Bir kısım insan vardır, Allah'ın mülkünden haksız bir surette mal elde etmeye girişirler. Halbuki bu, Kıyamet günü onlara bir ateştir, başka değil.
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Bağışını geri alan kimsenin durumu şu köpeğin durumu gibidir: Yalını yer, iyice doyunca kusar. Sonra kusmuğuna tekrar dönüp onu yer.


İslamiyazılar gözünüzün önünde olsun
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Genel Makaleler » Allah ümit dolu insanları sever..


Allah ümit dolu insanları sever..
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...


Mü’min, bereketli toprak gibidir, yağan yağmuru emer ve etrafının
yemyeşil gümrah olması için vesilelerle doludur. Hayata bakışı,
yürüyüşü, tepkileri ile bir mü’min Rahmanî esintilerin, peygamberî
davranışların en mükemmel timsalidir.

Mü’min, hayatın bir imtihan olduğunu peşinen kabul eden kişidir. Bilir
ki, her nimet şükür, her musibet sabır ister. Her halinde, nimette de
külfette de “sınandığını”, kendisini bir büyük Zât’ın “izlediğini” her
an hisseder.


Hayatın lezzetleri olduğu gibi acıları da vardır. Bu yolda düzlükler
olduğu gibi yokuşlar ve inişler de vardır. Hastalık-sağlık,
gençlik-yaşlılık, hürriyet-esaret, zenginlik-fakirlik halleri imtihan
terazilerinin kefelerini oluşturur. Bazen işler hep rast gider. Siz
istemeseniz de işleriniz yolunu bulur, ummadığınız yerlerden imkanlar
ve fırsatlar sizi kuşatır. İşte mü’min o an şükür secdelerine kapanır
ve “küfran-ı nimet”e düşüp de isyan edenlerden olmaktan korkar. Yine,
bir musibet anında hemen kendini toparlayıp, “Bu da geçer Yâ Hû” deyip,
musibeti göndereni, kendisini imtihan edeni, bu musibetteki şahsi
hatalarını düşünür teselli bulur.



İnsan maddeten, manen ve sosyal olarak geniş imkanlara sahip
bulunurken, birden yapayalnız kalınca, işleri rayında giderken birden
bozulunca bir anda sarsılıverir. Bazen öyle olur ki, kime el uzatsa eli
boş kalır, kimden yardım istese herkes sırtını döner. İşte o noktada
kişinin mayası ve altyapısı kendisini göstermeye başlar. Hayata baktığı
pencere ve o pencerenin genişliği, o kişinin o sıkıntılardan
kurtulmasına yol açacak fırsatların da büyüklüğüyle doğru orantılıdır.
Mü’min o an Hz. Eyyûb (as) gibi olmalı, verenin de alanın da O (cc)
olduğunu bilip, tevekkülle boyun eğmelidir. Mü’min, musibetle
karşılaşınca, “İnna lillahi ve innâ ileyhi râciûn” (Biz muhakkak ki
Allah içiniz, ve muhakkak ki yine O’na döndürüleceğiz.) der.


Toplum hayatında çevremize baktığımızda aynı musibetlerin ya da
nimetlerin farklı insanlarda farklı tepkilere sebep olduğunu görürüz.
Yağmurun her yere yağıp da her yerin yeşermediği gibi, musibetler ya da
nimetlere olan insani tepkiler de aynı olmaz. Nimetin de musibetin de
Sahibi’ni (cc) bilemeyenler başını taştan taşa vuran, karamsarlık
vadilerinde çaresizce koşturan insanlardır.



Hayır da şer de Allah’tan gelir



Mü’min, hayrın da şerrin de Allahü Teala’dan imtihan için
gönderildiğini bilen insandır. O, dünyevi hırslara kapılarak asla
gelecek kaygısına düşmez. Allah’ın kendisine daha güzelini, daha
hayırlısını hem dünyada hem de ahirette vereceğini umar. Rabb’ini ne
nimette, ne de külfette asla itham etmez. O, “Kahrın da hoş, lütfun da
hoş!” diyebilen geniş gönüllü insanların iklimine dahildir. Onun, bu
gibi olaylarda Allah’a karşı teslimiyeti daha da artar, her durumda
Allah’a şükretmenin huzur ve mutluluğunu yaşar. Allah’ın kendilerini
denediğinin bilinciyle Allah’tan daha hayırlısını umarlar. İman eden
bir kimse, her şeyini dahi yitirmiş olsa, yine de en ufak bir
ümitsizliğe kapılmadan, sabırla, şevkle her şeye en baştan
başlayabilir. Sahip olduğu bu şevk, imanından, Allah’a karşı duyduğu
sevgi ve güvenden, Kur’an ahlakını benimsemiş olmasından ve dünya
hayatının geçiciliğini kesin olarak kavramış olmasından kaynaklanır.


