Nafaka için harcananın hepsi Allah yolunda harcanmış gibidir, bina için harcanan müstesna, bunda hayır yoktur.
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Allah bir kulu sevdi mi, onu dünyadan korur. Tıpkı sizden birinin hastasına suyu yasaklaması gibi.


Sitemizi destekleyin
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Genel Makaleler » Gıybet


Gıybet
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...

Gıybet (Çekiştirmek)







Büyük günahlardan birisi de gıybettir. Ebû  Hureyre (r.a.)' nin rivayetine göre, Peygamberimiz:
- Gıybet nedir bilir misiniz? diye sordu. Ashab:
- Allah ve Peygamberi daha iyi bilir, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz:
- Kardeşini gıyabında (arkasında) onun hoşlanmadığı bir şey ile anmandır, buyurdu. Ashab:
- Kardeşimde dediğim varsa ne buyurursunuz? dediler Peygamberimiz:
- Eğer dediğin ayıp, kardeşinde varsa o zaman gıybet olur. Yoksa, ona bühtan ve iftira etmiş olursun, buyurdu.Müslim,Birr,20;Ebu Davud,Edeb 40  
İnsanın en çok dikkat etmesi gerekli organlarından birisi, hiç şüphe yok ki, dilidir.
Peygamberimiz:
"Bir İnsan, manasını düşünmeden bir söz söyleyiverir ki, o yüzden cehennemin, doğu ile batı arasındaki
mesafeden daha uzak bir yerine düşer."Müslim,Zühd,6  buyurmuş ve dilimize sahip olmamızı öğütlemiştir.
Dilin pek çok manevi hastalıkları vardır. Bunlardan birisi de
gıybettir. Gıybet, yukarıdaki hadis-i şerifte de ifade buyurulduğu üzere, bir insanın arkasından onun kusurunu söylemek, onu çekiştirmektir.
Bu kusur. onun fiziğiyle. soyu ile, ahlâkiyle, kılık ve kıyafetiyle. dini ile ilgili olabilir. Boyu kısadır, babası kötü bir insandır, riyâkârdır, yalancıdır, kumarbazdır, güvenilmez kişidir gibi.
Bu ve benzeri kusur ve ayıpları din kardeşinin gıyabında söylemek gıybettir ve günahtır.
Kur' an-ı Kerim' de Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
"Biriniz diğerini gıybet etmesin, sizden biri ölü kardeşinin etini yemek ister mi? Elbette bundan tiksindiniz. O halde Allalı' tan korkunuz. Allah, tevbeleri kabul eder, çok esirger."Hucurat:12
İmam Gazâlî, gıybetin, belli başlı sebeplerinden birinin kin olduğunu söylüyor . Bir kimse başkasına duyduğu kin sebebiyle onu çekiştirmekten ve aleyhinde konuşmaktan zevk alır diyor. Halbuki mü' min kin gütmez. Ona yakışan  bağışlamaktır. hoş görmektir.
Hz. Aişe diyor ki, ben bir gün Peygamberimize:
- Ey Allah' ın Resûlü, Safiyye' nin -ki bu da Peygamberimizin eşi idi- şöyle, böyle oluşu- râvilerden bazılarına göre kısa boylu oluşunu kastederek- sana  yeter, demiştim de Peygamberimiz:  
-"Aişe, öyle bir söz söyledin ki, eğer o söz denizin suyu ile karışsa her halde onu bozardı.”
Hz. Aişe diyor ki: Ben yine bir gün Peygamberimize bir kimsenin fizikî  durumu ile davranışlannı taklid ve hikâye etmiştim. Bunun üzerine Peygamberimiz

- Karşılığında bana dünyayı verseler bile bir insanı hoşlanmıyacağı bir şey  ile taklit ve tavsif etmeyi kesinlikle sevmem,Ebû Davud,Edeb,40;Tirmizi Birr,20 buyurdu.

Peygamberimiz, müslüman kardeşini gıyabında çekiştirenlerin korkunç bir  şekilde azab edileceklerini bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:  
"Ben miraç ettirildiğim gece, bir kavmin yanından geçtim. Bunlar,  bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı. Ben: - Ey Cebrâil, bunlar kimlerdir? diye sordum.
- Bunlar, insanların etlerini yiyen-gıybet edenler, onların şeref ve iffetlerine dokunanlardır, dedi." Ebu Davut,Edeb,40
Gıybet etmek günah olduğu gibi, yapılan gıybeti dinlemek de günahtır. Müslüman, kardeşi bir yerde çekiştirilirken,  onun iffet ve namusuna dokunulurken, bunu duyan kimseye düşen görev, buna mani olmaktır. Çünkü, bir  müslümanın  kanı ve malı gibi, ırz ve namusu da haramdır yani, her türlü tecavüzden korunmuştur.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir kimse, kardeşinin ırzı ve şerefini çekiştirene karşı onu savunursa,: Allah Teâlâ  kıyamet günü o kimseyi Cehennem' den uzaklaştırır."Tirmizi,Birr,20

Gıybet eden kimse günahkârdır. Bu günahından kurtulmak için yalnız tövbe etmek, Allah' tan af ve bağış dilemek yeterli değildir. Hem tövbe etmeli, hem de gıybet ettiği kardeşine giderek ondan hakkını helal etmesini dilemelidir. Ancak o zaman bu günahtan kurtulmuş olur.
* H a r i s  o ğ l u  A l a  (r.a.) Resulullah (s.a.v.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etti :
“İnsanlarla alay edenleri,onların suçlarını araştırıp yayanları,iyi kimselere suç isnad eden koğucuları Allah (c.c.) köpek suretinde haşredecektir.”                                            (83) İbn Hıbban”Kitabu’t-Tevbih”de mu’dal olarak rivayet etmiştir.Tergib ve Terhib Cilt 5 Sayfa 391


