Kişinin malayani (boş) şeyleri terki İslam'ının güzelliğinden ileri gelir
..:: Menü ::..

..:: Bir Ayet ::..

Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir


..:: Bir Hadis ::..

Kim günah işleyip de tövbe eden kimseyi, işlediği o günahtan dolayı kınarsa, kendisi o günahı işlemeden ölmez


Sitemizi destekleyin
islamiyazilar.com'u ana sayfanız yapın

Anasayfa » Genel Makaleler » Ağla gözüm..


Ağla gözüm..
 
Bu yazıyı facebookta paylaşıp daha çok kişinin görmesine vesile olmak için tıklayın...



Billur taneleri gibi,
göz pınarlarından süzülüp yanakları yıkayan yaş, tıpkı bulutlardan
boşalıp yeryüzünü sulayan yağmur gibi rahmettir. Allah, rahmetini
sevdiği mahzun kalplerin göz pınarlarından akıtır. Yağmur kavrulup
çatlamış topraklara nasıl hayat bahşediyorsa, gözyaşı da katılıktan
sertleşmiş gönüllere öylece hayat bahşeder.




Bağrı yanık aşıkların en tesirli silahı
gözyaşıdır. Bu fani dünyada tencere gibi kaynayıp duran gönüllerindeki
ateşi onunla bir derece teskin ederler. Ahirette ise, cehennemin azgın
alevlerini yine onunla söndürürler. Allah Rasulü s.a.v. buyuruyor:


“Mahşerde, cehennem kıvılcımlarının insanları kovaladığı hengâmede,
Cebrail a.s. elinde bir bardak suyla görünür. Ona, ‘Bu ne?' diye
sorarım, şöyle cevap verir: ‘Bu, mümin kulların Allah korkusuyla
ağlayıp, gözlerinden döktükleri gözyaşlarıdır ve şu korkunç
kıvılcımları söndürecek tek şeydir.”


Kimileri, Hak
yoluna ileten gönül rehberinin hicranıyla yanıp tutuşmuş, Şems' ini
arayan Mevlâna gibi, ıstırabı hiç dinmemiştir. Aşk yolunda çekmediği
mihnet ve meşakkat kalmamış, yaralı gönlünü, ağlayan gözünü şiirle
teselli etmiştir:


Yine sen yaş yerine kan akıtıp ağla gözüm

Çünkü hicran dolu kalbim yine hicran olacak.

Yine göç var diye Mecnun’a haber verme sakın

Yine matem, yine zâri, yine efgân olacak.

Bu büyük derd-i elemden kime şekva edeyim

İşiten nâlemi, hep ben gibi nalân olacak.

Kimi Mecnun' ların Leylâ' sı, Hz. Rasulullah s.a.v. Efendimiz' dir. O' nun uğrunda yanmış, yakılmış ve gözyaşı dökmüşlerdir:

Firak ağlar, visal ağlar, ezel mesrurun olmazsa

Cemalinle ferah-nâk et ki, yandım ya Rasul .

Kimileri de Hakk' ın vuslat özlemiyle yanıp köz olmuş, sabahlara dek gözyaşlarıyla gönüllerini serinletmeye çalışmışlardır:

Geceler ta subha dek zâri kılup eylerdi ah

Tâ nasib ola deyu gönlümü irşâd eyleyen

...

Firkat oduyla ciğer püryan olup yandı temam

Yanmağa kalmadı takat Yüce Sultanım meded.




Gözden boşalan
yaşlar her zaman kalbin yumuşaklığına, ruh ve hissin inceliğine delalet
etmediği gibi, tek damla gözyaşının akmayışı da her zaman kalbin
kasvetine işaret etmez. Zira Allah' ın emirlerine sadakatte aşıklardan
daha ileri olan nice gönül erleri vardır ki, aşıklar gibi haşyet ve
ürperti duymazlar. Genellikle yaş dökmezler. Gerçi yeri geldiğinde
onlar da oturup hıçkıra hıçkıra ağlarlar. Fakat aşıklar gibi her daim
ağlamazlar. Vuslat gerçekleştiğinde gönüllerindeki ıstırap zail olur:


‘Kâbe kavseyn’ ma‘nasın anlayuben fehm eyledi

Kâni olmadı anunla erdi ‘ev ednâ’sına.