Ümitsizliğe kapılmak Allah’ın beğenmediği bir davranıştır ve Kuran’da
inkarcıların bir özelliği olarak tarif edilmektedir. Çünkü, Allah’ın
yardımından, rahmetinden, bağışlayıcılığından ümit kesmek çok çirkin
bir tavırdır ve Kur’an’da yasaklanmıştır. İman eden insan imanından
kaynaklanan ümitvâr ruh haliyle huzurlu ve mutlu bir hayat sürer.
Kendini Allah’a teslim etmeyenler ise daima ümitsizlik, endişe ve tasa
içindedirler. Bundan dolayı iç karartıcı, mutsuz, sıkıntılı bir hayat
sürerler.



İnsanlar niye ümitsizliğe kapılır?



İnsanlar, istedikleri bir şeyi elde edemeyince, sevdikleri bir şeyi
yitirince veya başlarına kötü bir olay geldiğinde ümitsizliğe
kapılırlar. Bunun yanında, bu sıkıntılar vesilesiyle ahirette
bağışlanmayı, cehennemden kurtulmayı, cennete gitmeyi ümit etmek
akıllarına bile gelmez. Günlük hayatın telaş ve karmaşası içinde
başlarına gelen her olumsuzluk onlar için bir üzüntü ve karamsarlık
nedeni olur. Kur’an’dan gelen İlahî teselliden mahrum oldukları için
şeytanın tüm vesveselerine kulak verir, sayısız endişe, kuruntu ve
tasalarla gün ve gecelerini kendilerine zindan ederler.



Ümitvar olmak mü’mine farzdır!



“Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan
başkası Allah’ın rahmetinden umut kesmez.” (Yusuf Sûresi, 87) ayeti,
ümitvâr olmanın bir mü’min için ne kadar önemli olduğunu anlatır bize.
Ümitsizlik, boşvermişlik ve isyan duyguları Allah’ın beğenmediği ve
kınadığı bir ahlaki tavırdır.



Mü’min, her hâl ve şartta ümitvârdır



Ümitvâr olmak mü’minin en önemli vasfıdır. Rabb’imiz, “Lâ taknetû min
rahmetillahi” buyuruyor. Rahmet, ahiretteki af ve mağfireti kapsadığı
gibi, dünya sıkıntılarından kurtuluşu da ifade etmektedir. Kişi, imanı
ölçüsünde Allah’tan umut eder, her olayın yalnızca Allah’ın dilemesi
ile gerçekleştiğini bildiği için hiçbir konuda üzüntüye, ye’se ve
ümitsizliğe düşmez. Allah’ın müminlerin dualarına cevap verdiğini
bildiği için, en kötü görünen bir olayın bile sonunda mutlaka hayra
dönüşeceğinden şüphe duymaz. Her şey Allah’ın “ol” demesiyle yaratılır.
Hiçbir şey başıboş ve kendi haline bırakılmış değildir. Her şey
Allah’ın belirlediği bir kader üzere yaratılır. Bunun bilincinde olan
bir mü’min, en olumsuz şartlarda, en sıkıntılı gibi görünen durumlarda
bile Allah’ın rahmetinden ve yardımından ümidini kesmez. Zorluklara
sabreden, Allah’tan umudunu kesmeyen ve hiçbir şartta Allah’ın
hükümlerinden taviz vermeyen insanlar hem dünyada hem de ahirette
müjdelenmişlerdir.