 Gıybet * Bilmediğin bir şeyin ardına düşme ; çünkü kulak,göz ve kalp,bunların hepsi ondan sorumlu olur. İsra 17/36-Gıybet odur ki,gıybet edilen adam hazır olsa idi ve işitse idi,çirkin bulup darılacaktı,eğer doğru dese,zaten gıybettir.Eğer yalan dese,hem gıybet,hem iftiradır.İki katlı çirkin bir günahtır. * Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah' tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir. Hucurat 49/12 * “B ü s r   o ğ l u  A b d u l l a h  (r.a.)’dan,Resulullah (s.a.v.)’ın şöyle buyurduğu rivayet edildi :--“Kıskanç,koğucu ve falcı benden değil,ben de onlardan değilim”dedi ve şu ayetei celileyi okudu. (Ahzab Suresi 58)* Haksız yere mü’min erkek ve kadınlara iftira atarak eziyet edenler,sorumluluk yüklenmiş ve büyük günah işlemiş olurlar Ahzab 33/58. * E n e s  (r.a.) Resulullah (s.a.v.)’ın şöyle buyurduğunu nakletti : --“Miraca çıkarıldığımda bir topluma rastladım.Bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı.—“Bunlar kimlerdir ? Ya Cebrail”dedim. –“Onlar insanların etini yiyenler ve şahsiyetlerini zedeleyenlerdir”diye cevapladı.                                                         (9) Ebu Davud rivayet etmiştir.Tergib ve Terhib Cilt 5 Sahife 404  *  O s m a n    İ b n  A f f a n (r.a.) Resulullah (s.a.v.)’dan şöyle işittiğini rivayet etti : --“Bahçıvanın ağaçları budadığı gibi gıybet ve söz taşımak da imanı eksilterek yok eder.”      (17) Esbehani rivayet etmiştir.Tergib ve Terhib Cilt 5 Sahife 409  * A i ş e  (r.a.) der ki : Bir gün Resulullah (s.a.v.)’ın yanında idim.Uzun etekli bir kadın hakkında : --“Bu kadının etekleri ne kadar uzunmuş !”deyince,Resul-i Ekrem (s.a.v.) : --“Tükür,tükür”dedi Ben de,tükürünce ağzımdan bir et parçası düştü.                                   (97) İbn Ebi’d-Dünya rivayet etmiştir.Tergib ve Terhib Cilt 5 Sahife 396 *  A i ş e  (r.a.)’den şöyle rivayet olundu : (Safiye (r.a.)’i kıskanarak) Resul-i  Ekrem (s.a.v.)’e :  --“S a f i y e’nin boyu kısa değil   mi ?”dedim Resul-i Ekrem (s.a.v.) de : --“Öyle bir kötü söz söyledin ki ,denize düşse onu kirletir”dedi.—“Bir defsında da ona birinin hakkında konuşunca : --“Bana şunu şunu da verseler yanımda kimsenin hakkında konuşmasını istemem”buyurdu.                                                                            (94) Ebu Davud,Tirmizi ve Beyhaki rivayet etmişlerdir.Tirmizi : Hadis “hasen sahih”tir demiştir. Tergib ve Terhib Cilt 5 Sahife 395  * İ b n   A b b a s   (r.a.) Nebi (s.a.v.)’nin şöyle dediğini rivayet etti :  --“ Kim (mü’min) kardeşinin ayıbını örterse,Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter.Kim müslüman kardeşinin ayıbını açığa vurursa,bu yaptığından dolayı  Allah da onun ayıbını açığa vurur. Hatta evinde bile onu rezil eder.”                                                                          (1) İbn Mace “hasen”isnadla rivayet etmiştir.Tergib ve Terhib Cilt 4 Sahife 533  * E b u  H ü r e y r e  (r.a.) Nebi  (s.a.v.)’nin şöyle dediğini rivayet etti :  --“Her biriniz kardeşinin gözündeki çöpü görür de kendi gözündeki merteği unutur.(Başkalarının yanlışını görür,kendi hatasını görmez.) (91) İbn Hıbban “Sahih”inde rivayet etmiştir. Tergib ve Terhib Cilt 4 Sahife 527  * Peygamber efendimizden (s.a.v.) Ebu Cehil benim hakkımda şöyle demiş diye bir hadis yok.Ahmed b.Hanbel’in Müsned’inde 35.000.hadis vardır derler.Buhari’de tekrarsız 4.00 hadis vardır derler.Müslimde de 4 000 kadar hadis vardır.Bunlar ve diğer hadis kitaplarının tamamında Ebu Cehil benim hakkımda böyle demiş ona ben şöyle cevap veriyorum diye bir hadis yok.Acaba Ebu Cehil hiç ağzını açmadımı mı ki.Hergün iftira üretiyorlar bunlar.Efendimiz (s.a.v.)eğer onlara cevap verme yoluna bir girmiş olsaydı tebliğe zaman kalmazdı. * A b d u l l a h   o ğ l u   C a b i r   ve  E b u  S a i d  el – H u d r i  (r.a.) Resulullah (s.a.v.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet ettiler : --“Gıybet zinadan daha kötüdür.”Ashap :--“Nasıl olur ? Ya Resulallah !”dediler.Resulullah (s.a.v.) :--“Kişi zina eder,sonra da tevbe eder.Allah tevbesini kabul eder.Ama gıybet eden kimse gıybet edilen tarafından affedilmedikçe affolunmaz”buyurdu.(12)İbn Ebi’d-Dünya”Gıybet”bölümünde,Taberani”Evsat”ında ve Beyhaki rivayet etmişlerdir.Tergib ve Terhib Cilt 5 Sayfa 406   * E b u  H ü r e y r e  (r.a.) Resulullah (s.a.v.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etti:--“Dünyada gıybet ederek kardeşinin etini yiyen kimse,kıyamet günü onun yanına getirilir ve ona : “Canlı iken nasıl yedin ise ölüsünden de ye”denilir.O da yüzünü buruşturarak feryat eder.”                                                                                                                            (4) Ebu Ya’la Taberani ve Ebu’s-Şeyh de “Kitabu’t-Tevbih”de rivayet etmişlerdir.Tergib ve Terhib Cilt 5 Sayfa 402   * A m r  İ b n ü ‘ l – A s  (r.a.) bir deve leşinin yanından geçerken arkadaşlarının birine“Şüphesiz kişinin bundan karnını doyuracak kadar yemesi Müslüman bir kimsenin etini yemesinden daha iyidir”dedi.(5)Hıbban oğlu Ebu Şeyh ve başkaları mevkuf olarak rivayet etmişlerdir.Tergib ve Terhib Cilt 5 Sayfa 402  * E n e s    İ b n   M a l i k (r.a.) şöyle anlattı : Resulullah (s.a..) ashabına bir gün oruç tutmalarını emretti ve”ben izin vermeden kimse orucunu bozmasın”dedi.Onlar da akşama kadar oruç tuttular.Akşam olunca biri geldi :--Ya Resulallah! Oruçluyum,izin ver de iftar edeyim”dedi ve ona izin verdi.Birbiri ardından geldiler.Nihayet biri gelerek : --“Ya Resulallah ! Senin ehlinden iki genç kız oruç tuttular,sana gelmeye utanıyorlar.Onlara izin verde iftar etsinler”dedi.Resulullah (s.a.v.) cevap vermedi.Adam tekrar izin istedi.Resulullah (s.a.v.) yine cevap vermedi.Adam tekrar izin isteyince Resulullah (s.a.v.) yine cevap vermeyerek :--“Onlar oruç tutmadılar,bütün gün insan eti yiyen,yani insanları çekiştiren nasıl oruç tutmuş olabilir.Git onlara söyle,eğer oruçlu iseler kussunlar”buyurdu.Adam döndü,onlara gitti ve durumu anlattı.Onlar da kustular,her biri ağzından bir parça kan pıhtısı çıkardı.Adam Resulullah (s.a.v.)’a dönüp durumu anlatınca;Resulullah (s.a.v.) :--“Kudret ve iradesiyle yaşadığım Allah’a yemin ederim ki,eğer o pıhtı karınlarında kalsa idi ateş mutlaka onları yiyecekti,(yakacaktı)”buyurdu.                                                     (2)Ebu Davud’u Tayalisi rivayet etmiştir.İbn Ebi’d-Dünya”Gıybetin Zemmi”bölümünde ve Beyhaki rivayet etmişlerdir.Tergib ve Terhib Cilt 5 Sayfa 399  *  Bunların varmı sizin listede hiç benzeri,yok!         Ya ne var? Bir kuru dil,siz buyurun karnım tok!           (M.Akif,Safahat)         Hz.İsa buyuruyor bir kardeşiniz yerde yatıyor rüzgar elbisesinin yerısını açmış yarısınıda  siz açıyorsunuz avrat yerlerini göteriyorsunuz.Gıybet budur.         Gıybet bir pisliği dagıtıp kokutmaya benzer.Dağtmazsa o pislik kokmaz. Bir gün Behlül' ü kabristanda gördüler. Ayaklarını kabir taşları arasına sokmuş toprakla oynuyordu. Kendisine; "Ey Behlül ne yapıyorsun?" diye sordular. Onlara gâyet sâkin olarak; "Bana eziyet etmeyen, gıybetimi yapmayan insanlarla oturup sohbet ediyorum. Bunlar sağ olanlardan daha emin." diye cevap verdi. Gıybet yapanların kokusu  * A b d u l l a h  o ğ l u   C a b i r   (r.a.) şöyle anlattı : Resulullah (s.a.v.) ile beraberdik,pis bir koku yayıldı.Resulullah (s.a.v.) : --“Bu koku nedir biliyor musunuz? Bu koku mü’minlerin gıybetini yapanların kokusudur”buyurdu.                                        (11) İmam Ahmed ve İbn Ebi’d-Dünya rivayet etmişlerdir.Ahmed’in ravileri sikadır.Tergib ve Terhib Cilt 5 Sayfa 406  Gıybet kimler hakkında caiz görülmüştür? * İlim adamlarının tesbitine göre ,üç kimse aleyhinde konuşmak,yani onların kötülüklerini ve işledikleri zulümlerini dile getirmek caizdir;ta ki halk onların şerrinden korunmuş ola:1-Milletine zulmeden hükümdarın zulüm ve haksızlığını mü’minlere anlatmak.2-Açıktan açığa günah işleyip gayr-i ahlaki davranışlarda bulunan fasıkın bu durumlarını söylemek.3-Dinde olmayan şeyleri dindenmiş gibi gösterip bir takım bid’at ve hurafalarla Sünneti zedeleyen kimsenin bid’atçi ve hurafacı olduğunu halka duyurmak Yanlış davranışları eleştirmeyiniz Rasulüllah (s.a.v.) da her hangi bir kişide hoş olmayan bir hale (veya söze) muttali olduğunda,”filana ne oluyor ki şöyle diyor(veya yapıyor) demezdi.”bazılarına ne oluyor ki şöyle diyor(veya yapıyor)diyerek.