|
..:: Bir Ayet ::..
|
|
Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah,
va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir
|
|
..:: Bir Hadis ::..
|
|
Bir kısım insan vardır, Allah'ın mülkünden haksız bir surette mal elde etmeye girişirler. Halbuki bu, Kıyamet günü onlara bir ateştir, başka değil. |
|
|
Başlangıç sayfanıza talibiz
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın
Dünya gözü ile Allah (cc) Görülürmü
|
| |
|
| |
|
Bir
zamanlar Buhârâ' da bazı âlimler arasında, Allah–ü Teâlâ' nın görülüp
görülemeyeceği konuşulmuştu. Bu âlimlerden bir kısmı "Allah–ü Teâlâ' nın
görülmesi mümkündür" derken diğer bir kısmı "mümkün değildir" diye
ısrar ediyordu. Bu âlimlerin hepsi de Alâeddin–i Attâr hazretlerine
bağlı kimselerdi. Aralarında bir karara varamayınca, bir kısmı gelip,
meseleyi Alâeddin Attar Hazretlerine açarak, "bize doğru yolu
gösteriniz" dediler. Alâeddin–i Attâr hazretleri onlara: –Üç
gün aralıksız sohbetlerimize devam edin, tam bir ihlâs ve hulusu kalp
ile sükût üzere meclisimizde oturun. Üçüncü günün sonunda hüküm veririz
inşallah, buyurdu. Onlar da, üç gün, devamlı Alâeddin–i Attâr
Hazretlerinin sohbetine gelip, sükût üzere oturdular. Üçüncü günün
sonunda, onlarda değişik haller meydana gelmeye başladı. Yere düşüp
kendilerinden geçtiler. Aradan zaman geçip kendilerine gelince, kalkıp
tam bir tevazu ile: –Rü' yetin hak olduğuna inandık, deyip, bir daha Alâeddin–i Attâr hazretlerinin hizmetinden ve huzurlarından ayrılmadılar.
BİRİ ÇAĞRILIR DİĞERİ ONUN YERİNE
OTURUR İmam–ı
Rabbanî Hazretleri ömrünün son günlerinde, oğlu Muhammed Masum' u yanına
çağırarak kendisinden sonraki görevini haber verir: –Evladım! Benim
bu dünyaya bağlılığım yalnız bu kayyumluk vazifesi ve muamelesi
sebebiyle idi. Benden sonra görev sana verildi. Bütün mahlûkat tam bir
şevk ile yüzünü sana dönüyor. Bu fani dünyada ki, görevim sona erdi.
Aşağı ve hakir dünyadan göç etme zamanı yaklaşmıştır. Muhammed Masum Hazretleri derki: "Babamdan
gizli müjdeyi duyduğum hâlde kalbim parçalandı. Gözlerim yaşla doldu.
Büyük bir elem ve üzüntü ile kendimden geçtim. Ne dilimde konuşacak
kuvvet, ne kulağımda dinleyecek kudret kaldı. Bendeki bu değişmeyi
görünce, şefkat ve merhametinin çokluğundan beni teselli etmek için: –Allah–ü Teâlâ' nın âdeti şöyledir ki; birini kendine
çağırır, diğerini onun yerine oturtur, dedi.
OĞLUMU KURTAR Bir gün, Hemedân' dan bir kadın, ağlayarak Yusuf Hemedânî' nin yanına gelerek ona dedi ki: –Oğlumu Bizanslılar esir aldı, bana yardım edin. Yusuf Hemedânî: –Sabredin, buyurdu. Kadın: –Sabredecek hâlim kalmadı, dedi. Bunun üzerine Yusuf Hemedânî hazretleri: –Ya
Rabbi, bu kadının oğlunu esirlikten kurtar. Üzüntüsünü neşeye çevir!
diye duâ etti. Kadın dönünce oğlunu evde buldu. Sevinç, hayret içinde
oğluna sordu: –Anlat evlâdım! Buraya nasıl geldin? dedi. Oğlu; –Biraz
evvel Bizans' taydım. Ayaklarım bağlı, başımda muhafız vardı. Anîden bir
kimse geldi. Beni kaptığı gibi, buraya getirdi, dedi.