*** ** *



Rabb’imiz, bizi şöyle müjdeliyor:


* “İman edip salih amellerde bulunanlar ise; Biz şüphesiz onların
kötülüklerini örteceğiz ve şüphesiz yaptıklarının en güzeliyle karşılık
vereceğiz.” (Ankebut Sûresi, 7)



* “Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin hayasızlığı
emrediyor. Allah ise, size Kendisi’nden bağışlama ve bol ihsan (fazl)
vaat ediyor.” (Bakara Sûresi, 268)



* ** ***



Kim kadere teslim olur, iman ederse, her türlü kederden de kurtulur



“Kadere teslimiyet”; âni ölümler, kazalar, başarısızlıklar, çok istenen
bir sınavı kaybetmelerde bizi sarsar ve sınayıverir. Mutlaka geçmek
istediği dersten kalan bir kişi, bu dersin gereğini yapmamış, ama bunu
da hayatının tek maddesi haline getirmişse bu sonucu kaldıramaz ve
büyük bir üzüntüyle sarsılır. Çünkü bütün ümitlerini, hedeflerini,
olayların kendi hesapladığı şekilde gelişmesine bağlamıştır. Fakat
öncelikle yaşantısını kendisi buna göre ayarlamamıştır. Yanlış tevekkül
uygulayıp, “tedbir”i ihmal etmiştir. Rabb’imiz, “kader” kitabı olan
İmam-ı Mübin’inde kayıtlı olan bir hâli “kudret” kitabı olan Kitab-ı
Mübin’de hakikat âlemine çıkarmıştır. Biz bu noktada şunu
sorgulamalıyız: “Acaba, kadere kendim hakkımda nasıl bir fetva
verdirdim!” Mü’minlerin böyle anlarda ne demesi gerektiğini Rabb’imiz
bize şöyle öğretiyor: “De ki: Allah’ın bizim için yazdıkları dışında,
bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlâ’mızdır. Ve
mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler”. (Tevbe Suresi, 51)



“Hasbünallahü ve ni’mel vekil” ne demektir?


“Hasbünallahü ve ni’mel vekil” sözünü her duamızın sonunda söyleriz.
“Başımıza gelecek her türlü belâ ve musibete karşı Allah bize yeter. O,
ne güzel dost ve ne güzel bir vekildir.” demek olan bu söz, aslında
mü’minin nasıl İlahi bir güvenceye sahip olduğunu da ifade eder.



Başarısızlık, yarı yolda kalmak



Allah yolunda baskı ve eziyetlere sabretmek çok daha büyük ecirlere ve
hayırlara vesile olmaktadır. Kişi, Allah rızası için çalışırken yarı
yolda kalmış, başarısız olmuş da olabilir. O an ne düşünecektir?
Kur’an’da; sürgün edilmiş, zindanlarda tutulmuş peygamberlerden,
müminlerden bahsedilmektedir. Onlar acaba o anlarda ümitsizliğe
kapılmışlar, işkenceler içindeyken “Yoksa yanlış yolda mıyım?” diye
düşünmüşler midir? Asla. Onların özellikleri sabretmek ve Allah’ın
hükmüne tevekkülle boyun eğmek, ezeli planda haklarında “şehadet”
yazıyorsa, onu da bir şerbet bilip bir nefeste içmek olmuştur.
Zindanlar bile kamil mü’minler için aynen Hz. Yusuf aleyhisselam için
olduğu gibi “medrese-i Yusufiye” olmuştur. O önce bir kuyuya, sonra bir
iftirayla zindana atılmış, kısa süre sonra bulunduğu memleketin en
önemli idarecisi oluvermişti. Bütün bunları yapan ve onu sınayanın
Rabb’i olduğunu o her zaman biliyordu.


İşte mü’minlerin bu her şartta gösterdikleri bu dini salabetleri ve
ciddiyetleri onların “gerçek bir imanla” iman ettiklerini gösterir. En
ağır hastalığa yakalansalar ya da şartlar en zor ortamlarda bulunmayı
da gerektirse, her zaman ümitvâr, her zaman tevekküllü, her zaman
Allah’ın yarattığı hikmetleri ve hayırları düşünen bir tavır içinde
olurlar.