Kalmadı bu gönülde Üftade asla ıztırab

Zira matlubu buluben erdi ol Mevlâ’sına.

Sadıklar da bazen vuslatla birlikte hicranda olurlar. Kimi zaman
yalnız kaldıklarında çağlayanlar gibi gözyaşı dökerler. Yakın
tarihimizde dünyasını değiştiren dertli bir Hak dostunu anlatmışlardı.
Biri ona Alemlerin Efendisi' nin mübarek sakal-ı şerifini hediye olarak
getirmişti. Namazı kılar kılmaz camiden çıkmış, birlikte saadet
hanesine varmışlardı. Sonra sakal-ı şerifin üzerine abanıp
hıçkırıklarla ağlamış ve hediyeyi getirene nice dualar etmişti.




Ağlamak fıtrî bir
haslettir. Ancak ince bir duygu, ince bir düşünüş ve ince bir ruha
sahip olanlar ağlayabilirler. Heybet, sevgi, korku, merhamet ve şefkat
gibi kalbî hasletler olmadan içten gelen ağlayış mümkün değildir. Bu da
imanın yakîn ve kuvvetiyle ilgilidir. Kur' an-ı Kerim böylesine yakîn
sahiplerini anlatırken: “Onlar, Allah' ın ayetlerini duydukları zaman
çeneleri üstü yere kapanırlar.” (İsra, 107) buyurur. Bir başka yerde
ise, “az gülsünler, çok ağlasınlar” (Tevbe, 82) diye ihtar ederek, ölüm
ve sonrasında başımıza gelecekleri tefekküre sevk eder.


İnce duygu ve düşünce sahiplerinin bam teline
dokunacak şeyler her zaman mevcuttur. Hz. Ebubekir r.a., kendisine
takdim edilen bir bardak soğuk suyu içtikten sonra, hıçkırıklarını
tutamayıp ağlamıştı. Kendisine niçin ağladığı sorulduğunda, bütün
nimetlerden hesaba çekileceğini hatırladığını söylemişti.


Hz. Ömer r.a. ise, bir gün ak saçlı, ak sakallı bir papazı görmüş,
ağlamaya ba şlamıştı. Niye ağladığını soranlara, papazın dünyadaki
perişanlığı yanı sıra, ahirette çekeceği ebedi azabı düşündüğü için
ağladığını söylemişti.


Onlar bazen bir ayet dinlediklerinde yıkılıp gidiyor, bazen de rikkatli bir hadise karşısında hıçkırıklara boğuluyorlardı.

Bir garipsin şu dünyada

Gülme gülme, ağla gönül.

Derdin dahi çoktur senin

Gülme gülme, ağla gönül.




Kalp kasveti
gözyaşının düşmanıdır. Kayalardan su çıkar, ama kalbi kasvetle
katılaşan kimselerin gözünden bir damla yaş akmaz. Kur' an-ı Kerim bu
hususu şöyle ifade etmektedir:


“Sonra kalpleriniz yine katılaştı. Taş gibi,
veya daha da katı oldu. Çünkü taşlardan öylesi var ki, içinden ırmaklar
kaynar. Öylesi de var ki, çatlar da ondan su fışkırır. Taşlardan bir
kısmı da Allah korkusuyla yukarıdan aşağı yuvarlanır.” (Bakara, 74)


Hz. Mevlâna' nın buyurduğu gibi, susuz ve aciz kişinin ağlayışı
manevidir, doğrudur. İçten gelmeden soğuk ağlayışsa, o azgının
yalanından ibarettir. Kimi yaşlar, timsah gözyaşı gibi acımasızdır.
Kimi yaşlar yalan ve hileden ibarettir. Yusuf' un kardeşlerinin
ağlamaları gibi illetle doludur. Kimi yaşlar, günahlara karşı içinde
bir ürperti, iç murakabe, sevgi ve sadakat taşımayan kimselerin başka
şeylere döktüğü gözyaşlarıdır. Bunlar makbul ve meşru değildir.


