Şurası muhakkak ki insanlar Kıyamet günü niyetleri üzere diriltilecekler.
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Bizimle münafıklar arasında yatsı ve sabah namazlarında hazır bulunma farkı vardır. Onlar bu iki namaza muktedir olamazlar.


Daha çok kişiye ulaşabilmemiz için
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » İlmihal Bilgileri » Cennet Bahsi


Cennet Bahsi
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...

 



Ebu Hüreyre (r.a.) bildiriyor ki: Resulullah (s.a.v) buyurdu: "Cehennem köprüsünün yedi ayağı vardır. İki ayak arası yetmiş senelik yoldur. Köprünün genişliği, kılıncın ağzı kadar incedir. Ondan ilk geçecek olanlar, gözlerini açıp kapayacak kadar zamanda geçerler. İkinci grup, şimşek gibi geçerler. Üçüncü grup, kuvvetli esen rügar gibi geçerler. Dördüncü grup kuş gibi uçarak geçerler. Beşinci grup, koşar at gibi geçerler. Altıncı grup, sür’atle yürüyen insan gibi geçerler. Yedinci grup, yürüyen adam gibi geçerler. Sonra bir kimse kalır ki, Cehennemin üstündeki köprüden en son geçecek olan odur. Ona cehennem köprüsünden geç denir. Ayaklarını köprünün üstüne koyar, bir ayağı kayar, sonra köprünün üstüne binip dizleri üstüne sürünerek gider. Bu halde Cehennem, onun deri ve kıllarına tesir eder.


      O kimse yok olmayıp, karnı üzerinde sürünmekte, sarsılarak emeklemekte iken, yine bir ayağı kayar. Eliyle yapışıp, diğer ayağıyla asılır. Yine ateş kıllarına ve derisine dokunur. Kendisinin bu ateşten kurtulamıyacağını sanır. Devamlı karnı üzerine sürünerek ve sarsılarak gider. Böylece, köprüyü geçip, Cehennem ateşinden kurtulur. Cehennemden kurtulduğunda , Cehenneme bakıp der ki: Bütün mülkün tasarrufu kudret kabzasında olan, fayda, zarar, izzet ve zilletten herşeye kadir olan Allahu tealanın bana ihsan ettiği yüksek ihsanı, geçmiş ve gelecekte kimseye vereceğini sanmam. Cenab-ı Hak, bana seni gördükten sonra kurtuluş verdi.


      Bu halde meleklerden bir melek gelip, o kimsenin elinden tutup , onu cennet kapısının yanında bir göle getirip, bu gölde yıkan ve su iç der. O da yıkanır ve su içer. Kendisine cennet kokusu erişir. Aynı melek onu alıp, cehennem kapısının önüne getirir. Allahu tealadan izin gelinceye kadar burada dur der. O kimse Cehennemliklere bakıp, köpeklerin havlaması gibi seslerini duyar. Ağlayıp, ya Rabbi! Cehennem ehlinden yüzümü çevir, senden başka şey istemem der. O melek, Allahü tea­lanın katından gelip, o kimsenin yüzünü Cehennemden Cennet tarafına döndürür.


      O kimsenin bulunduğu yer ile Cennet kapısı arasında bir adım yer vardır. Bu durumda Cennet kapısına bakar. Cenab-ı Hakka yalvarmağa başlayıp: "Ya Rabbi, sen her türlü ihsanı bana verdin. Beni Cehennemden kurtarıp, yüzümü Cehennem ehli tarafın­dan Cennet tarafına döndürdün, benimle Cennet kapısı arası ise bir adımlık yerdir. lzzet ve celalin hakkı için beni Cennet kapısından içeri sok. Senden ancak bunu iste­rim, başka şey istemem." Bu halde iken yine o melek, alemlerin Rabbi olan Allahü tealiinın katın­dan gelip, ey insanoğlu! Niçin yalan söylersin, başka birşey iste­mem dersin der.


O kimse, Allahü tealanın izze­tine yemin ederek, bundan başka­sını istemedim der. Melek elinden tutup, Cennet kapısından içeri sokar. Sonra melek, Allahü tealanın katına gider. Bu halde o kimse sağından ve solundan Cennete bakar. Bulunduğu yerden bir yıl­lık mesafede, ağaç ve meyveden başka birşey yoktur. Bulunduğu yerden Cennetin en aşağı ağacına ise bir adımlık yer vardır.


       O kimse, bu durumda Cennet ağacına bakıp, kökünün altından, dalı ve budaklarının beyaz gümüş ve yapraklarının, insanoğlunun dünyada gördüğü en güzel giye­ceklerden güzel olduklarını, mey­velerinin kaymaktan yumuşak, baldan tatlı ve misk kokusundan güzel olduğunu görünce, gördüğü şeylerden şaşar kalır.


      O kimse, o halde: "Ya Rabbi, beni Cehennemden kurtarıp Cen­nete koydun. Her türlü ihsanı bana verdin. Benimle Cennetin bu ağacı arasında bir adım vardır. Senden onu isterim, başka şey istemem" der.