(Ebu Davud,Edep,6.)O kişinin hatasını yüzüne vurmadan düzeltirdi.Bir şeyin doğrusunu bilmek yeterli değildir.O doğruyu başkalarını kırmadan,darıltmadan anlatabilmek de lazımdır.Hz.Hasan ve Hz Hüseyin yaşlı birisinin yanlış abdest aldıklarını görürler,o kişiye nasıl doğru abdest alınması gerektiğini öğretmek için yanına varırlar ve:-Ey Amca bize abdest almayı öğretirmisin,kardeşimle ben bir abdest alalımda bak acaba yanlış mı abdest alıyoruz derler ve sünnete uyğun güzel bir abdest alırlar,kendi abdestini düşünen yaşlı adam,abdeste dikkat göstermediğini anlar.Yanlış sizde değil çocuklar bende,artık ben de sizler gibi abdest alacağım der ve bir güzel abdest alır.         İbnul Hattab Şöeyle dedi: Bir insan kendinde olan binbir kusurla başkasını kınamaktan ve kendi kusurunu düzeltmeye başlamadan başkalarının kusurlarını düzeltmeğe koyulmaktan vazgeçmedikçe kamil,iman sahibi olamaz.Eğer bunu yapacak olursa,bir kusur düzeltilmiş olamaz.Ancak onda olan başka bir kusur ortaya çıkmış olur.Ona gerek li olanı ,kendini düzeltmesidir.Eğer böyle yaparsa ,başkalarının kusurlariyle değil,kendi kusurlariyle meşgul olur.Sen ancak kendi ameline bak.Zira onun iyisi de kötüsü de tartılır.İyilik her ne kadar küçük olursa olsun sakın onu küçümseme.Çünkü sen onu gördüğün zaman o seni sevindirecektir.Kötülük de her ne ölçüde küçük olursa olsun,sakın onu küçümseme.Çünkü sen onu gördügün zaman o sana sıkıntı verecektir.         İnsan,başkalarının yanlışına-günahına bakıp üzülmeden önce kendi haline bakıp üzülmesi gerekmektedir.         Ey başkalarına ağlayan göz,gel,bir müddetçik otur da kendine ağla.Mevlana,a,g,e.C.11.S.37.b.479.GIYBET TÜRLERİ •Alenî sade gıybet: Sevgili Peygamber (a.s.m.) gıybeti “Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!” şeklinde tanımlamış;  “Din kardeşinin yüzüne karşı söylemediğin şeyi ardından söylemen gıybettir” demiştir. Bir kişinin gıyabında ondan hoşlanmayacağı şekilde, hakkında doğru olan birşeyi söylemek, alenî gıybetin ta kendisidir. Eğer hakkında konuştuğunuz kişi huzurda olsaydı, cümlelerinizi, hatta o andaki duruşunuzu değiştirme ihtiyacı duyar mıydınız? Eğer öyleyse doğruları söylemeniz şartıyla yaptığınızın adı gıybettir ve bu, gıybetin en sade formudur. •İftiralı gıybet: Peygamber (a.s.m.) devam eder: “Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun; eğer yoksa bir de iftirada bulundun.” İftira, kusurların en çirkinidir. Eğer gıybet ederken kullandığımız bilgi bizzat kendi gözlemimize ait değilse, başkasından duymuşsak, dilden dile kesinlikle değişime uğramıştır ve tam olarak doğru değildir. •Gizli gıybet: Çoğu zaman yaptığımız, kalbimizden geçirmek, yani zannetmek suretiyle gıybete girmektir. Gıybetin ne kadar kötü olduğunun vurgulandığı âyette, Kur’ân şöyle der: “Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın.” Bütün zanlar ve tahminler değil; ama kimi zanlar, gıybet hâlini almaktan kendini kurtaramaz. Hazret-i Gazalî, bunu ‘kalp ile gıybet’ şeklinde tanımlamış; ‘bir kimsenin ayıbını insanın kendi kendine söylemesini’ bile reddetmiş; kalp ile gıybeti, ‘gözü ile kötü birşeyi görmeden, kulağı ile duymadan, bir kimseye suizanda bulunmak’ şeklinde tarif etmiştir. Peygamber (a.s.m.) der ki, “Bir kimse kardeşini bir kusur ile ayıplarsa, o kimse ölmeden o kusuru işler.” Başkalarının hoşlanmadığımız özelliklerinin hangi şartlardan kaynaklandığını nereden biliyoruz? Kimlerin hangi zorluklar yoluyla kaderleri tarafından eğitildiklerini bilmeksizin, kimi kusurlu gözüken yönlerinin gizli bile olsa gıybetini yapmaya ne hakkımız var!  •Münafıkâne/ikiyüzlü gıybet: Gıybetin en utanç verici biçimidir ki, İmam Gazalî buna ‘münafıkâne gıybet’ demiştir. Gıybeti yapan şöyle der: “Allah affetsin, o da bizim gibi bazen karıştırıyor,” “İnşaallah düzelir, daha iyi olur.” Bu gibi sözlerle görünürde hakkında konuştuğu kişiyi sevdiğini, iyiliğini dilediğini demeye çalışmakta; ama gizliden gizliye de o kişinin bozulmuş olduğunu, yanlışlar yaptığını ima etmektedir. Dinleyenin ikiyüzlülüğü de şu şekildedir: “Boşver gitsin, gıybet oluyorBunlara benzer sözleri söylerken aslında gıybeti gerçekten engellemek istemiyor; görünürde aksini savunsa da, içten içe o kişi hakkında gıybet yapılmasından hoşlanıyor. •Söz taşımalı gıybet: İnsanların sözlerini muhataplarına ara bozmaya yol açacak şekilde taşımak biçimindeki gıybettir. Şöyle der Peygamber(a.s.m.): “(Arabozucu) söz taşıyan cennete giremeyecektir.)” Kur’ân bizi uyarır: “Ey inananlar, eğer bir fasık size bir haber getirirse onu araştırın. Yoksa bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuzHasan-ı Basrî şöyle der: “Başkalarının sözünü sana ileten, getiren, muhakkak senin sözünü de başkalarına iletir. ... Zira onun yaptığı hem gıybet, hem zulüm ve hıyanet, hem de aldatma ve haset, hem nifak, fitne ve hiledir.”  Elbette başkalarının sözlerini nakletme hakkımız var. Ama, “Sevgili arkadaşım veya aziz hocam şöyle demişti...” gibi bir dostluk ifadesiyle başlayacak isim zikrini, ancak sözün sahibinin güzel ve duyduğunda hoşuna gidecek olumlu sözleri takip edebilir. Yoksa, “Adam senin—veya filancanın—hakkında dedi ki...” şeklinde başlayıp, sözün sahibini üzecek bir cümle söyleyen, kendisini felaketler arasından felaket beğenmeye hazırlansın. •Kitlesel gıybet: Yukarıda ayrımlaştırılan gıybet türleri tek tek bireyler hakkında olabileceği gibi kitleler ve insan toplulukları hakkında da olabilir. Bir topluluk hakkında gıybette bulunanın kurtulabilmesi için o topluluğun tümünden affedilme dilemesi gerekir. Kitlesel gıybet, bir insanın irtikap edebileceği, altından kalkılması en zor, en acınası, en dehşetli gıybettir. Yukarda geçen âyetin “...Yoksa bilmeyerek bir kavme sataşırsınız...” şeklindeki bölümü, ‘bir kavme sataşma’ terimiyle suçun kitlesellik tehlikesine vurgu yapmaktadır. •Paylaşımlı/ortaklaşa gıybet: Gıybeti yapan, sadece onu söyleyen veya ima eden değil, aynı zamanda rıza ile dinleyendir veya yapmasa da yapılmasından hoşlanandır. Cinayeti izlerken gücü yettiğince karşı koymayan da katil sayıldığı gibi, yanında gıybet yapıldığı halde müdahale etmeyen de tam olarak o gıybetin ortağı olacaktır. Gıybet bu yönüyle—gizli biçimi hariç—ancak birden fazla kişinin ortaklaşa irtikap edebileceği fuhuş gibidir. Sevgili Peygamberin(a.s.m.) “Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken kardeşine yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar” şeklindeki sözü, gıybeti dinleyenin sorumluluğuna işaret eder. Hatta bu hadis, gıybeti yapandan çok, yanında gıybet yapıldığı halde derhal müdahale edip kardeşinin onurunu korumayanı tehdit ediyor.  GIYBETİN KÖTÜLÜĞÜ •En iğrenç suçtur: Kur’ân şöyle der: “...Kiminiz de kiminizin gıybetini yapıp arkasından çekiştirmesin. Sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan iğrenip tiksindiniz...” “Arkadan çekiştirip duran, kaş-göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay hâline!” Zina, cinayet dahil başka hiçbir suç, iğrendirici bir fiile gıybet kadar benzetilmemiştir. •Zarar potansiyeli korkunçtur: Gıybetin en korkutucu taraflarından birisi, yol açabileceği felaketlerin potansiyel büyüklüğüdürGıybet fani bedene değil, Yaratıcının bakileştirdiği kalbe ve ruha saldırır. Cinayeti işlemek nisbeten zordur, failini bulmak ve cezalandırmak mümkün ve nisbeten kolaydır. Oysa gıybeti işlemek kaş göz işareti kadar kolaydır; bir kere ağızdan çıktı mı mantar gibi çoğalır, milyonlarca kopyası insanlar arasında dalga dalga yayılma ve inanılmaz fitnelere, katliamlara yol açma potansiyeline sahiptir. •Ebedî hayatı yok eder: Peygamber (a.s.m.) der ki: “Ateşin kuru odunu yakması, insanın sevaplarını yok etmekte gıybetten daha hızlı değildir.”.   