Az gitmişti ki, karşıdan Resulullah efendimiz göründü.
Hazret-i Ali�ye tebessüm ederek buyurdu ki, (Ya Ali, deveyi kimden satın aldın kime sattın bilir misin?) Hazret-i Ali, Allah ve Resulü bilir dedi. Resulullah, (Ya
Ali, sana deveyi satan Cebrail aleyhisselam, satın alan da İsrafil
aleyhisselam idi. O deve Cennet develerinden idi. Ya Ali, sen o
müslümanın sıkıntısını giderdiğin için, Allahü teâlâ razı oldu ve senin
sıkıntını gidermek için bunu ihsan etti. Ahirette vereceğinin, ihsan
edeceğinin hesabını ise Ondan gayri kimse bilmez) buyurdu.
***
Ammar bin Yaser hazretleri dedi ki, Resulullah buyurdu ki: (Ya
Ali, Allahü teâlâ seni bir ziynet ile ziynetlendirdi. Dünyayı terk
etmek olan ve kendisine sevgili olan zühd ile ziynetledi. Öyle takdir
etti ki dünyadan bir şeye nail olmayasın!)
***
Hazret-i
Ali namaza durunca dünya yıkılsa haberi olmazdı. Bir harpte Hazret-i
Ali�nin mübarek ayağına bir ok saplanmıştı. Oku çıkaramadılar. Doktor
geldi. Bayıltıcı ilaç vermeli ki, ancak o zaman ok çıkarılır. Yoksa, bunun ağrısına tahammül edilemez dedi. Hazret-i Ali, Bayıltıcı ilaca lüzum yok, ben namaza durunca çıkarın
buyurdu. Hazret-i Ali namaza başladı. Doktor da Hazret-i Ali�nin
mübarek ayağını yarıp oku çıkardı. Yarayı sardı. Hazret-i Ali, namazını
bitirince Oku çıkardınız mı? buyurdu. Doktor, Evet çıkardım dedi. Hazret-i Ali, Hiç farkına varmadım buyurdu.
Bunda
şaşılacak bir şey yoktur. Nitekim, Hazret-i Yusuf�un güzelliği
karşısında da Mısır kadınları hayran olup, kendilerini öyle
unutmuşlardı ki, ellerini kestiklerinden haberleri olmamıştı. Müminler
de vefat anında Resulullah efendimizin güzel yüzünü görüp ölüm acısını
duymazlar.
***
Kays bin Haris anlatır: Birisi gelip
Muaviye bin Ebi Süfyan�dan bir mesele sordu. Muaviye dedi ki, bunu git
Ali�den sor ki, o benden iyi bilir. O kişi, ben bu meselede senin
cevabını isterim. Senin vereceğin cevabı Ali�nin cevabından çok severim
dedi. Muaviye celallenip, sen ne bedbaht kişiymişsin. Muhakkak sen,
Allah Resulünün ilimde muazzez ve mükerrem tuttuğu kimseyi
beğenmiyorsun. Resulullah buyurdu ki: (Ya Ali, bana, Harun�un Musa�ya yakınlığı gibisin. Yalnız benden sonra peygamberlik yoktur.) Çok
gördüm ki, Ömer onun ile meşveret ederdi. Eğer bir meselede müşkili
olsa idi, Ali burada mıdır, derdi. Sen şimdi kalk, uzaklaş yanımdan,
Allahü teâlâ ayaklarına kuvvet vermesin.
***
Amr bin el Cumi rivayet eder: Ben Resulullahın huzurunda oturmuş idim. (Ya Amr!) buyurdu. (Lebbeyk ya Resulallah!) dedim. (İster misin ki, Cennetin direğini sana göstereyim!) buyurdu. İsterim ya Resulallah dedim. O sırada Ali bin Ebi Talib oradan geçti. Buyurdu ki: (Bu kişi ve bunun ehli Cennetin direğidirler.)
***
Hazret-i Ali buyurdu ki: (Bir
taife beni Ebu Bekir, Ömer ve Osman�dan üstün tutarlar. Bu taifenin
gönüllerinde nifak vardır. Bununla ehli İslam arasına ihtilaf ve fitne
salarlar. Bana Resulullah bunları haber verdi. Zahiren ehli İslam' a
kardeş olduklarını söylerler. Bâtınlarında din düşmanıdırlar. Yalanı
güzel, kötülükleri temiz görürler. Mushaf-ı şerifi iptal ederler.
[Kur' an-ı kerimin hükmünü kaldırırlar.] Kötülük üzerine birbirleri ile
yarışırlar. Resulullaha ve Eshab-ı kiramın büyüklerine dil uzatırlar.