      Melek yine gelip, ey insanoğlu niçin yalan söylersin? Fazlasını istemem dedin. Bu istediğin nedir? Ettiğin yemin, içtiğin and nerde kaldı? Haya etmez misin? Der.


      O melek, o kimsenin elinden tutup onu en aşağı dereceye getirir. Orada bir yıllık mesafesi olan inciden bir köşk vardır.


      O kimse, o köşke varınca etrafına bakar. Bir yer görür ki, güya o köşk ve onun ötesinde bulunanlar, şimdi gördüğü yerin yanında rüya gibi kalır. Onu görünce, kendini tutamayıp hemen: Ya Rabbi, şu makamı senden isterim, başka birşey istemem der.


      Bu anda meleklerden bir melek gelip, ey insanoğlu, sen başkasını istemem diye rabbine yemin etmiştin. Niçin yalan söylersin? Hadi burasıda senin olsun der. O kimse o makama geldiğinde, oradan da diğer bir makam görür ki, biraz önce kavuşmuş olduğu makam yanında rüya gibi kalır.


      O kimse yine duramayıp,şu makamı senden isterim ya Rabbi! Der. O melek yine gelip, ona; Ey insanoğlu! Verdiğin sözü tumazsın. Başka şey istemem demiştin der. Fakat onu ayıplamaz ve hakaret etmez. Zira o kimse, kendisine pek yakın şeyleri gördüğünden, şaşılacak hallere kapılır. O melek ona: İşte bu da senindir der.


      O kimse, o makamına da gelince, oradan da başka bir makam görür, önceki makamları onun yanında rüya gibi kalınca artık hayretle şaşıp kalır. Konuşmağa gücü yetmez.


      Bu halde ben o kimseye, sana ne oldu ki Rabbinden istemiyorsun derim. O da ey efendim (s.a.v) Cenab-ı Rabbil izzete and içtim. Bana korku geldi. Rabbimden istedim. Bana haya geldi. Utanır oldum der.


      Allahu teala o kimseye hitaben, dünyayı yarattığım günden, onu yok eylediğim güne kadar olan her türlü hazzı sende toplasam, sonra onun on katını sana versem, seni razı kılar, hoşnut eder mi? Der. O kimse, ya rabbi, benimle şaka mı edersin, halbuki sen alemlerin rabbisin der. Allahu teala ona, ben onu yapmağa ve ihsan etmeğe kadirim. Dilediğin şeyi benden iste buyurur.


      Der ki, ya Rabbi, beni insanla­rın yanında bulundur. O anda bir melek gelip, elinden tutup, onu Cennete götürür. Onu Cennet içinde gezdirir. Bu halde iken bir şey görünür ki, sanki ona benzer bir şey yoktur. O kimse secdeye kapanıp, secdesinde: Rabbim bana tecelli etti der. Yanındaki melek ona başını secdeden kaldır, bu gördüğün, senin derecenin en


aşağısıdır der. O kimse, eğer Allahü teala benim gözümü koru­masaydı, şu köşkün nurundan benim gözüm görmezdi der.


O kimse o saraya iner. O anda bir kimse ile karşılaşır. O adamın yüzünü ve elbiselerini gördü­ğünde hayretler içinde kalıp, onu melek sanır. Bu adam: Esselamü aleyke ve rahmetullahi ve berekatühü diyerek hizmetinde bulunmak için geldiğini söylediğinde, selamını alır ve sonra ona: Sen kimsin ey Allah’ın kulu? Der. Ben senin en büyük hizmetçinim ve ben bu makamdayım ve senin için benim gibi bin büyük hizmetçi vardır ki, onlardan her biri senin köşklerinden bir köşktedir. Senin için bin köşk vardır. Her köşkte bin hizmetci ve hurilerden de zevceler vardır, der.


      O kimse, o köşke girer. Orada beyaz inciden bir kubbe görür. İçinde yetmiş bölüm vardır. Her bölümde yetmiş yüksek çardak ve her çardağın yetmiş kapısı, her kapı için inciden bir kubbe vardır. O kimse, o kubbelere girip, onları açar. Halbuki kendinden önce onları mahlukattan bir ferd açmamıştır. O kubbenin içinde kırmızı cevherden bir kubbe görür ki, boyu otuz metredir. Yetmiş kapısı vardır. Her kapıda, o kubbeye benzer kırmızı cevhere açılır ki, o kırmızı cevherin de yetmiş kapısı vardır. Kırmızı cevherde, onun sahibinin ve diğerinin rengine benzeyen bir renk yoktur. Her cevherde, yüksek çardaklar, sedir, koltuk ve tahtlar vardır.