Kalp katılığının ilacı Allah dostlarını sık ziyaret etmek, onların
sohbetini yapmak, kalbî bir rabıtayla onlara bağlanmak ve Allah' ı
zikretmektir. Bunların yanı sıra, ölümü düşünüp, tûl-i emel denilen
dünyayla ilgili ardı arkası kesilmeyen hayallerden uzaklaşmak, eşya ve
hadiselere ibret nazarıyla bakmak icab eder.




Allah Rasulü buyuruyor: “İki göz cehennem ateşi görmez: Düşmana karşı nöbet bekleyen ve Allah korkusundan ağlayan gözler.”

Efendimiz s.a.v. bu ve benzeri hadisleriyle,
dışa karşı mücadele ve mücahede eden insanın bu durumuyla, içe karşı
mücadele yapan ve nefsiyle yaka paça olan, bu yüzden de gözyaşı döken
insanın amelini aynı mütalaa ediyor.


Diğer bir hadîs-i şerifte: “Sinek başı kadar bile olsa, gözünden
Allah korkusuyla yaş çıkan ve bu yaşı yanak yumrusuna değecek kadar
akan hiçbir mümin kul yoktur ki, Allah onu (ebedi) ateşe haram
etmesin.”


Yine Efendimiz' in buyurduğu gibi, memeden çıkan sütün tekrar geriye
dönmesi nasıl imkansız ise, Allah korkusundan ağlayan gözün cehenneme
girmesi o derece imkansızdır. Allah yolunda üstü başı toz toprak içinde
kalan bir insanın durumu da bundan farklı değildir. Çünkü Allah Rasulü,
bu toz ve toprağın cehennem ateşiyle asla bir araya gelmeyeceğine dair
birçok beyanda bulunmuşlardır.




Yeryüzünde ilk
ağlayan Adem babamızdır (Aleyhi' s-salâtü ve' s -selam). O, Hz.
Mevlâna' nın deyimiyle, mahzun bir şekilde ağlamak, inleyip feryad etmek
için dünyaya gönderilmişti. Biliyordu ki, tevbekârların nefesi ıslak
gözyaşlarıdır. Gözyaşı dökene acınır. Her ağlamanın sonu gülmektir.
Sonunu gören adam, mübarek bir kuldur. Akar su nerede ise orası
yeşerir; nereye gözyaşı dökülür ise oraya rahmet nazil olur.


Bu yüzden Adem a.s. yaş yerine kan akıtıp
ağlamış ve Allah' ın itabından kurtulmuştu. Aslında Cennetten ayrılıp
dünyaya indirilmekle, O' nun ağlayacak çok sebebi vardı. Tam vuslata
ermişken ayrılık kapıya dayanıp yine firkate düşmüştü. Denizin suları
gibi buharlaşıp, bulutların üzerine çıkabilmek için yine yaş
gerekiyordu. Yunus' un feryadıyla:


Ağla gözüm ağla gülmezem gayri

Gönül dosta gider gelmezem gayri.

Yansın canım yansın aşkın oduna

Aksın kanlı yaşım silmezem gayri.




Adem de ağlar alem de...


Adem de ağlar,
alem de ağlar, melek de ağlar, hayvan da ağlar. Ağlamaya değer bütün
hadiseler karşısında varlık ağlar. Hurma kütüğü, Hz. Rasulullah' ın
ayrılığına dayanamayıp nasıl da ağlamıştı... Kur' an-ı Kerim' de Firavun
ve bağlılarının denizde boğuluşu anlatılırken: “Gök ve yer onların
ardından ağlamadı.” (Duhan, 29) buyrulmaktadır.