GIYBET DİNLEYEN NEYAPMALI? Engel olmazsak, bizimle konuşurken gıybet yapanla suç ortağıyız. Çünkü gıybetin devam edebilmesi, bizim en azından dinliyor görüntüsü verebilmemize bağlıdır. Başkalarının gıybetine bilinçli kulak misafiri olan da gıybetin suç ortağıdır. Bu söz sadece bizimle konuşanın yaptığı gıybeti değil; çevremizde, radyoda veya televizyonda yapılırken dinlediğimiz gıybetleri de kapsamaktadır. İlk yapmamız gereken, “Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar” hadis-i şerifini hatırlamak olmalıdır. ·         O anda kendimizi gıybeti yapılan kişinin yerine koymalı, bizden gıyabımızda bu şekilde söz edildiğinde rahatsız olup olmayacağımızı sormalıyız. ·         Onuru zedelenen kişinin üzülmesi gerekiyorsa üzülmeli, hakkını savunması gerekiyorsa savunmalıyız. ·         Önce kalbimizde derin bir rahatsızlık oluşmalı, gıybeti dinlemeye tahammül edemez hâle gelmeliyiz. ·         Gıybeti yapılan kişi kişisel dostumuzsa, mutlaka sözel olarak müdahale etmeli, onurunu savunmalı  ve gıybeti suçlamalıyız. ·         Susturmanın bize zararı büyük olacaksa, ‘rahatsızlığımızı hissettirmek şartıyla’ oradan hemen uzaklaşmalıyız. ·         Radyo veya televizyonda yapılıyorsa, hemen kapatmalıyız. Bunları yapamıyorsak, dinlememeye çalışmalıyız. ·         Dahası, gıybeti dinlediğimiz için Allah’tan af dilemeli, ·         Gıybeti yapılan kişiye dua etmeli, ·         Duyduklarımızın etkisinde kalarak suizan etmemeye özen göstermeliyiz. ·         Uyarıp düzeltemediğimiz gıybetçiden, elimizden geldiğince uzaklaşmalıyız. GIYBET EDEN NE YAPMALI? Yaşayan veya ölen bir insanın veya insanlar topluluğunun gıyaplarında onları üzecek doğruları söylemiş olabiliriz. Eğer yaşıyor(lar)sa, helalleşmenin bir yolunu aramalıyız. Biliyoruz ki, şehit bile olsak, kul hakkını ödemek zorundayız. Eğer vefat edenin gıybetiyapılmışsa, helallik dilemek ne yazık ki imkânsız. O zaman onun için ömür boyu dua etmekten, onun adına iyilik yapmaktan başka çare kalamaz. Zalimleri aşağılamak dışında, tarihteki insanları eleştirirken, haksızlık yapmamaya dikkat etmeli; herkesin hakkının ve onurunun Allah tarafından sonsuza dek korunacağını unutmamalıyız. Bugünden başlayarak, gıybetlerini bilmeden yapabileceğimiz ihtimaliyle, tüm tanıdığımız insanlarla ilk karşılaşmamızda mutlaka helalleşmeli, hatta helalleşmeyi periyodik bir alışkanlık hâline getirmeliyiz. Aksi halde burada birkaç günde tamamlayabileceğimiz helalleşme faslını ihmal etmemiz, haşir meydanında binlerce yıl beklememize mal olabilir. Gıybetini yaptığımız kişilere ismen dua etmeli, onların affı ve tüm hayatlarının rahmetle ve ihsanla kuşatılması için, ısrarlı ve vazgeçmeden gizli dualarda bulunmalıyız. Tüm bunları yaparken, —bilhassa vefat edenlerin ve toplulukların—bir daha gıybetlerini yapmamak için de ilâhî yardım dileğimizi ihmal etmemeliyiz. Çünkü, bu tür gıybetlerde helalleşmek pratik olarak neredeyse imkânsız gibidir. GIYBET EDİLEN NE YAPMALI? Hakkımızda yapılan gıybetler bir şekilde bize ulaşır. Ya başkaları bize aktarır, ya söz dolaştırılırken kulak misafiri oluruz, ya da kalbimizde gıybetimizi yapana karşı bir soğukluk ve sevgisizlik ilhamı alarak ondan uzaklaşma eğilimine gireriz. Toplumsal bölünmelerin ve kitleler arasında bağlılığın azalmasının ardında, kitlesel gıybetlerin ne denli etkili olduğunu hatırlamalıyız. Şayet ‘size’ gıybet yapana küfür, hakaret ve aşağılama savurarak kendinizi savunursanız, gıybetlerinin bedelini büyük ölçüde dünyada almış olursunuz. Ancak, bunun yerine şahsınızı savunmaya girmeyip, gıybetle mücadele eder de gıybetçinin bu hasletten kurtulmasına uğraşırsanız, büyük mükafatları hak edersiniz. Hasan-ı Basrî, kendisine gıybet edene bir tabak taze hurma göndermiş ve “Duydum ki sen ibadetini bana hediye göndermişsin. Ben de buna bir karşılık vermek istedim. Kusura bakma, tam karşılığını veremedim” diye de bir not eklemiştir. Gıybetinizi yapanlarla savaşmadığınızda, karşılarına ilâhî adalet çıkıyor ki, tevbe etmeyenleri kuşatan ilâhî ceza kimsenin intikamına benzemez. Hatalarını düzeltmedikleri sürece, ayıpladıkları şey başlarına gelinceye ve üstelik ebedî hayatta bedelini ödeyinceye kadar kurtulamazlar. Ancak kul kişisel hakkını affedip, muhatabı için hidayet dilerse, elde edeceği mükafat, aksi halde kazanacağından çok daha değerli olacaktır. İnsan, kendine yapılan gıybete ne oranda affedici olması gerekiyorsa, başkasına yapılan gıybete o oranda acımasız ve zemmedici olmalıdır. Ayrıca, şayet bir insanın ismi ve eserleri bir topluluğa mal olmuşsa, o insana veya eserine yapılan gıybet, aynı zamanda taraftarlarına yapılmıştır. Örneğin peygamberlerin gıybetini yapan, inananlarının da gıybetlerini yapmış olur. Bir babayı haksız yere aşağılayan, çocuğunu da aşağılamış sayılır. Bu durumda, bize yapılan gıybetin yakın dostlarımıza düşen hissesini affedemeyiz. Kaderbaşkasına ait hisselerin bedelini tahsil edecektir. GIYBETTEN NASIL KORUNURUZ? Başlıktaki soru üç yönlüdür: Gıybet etmekten nasıl kurtuluruz? Başkalarının gıybetimizi yapma sebeplerini nasıl yok ederiz? İnsanlar niçin gıybet yapıyorlar? İşte çözümler: • Gıybet yapmamak: Gıybet edenin gıybeti yapılacaktır. Dilimizi gıybete karşı dişlerimizin ardına hapsedersek, başkalarının gıybetlerini dahi önleyebiliriz. Dilini tutanla alay etmeye kalkanın kalbine, gizli bir elem ve hatta korku ilham edilecektir. En güvenlisi susmaktır; övmeyeceğimiz kimsenin gıyabında konuşmamaktır. • Övünmemek ve başkalarını küçümsememek: İnsanlar başkalarının övünmelerini veya huzurlarında küçülmeyi kabullenemezler. Aramızdaki eşitliği bozduğumuzda, izzetlerini korumak için bizi aşağılama ihtiyacı duyacaklardır. Başarılarımızı, hizmetlerimizi gizleyemeyiz, gizlememeliyiz; tecrübelerimiz dostlarımıza model olacak ve onları heyecanlandıracaktır. Ama anlatırken kendimizi onlardan büyük görüyorsak, içimizde onlara yönelik bir küçümseme varsa, bu duygu algılanacak; bu durum vücut dilimize ve konuşmamıza da yansıyacaktır.  Âlimin ilmine saygı göstermeli; ama çocukla da çocuklaşabilmeliyiz. • Kıskanmamak/kıskandırmamak: Kıskandığımız insanın güzel vasıflarını reddederiz; göreceği zarardan mutluluk duyarız. Kıskandırmanın inceliklerini burada sıralamak zor; en basit formülü şudur: Kimseyle rekabet etmeyen, başarıyı sonuçlar olarak değil, niyetler ve gayretler olarak gören insan kıskanamaz ve haklı şekilde kıskandıramaz. “Kıskandırmayayım” diye hizmetlerini gizlemek ve hiçbir şey yapmıyormuş gibi bir izlenim vermeye çabalamak, ihsana nankörlüktür; insanları başarılı modellerden mahrum etmektir, insanlara pısırık bir örnek sunmaktır. Kıskançlığın olmadığı yerde sadece takdir, sevgi, saygı ve muhtemelen gıpta vardır. Temiz bir ruh, kardeşine dua edip destek olduğunda, iyiliğine ortak olacağını bilir ve kıskanmaz. • İkiyüzlü olmamak: İnsanlar çıkarlarının veya korkularının etkisi altında ikiyüzlü davranmaya kalkışabilirler. İkiyüzlü olmayanın gıybetini yapmaktan korkarsınız; ikiyüzlünün gıybeti ise çok kolay ve pervasızdır. Dahası, ikiyüzlü olmayanın kendisi de kolaylıkla gıybet yapamaz. Çıkarlarını düşünerek iki yüzlü davrananlar, çıkarlarından mahrum olmakla cezalandırılacaklar. Basit korkuları nedeniyle ikiyüzlülüğe teslim olanlar, dayanılmaz korkularla yüzleşecekler. İki yüzlülük, hiç bir başarının, hiç bir kazanımın, hiç bir mutluluğun yolu olmamıştır. İkiyüzlülük insanda ne şeref bırakır, ne irade ve ne de cesaret... Bir insanın yüzüne gülüp onu takdir eden, gıyabında sözü geçtiğinde aynı şeyi yapmıyorsa ikiyüzlüdür. İnsanlara ikiyüzlülük yapan şüphe etmesin ki, ruhu Yaratıcısına da ikiyüzlülük yapıyordur. • Kendini temize çıkarmamak: Kişisel kusurlarını reddeden insan, kusur işlediğinde suçu başkasına atacak; en azından, “Onun yüzünden yaptım” diyecektir. Böyle insanlar, başkalarını öfkelendirecek, üzecek ve haklarında gıybet yapılmasına yol açacaklardırKusurumuz varsa derhal kabul etmeli; başkasının suçu varsa bile, başkalarını suçlamakla vakit geçirmemelidir. Çünkü, hakkın dağıtılmadığı yerde, suçlunun kim olduğunun bilinmesinin hiçbir pratik faydası yoktur. • Eğlence için