      O kimse o cevhereye girdiği zaman, içinde hur-i ayndan bir zevce bulur. O zevce, ona selam verip, o da selamını alır. Sonra o kimse hayretle dururken,  o zevce ona: Bizi ziyaretiniz bu vakit için takdir olunmuştu. Ben senin zevcenim der. O kimse, onun yüzüne bakar. Sizden biriniz aynada yüzünü gördüğü gibi, zevcesinin yüzünün güzelliği ve temizliği sebebiyle, o kimse kendi yüzünü onun yüzü aynasında görür. Zevcenin üzerinde yetmiş hulle vardır. Her hulle yetmiş renklidir. O renklerde birbirine benzeyen hiçbir renk yoktur. Elbise şeffaf olduğundan içi görünür. O kimseyi tiksindirecek hiçbir şey onda yoktur.


      Ancak zevcenin her bakışında, o zevcenin güzelliği artar. Onlar birbirlerine bakınca, kendilerini gördükleri birer ayna kadar temiz ve saftırlar.


 Her köşkün, üçyüza!tmış kapısı vardır. Her kapı üzerinde, inci, yakut ve cevherden üçyüzaltmış kubbe vardır. Bunların hiç birinin rengi, diğerinin rengine benze­mez. O kimse köşküne bakınca, gözü o kadar ilerilere ulaşır ki, onda yürüyecek olsa, yüz sene yal­nız kendi mülkünde seyretmişolur. Başka birşey görmez. Gör­düğü hep kendi mülkü olur. Ra' d suresinin yirmidört ve Meryem suresinin altmışikinci ayetlerinde bildirildiği gibi, melekler o kim­seye, her gün köşk ve saraylarının kapısından selam ile ve Allahü teala tarafından hediyelerle gelir­ler. O hediyeleri takdim edip selam verirler. Bir meleğin elin­deki hediye, diğerininkinden baş­kadır. Onlar için orada akşam­ sabah rızıklar vardır.


Cennet ehli, o kimseye miskin, zavallı derler. Çünkü Cennetteki­lerin hepsi, derece ve makam bakımından ondan yüksek ve üstündür. O miskin dediklerinin yemeğinde seksen hizmetçi var­dır. Canı yemek istediği zaman, ona mahsus sofralardan kırmızı yakuttan bir sofra kurarlar. Sarı yakutlarla donatılmış ve kuşatıl­mıştır. Sofranın altlığı incidendir. Çevresi yirmi mildir.


O sofra üzerine yetmiş türlü yemek konur. O kimsenin huzu­runda seksen hizmetçi ayakta durur. Her birinin elinde yemekle dolu bir tabak, şarabla dolu bir kase vardır. Her tabaktaki yemek ayrı, her kasedeki şerbet diğerin­den ayrıdır. Sofraya önce getiri­len yemeği, sonunda verilen yemek gibi, sondakinin lezzetini baştakinin lezzeti gibi, tam arzu ve istekle duyar. Biri diğerine ben­ziyor sanır. Sofrada bulunan her yemekten yer. O yemek önünden kaldırıldığında, ondan her hizmet edenin nasibi verilir.


      Cennet ehlinden yüksek dere­cede bulunanlar, o kimseyi ziyaret ederler. O ise, onları ziyaret etmez. Cennettekilerden yüksek derecelerde bulunan herkesin hiz­metinde sekiz bin hizmetçi çalışır. Her hizmetçinin elinde yemek dolu bir sini vardır. Hepsinde ayrı ayrı yemekler vardır. O sofrada bulunan her yemekten yer. Yemek önünden kaldırıldığında, ondan her hizmetçisinin payı verilir. Her bir kimse için hur-i ayn ve dünya hanımları vardır. Her zevce için yeşil yakuttan bir köşk vardır. Ortası daire şeklinde kızıl yakut­tan donatılıp kuşatılmıştır. Köş­künün yetmiş bin kapısı vardır. Her kapıda inciden bir kubbe var­dır. Zevcelerinin üstünde binlerce Cennet hullesi vardır. Her hullede binlerce renk vardır. Hiç biri diğe­rine benzemez. Zevcelerinden her birisinin yanında ihtiyacını gören bir cariye, meclis içinde bin cariye vardır. Her cariyeyi kendi hizme­tinde kullanır. Kendisine yemek getirildiği zaman, önünde yetmiş­bin cariye ayakta durur. Her bir cariyenin elinde, başkasının elinde olmıyan yemek dolu bir tabak ve şarabla dolu bir kase vardır.


O kimse, dünyada Allah rızası için sevdiği bir mü' min kardeşini görmeği arzu edip, ona şefkatten dolayı, acaba helak mi olmuştur, düşüncesiyle, keşke kardeşimin ne olduğunu bilsem der. Allahü teala o kimsenin kalbini anlayıp, meleklere, "Benim şu kulumla kardeşinin bulunduğu yere gidiniz " buyurur. O anda, bir melek, üzerinde nurdan eyerle seçkin bir burak getirir.


Bu melek, o kimseye selam verir. O da selamını alır. Melek ona: Kalk, bu buraka bin de, kar­deşime gidelim der. O da buraka biner. Cennette bin yıllık uzaklığı, dünyada en güzel bir atla bir fer­sah mesafeyi almanızdan daha kısa zamanda alır. Hemen karde­şinin makamına ulaşır.