Demek ki yer, gök ve ruhanilerin ağlayacağı
kimseler vardır. Ölen yavrusunun elemiyle acı acı miyavlayan bir
kedinin ağlayışını hissetmemeye imkan var mı? Ya da dünyaya ilk gelişi
esnasında feryad eden bebeğin gözyaşlarında gurbet ellere düşmenin
ıstırabını duymamak mümkün mü?




Allah Rasulü de ağlamıştı


Allah Rasulü de
dünyaya gelirken ağlamıştı. Ama onun ağlayışı bir başkaydı. Figanında
“ümmetim, ümmetim!” feryadı duyuluyordu. Elini açtığı zaman:
“Ürpermeyen kalpten, ağlamayan gözden sana sığınırım Allahım” diye dua
ederdi.


Bir gece teheccüde kalktığında “Göklerin ve
yerin yaradılışında, gece ve gündüzün ayrılmasında, aklı başında
kimseler için gerçekten açık ibretler vardır.” (Âl-i İmran, 190)
mealindeki ayet-i kerimeyi okuduğu zaman hıçkıra hıçkıra ağlamaya
başlamıştı.


Savaş meydanlarında O' nun gibi cengâver biri yoktu. Korku nedir
bilmezdi. Cihad esnasında Sahabe daraldığı zaman, Efendimiz' in yanına
sığınırlardı. Fakat O nerede bir kalbi kırık görse oturur çocuk gibi
ağlar, etrafını da ağlatırdı.


Bir keresinde Kızı Zeyneb' in çocuğu hastayken kucağına almış,
ağlamış ve şöyle demişti: “...Bu, Allah' ın merhametli kullarının
gönüllerine koyduğu rahmettir. Cenab-ı Hak, bu rahmeti kullarından
şefkatli olanlara ihsan eder.”


Bir gün hutbede şöyle hitab etti: “Allah' a yemin ederim ki, eğer
benim bildiğimi bilseydiniz, çok ağlar, az gülerdiniz.” Hadisin diğer
kaynaklardaki devamında: “Zevcelerinizin yataklarını terk eder,
dağlarda ve çöllerde çığlık çığlık Allah' a yalvarırdınız.”


Bu sözleri duyan sahabilerin hepsi başlarına cüppelerini çekmiş, ne olacak halimiz diye ağlaşıyorlardı.




O Berzah' ta da ağladı


Erhamü' r-Rahimin
olan Allah' ın hikmeti öyle gerektirseydi, bir rahmet peygamberi olan
Alemlerin Efendisi' nin gözyaşları ebediyyen cehennemi söndürmeye
yeterdi. Göz pınarları sanki hiç kurumuyordu. O, sinelerimizde yük
olarak taşıdığımız paslı kalplerimiz, zulüm ve cevirlerimiz için belki
de halen ağlamaktadır. Cennetlik gençlerin efendisi, kıyamete kadar
gelecek bütün seyyidlerin atası, İki Cihan Güneşi' nin torunu Hz.
Hüseyin Efendimiz, Kerbelâ' da ehil ve etbaıyla birlikte şehid edildiği
zaman, Alemlerin Efendisi öte alemde bir kez daha can evinden
vurulmuştu. Ümmü Seleme validemizin gördüğü rüyada O yine ağlıyordu.