Ümitsizlik, inananların vasfı değildir



Ümitsizlik, İlahi terbiyeden uzak yaşayan insanlarda sık rastlanan bir
ruhi bozukluktur. Bu, insanların Allah’ın varlığını reddetmelerinden ya
da Allah’ı gereği gibi tanıyıp bilmemelerinden kaynaklanır. İmandan ve
dolayısıyla Kur’anî bilgiden yoksun olan bu insanlar etraflarında
gerçekleşen tüm olayların tesadüfler sonucu meydana geldiğini
düşünürler. İlahi takdir ve kader duygusu hayatlarında yoktur. Bu
sebeple başlarına gelen her türlü olumsuz olay kendileri için bir keder
ve umutsuzluk vesilesi olur. Sırf kendi oluşturdukları kuruntu, vesvese
ve endişeler bile onları derin bir ümitsizliğe düşürebilir. Müslüman
ise, hadiseleri hayra yoran, hayata iyi yönden bakabilen insandır.
Çünkü, “güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet
alır”. Allah’ın rızasını kazanmak maksadıyla yaşamayanlar, Allah’tan
gelen her şeye razı olan bir mü’minin rahatlığını taşımazlar. Sürekli
endişe içindedirler. Her olayın kendi aleyhlerine gelişeceğini
sanırlar.





--------------------------------------------------------------------------------



Peygamberlerin hayatı ümit sahneleriyle doludur



Peygamberler, insanlar için her konuda olduğu gibi, her türlü zorluk
karşısındaki ümit ve tevekkül dolu tutumları ile de en güzel örneği
teşkil ederler. Peygamberler yalnızca Allah’ı dost edinen, Allah’ın
hükümlerine içten bağlı, hayatlarının tamamını Allah için yaşayan
insanlardır. Ve yaşamlarının her anında Allah’a güvenip dayanan, her
zaman Allah’ın yardımının yanlarında olduğunu bilen kişilerdir. O halde
onlara benzemeye gayret eden mü’minlerin de, güzel ahlakın her
ayrıntısında olduğu gibi, ümit dolu olma konusunda da onları örnek
almaları gerekir. Peygamberlere tuzaklar kurulmuş, iftiralar atılmış,
yurtlarından sürülmüşlerdir. Ama her zaman Rabb’lerine iltica edip,
normal bir insanın asla kaldıramayacağı sıkıntıları gönül hoşnutluğuyla
göğüslemişlerdir.





--------------------------------------------------------------------------------



Ümit ve korku arasında olmalı



* Havf ve reca “ümit ve korku” demektir.



* Mü’minin ümit ve korku arasında olması gerekmektedir. Allah’tan,
Kur’an’da ve Efendimiz’in Sünnet’inde anlatıldığı gibi korkan bir insan
Allah’ın emrettiklerinin dışına asla çıkmaz.


* Allah’tan bağışlanmayı, cennete kabul edilmeyi umarken diğer yandan
da büyük bir korku içindedir. Çünkü hiç kimsenin cennete mutlaka
gideceğine dair bir garantisi yoktur. Çünkü Allah’ın rahmetinden şüphe
edilemeyeceği gibi, Allah’ın azabından da kimse emin olamaz!


* Mü’min ancak elinden geleni yapmakla ve Allah’ın rahmetini ümit etmekle yükümlüdür.


* Samimi mü’minde, ümit ve korku doğal bir denge halindedir.






































































Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 17.06.2008 14:12:13
Kaynak : Alıntı
Yazıyı Ekleyen : dinmeyenyas
 Bu  yazı Bugün 0 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 1918 kez okundu.
dinmeyenyas bugüne kadar toplam 496 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ

Sıkıntı anında çekilecek tesbihler..

Kuran Arapçadır, Ama Hükümleri Evrenseldir

allahın 7 ismi


Bugün Hiç Okunmadılar..

KIYAMETTE ÜÇ GRUP

KALDIR BU YEMEĞİ

MİLLETİMİZİ RAHATSIZ EDEN PKK TÖRÖRÜ HAKKINDAKİ BİLGİLER NET DEĞİLDİR

Nasılsın ya Resulallah?

KUR’ÂN’A TERS DÜŞEN HURAFELER: ALLAH İLE KUL ARASINA KİMSE GİREMEZ.


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
halil , forzalin , mmmm , emre28 , *seyma* , seherh ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

iftira etmeyinistilampasta yapveyselfacirKafirunpompeiiyikerimpixel

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   mücahide95
   Abdullah Keles
   feraset22
   dostaaşık
   kalpsiz05

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.