      O kimse, o anda kardeşine selam verip, kardeşi selamını alır. Merhaba deyip, memnun oldu­ğunu bildirir ve: Kardeşim, sen nerede kaldın? Senin için kork­muştum der. Bu halde birbirlerine sarılıp, sonra ikisi de: "Allahu tea­laya hamdolsun ki, bizi birleştirdi" diyerek, buluşmalarına güzel ses­lerle hamdederler.


 Bu halde Allahu teala onlara buyurur ki: Kulum, bu zaman amel zamanı değildir. Selam ve dilemek zamanıdır. Benden isteyin vere­yim. Onlar da: "Ya Rabbi! Bizi bu derecede bir arada bulundur" diyerek yalvarırlar.           


Allahu teala o dereceyi inci ve yakutla süslenmiş bir çadır içinde onlara meclis yapar. Zevceleri için ondan başka makamlar ihsan eder. O mecliste yiyip, içip, zevk ve safada olurlar.


Cennet ehlinden bir kimse yemekten bir lokma alıp ağzına koyarken, aklına bir başka yemek gelirse, ağzındaki o lokma, aklına gelen yemek olur.


Cennette olanların küçük ve büyük hepsinin boyları Adem aleyhisselamın boyu kadar olur. Onun boyu otuz metredir. Cennet­tekiler sakalı çıkmamış gençler gibi olup, hakkın kudreti ile göz­leri sürmelidir. Letafet ve temiz­likte, hamamdan yeni çıkmış gibidirler. Kendilerinin ve hanımlarının boyları birdir.


Cennet ehli bu durumda iken bir ses duyulur. Bu sesi Cennetin yüksek ve alçak, yakın ve uza­ğında olanların hepsi işitir. Der ki: "Ey Cennet ehli! Hepiniz makam ve yerlerinizden memnun musunuz?" Hepsi birden, evet diyerek razı ve memnun oldukla­rını bildirirler. Allahu tealaya yemin ederiz ki, bize iyi yerleri ihsan eyledi. Bulunduğumuz yer­lerin değişmesini istemeyiz. Ya Rabbi, senin nidanı işittik, ona doğru sözle cevap verdik; Ya Rabbi, mübarek cemaline bakmak isteriz, bize kendini göster, Çünkü senin yüksek katında en üstün sevabımız ve büyük mükafat ve karşılığımız, mübarek cemaline bakmaktır derler.


      Bu halde Allahü teala, Darüsse­lam adındaki Cennete, süslen ve kullarımın beni görmelerine hazırlan diye emreder. Darüsse­lam, AlIahu tealanın emrine uya­rak süslenir ve görecek olanlar için hazırlanır. Allahu teala meleklerden birine, kullarıma söyle, gelsin beni görsünler buyu­rur. Allahu tealanın bu yüksek emri üzerine, o melek, AlIahu tea­lanın katından ayrılıp yüksek ve tatlı bir sesle seslenir ve der ki: "Ey Cennet ehlive ey Allahu tea­lanın sevgili kulları, Rabbinizi görünüz." Bu sesi Cennette bulu­nanların yüksekleri ve aşağıları işitip, hep birden bineklerine atla­yıp, beyaz misk ve sarı za’ferandan yüksek bir tepenin üstüne çıkarlar. Orada kapının yanında selam verirler. Selamla­rında; "Esselamü aleyna min rabbina" diyerek, izin isterler. Kendilerine Allahu teala tarafın­dan izin çıkınca, Darüsselamın kapısından girmek isterler. Bu halde Arş' ın altından Mesire adında bir rüzgar esip, misk ve za' feran tepeleri üzerinden geçerek kaldırmış olduğu misk ve za' feranı, cenab-ı Hakkı görecekle­rin üzerlerine saçıp, onların elbise, baş ve boyunlarını güzel kokularla muattar kılar. Bu hal ile Darüsselam' a girer. Arş ve Kürsi' ye bakarlar. Henüz tecelli olma­dan ve üzerlerine bir nur parlamadan: Sübhaneke rabbena, kuddusün rabbül melaiketi ver­ruh, tebarekte ve tealeyte ema nenzürü vecheke diyerek, Allahu tealayı tesbih ve takdis ile cema­lini kendilerine göstermesi için yalvarırlar.


Bu durumda, Allahu teala nur­dan perdelere: "Çekiliniz" diye emredince, birbiri arkasında olan nur perdeleri kalkar. Hatta yet­miş perde kalkar. Her perde, bir sonrakinden nur bakımından yet­miş kat kuvvetlidir. Bu halde Alahu teala onlara tecelli eyler. Onlar Hakkın dilediği kadar sec­deye kapanırlar. Secdede: "Süb­hane lekel hamdü vettesbihu ebeden. Bizi Cehennemden kurta­rıp Cennete koydun. Cennet ne güzel yerdir. Senden tamamen razıyız, sen de bizden razı ol" der­ler. Hamd, tesbih ve takdis eder­ler, Allahu tealanın kendilerinden razı olmasını isterler. Bu halde Allahu teala onlara: "Kullarım, ben sizden her halinizle razıyım. Şu an amel zamanı değildir. Ancak cemalimi görmek, ondan lezzet almak ve nimetlerim zamanıdır. İhsan ve lika zamanıdır. Istediği­nizi dileyin vereyim. Temenninizi arzedin ki, fazlasını ihsan edeyim" buyurur.


