Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
"Kim dünya menfaatini dilerse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz." (Al-i İmran; 145)
Ruhen ve kalben daima Allah-u Zülcelal' e yalvarıp
Allah-u Zülcelal' den istememiz lazımdır. O' nun şefkati ve merhameti
çoktur.
Önümüze maddi yada manevi, zor bir şey geldiğinde, bu işi ben
yapamıyorum bu benim işim değildir. Çok zor bir iştir, ben yapamıyorum
diyoruz. İşte o anda: "La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim"
dediğimiz zaman, Allah-u Zülcelal, kolaylık verecektir. Benim bu
günahtan kaçınmaya veyahutta bu işi yapmaya, kuvvetim yoktur,
Allah-u Zülcelal' in ibadetini veya bu dünya işini yapmaya kuvvetim
yoktur. Ancak o azim olan Allah-u Zülcelal' in kuvvetiyle bunu
yapabilirim, dediğimiz zaman, Allah kuvvet ve kolaylık verecektir.
Allah-u Zülcelal' i bu şekilde tanımamız lazımdır. O' nu Azim ve
Kerim olarak, nefsimizi de zayıf ve aciz olarak tanırsak, Allah' ın
yardımı ile herşey, kolay olur İnşaallah. Birisi bize küfür söylese, ya
da zarar verse, o zaman ben de ona zarar vereyim, desek bu olur mu?
Tabi ki olmaz! Sen ne gidip de ona zarar vereceksin. Allah' a havale et.
Allah bakarsın ki, ne yapacak! Yeterki senin için ve dışın Allah ile
olsun. Allah' ı tanımadığımız için, kendi kuvvetimize, zayıf olan
bünyemize güveniyoruz. Kendimize güvenmememiz lazımdır.
Allah-u Zülcelal' in kuvvetine güvenmemiz, maddi ve manevi olarak
O' na teslim olmamız, O' ndan yardım ve kuvvet istememiz lazımdır.
Bazı insanlar, maneviyat nedir ki diyor. Maneviyat; zahiri
âzâların gıdasıdır. Maneviyat olmadığı zaman, el sadakaya gitmez, ayak
camiye gitmez, göz harama, kapanmaz. Dinimiz zahirdir. Bunlar olmazsa
dinimizin emirleri de yerine gelmez.
Bu gibi zahiri olan âzâların sevapları ve ibadeti, maneviyata
bağlıdır. Maneviyat, ruh ve kalp sağlam olmadığı zaman, mutlaka onlar
da günaha gidecektir. Nasıl ki zahiri azâlarımız ruhla ayakta duruyor,
yürümek, ellerimizi kaldırmak, indirmek, bunların hepsi ruha bağlıdır.
İbadet de günahlardan muhafaza olmakda ruhun ve kalbin sıhhatli
olmasına bağlıdır. Bunun için, Allah-u Zülcelal' e ümit ve korku
arasında kulluk yapmamız lazımdır.
Reca nedir? Çok fakir, çok muhtaç, hiç bir şeyi
olmayan, açlıktan ölecek şekilde olan bir fakir, bir şeyler almak için
bir zenginin kapısına gidiyorsa, bizler de kalbimizi Allah' ın
merhametine, lütfuna, şefkatine karşı böyle açacağız ve daima O' ndan
isteyeceğiz. Bunu manevi olarak yapacağız, o zaman hiç kimse bilmez,
hiç kimsenin haberi olmaz. Korku ise; Allah-u Zülcelal' den, O' nun
azabından ve mekrinden korkmaktır. İnsan korku içinde de olmalıdır.
Nitekim Hz. Peygamber (S.A.V) hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
"Üç kimse vardır ki, gözleri cehennem ateşini görmez:
- Allah yolunda gece nöbet bekteyen göz.
- Allah korkusundan ağlayan göz.
- Allah' ın haram kıldığı şeylere bakmayan göz." (Taberani)
Bakınız Allah korkusu, Allah-u Zülcelal katında ne kadar
kıymetlidir. Ahmed el-Hallac isminde bir zat vardı. Dünya yönünden
biraz fakir idi. Onun salih bir annesi vardı. Annesi ona birgün dedi
ki: "Ey Ahmed! Ne zamana kadar böyle fakir olacağız? Halimiz kötü, perişanız!" Annesine üzüldü ve evinin bir köşesine çekilip, Allah' a yalvardı, dua etti: "Ya Rabbi, eğer ahirette benim bir nasibim varsa, ondan bir şey biraz bize gönder." dedi.
Baktı ki evin köşesinde bir nur göründü ve kayboldu. Baktı ki
yerde kerpiç şeklinde altın var. Annesine teslim etti ve çarşıya gitti.
Annesi de bunu nerede bozduracağız diye düşünerek yattı ve uykuya
daldı. Rüyasında kıyametin koptuğunu gördü. Ortada çok güzel bir bina
vardı, melekler: "Bu Ahmed el-Hallac' ın binasıdır." diyordu.
"O kim, benim oğlum mu?" diye sordu. "Evet senin oğlundur." dediler. Annesi içine girdi, baktı, dolaştı. O binanın içinde ki karyolanın bir ayağı yoktur. "Bu yatağın ayağı niye eksik!" diye sordu. Melekler: "Siz istediniz, bizde size gönderdik!""Oğlum ben pişman oldum. Kusura bakma, özür diliyorum, böyle bir rüya gördüm." dedi ve rüyasını anlattı. dediler. Kadın uyandı. Oğlu gelince:
Bazı insanlara Allah-u Zülcelal hakikaten, dünyalık nimetlerini
mükemmel olarak (Ahmed el-Hallac' ın karyolası gibi) vermek istiyor.