aşağılamamak: Kimi insanlar Firavun gururuna sahiptirler. Ben merkezlidirler ve kişisel çıkarlarından başka odakları yoktur. Onların tek zevkleri başkalarını eğlence için aşağılayıp durmaktır ve bu onların hastalığıdır. Bu tür insanları insan yerine koyup muhatap olanlar, aynı geleceği paylaşacaklardır. • Üzüntü veya öfkeye teslim olmamak: Kimi zaman da kişinin işlediği kusura üzüldüğümüz için, iyilik zannıyla gıybetini yaparız. Bazen de bu kusur nedeniyle öfkeleniriz ve kalbimiz bu duyguların etkisi altında onu manen cezalandırmak için aşağılamak ister; dilimizi tutamayız. Üzüntü, öfke veya infialin dostlarımızı ânında harcamamıza yol açmaması gerekir. Zira gün gelir, haksızlık yaptığımızı algılar, pişman oluruz. • Alışkanlığa direnmek: Hayatımız boyunca yaşadığımız aşağılanmalar, gıybeti ruhumuza sindirmiş ve bizim için güçlü bir alışkanlığa dönüştürmüş olabilir. Ailede, mahallede, okulda, askerde, işte ve her yerde sürekli küçümsenmişsek, insan onurunu korumanın değerini idrak etmemiz zordur. Bu tür alışkanlıkları teşhis etmeli ve karşımıza almalıyız. • Gıybet salgınına karşı korunmak: Önemli bir nokta da gıybetin içinde yaşadığımız toplumun hemen tüm bireylerine veba gibi bulaşmasıdır. TV ve gazeteler her gün gıybetle siftah yaparsa, her sabah işler gıybet seanslarıyla başlarsa, en içten dostlarımız gıybetin içerisine ölümüne saplanmışlarsa, virüsü kapmadan günün akşamına ulaşmak son derece zordur. Gıybetten ancak konuşma özürlünün kurtulabileceğini bilmeli ve gıybet karşısında çok katı ve dikkatli olmalıyız. • Failleri gizlemek: Gıybetten korunmanın susmaktan sonra gelen en kestirme yoludur. Kötülüğü sahibinden soyutlayarak zemmedersek gıybet yapmış olmayız. “Adamın birisi sürekli yalan söylüyordu, bir tanıdığım sürekli burnunu karıştırıyordu...” Bunlar şükür ki gıybete bir şartla girmezler: Sizi dinleyenler o kişinin kim olduğunu tahmin edemiyorlarsa gıybet değildir; ama vasıflarından tanımaları hâlinde ismini söylemeseniz de gıybete girer. Kişinin kendisi kendini tahmin etse sorun değil, birisi burnunu karıştırıyorsa, bunu herkes de yapabilir. Ancak isimler meçhul olduğunda bile, iftira, aşağılama gibi şeyler her hâlükârda yasaktır. İLLE DE GIYBET EDECEKSEK,     Bazı çözel şartlarda gıybet edilebilinir. ancak, bunun için söylenenlerin: ·                     Yalnızca doğrudan ibaret olmaları, ·                     Garazsız ve sırf hak ve maslahat için söylenmiş olmaları ve; ·                     Aşağıdaki şartlardan birine dahil bulunmaları zorunludur.a) Şikayet için: Şikayet ederek kötülüğünü aktardığınız kişi, o kötülüğü—en azından sizin zannınıza göre—düzeltebilecek kişidir. Komşunuzun çocuğu bahçenizi kirletiyor ve ailesine gidip, çocuklarına engel olmalarını rica ediyorsunuz. İş arkadaşınız size haksızlık yapıyor; işverene gidip, hakkınızın korunmasını istiyorsunuz. Şunlara dikkat edeceğiz: • Ortada birisinin kötülüğü olmalıdır. Bu kötülük, sahibinin gizli ve özel hayatıyla ilgili değil, alenîdir; size veya başkalarına açıkça zarar veriyor. Eğer sizin veya başkasının hakkını gasp niteliğinde bir kötülük değilse, kimseyi hiçbir şartta başkasına şikayete hakkınız yoktur. Örneğin komşunuz özel hayatında gizli gizli alkol alıyor. Bunun kusur olduğunu bildiği için de gizliyor; muhtemelen pişman ve kurtulmak istiyor, biz bilmiyoruz. Böyle gizli bir yanını keşfettiğimizde, onu düzeltebilecek birisine bile olsa şikayet edemeyiz. Çünkü o zaman gizli kusuru açığa çıkarma suçunu işleriz ki, bu vahim bir suçtur. • Sadece şikayet ediyorsunuz. Öfkenizi de içine katıp, hakaret etmiyorsunuz; ki, öfke nedeniyle şikayetinizi abartıp söze asılsız anlamlar da katıyorsanız, o zaman iftira veya hakaret olacaktır. Ancak doğruyu söylemek şartıyla hakaret olmaz: Birşeyinizi çaldığından eminseniz, ‘şu hırsız adam,’ küfrettiyse ‘şu ahlâksız kişi’ diyerek söze başlamanız hakkınızdır. Çünkü bunu yapmıştır; bu sıfatı kazanmıştır. • Şikayeti aktardığınız kişi, herhangi birisi veya dertleştiğiniz bir arkadaşınız değil, tam olarak o sorunu giderebileceğini düşündüğünüz kişidir. Bir komşunun size eziyetini diğer komşu gideremezse şikayeti ona yapamazsınız. Hatta varsayalım, gerçekten hakkınızı koruyabilecek birisini buldunuz; şikayetinizi ilgisiz olan umumun huzurunda umumla birlikte ona değil, yalnızca ona aktarmalısınız. • Kardeşini kardeşine, akrabasını akrabasına, arkadaşını arkadaşına, eşini dostuna şikayet eden kişiler çok dikkatli olmalıdırlar. Şikayet ettiğimiz kişi çoğu zaman bize yapılan haksızlığı durdurabilecek durumda değildir. Onun yapacağı, çoğu zaman, ya hakkımızda suizan etmek, bizden aldığı sözü başkalarına taşımak veya şikayetlerimizden kurtulmak için bizden kaçmak olacaktır. Başkasından hakkımızı alalım derken, ilgisiz insanlara konuyu aktardığımız için hoş olmayan bir yönümüzü bildirmiş olacağız; bu yüzden manevî gücümüz zayıflayacak, üstelik bu yolla intikam aldığımızdan ilâhî huzurdaki hakkımızdan da mahrum kalacağız. • “Şikayet etmeyeyim de haksızlığı içime mi gizleyeyim?” diyebilirsiniz. Gizlememelisiniz. Ama haksızlıkla savaşın doğru biçimi, insanların yüzüne kuzu, gıyaplarına aslan kesilmek değildir. Haksızlıkla ikiyüzlülük yoluyla savaşılamaz. İnsan onuru, haksızın huzuruna karşı yanlışı cesaretle ve alenen dile getirmeyi gerektirir. Gizliden, sözünün arkasında duramayacak ve iftiraları da katacak şekilde şikayetlerle haksızlıkla savaşılamaz; olsa olsa fitnelerin kapısı açılır. Adaleti iyi işleyen sağlam ve hızlı bir hukuk devletinde hakkı gasp edilen hemen mahkemeye gidebilir ve hakkını alabilirdi. b) Danışma/istişare: Birbirimize danışma ve fikir almak gerektiğinde yapılan, kimi durumlarda gıybet değildir. Netleştirelim: • Birisiyle ortaklık yapacaksınız/birlikte bir iş yapacaksınız veya birisi tanıdığınız biriyle ortaklık planlıyor. Ortak olunacak kişiyi iyitanıyan birisine gidip onun özelliklerini sormanız veya size sorulduğunda söylemeniz gıybet değildir. Ortaklığın her türlü biçimini dikkate alabilirsiniz: Ortak işyeri açacaklar, evlenecekler, birlikte ev, arsa satın alacaklar, borç alıp verecekler, aynı odayı paylaşacaklar, bir projeyi bölüşecekler, oradan alışveriş yapacaklar, birbirlerine birşey emanet edecekler... • İncelik şudur: Ortaklıklarda birbirinizin özel hayatlarına girersiniz, toplumsal boyutun ötesindeki yönlerinizi paylaşırsınız. Özel hayatınız ortaklık yapacağınız kişinin özel hayatından etkilenir. Örneğin birisinin dolandırıcı olması, ondan yapacağınız alışveriş kararınızı etkiler. Bir kişinin gizli ve özel hayatı beni hiç etkilemeyecekse, o zaman ortaklık ilişkisi içerisinde olduğumu savunamam. Örneğin kalabalık bir işyerinde çalışıyorsam, dairemdeki benimle doğrudan ilgisiz diğer arkadaşların özel yanları hakkında kimseye danışamam ve bana bu gerekçeyle sorulursa cevap veremem. Aynı kurumda çalışıyor olmamız, ortak olduğumuz anlamına gelmez. • Analiz yapmalısınız: Size birisi hakkında fikir soran kişi en samimi kardeşiniz bile olsa, önce niçin sorduğunu öğrenmelisiniz. Çoğu zaman, ortalıkta dolaşan bir dedikodu yüzünden merak ettiklerini, yani fitne ve fesat seline kapıldıkları için sorduklarını fark edeceksiniz. O anda ağzınızı açıp konuşursanız, ne yazık ki kardeşinizle birlikte çamur seline kapılmış, manevî cehenneme sürüklenmiş olacaksınız. Sorma gerekçesinde, ‘ortaklık’ diyebileceğiniz kadar önemli, ciddi bir yön varsa, o zaman cevap vermelisiniz. • Şartları oluşmuşsa istişareye doğru cevap vermek zorunluluktur. Eğer size sorulan kişinin bildiğiniz bir kusuru varsa, sevdiğiniz kişi, örneğin evladınız olduğu için gerçekleri gizlemişseniz; bu yüzden ilerde oluşacak tüm sorunların defterinize yazılacağından, suskunluğunuzun bedelini ödeyeceğinizden korkmakta haklı olacaksınız. Susmak ne kadar önemliyse, gerekli olduğunda konuşmak da o kadar önemlidir. • İstişarede vereceğimiz veya soracağımız bilgi konuyla ilgili olmak zorundadır. Örneğin: “Onunla ortak olma, zira ahlâksız bir kişidir; zaten anne babası da ahlâksızdı” derseniz, doğru da söyleseniz, gıybet yaparsınız. Danışan kişi onu mu, anne