Cennet ehli, o zaman tekbir ile başlarını secdeden kaldırırlar. Onu görürler. Fakat Allahu teala­nın nurunun çokluğundan, ona bakamazlar. Bu durumda Allahu teala onlara: "Merhaba ey kulla­rım, ey asfiyam, ey ahbabım, ey evliyam, ey seçkin kullarım" buyurur ve onları rahatlandırır.


Allahu teala, Cennettekilere hitaben: "Geliniz, makamlarınıza oturunuz" buyurduğunda, önce Resuller gelip minberler üzerine otururlar. Sonra nebiler gelir, kürsiler üzerinde otururlar. Sonra salihler gelip, kıymetli örtüler üzerine otururlar.


Bu halde onlara, inci ve yakutla süslü yetmiş türlü renkle renklen­dirilmiş nurdan sofralar kurulur. Allahü teala, o sofraların hizmet­çilerine, onları yediriniz buyurur. Onlara ziyafet için konan her sofra üzerinde, inci ve yakuttan yetmiş bin tabak vardır. Her tabakta yetmiş çeşit yiyecek vardır.


Allahu teala: "Ey kullarım, yiyiniz" buyurur. Onlar da, Allahu tealanın dilediği miktarda yerler. Birbirlerine, bizim esas makamı­mızdaki yiyecekler, bu yiyecekle­rin yanında rüya gibi kalır derler. Allahu teala hizmet edenlere, kul­larıma su veriniz emreder. Sof­rada hizmet görenler, onlara şarab getirirler. Cennet ehli ondan içerler. Birbirlerine, bizim makamımızdaki şarablarımız, bunların yanında rüya gibidir derler.


Allahu teala, yine sofrada hiz­met edenlere, meyveler ikram edi­niz buyurur. Hizmet görenler meyve getirirler. O meyveleri yedikleri zaman, yine birbirle­rine, bizim kaldığımız yerdeki meyveler, bunların yanında rüya gibidir derler.


     Allahu teala onlara, kullarımı yedirdiniz, içirdiniz ve onlara meyva verdiniz. Şimdi hulleler giydiriniz. Hizmetçiler hulleler giydirirler. Yine birbirlerine, şu giydiğimiz hullelerin yanında, kendi makamımızda giydikleri­miz rüya gibi kalır derler.


   Hulleleri ile kürsileri üzerinde otururlarken, Allahu teala onlara Arş' ın altından bir rüzgar gönde­rir. O rüzgara Mesire denir. O rüz­gar onlara Arş' ın altından, kardan beyaz, misk ve kafur geti­rir. Onların elbise, yaka ve başla­rını çok güzel kokutur. Sonra önlerindeki sofraları, üzerlerinde yemekler olduğu halde kaldırır­lar. Allahu teala onlara hitaben; şu anda benden dilediğinizi isteyiniz vereyim, arzunuzu beyan edin, fazlasını ihsan edeyim, buyurdu­ğunda, hepsi birden: "Ey Rabbi­miz, senden istediğimiz, ancak, zatının bizden razı olmasıdır" der­ler. Allahu teala: Ey kullarım, ben sizden razıyım buyurur.


      Bu durumda Cennettekilerin hepsi Sübhanallah ve Allahu ekber deyip, secdeye vardıkla­rında, Allahu teala, kullarım, baş­larınızı secdeden kaldırınız, bugün amel günü değildir. Bugün cemalime bakınız, nimetlerime kavuşmanız, sevinç ve lezzet içinde olmanız icabeden gündür. Bu halde, Rablerinin nuruyla, yüz­leri nurlanmış ve parlamış olup, başlarını secdeden kaldırırlar.


Allahu teala onlara, "Menzil ve makamlarınıza dönünüz" buyur­masıyla, oradan ayrılıp giderler­ken, hizmetçilerini, binekleri hazırlamış bekler vaziyette bulur­lar. Sonra bineklerine binerler. Herbiri için yetmiş bin hizmetçi de onlar gibi bineklere biner. Onlar­dan isteyen, köşklerine kadar cemaat ve cemiyyetle beraber gider. Sonra diğerleri de, bu şekilde diledikleri köşklerine giderler. Bunlardan biri köşküne varıp, zevcesi onu güler yüz ve tatlı sözle karşılayıp: "Şu anda bana, şimdiye kadar sende görme­diğim bir güzellik, nur, koku, elbise, hulle ve süsle geldin" der.


Bu anda Allahu tealanın katın­dan bir melek yüksek sesle: "Ey Cennet ehli! Bunun gibi size, her zaman sonsuz nimetler verilecek­tir" diye seslenir.