Hak teâlâ onları af etmez. Sünnet-i İslamı harap ederler. Bid�at-ı
seyyieleri yayarlar. O zamanda Resulullahın sünnetine yapışan kimse
şehidlerin ve abidlerin efdalidir. Saadet onlarındır. (Fasıl-ül-hitab)
Hazret-i
Ali�ye dediler ki: Abdullah bin Sebe seni Ebu Bekir, Ömer ve Osman
üzerine tafdil eder [üstün tutar]. Hazret-i Ali yemin ederek, vallahi
onu öldürürüm buyurdu. Ya emir-el müminin! Sana muhabbet edeni öldürür
müsün dediler. Elbette, benim olduğum şehirde olmasın buyurdu. Hemen bulunduğu şehirden sürdü. (Şevahid-ün nübüvve)
Hazret-i Ali buyurdu ki: Ebu
Bekir ve Ömer hakkında kalbimde iyilik ve güzellikten başka bir şey
bulundurmaktan Allahü teâlâya sığınırım. Nedir o kavimlerin hâli ki,
Kureyşin iki seyyidini kötülerler. Beni de öyle zan ediyorlarsa, ben o
şeyden pakım, onların dediklerinden uzağım. Her kim ki o ikisini sever,
muhakkak beni sever. Her kim o ikisine buğz eder, bana buğz eder.
Bilmiş olun ki, muhakkak cümle insanların hayırlısı bu ümmette,
Peygamberden sonra Ebu Bekri Sıddıktır. En önce Müslüman olan odur.
Resulullahın en sevdiği odur. Allah indinde bu ümmetin en mükerremi
odur. Bu ümmette Peygamber efendimizden sonra ondan efdal ve ondan
hayırlı kimse yoktur. Ebu Bekir�den sonra da, dünyada ve ahirette bu
ümmetin en hayırlısı, en büyüğü Ömer-ül Faruktur. Ondan sonra Osman-ı
Zinnureyndir. (Şevahid-ün nübüvve)
***
Bir gün
birisi gelip kinayeli bir şekilde Hazret-i Ali�ye, Ebu Bekir ve Ömer�in
zamanında, birlik vardı, huzur vardı, hilafetleri çekişme, kavga, fitne
ve ihtilaflı değildi. Senin ve Osman�ın hilafetlerinin zamanları
sıkıntı ve değişiklik ve fitneden hâli olmadı. Sebebi nedir diye sordu.
Hazret-i Ali buyurdu ki: Sebebi şudur: Ebu Bekir ve Ömer�in
yardımcıları Osman ve bendim. Sen ve senin emsalin gibiler de benim ve
Osman�ın yardımcıları oldunuz. Böyle oldu. (Şevahid-ün nübüvve)
***
Said
bin Cübeyr, Abdullah bin Abbas hazretlerinin elini tutup, gidiyordu.
Zemzem kuyusuna geldiler. Orada bazıları oturmuş, Hazret-i Ali�yi
kötülüyorlardı. Bunu işitince, İbni Abbas hazretleri buyurdu ki, dönün,
beni onların yanına götürün. Onlardan yana dönüp yanlarına geldiler.
İbni Abbas hazretleri, Allah ve Resulüne yaramaz sözler söyleyen kimdir
diye sordu. Bizim aramızda hiç kimse Allah�a ve Resulüne yaramaz söz
söylemez dediler. Ali bin Ebi Talibe yaramaz söyleyen, onu kötüleyen
var mı diye sordu. Evet var dediler. Bunun üzerine İbni Abbas
hazretleri dedi ki: İyi dinleyin, Allah�a yemin ederim ki Resulullahtan
bizzat işittim, buyurdu ki: (Her kim Ali�yi kötüler, muhakkak
beni kötülemiş olur. Her kim beni kötüler, muhakkak Allah�ı kötülemiş
olur. Her kim Allah�ı kötüler, Allah onu yüzü üzerine Cehenneme atar.)
***
Mekke
feth edildiği zaman bütün putlar parçalandılar. Ancak, Beyti şerifin
içinde büyük bir put var idi ki, taştan yapılmıştı, o kaldı. O putu
zincirler ve çiviler ile tavana ve duvara bağlamışlar idi. Resulullah Kâbe-i şerife geldi. Hazret-i Ali�yi çağırıp buyurdu ki, (Ya Ali, Benim omuzum üzerine çık. Bu putun bendlerini yerinden kopar.) Hazret-i Ali,
Ya Resulallah, ben kim olayım ki, ayağımı mübarek omzunuz üzerine
koyayım. Buyurun siz benim omzum üzerine basın dedi. Resulullah, (Ya Ali, sen benim gayret ve hamiyyet, nübüvvet ve risalet yükümü çekecek kuvvet ve takati bulamazsın) buyurdu.