Üç yer var ki...
Hz.
Aişe r.a. validemiz, Allah Rasulü' nün rahle-i tedrisinde yetişmiş ve
onun büyük sevgisine mazhar olmuştu. Hayatında kazaya kalmış tek bir
namazı yoktu. Haram değil gözlerine, rüyalarına bile girmemişti. Ama o
buna rağmen vicdanında ağır bir mesuliyet taşıyor, -hâşâ- münafık mı
oldum endişesiyle ağlıyordu. Hıçkırıklar boğazında düğüm düğümdü..
Allah Rasulü sordu: “ Aişe seni ağlatan nedir?” Cevap verdi: “ Ya Rasul
,
biraz evvel, ‘ister istemez hepiniz Cehenneme uğrayacaksınız' ayetini
okudum. Onun için gözyaşlarımı tutamadım.” Ve sözlerine devam ediyor:
“Acaba o gün ehlinizi hatırlar mısınız?” Allah Rasulü cevap veriyor:


“Üç yerde hatırlayamam Aişem. Sıratta, mîzanda ve defterlerin herkese verildiği anda. Evet, buralarda kimseyi hatırlayamam...”

Ağlayacak çok şeyimiz var. Gamsızlığımız, dertsizliğimiz, ağlayacak
halimize gülüşümüz, katılaşan kalbimiz, samimiyetsizliğimiz, haram ve
günahların içinde kendimizi kaybedişimiz, muhabbetten mahrumiyetimiz,
cehaletimiz, ayaklar altında ezilişimiz…


Allahım bizi ağlatacak ince bir kalp, ince bir ruh ihsan eyle.
Ciğerimizi aşkınla biryan eyle. Sevdiklerimizin gözyaşları bereketine
azgın cehennem ateşimizi söndür. -Amin




efdal

(Eski Mesaj)
 Allah c.c. razı olsun inşallah .....


Cevap yazmak için üye olun


Yazıyı çok sevdim hemen arkadaşıma göndereyim

Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın adı soyadı
Arkadaşınızın E-Posta adresi



Eklenme Tarihi: 17.06.2008 14:12:13
Kaynak : Alıntı
Yazıyı Ekleyen : dinmeyenyas
 Bu  yazı Bugün 0 kez okundu.
 Bu  yazı Toplam 2828 kez okundu.
dinmeyenyas bugüne kadar toplam 496 yazı ekledi.
..:: Üye Paneli ::..
K.Adı :
Şifre  :
Beni Hatırla

..:: Favorilerimiz ::..
dedektör
nokta dedektör
nasıl gidilir
karikatür

..:: Son yorumlananlar ::..

''Allah (Haşa) Seçimlerimizi Bilemez'' Diyen Hocalara Cevap

KOMİK RESİMLİ YAZILAR

hadis

yemek tarifleri resimleri

HADİSLERİN EN GUZELİ


..:: Günün Yazıları ::..

KURANDAKİ SIRAYA GÖRE SURE İSİMLERİ

Peygamber Efendimizin MİRAC ta gördüğü İnanılmaz Olaylar

allahın 7 ismi

Siz Kuran'ı Araplardan Daha mı İyi Bileceksiniz?

4 BÜYÜK KİTAP HANGİ PEYGAMBERLERE GELDİ


Bugün Hiç Okunmadılar..

EY NEBİ!

milletin kürsüleri savunma ve hucum yeri olarak kullanılmamalıdır

Ölülere Kuran Okunmaz, Kuran Diriler İçindir

Şeytandan mektup

MÜSLÜMANLIK NEDİR


..:: Online Üyeler ::..


Doğum Günü Bugün Olanlar
merdo , merve i sefa , ezin , müjdat , gülenyağmur , rukiyye_temizel , karutlar ,

..:: Arama ::..

Bul:  

..:: En Son Arananlar ::..

ismetbenimisimya haymushafhalimebaba resimlerihac suresimekkifaiz

..:: Rasgele 5 Üyemiz ::..

   güneş gözlüm
   loss_love06
   _osman_
   faruk akyol
   fumut

Bu siteye eklenen yazılardan, yazıların yazarları sorumludur. Yazı eklerken alıntı yapılan kaynak mutlaka yazı sonunda belirtilmelidir. Mevcut herhangi bir yazıdan rahatsız olanlar suistimal@islamiyazilar.com mail adresine bilgi vererek duruma göre yazının kaldırılmasını sağlayablirler.