Ra' d suresinin yirmidördüncü ayet-i kerimesinde bildirildiği gibi, Melekler onlara Cennetin


her kapısından gelirler. Dünyada, sıkıntı ve günahtan ve her türlü kötülüklerden sabırları sebebiyle, Allahu teala, onları her afet ve kederden salim kıldığını ve Cen­netin onlar için güzel son ve ebedi kalınacak yer ve makam olduğunu müjdeleyerek, Allahu tealanın selamını onlara ulaştırır. O melekler ile beraber, onlara Allahu teala tarafından hediye olarak sunulacak her türlü yiye­cek, içecek, elbise ve süslerde var­dır. Onları da verirler.


"Cennette yüz derece vardır. Iki derece arasında bir emir var­dır. Cennet ehli O emirin fazilet ve üstünlüğünü görürler. Cen­nette beyaz misk ve za' ferandan dağlar vardır. Cennet ehli, yemek­lerini yiyip miskten güzel kokulu şarablarını içince, terlerler. Büyük ve küçük abdest bozmazar. Tükürmezler, sümkürmezler. Başları ağrımaz. Hasta olmazlar.


Cennetliklerin üstünleri ve aşağı derecede olanları yemek yiyip, iki saat dayanıp, otururlar. İki saat da, birbirlerinin üstün meziyetlerini sayarlar. Dört saat, kendilerini yaratanı temcid ve takdis ederler. İki saat, birbirle­rini ziyaretle meşgul olurlar.


Cennette bulunanların en aşağı dercede olanına, ihsan ve bahşiş vardır. Yanına insanlar ve cinler gelse, yanında insan ve cinlerin üzerinde oturup dayanacakları kürsüler, yatak ve yastıklar var­dır. Sofra, tabak, hizmetçi, yiye­cek ve içecekten bir kişinin payına düşecek kadar da fazla vardır.


Cennet ağaçlarının bazısı altın, bazısı gümüş, bazısı yakut, bazısı da zeberceddendir. Budak­ları da böyledir. Yaprakları, siz­den birinizin dünyada gördüğü kumaşların en güzeli gibidir. Mey­vesi kaymaktan yumuşak, baldan tatlıdır. Her ağacın uzunluğu beş­yüz yıllık, kökünün kalınlığı yet­miş yıllık mesafe miktarıdır. Cennet ehlinden bir kimse, Cen­net ağaçlarına bakınca, o ağacın gövde, dal ve yapraklarının ve meyvelerinin sonuna varıncaya kadar görür. Her ağaçta yetmişbin çeşit meyve vardır. Herbirinin renk ve tadı diğerinden başkadır. Cennet ehlinden biri, o meyveler­den birini arzu ettiğinde, o meyve­nin bulunduğu dal, o kimse o meyveyi alsın diye, ne kadar uzakta olsa da eğilir. O kimse o meyveyi eliyle alamazsa, ağzını açar ve meyve ağzına düşer. O ağaçtan bir meyve koparıldı­ğında, Allahu teala onun yerinde, ondan daha güzel, daha üstün ve daha güzel kokulusunu yaratır. O kimse. o ağaçtan kendisine yete­cek kadar alıp, aynı dal yine eski yerine gider. Cennette bazı ağaç­lar daha vardır ki, ipek, hulle ve sündüs adı verilen ince dibalar ve eşsiz süsler onlardan meydana gelir. Cennette bazı ağaçlar daha vardır ki, tomurcuklarından misk ve kafur saçılır.


Cennet ehli her Cuma günü Rablerini görürler.


Eğer Cennet taçlarından bir taç semadan sarkıtılmış olsaydı, güneşin ışığı elbette görünmez olurdu.


Cennette köşkler ve kasırlar vardır. Onlarda su, süt, şarab ve baldan dört ırmak vardır. Sürahi­leri misk ile mühürlenmiştir. Cennet ehli onlardan, Cennet pınarlarından, yani Zencefil, Tes­nim ve Kafur çeşmelerinden biri­siyle karıştırmaksızın saf olarak içmezler. Ancak mukarrebler bun­lardan hiçbir şey karıştırılmadan, saf olarak içerler.


Eğer Allahu teala Cennetteki­ler arasında sevinç ve neşelerinin çokluğundan ötürü, şarab dolu kaselerin sunulmasını, birbirle­rine rağbet ve iştiyak ile takdimle­rini hükmetmemiş olsa idi, kaseyi hiçbir zaman ağızlarından çekmezlerdi.


Cennet ehli, binlerce yıllık veya bundan fazla mesafeden gelip, birbirlerini ve kardeşlerini ziyaret ederler. Kardeşleri yanın­dan döndükleri zaman, kardeşleri tarafından onların bulundukları yere hediyeler gönderilir.