babasını mı sordu? Eğer anne babasıyla ortaklık yapacaksa, o zaman çocukları hakkında hiç konuşmamanız gerekirdi. Kimsenin suçu yakınlarını lekelemez ve insanı bir yakınının kötü yanıyla anmak zalimliktir; alçaklıktır, haysiyetsizliktir, en iğrenç şeytanlıktır. Lût peygamber (a.s.), asilerle işbirliği yapan eşine nisbet edilemez. Hangi kötü akrabanız yüzünden size çamur atılmasına vicdanınız razı olabilir? Ancak, çok dikkatle bir istisnayı dikkate almamız gerekir: Şayet tanımladığımız kişinin yakın çevresinin bu olumsuz durumlarının bu ortaklığı etkileyeceği düşüncesindeysek, bunları vurgulamamız da gereklidir. Fakat gerekmiyorsa, bunları isim isim açıklayarak değil, isimlerden soyutlayarak aktarmalıyız. • Vereceğimiz bilgi, öfkemiz veya önyargımız nedeniyle gerçek sınırını aşar da gerçek dışı boyutlar da içerirse, o zaman iftiralı gıybet olacaktır. Hele tahmine veya başkalarından duyduğumuz sözlere dayanıyorsa, doğru da çıksalar, büyük suç olduğu kanaatindeyim. Zira, Müslüman sadece doğru olanı söylemekle değil, eğer kullanacaksa duyduğunu tahkik etmekle de sorumludur. Varsayalım ki verdiğimiz bilgi doğru olsun; ama tahkik etmediğimiz bir bilgi ise, tahkik görevini ihmal c) Tarif için: Bazı durumlarda, kimi insanları tarif etmek gerektiğinde, rahatsız edebilecek özelliğini zikretmekten başka çare bulamayabiliriz: ‘cüce, topal, kör, sağır, dilsiz, kulağı kesik, kambur...’ Açalım: • İlk şart zorunluluktur: Adını bilmiyoruz veya bizi dinleyen kişi adını bilmiyor; dolayısıyla onu bilinen veya gözlemlenebilecek bir kişisel özelliğiyle tanımlamak zorundayız. Dinleyen kişi, adamı söyleyeceğimiz vasfıyla tanımıyorsa, ‘filanca kör kişi’ demek de gıybettir. Çok okunan kitaplara imza atan, Evrenin Kısa Tarihi isimli kitabın yazarı Stephen Hawking ismini hemen herkes biliyor. Kendisini—tüm saygımla örnek veriyorum—‘şu tekerlekli sandalyeye mahkûm, vücudu şöyle böyle biçimli yazar’ şeklinde tanımlama hakkımız yoktur. • Ayrıca, ‘kör, sağır, cüce’ gibi, içeriğinde küçümseme yatan kelimelerle tanımlamakta gıybet ihtimali yüksektir. Bunların yerine, ‘görme, işitme özürlü, çok kısa boylu vb.’ gibi, saygıyı hissettiren anlatımlar tercih edilmelidir. Varsayın, görme özürlü bir erkek olsaydınız; gıyabınızda ‘şu kör herif’ şeklinde mi, ‘şu görme özürlü beyefendi’ şeklinde mi tanımlanmaktan hoşnut olurdunuz? • Bazı durumlarda, kişilerin zâtlarından çok vasıfları belirgin olabilir ve onları vasıflarını kullanarak tanımlamak zorunda kalabilirsiniz. ‘Yüzünde tiki olan, kekeme, içine kapanık, mahallenin maskotu...’ gibi vasıflar doğru olabilir. Ancak bu tür vasıfların içeriğinde olumsuz anlamlar yer alır ve insanlar çoğunlukla bunları olumsuz algılayarak rahatsızlık duyarlar. d) Aşağılamak için: Nihayet son bir durum, bazı insanları aşağılamak, eleştirmek, kötü ve çirkin yanlarını söylemek özel şartlarda gıybet olmadığı gibi, bazı şartlarda kimi insanların aşağılanacak şekilde gıybetlerinin yapılması gereklidir de. Sevgili Peygamber (a.s.m.) şöyle buyurur: “Üç grup vardır ki, gıybetlerini yapman sana haram değildir:                                                                          Günahı açıkça işlemekten sıkılmayan,                                                                                                                                  Zalim idareci ve dinde olmayanı dine sokan bid’atçı.”                                                                                                                  “Haya örtüsünü atan kimsenin arkasından konuşmak gıybet değildir.” (“Ne fâsık, ne de günahı açıktan işleyen kimse için söylenen gıybet sayılmaz...” • Gıybeti caiz olan bu kişiyi Bediüzzaman şöyle tanımlar: “O gıybet edilen adam fasık-ı mütecâhirdir. Yani fenalıktan sıkılmıyor, belki işlediği seyyiatla iftihar ediyor; zulmü ile telezzüz ediyor...” Fısk, yani ahlâksızlık, çirkin işleri, kusurları, dince yasaklanan şeyleri alenî yapıyor mu? Alenen ve pervasızca işlediği kumarı ve sarhoşluğu savunuyor; cinsel sapkınlıklarını umuma neşrediyor mu? Birinci kriter, kişinin bu kusuru alenî işlemesi ve diğeri de bunları yapmaktan utanmamasıdır. Bir adım daha ileride üçüncü kriter, bunları anlatmaktan ve bilinmelerine şahit olmaktan zevk almasıdır. Yani, zaten kendi kötülüklerini anlatmaktan gurur duyan adamı gıyabında bu aşağılık eylemleri nedeniyle tahkir etmek suç değildir. Kişinin bu tür kötülükleri gizli yapması, bunlardan utandığını, bilinmesinden zevk almayacağını gösterir. Gizli iseler ifşa edilemezler. Gizlenen bir kişisel kusuru açığa çıkarmak onu işlemekten daha kötüdür. • İkinci önemli nokta, kişinin zalim olması hâlidir. Zulümde başkasının hakkının gaspı, başkalarına işkence etmek gibi faktörler vardır ki, bunların aleyhinde olmak ve bunlara engel olmaya çalışmak, bunların aleyhinde kamuoyu ve propaganda yapma gayretinde bulunmak, aynı zamanda bir görevdir. Sözü geçen zalim idareci, bir ülkenin yöneticisi olabileceği gibi, bir mahallenin muhtarı, bir duyan adamı gıyabında bu aşağılık eylemleri nedeniyle tahkir etmek suç değildir. Kişinin bu tür kötülükleri gizli yapması, bunlardan utandığını, bilinmesinden zevk almayacağını gösterir. Gizli iseler ifşa edilemezler. Gizlenen bir kişisel kusuru açığa çıkarmak onu işlemekten daha kötüdür. • İkinci önemli nokta, kişinin zalim olması hâlidir. Zulümde başkasının hakkının gaspı, başkalarına işkence etmek gibi faktörler vardır ki, bunların aleyhinde olmak ve bunlara engel olmaya çalışmak, bunların aleyhinde kamuoyu ve propaganda yapma gayretinde bulunmak, aynı zamanda bir görevdir. Sözü geçen zalim idareci, bir ülkenin yöneticisi olabileceği gibi, bir mahallenin muhtarı, bir şirketin patronu ve bir ailenin babası da olabilir. • Bu tür insanların aşağılanması, insanların onlardan uzak durmalarına katkı sağlayabilir. Ancak özellikle ahirzamanda bu tür gıybetlerin fonksiyonları değişebilir ki, korkunç bir tehlikedir. Bediüzzaman, “Bâtılı tasvir safi zihinleri idlaldir” demiştir. Örneğin, ‘ahlâksız eşcinsel adam...’ sözü, kişiyi aşağılıyor; ama zaafı olanlara tuzak kuruyor. Hayretle göreceksiniz: Gazeteler, sapıklıkları sayfalarına taşırken, bunları iğrençlikler ve ahlâksızlıklar olarak takdim ettiler. Bu sayede, hem toplum onlara itiraz etmedi; hem de bilinmeyen ve insanların aklından hiç geçmeyen bu tür aşağılıklar bilinir oldu ve yaygınlaştı. “Aşağılayalım” derken böyle bir tahribata da hizmet etmemeliyiz. e) Eleştirmek için: Kural olarak, eleştiri rahatsız edici ise gıybet sınıfına dahildir. Dolayısıyla, sıradan insanları gıyaplarında eleştirme hakkımız da yoktur. Ancak kamusal hayat sözkonusu olduğunda, yukarıdaki dört duruma ek olarak bir kriteri daha dikkate alacağız: • Kamusal kişilikleri, aşağılama ve hakaret olmaksızın ve iftira atmaksızın, onları rahatsız edecek olsa da, eleştirme hakkımız vardır. Yazarlar, sanatçılar, bilim adamları, siyasetçiler ve topluma model olarak sunulan herkes burada istisnaî konumdalar. Bu kişiler toplumla ortaklık konumunda olan kişilerdir; fikirleri ve tutumları tüm toplumu etkiler, şekillendirir, yönlendirir. • Bu kişilerin zâtlarını ve gizledikleri özel hayatlarını değil, yaydıkları eser ve tutumlarını eleştirebiliriz. Görüşlerine katılmadığımızı ve farklı düşündüğümüzü söyleyebiliriz. Biz Allah’tan vahiy almadık ve dolayısıyla, samimi inancımızı da söylesek, farklı düşünen ve inanan başkalarını aşağılama üslubuyla eleştirmeye hakkımız olamaz. • Toplumun inanç ve değerler sistemini etkileyen kamusal kişiliklerin gizledikleri özel hayatlarını kurcalayamayız. Yaydıkları fikirleri bize çok aykırı gelebilir. Sosyal çoğunluğun ve yüksek âlimlerin yüksek çoğunlukla katıldıkları durumlar dışında, yalnızca bizim cemaatimize, din, mezhep veya partimize uymuyor diye kimseyi aşağılayamayız: “Sapıttı, bâtıl yola girdi, kâfir oldu, dinini sattı, bizi saptırıyor, sahtekârdır...” gibi utanç verici hükümlerin altından kimse kalkamaz. Çoğu zaman eleştiri ile hakareti birbirine karıştırıyoruz. Aşağılayıp geçmek eleştirmek değildir, zihinsel tembelliktir, pervasızlıktır.