ALLAH DOSTU KIBLEYE
KARŞI TÜKÜRMEZ Bir gün talebeleri Bâyezîd–i Bistâmî Hazretlerine sorar: –Efendimiz,
filan yerde fazilet ve keramet sahibi bir veli var, dedikten sonra daha
başka sözlerle o zatı çok methi sena ettiler. Bunun üzerine Bâyezîd–i
Bistâmî Hazretleri: –Madem öyledir. Büyük zatı ziyaret etmemiz lâzım
oldu, buyurdular. Talebelerinden bazıları ile birlikte bahsedilen zatın
bulunduğu yere gittiler. Bahsi geçen zat ile yolda karşılaştılar. Bu
adam mescide doğru hızlı adımlarla yürüyordu. Bâyezîd–i Bistâmî bu
zatın, kıbleye karşı tükürdüğünü gördü. Yanı başında ki talebelere
görüşmekten vazgeçtiğini derhal geri döneceklerini söyledi. Talebeleri
şaşkınlığını gidermek için o zat hakkında şöyle buyurdu: –Dinîn
hükümlerini yerine getirmekte, sünnet–i seniyyeye uymakta ve edebe
riayette zayıf birisine, nasıl olur da keramet sahibi denilebilir?
Böyle bir kimsenin, Allah–ü Teâlâ' nın evliyasından olması mümkün
değildir, buyurdu. Kıbleye karşı tükürmesini hoş karşılamadı. KARDEŞİNİN HATIRINA AFFEDİLEN Ebü' l–Hasan–ı Harkânî Hazretleri şöyle bir hadise anlatır: "Bir
zaman iki kardeş vardı. Her gece sırayla annelerinin hizmetini yapar,
bir gece hizmette bulunan, diğer gece Allah–ü Teâlâ' ya ibadet ederdi.
Bir akşam, Allah–ü Teâlâ' ya ibadet eden kardeş, yaptığı ibadetten,
duyduğu hazdan dolayı çok mutludur. Ertesi gün kardeşine: –Bu gece de anneme sen hizmet et, ben ibadet edeyim, dedi. Kardeşi kabul etti. İbadet ederken secdede uyuya
kaldı ve o anda bir rüya gördü. Rüyasında bir ses ona: –Kardeşini affettik, seni de onun hatırı için bağışladık, denildi. Genç: –Ben,
Allah–ü Teâlâ' ya ibadet ediyorum. Kardeşim ise anneme hizmet ediyor.
Fakat beni, onun yaptığı amel yüzünden bağışlıyorsunuz, dedi. Ona: –Evet,
senin yaptığın ibadetlere Allah' ın hiç ihtiyacı yok. Fakat kardeşinin
annene yaptığı hizmetlere, annenin ihtiyacı vardı, denildi.
BÜTÜN ORGANLAR ZİKRETMEYE BAŞLAR Bir gün Mevlâna Şeyh Bedreddîn Meydanî hazretleri, Ali Râmitenî hazretlerinin yanına gelerek ona şu soruyu sordu: –Allah–ü
Teâlâ Ahzâb suresi 41. ayetinde;"Ey iman edenler! Allah' ı çokça
zikrediniz" buyurmaktadır. Bu zikirden murat dil zikri midir, kalb
zikri midir? Ali Râmitenî hazretleri bu soruyu şöyle cevapladı: –Tasavvuf yoluna ilk girenler için dil
zikridir. İşin sonuna varanlar için de kalb zikridir. Bu yola ilk giren
kimse yüce Allah' ı kendini zorlayarak da olsa zikretmeye çalışır. Yolun
sonuna varan kimsenin durumu ise öyle değildir. Kalb zikirden
etkilenince onun bu etkisi bütün bedene yayılır, hemen her organ zikr
etmeye başlar. İşte o zaman çokça zikir başlar. Yine o zaman bir günlük
ibadet, bir senelik ibadet yerine geçer. HÜKÜMDARINIZ DEĞİŞECEK Übeydullah–ı Ahrâr Hazretlerine rüyasında şöyle denildi: "İslâmiyet,
senin hizmetinle, gayretlerinle kuvvet bulacak." Bu söz üzerine
Übeydullah Hazretleri, bu işin avamı irşadın yanında, havasında irşat
edilmesi ile olacağını düşünerek, hükümdarları da uyarmanın zamanı
olduğunu düşünür. İlk iş olarak zamanın hükümdarı ile görüşmek üzere
Semerkand' a hareket eder. Yolculuğunda yanına Mevlâna Nâsıruddîn
Etrârî' yı de alır. Nâsıruddin bundan sonrasını şöyle anlattı: "O
zaman hükümdarlık makamında Mirza Abdullah bulunuyordu. Semerkand' a
vardığımız zaman, Mirzâ Abdullah' ın beylerinden biri, Übeydullah