Cennet ehli, Allahu tealayı gö­rüp, dönmek istedikleri zaman, herbirine yeşil birer nar meyvesi verilir. lçinde yetmiş tane vardır. Her tane diğerine benzemiyen bir renktedir. Dönüşte Cennetin çar­şılarına uğrarlar. Orada alış-veriş yoktur. O çarşılarda, hulleler, sündüs, istebrak, ipek, inci ve yakuttan, eşi, benzeri olmayan süsler ve asılmış taçlar vardır. Her çeşitten taşıyabildikleri kadar alıp giderler. Halbuki Cen­net çarşılarından birşey eksilmez. Cennette, insanlardaki şekil ve güzellikten daha güzel suretler vardır. Bir kimse, kendi suretinin benim güzel suretim gibi olmasını temenni eder, kendi yüzünün güzelliğinin, benim yüzümün güzelliği gibi olmasını isterse, Allahu teala, onun yüzünün güzel­liğini arzusuna uygun yapar diye, bu suretlerin üzerinde yazılmıştır.


Sonra onları, köşk ve makam­larına dönünce, hizmetçileri saf halinde ve ayakta, hoş geldiniz diyerek karşılar. Herkes yanında­kine müjde vererek, dilden dile zevcesine ulaştırılır. Zevcesi sürur ve neşesinin çokluğundan, onu karşılamaya çıkıp, kapının yanında merhaba deyip selam verir. Muhabbet ve sohbet halinde köşke varırlar.


Cennet ehli, yemekten sonra öyle bir şarab içerler ki, daha içer içmez, yedikleri yemek ve içtikleri şerbetleri misk gibi eder. Ona (Şarab-ı Tahur) denir. Misk gibi kokusu çıkar. Karınlarında eziy­yet verecek, rahatsız edecek bir hal olmaz. Bunu içtikten sonra, yine yemek isterler. Işte Cennet ehlinin hali böyledir, her zaman yenilenerek, ebedi olarak böyle devam eder.


      Cennet ehlinin binek hayvan­ları, beyaz yakuttan yaratılmıştır.


      Cennet üçtür: Cennet, Cennet-i Adn ve Darüsselamdır.


Cennet, Cennet-i Adn ' den milyon kere küçüktür. Cennet köşk­lerinin dışı altından, içi zebercedden, çıkma ve sundurma­ları kırmızı yakuttan, şerefe ve balkonları incidendir.


      Cennet ehli, Cennette zevce­siyle sohbet edince, zevki yediyüz yıl devam eder. Eksilme ve değişme olmaz. Sonra öncekinden daha güzel zevcesi, sizinle kavuşma zamanımız gelmiştir der. O kimse ona, sen kimsin? der. Ben, Allahu tealanın Secde suresi­nin onyedinci ayet-i kerimesinde vasfeylediklerindenim deyince, o kimse onun yanına gider. Onunla yiyip, içer, sohbet eder.


Cennette, altından ırmaklar akan ağaç vardır ki, süvari bir kimse, onun gölgesinde yediyüz yıl yürüse sonuna erişemez. Dalla­rının herbirinde kurulmuş şehir­ler vardır. Bu şehirler binlerce kilometre uzunluğundadır. Iki şehrin arası, doğu ile batının arası kadardır. Selsebil çeşmesi, Cen­net köşklerinden o şehirlere akar. O ağacın bir yaprağının altında büyük bir cemaat gölgelenir.


Cennet ehlinden bir kimse zev­cesinin yanına vardığında, zev­cesi ona: Beni sana ikram ve ihsan eden Allahu tealaya yemin ederim ki, Cennette bana senden sevgili ve muhabbetli bir başka şey yok­tur der.


     Cennette, anlatanların anlata­madığı, alimlerin kalb ve hatırla­rına gelmediği, dinleyenlerin kulaklarının duymadığı, insanla­rın görmediği şeyler vardır.


Dünyada hiç bir menfaat ve karşılık beklemeden, yalnız Allah rızası için sevişenlere, Adn Cen­netinde kırmızı yakuttan bir direk üzerinde makamlar vardır. O dire­ğin kalınlığı binlerce yıllık mesa­fedir. Üzerinde binlerce bina ve her binada bir köşk vardır. O Allah için sevişenlerin alınla­rında: "Bunlar, dünyada Allah için sevişenlerdir" diye yazılıdır. Bunlardan birisi kendi köşkünde, Cennet ehline göründüğünde, güneşin ışığı yer yüzünün evlerini aydınlattığı gibi, onun nurunun şua ve ziyası Cennettekilerin köşk ve saraylarını pür nur ve ziyadar eder, aydınlatır. Cennettekiler onun yüzüne bakıp, onu tanırlar ve: "Şu kimse, Allah için sevişenlerdendir" derler ve onun yüzünü, ondördüncü gecedeki Ay' ın nuru gibi görürler.


Cennet ehlinden bir kimsenin, hizmetçisinden üstünlüğü, ondör­düncü gecedeki Ay' ın parlaklığının diğer yıldızlardan olan üstünlüğü gibidir.