Sonra,
emri şerifleri ile Resulullahın mübarek omzuna basıp, o putu bütün
zincirleri, çivileri ve bentleri ile o yerden ayırıp, attı. [Hazret-i Ebu Bekri Sıddıkın, hicret gecesinde Resulullahı bir miktar kendi omzunda götürdüğü hadis-i şerifler ile sabittir.]
***
Bir
gün sabah namazı vaktinde, Hazret-i Ali mescide giderken, yolda bir
ihtiyara rast geldi. İhtiyarın ak sakalına hürmet edip, önüne geçmeyip,
yavaş yavaş ardınca giderdi. Mescid kapısına vardığında ihtiyar içeri
girmeyip, yoluna devam edip gitti. Ancak o zaman, Hazret-i Ali onun
müslüman olmadığını anladı.
Mescidde Resulullahı rükuda buldu.
Güneşin doğma zamanı yaklaşmış idi. Cemaate uyup, namazı kıldılar.
Namazdan sonra, eshab-ı güzin, Ya Resulallah, birinci rükûda âdet-i
şerifinizden fazla durdunuz. O kadar ki, güneşin doğması yaklaştı.
Sebebi ne idi diye sordular. Resulullah, (Semi allahü limen hamideh
dedikten sonra, kıyama kalkmak istediğimde, Cebrail başımı tutup,
kalkmama engel oldu. Hikmetinin ne olduğunu bilmiyorum) buyurdu.
Allahü teâlâ Cebrail aleyhisselama, (Habibime sebebini bildir, eshabına açıklasın)
buyurdu. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam dedi ki: ya Resulallah,
mübarek başınızı rükudan kaldırmak istediğiniz zaman, Allahü teâlâ
bana, (Habibimin arkasını tut; rükudan kalkmasın ki, Ali, yolda bir
ak sakallı ihtiyara hürmet edip, yavaş yürümekle, cemaat sevabından
mahrum kalıyor. Kalmasın, Habibime yetişsin) diye emretti. Ben de gelip emredileni yaptım, Ali de yetişmiş oldu. Hikmeti budur.
***
Hazret-i Ali�nin hikmetli sözleri çoktur. Bunlardan bazıları şunlardır:
-
Müslümanlar, ahirete inanıyor. Kitapsız kâfirler, inkâr ediyor. Tekrar
dirilmek olmasaydı, inanmayanlar bir şey kazanmaz, müslümanlar da,
zarar etmezdi. Fakat, herkes dirilince, kâfirler sonsuz azap
çekeceklerdir.
- İnsan bilmediğinin düşmanıdır. - Allah�a yemin ederim ki, beni yalnız mümin sever ve bana yalnız münafık buğz eder.
-
Cahil, bilmediğini sormaktan utanmasın. Âlim, içinden çıkamıyacağı bir
meselede en iyisini Allahü teâlâ bilir demekten sakınmasın.
- Dostların kötüsü, senin için külfete giren, seni özür dilemeye mecbur bırakandır. - Cehennemlik görmek isteyen, kendi oturduğu halde, başkasını ayakta tutan kimseye baksın!
- Bedende baş ne ise, imanda da sabır aynıdır. Başsız beden, sabırsız iman da olmaz. - Dost edinin! Onlar sizin için dünya ve ahiret sermayesidir.
-
Ahmak ile arkadaşlık etme! Ondan kendini koru! Nice ahmaklar var ki,
arkadaş oldukları akıllı kimseleri helak ederler. Kişi arkadaşı ile
ölçülür. Kalbler buluştuğu zaman birinin diğerine tesiri vardır.
- Kendilerinden haya edilen kimselerle arkadaşlık etmek suretiyle amellerinizi güzelleştiriniz!
- Mürüvvet, iffetli olmak, nefse hakim olmak, darlıkta ve genişlikte bol bol ihsanda bulunmaktır.
-
Halkın bir kısmı, beni çok sevip Eshab-ı kirama buğzeder. Ben bunları
sevmem. Bir kısmı da bana buğzedip, Sahabenin bir kısmını sever. Bunlar
da Cehennemliktir.
- Amellerin en zoru üçtür; nefsin hakkını
verebilmek, her halde Allahü teâlâyı hatırlayabilmek, din kardeşine bol
bol ikramda bulunabilmektir.
- Takva, hataya devamı bırakmak, aldanmamaktır. - Kalbler kaplara benzer. Hayırlı olanı hayırla dolu olanıdır. - Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.
-
Affetmek fazilettir. Kararlı olmak metadır, sahip olunan maldır.