Sonuç: Görüyoruz ki gıybet konusunda hepimiz kendimizi eğitmeliyiz. Gıybetten korunmayı bize ancak biz öğretebiliriz. Bu bir yetenektir, bir kişiliktir, bir alışkanlıktır. Okumakla öğrenmiş olmayız, uygulayarak alışkanlık ve tutum hâline getirebildiğimiz ölçüde başarılı oluruz. Sadece empati yapalım; kendimizi gıyabında konuştuğumuz insanların yerlerine koyalım. Ya onların geçmişini aynen yaşamış olsaydık, acaba onlardan farklı mı davranacaktık? İnsanların hata yapabileceklerini ve her hatanın eleştiriyi hak etmeyebileceğini göreceğiz. Başkalarını ayaklarımız altına aldığımız sürece, başımızı ayakların altından kurtaramayacağımızı unutmayacağız.                                              Gıybet felaketi


a) Ayet: “Ey iman edenler! Eğer bir fitneci size bir haber getirirse; onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden birilerine kötülük ederseniz de sonra pişman olursunuz.” (Hücürat:6)b) Hadis: “Bir kimse, bir başkasının ırz ve şerefini gıybet edene karşı savunursa, Allah o kimseyi cehennem ateşinden uzaklaştırır.” (R. Salihin:3/113) Kötü ahlaklardan ve büyük günahlardan biri de insanların gıybetini yapmaktır.Gıybet, var olan bir şeyin dedikodusunu yapmak, ona buna söylemektir. Aslı yoksa o zaman iftira olur.Gıybet, sadece dille söylemekle olmaz. İşaretle, kaş-göz oynatmakla da olur.Gıybet etmek, ölü eti yemektir. Gıybet eden birine Peygamberimiz : “Tükür ” demiştir. O tükürünce ağzından et parçası çıkmıştır.Geceleri namaz kılan gündüzleri oruç tutan bir kadının durumunu peygamberden sormuşlar. O da başka bir halinin olup olmadığını sormuş: “biraz gıybet eder” cevabını alınca:”Yeri cehennemdir.” Buyurmuştur.Peygamber (as) ayıp örtenin ayıbını Allah' ın örteceğini haber vermiştir. Bir hadislerinde de : “Koğucu, dedikoducu cennete giremez.” Demiştir. (B. Hadis kül:4/271)Gıybet insanları birbirine düşürür. Gıybet eden birine bir zat şöyle demiştir: “Sağ ol sevaplarını bana verdin. Günahlarımı da aldın.”Gıybetten kaçınmak lazım. Bir evde bir yazı gördüm. “Bu evde ölü eti yenmez.” Diyordu. Gıybet eden dinlenmemelidir. Gıybeti edilen savunulmalıdır. Eğer gıybet eden susmadıysa o yer terk edilmelidir.Gıybet etmemek için, Allah' ı anmak, Peygambere  salavat getirmek ve güzel şeyleri insanlara anlatmak, insanı günahtan alıkor.Gıybet ancak: birini bir kötülükten alı koymak için, birini kötü bir evlilik yapmaktan alı koymak için. Zulmü önlemek için, kötü birini isim söylemeden örnek vermek için yapılabilir.Eğer biz gıybet yaptıksak,  “Hakkını helal et” denir. Helallaşılır.