       Cennetteki kadınlar yemekler­den sonra güzel ve yüksek sesler çıkarıp, biz sonsuz olarak Cennet­teyiz, ölmeyiz. Emniyetteyiz, asla korkmayız. Hakkın rızasına kavuşmuşuz. Artık ebedi olarak Hakkın gazabına düçar olmayız. Biz genciz. Asla ihtiyarlamayız. Elbiseler ile örtülüyüz, hiçbir zaman çıplak olmayız. Bizler hayran-ı hisanız, yani huyları ve yüzleri güzel olanlarız. Iyi insan­ların zevceleriyiz derler.


Cennet kuşlarının yetmiş bin kanadı vardır. Her kanadının rengi ayrı ayrıdır. Her kuşun büyüklüğü, en ve boy olarak birer mildir. Mü' min olan kimse, onlar­dan kebab ve kızartma yapmak isteyince, kuş onun yanına gelip, tabak içine konup silkinir. Pişmiş ve kızarmış olarak, yetmiş çeşit yemek olarak ortaya çıkar. Tad ve lezzeti, kudret helvası denilen mennden iyi, hafiflik ve yumuşak­lığı kaymaktan çok ve sütten beyazdır. Mü' min ondan yiyince, aynı kuş silkinip uçar, bir tüyü ve kanadı eksilmez. Cennet kuşları ve binekleri, Cennet bahçelerinde ve Cennet köşkleri etrafında güdülürler.


Allahu teala, Cennette olan­lara altın yüzükler ihsan eder. O yüzükleri takarlar. Bu yüzüklerin adı, sonsuzluk yüzükleridir. Bun­lar Cennette sonsuz kalmağa ala­mettir. Sonra Cennet ehli, Darüsselamda Allahu tealayı gör­düklerinde, Allahü teala, onlara inci ve yakuttan da yüzükler ihsan eder.


Cennette bulunanlar, Darüsse­lamda Allahü tealayı görmek için toplandıkları zaman, yerler, içerler ve çeşit çeşit nimetler ile nimetlendirilirler. Allahu teala Davud aleyhisselama: "Ey Davud, o güzel sesinle beni temcid ve tak­dis eyle" buyurduğunda, Davud aleyhisselamın güzel sesini dinle­mek ve ondaki lezzet ve tesire kapılmak yani Cennet içinde onu dinlemek için susmayan bir şey kalmaz. Sonra Allahu teala, onlara hulleler giydirir. Sonra Darüsse­lamdan kendi yerlerine dönerler.


Cennette herkes için bir ağaç vardır. O ağaca Tuba denir. Cen­nette olanlardan biri iyi elbiseler giymek istediğinde, Tuba ağacı­nın tomurcukları onun için açılır. Her tomurcuk altı renktir. Her renkte altmış renk vardır. Bir tomurcuk ve elbise, diğerine ben­zemez. Istediğini alır.


      Cennet kadınlarının sinesinde: "Sen benim habibimsin, ben de senin habibinim. Ben senden şaş­mam ve ayrılmam. KaIbimde de vesvese, endişe, kıskançlık, çeke­memezlik ve hiyanet yoktur" diye yazılıdır. Cennet ehlinden birisi zevcesinin göğsüne baktığında, kemik ve etlerinin arkasında, karaciğerini ve yüreğini görür. Zevcesinin ciğeri kendine, kendi ciğeri zevcesine ayna olur. Nite­kim Errahman suresinde: "Cen­net ehlinin zevceleri, beyazlık ve kırmızılıkta, saf yakut ve temiz mercan gibidirler." ayet-i keri­mesi bunu gösteriyor.


Cennet ehli öyle bineklere binerler ki, onların ayağı, gözü­nün gördüğü son noktaya erişir. Bu binekler, yakut ve inciden yaratılmıştır. Büyüklükleri de yetmiş mildir. Dizginleri, inci ve zebercedden halkalar ile sıra sıra işlenmiştir. "





Fatma incik

(Eski Mesaj)
 çok iyiydi. tebrik ederim

Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 17.06.2008 14:12:13
Yazıyı Ekleyen : admin
 Bu  yazı Bugün 2 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 8151 kez okundu.
admin bugüne kadar toplam 3487 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

umre ve cuma namazı

itaat

Kuran Arapçadır, Ama Hükümleri Evrenseldir


Bugün Hiç Okunmadılar..

Çok güzel!! pişman olduğunuzda geriye dönüşünüz olmayabilir.çok geç olmadan gönüllerini alın.keşke yaşasaydı demek istemiyorsanız acele edin.

ALLAH'I SEVME TESTİ...

Örtülmesi Gereken Yerler

BİR DEFA DAHA SÖYLE

BİR İMAMIN RESULULLAH’A MEKTUBU :(


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
rojin , bnm , doğan , gül sevdalısı , adem8286 , coolgaripce , neriman , nurdan elif ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

yasinfacirinayetmodernizmBESMELEsahihakalınisrafilhelalkurban bayrami

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   H_A_R_U_N
   rodeo
   cemalzen
   kalpsiz05
   dinmeyenyas

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.