Hazretlerini karşıladı. Übeydullah hazretleri ona dedi ki: –Bizim buralara kadar gelmekten maksadımız, sizin hükümdarınızla görüşmektir. Karşılamaya gelen zat, edepsiz bir tavır takınarak şöyle cevap verdi: –Bizim hükümdarımız, pervasız bir gençtir. Onunla görüşmek o kadar kolay olacak bir iş değildir. Hem dervişlerin
hükümdarla görüşmek istemesinin maksadı ne olabilir? Übeydullah–ı Ahrâr Hazretleri bu sözden sıkıldı ve hükümdarın adamına: –Bize
Hükümdar ile görüşmek emredilmiştir. Ben buraya kendi irademle gelmiş
değilim. Sizin hükümdarınız eğer pervasız ise, onu değiştirip yerine
pervalı olan birini getirirler! dedi. Bunun üzerine karşılamaya gelen o
zat yanımızdan ayrılıp gitti. O gidince Übeydullah–ı Ahrâr Hazretleri
onun ismini, oradaki bir duvara yazıp, sonra yazıyı duvardan sildi: –Bizim
işimiz, o hükümdardan ve onun adamlarından beklenemez, gidelim! dedi. O
gün Taşkent' e döndük. Bu olayın üzerinden bir hafta geçti. Übeydullah–ı
Ahrar Hazretlerine saygısızlık eden zat öldü. Aradan iki ay daha geçti
ki, bu defa da Ebû Saîd diye biri ortaya çıktı, Hükümdar Abdullah' ı
ortadan kaldırdı, mülküne de el koyarak, zamanın hükümdarı oldu." KIZIMI CİNLERDEN KURTAR Bir gün ihtiyar bir kadın, Nur Muhammed Bedâyûnî hazretlerinin huzuruna gelip: –Cinler
kızımı kaçırdılar! Ne yaptıysak bir çare bulup onların elinden
kurtaramadık. Sizden istirham ediyorum, kızımın cinlerin elinden
kurtulması için bir çare bulunuz! dedi. Bunun üzerine Nur Muhammed
Bedâyûnî hazretleri bir müddet murakabeye daldı. Sonra o ihtiyar kadına: –İnşallah
kızın falan vakit gelecek! dedi. Buyurduğu gibi oldu, cinlerin
kaçırdığı kız işaret ettiği vakitte geldi. Cinlerin elinden kurtulup
gelen kıza nasıl kurtulup geldin? diye sorduklarında: –Sahrada
cinlerin elinde esirdim. Birden bire mübarek bir zat gözüküp beni
onların elinden kurtardı ve bir anda buraya getirdi, dedi. Bu hâdiseye
şâhid olan bir zat, Nur Muhammed Bedâyûnî hazretlerine: –Neden
oturup murakabeye daldıktan sonra, kadına, kızın falan vakit gelecek
dediniz de murakabeye dalmadan hemen söylemediniz? diye sorunca: –O
kızın kurtulması için himmet gösterip Allah–ü Teâlâ' ya dua ettim. Sonra
bana ilham–ı ilâhî ile kurtulacağı bildirildi. Bu fakirin teveccühü ve
himmeti bu işe tesir etti, buyurdu.
|
| Eklenme Tarihi: 17.06.2008 14:12:13 |
| Yazıyı Ekleyen :
halil |
| Bu yazı Bugün 0 kez okundu. |
| Bu yazı Toplam 348 kez okundu. |
| halil bugüne kadar toplam 356 yazı ekledi. |
|
|
|
| |
..:: Son yorumlananlar ::.. |
|
|
|
..:: En Son Arananlar ::.. | |
|
hz ibrahim,
coco,
erkam,
hased,
minel,
ilahi,
nisa,
muharrem ayi,
sex,
KABE,
|
|
..:: Rasgele 5 Üyemiz ::.. | |
|
|
|
| Tefekkür Yazarları |
| Ayşe Üzümcü , Şükran Taşdelen ,Zeynep Işık ,Nurcan Hazyadaranlı Emine Güneş |
|
|
Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı
yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. kendi yazınızı yazıyor
iseniz adınızı belirtmek zorunda değilsiniz kullanici adiniz yazınızın altında
yayınlanacaktır. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar
suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının
kaldırılmasını saglayablirler. islamiyazilar.com yazarlarin kendi goruslerine
saygi duymakla birlikte suc unsuru teskil eden yazilari yayinlamama veya
yayinlanmiş olanlari yayından kaldırma hakkını saklı tutar. |
|
|