Kararsız olmak ise zayi olmaktır. Yalancılık hıyanettir. İnsaf
rahatlık, şer küstahlıktır. Güler yüzlülük ihsandandır. Doğruluk
kurtarır, yalan felakete sürükler. Kanaat insanı zengin yapar, yerinde
kullanılmayan zenginlik azdırır. Dünya aldatır, şehvet kandırır. Haset
yıpratır, nefret çökertir.
- Amellerin en faziletlisi, iyiliği
emredip kötülükten vazgeçirmek ve günah işleyeni sevmemektir. Kim ki
iyiliği emrederse, müminin sırtını muhkemleştirmiş, sağlamlaştırmış
olur. Kim de kötülüğü men eder ve ondan vaz geçirirse, münafığın
burnunu yere sürtmüş olur.
- Akıllı kimse, günahlarını tevbe ile örtendir. Cömert, kötülük yapana iyilikle karşılık verendir. - Âlim; sözü, işine uygun olandır. Âlim ilme doymaz.
Hazret-i Ali bir müfreze gönderdiği vakit başına tayin ettiği kimseye şöyle derdi: Sana
Allah�tan korkmanı tavsiye ederim. O, hem dünyaya, hem de ahirete
maliktir. Vazifene sarıl. Seni Allah�a yaklaştıracak olana yapış. Çünkü
dünyada yapıp da bıraktıklarını, yarın karşında hazır bulacaksın. İdarecilere öğütleri 1-
Halka karşı daima içinizde sevgi ve nezaket duyguları besleyin.
Başarınızın onları azarlayıp sert davranmakta yattığı fikrine
kapılmayın.
2- Herkese adil davranın.
3- Taraf tutmayın, bazı insanları kayırmayın. Bu tür davranışlar sizi zulme ve despotluğa çeker.
4-
Memurlarınızı seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemiş, devlete karşı
suçlardan, mazlumlara karşı zulümlerden sorumlu olmamış bulunmalarına
dikkat edin.
5- Doğru, dürüst ve nazik kişileri seçin ve çıkar ummayanları tercih edin.
6- Haksız kazanç ve ahlaksızlıklara düşmemeleri için memurlarınıza yeterince maaş ödeyin.
7- Memurları devamlı kontrol edin, bunun için güvendiğiniz samimi kişilerin istişaresine açık olun.
8-
Halkın güvenini kazanın ve onların iyiliğini istediğinize kendilerini
inandırın, yaptığınızla kişiyi minnet altında bırakmayın.
9- Hiçbir zaman vaadinizden dönmeyin. Yapmaya güç yetiremeyeceğiniz işleri de vaat etmeyin.
10- Öfkenizi yenin. Öfkeli iken ceza vermekten sakının. Kızgınlığınız yatışsın ki müspet kararlar verebilesiniz.
|
yakamoz
(Eski Mesaj)
|
elini beline diline sahip ol demş ya ali |
| Kaynak : DİNİMİZ İSLAM |
| Yazıyı Ekleyen :
merve |
| Bu yazı 785 kez okundu. |
| merve bugüne kadar toplam 1513 yazı ekledi. |
|
|
|
..:: Son yorumlananlar ::.. |
|
|
|
..:: En Son Arananlar ::.. | |
|
meryem,
tarikat,
admin,
ehlibeyt,
eyvallah,
el kuddus,
DINI RESIMLER,
alim,
EL,
ilginç resimler,
ilahi ses,
gecen,
ruhlar alemi,
içki,
anasayfa,
gel gör beni ask neyledi,
bismillahirrahmanirrahim,
kizlar,
videolar,
sevgiyle ilgili ayet,
esneme,
ticaret yapma,
ilahi,
allahvar,
sahabe,
iyi,
dini,
hediye,
mümin,
asr,
niyet,
big bang teorisi,
incil,
mescid-i,
arapca,
mucize,
neriman,
hicret,
elhamdülillah,
bediüzzaman,
seher,
fethullah gülen,
lokman,
mevlana,
anne,
Halil,
yazılar,
devlet,
tebareke suresi,
YORUMLAR,
cahiller,
harut,
av,
HZ. YUSUF,
anaokulu,
|
|
|
..:: Rasgele 5 Üyemiz ::.. | |
|
|
| Bir Reklam.. |
 |
|
|
Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı
yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. kendi yazınızı yazıyor
iseniz adınızı belirtmek zorunda değilsiniz kullanici adiniz yazınızın altında
yayınlanacaktır. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar
suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının
kaldırılmasını saglayablirler. islamiyazilar.com yazarlarin kendi goruslerine
saygi duymakla birlikte suc unsuru teskil eden yazilari yayinlamama veya
yayinlanmiş olanlari yayından kaldırma hakkını saklı tutar. |
|
|