GÜLSÜM ÖZÇELİK ÖZLEM ÖZÇELİK KARDEŞİ

(Eski Mesaj)
 GIYBET ÇOK KÖTÜ BİRŞEY GIYBET YAPMAYIN KONUŞARAK İŞARETLE KISA CA HERTÜRLÜ GIYBET OLUR SAKIN YAPMAYIN BEN YAPMIŞ OLURUM AMA DİKKAT EDİCEĞİM SİZDE DİKKAT EDİNBENCE ÖTEKİ DÜNYAYI DÜŞÜNELİM ARKADAŞKLAR BUNU YAPARSANIZ SEVİNİRİM HERKEZİ ÖPÜYORUM BYYYYYYYYYYYY KENDİNİZE İYİ BAKIN HOŞÇAKAL BYYYYYYYYYYYYYYYYY


selin

(Eski Mesaj)
 iyiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii

Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 17.06.2008 14:12:13
Yazıyı Ekleyen : admin
 Bu  yazı Bugün 0 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 5948 kez okundu.
admin bugüne kadar toplam 3487 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

KIYMETLİ KADIN İSİMLERİ

Avlanmak günahmıdır avcılık günahmıdır harammıdır

Sıkıntı anında çekilecek tesbihler..


Bugün Hiç Okunmadılar..

ÖMRÜNÜ GERİYE DOĞRU YAŞASAYDIN...

dine hizmet nasil olurş

Dörtlükler(9)

ölümün en güzel vakitleri

hadis atlasıfehtullah gülen dualar okudu.


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
veteriner , 26kızılcıklı26 , ffahriyer , kullum , memetto , ASO , mehmetali , 30464501126 , surali , talha. , vedat aydın , ubeyde , çınar ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

Kuransekeratsubhanekehutbeimanduhan suresiSURELERsefabaşörtüsü50 bin

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   fatıma
   king611967
   türkan
   feyza nur
   rositav

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.