Bazılarınınkini de biraz dünyada veriyor, çoğunu da ahirette verecek,
ama eksilterek verecek. Süleyman (A.S), diğer peygamberlerden sonra
cennete girecek deniliyor. Çünkü Allah-u Zülcelal ona dünyada çok
fazla verdi.
Biz Allah-u Zülcelal' e öyle borçluyuz ve Allah-u Zülcelal bize
öyle hayırlar dilemiştir ki, bu hayırların en önemlisi de tevbedir.
Nitekim Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
"Kim tevbe edip iyi davranış gösterirse, şüphesiz o, tevbesi kabul edilmiş olarak Allah' a döner." (Furkan; 71)
Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle anlatmıştır:
"Resulullah (S.A.V) buyurdular ki:"Allah Zülcelal
cenneti yarattığı zaman Cebrail' e:"Git ona bir bak!" buyurdular. O da
gidip cennete baktı ve: Ey Rabbim! Senin izzetine yemin olsun, onu
işitip de ona girmeyen kalmayacak, herkes ona girecek! Herkes ibadet
yaparak kendisini ona müstahak edecek!" dedi. Allah Zülcelal cennetin
etrafını mekruhlarla çevirdi. Sonra:"Hele git ona bir daha bak!"
buyurdu. Cebrail gidip ona bir daha baktı. Sonra da:"Korkarım, ona hiç
kimse girmeyecek!" dedi. Cehennemi yaratınca, Cebrail' e:"Git, bir de,
şuna bak!" buyurdu. O da gidip ona baktı ve:"İzzetine yemin olsun,
işitenlerden kimse günah işlemeyip ona girmeyecektir!" dedi. Allah
Zülcelal de onun etrafını şehvetlerle kuşattı. Sonra da:"Git ona bir
kere daha bak!" dedi. O da gidip ona baktı. Döndüğü zaman şöyle dedi:
"İzzetine yemin olsun, tek bir kişi kalmayıp herkesin ona gireceğinden
korkuyorum!" (Ebu Davud, Tirmizi, Nesai)
İşte cennetin etrafı hep nefsin istemediği şeylerle doludur. Kim
pehlivansa, o engelleri aşıp cennete girecektir. Şunu çok iyi
bilmeliyiz ki, nefsin arzuları cehenneme yakın olan şeylerdir. Onun
için daima nefse muhalefet etmemiz lazımdır. Dünyada ve ahirette
selametli olmak için, böyle yapmak lazımdır.
Allah-u Zülcelal' in emir ve nehiylerinde daima insan için
ferahlık vardır. İnsanın çaresi Allah-u Zülcelal' e tevbe etmektir.
Çünkü insan, peygamber değilse eğer, mutlaka hata sahibidir. O hatadan
temizlenmek için, Allah-u Zülcelal' in merhamet kapısı olan tevbe
kapısına gitmelidir. Tevbe, imandan sonra Allah-u Zülcelal' in en
büyük nimetidir. İbn-i Abbas' ın anlattığına göre, kul günahından tevbe
edince Allah da onun tevbesini kabul eder. Ayrıca amel defterini tutan
meleklere yazmış oldukları günahları unutturur. Bunun yanında işlemiş
olduğu kötülükleri âzâlarına unutturur. Hatta gerek yeryüzündeki ve
gerekse gökteki makamına da günahlarını unutturur da kıyamet gününde
günahına şahidlik edecek hiçbir varlığın kalmamasını sağlar.
İnsan dili ile af dilerken tekrar aynı günahı işlemeyi düşünürse
yapmış olduğu tevbe yalancı tevbesi olur, gerçek anlamda tevbe olmaz.
Tevbenin gerçek olabilmesi için günahkarların dili ile af dilediği gibi
aynı günahı bir daha işlememeye karar vermesi gerekir. Kul böyle tevbe
yapınca Allah-u Zülcelal de, ne kadar büyük olursa olsun, onun işlediği
günahı affeder. Çünkü Allah-u Zülcelal, kullarına karşı çok
merhametlidir.
Rivayet edildiğine göre İsrailoğulları' ndan bir genç, yirmi yıl
ibadetle meşgul oldu. Sonra yirmi yılda isyan etti. Bir gün aynaya
baktı. Saç ve sakalının ağarmakta olduğunu görünce, yirmi senelik
isyanına nedamet ederek: "Ya Rabbi! Yirmi yıl sana itaat ettim,
sonra tam yirmi yıldır sana isyan ediyorum. Acaba sana yönelir ve tevbe
edersem tevbemi kabul eder misin?" deyince, boşluktan duyduğu bir ses şöyle dedi: "Bize
icabet ettin, biz seni kabul ettik. Bizi terkettin, biz de seni
terkettik. İsyan ettin sana mühlet verdik. Ne zaman bize yönelirsen biz
yine seni kabul ederiz."
Buradan da anlaşıldığına göre insan ne isterse Allah-u Zülcelal
o kuluna istediğini veriyor. İnsanın tek çaresi hatalarını itiraf
edip, merhametlilerin en mehametlisi olan Allah-u Zülcelal' e
yönelmektir.
Allahu Zülcelal böyle kıymetli olan tevbeyi herkese nasip etmez.
Tevfik, Allah-u Zülcelal' in vermesidir. Yani biz Allah-u Zülcelal' e ne
kadar gidersek, O da bize salih amel yapmakla ve günahlardan muhafaza
etmekle bizlere tevfik verecektir.
Allah-u Zülcelal tevbe ni' metinden mü' min kardeşlerimizi mahrum
etmesin ve hepimizi salih amel işyerek rızasına nail olan kullarından
eylesin...